şükela:  tümü | bugün
  • evrim teorisine alternatif olarak gelistirilmis bilimsel bir teoridir. yaratilis gercegini bilimsellikten uzaklasmadan aciklama gayesi guder. bunda ne kadar basarili olabilir, bekleyip gorecegiz.

    (bkz: evrime karsi biyokimyasal baskaldiri)
  • (ing. intelligent design) darwin karsiti olup, dinsel yaklasimi (bkz: yaratilis teorisi)
    da tam anlamiyla benimsemeyen bir gorus. 2000 yillarin basinda etkisini gostermeye baslayan bu grubun basini su anda amerika birlesik devletleri lehigh universitesinde biyoloji bilimlerinde ogretim uyeligi yapmakta olan michael j. behe cekmektedir. bilim adaminin "darwin's black box : the biochemical challenge to evolution" isimli kitabinda one surdugu gorusler, evrendeki duzenin darwinci kurama gore sadece mutasyon ve evrim ile aciklanamayacagi yonundeki savlari toparlayici niteliktedir. mount rushmore isimli birkac amerikan baskaninin yuzlerinin gosterildigi dag yamacindaki akilli tasarimdan yola cikarak, canlilarin yapitasi olan hucrelerin isleyisindeki makinesellikden dem vurararak darwincileri yumusak karnindan vurmaya calismaktadir.
    bu akimin destekleyicileri ve de fikir babalari kendilerini ozenle muhafazakar cevrelerden ve de kilise tabanli orgutlenmelerden ayri tutsalar da, ozellikle amerika birlesik devletlerindeki yeni bush donemi ile ozgurlukcu sayilabilecek yayin organlari olan "the new york times" (m.j.behe, a27, 7 subat 2005 tarihli baskisi) ve de "time" (j.ressner, 31 ocak 2005 tarihli sayisi) 'da cikan yazilarin son gunlerde siklasmasi arasinda bir baglanti aranabilir.
    akilli tasarim adi altindaki butun bu calismalar turkiyede refahyol doneminde yildizi parlayan harun yahya'nin istiklal, kizilay, konak meydani gibi buyuk sehirlerin gozde mekanlarinda promosyon urun gibi dagitilan kitaplarindaki anlatim yontemi ile buyuk benzerlikler icermektedir.
    akilli tasarim adi altinda takip edilen yontem benzerleri gibi: dogrulugu kanitlanmamis onermelere karsit gorus sunan orneklemeleri bilimsel bir yontemmis gibi sunmakta ama sunusu bir pazarlama taktigi ile gerceklestirmekte, dusunceyi anlatan/tanitan yazilarin hepsinin bitis cumlelerinde tarafsizliktan uzak ve de suslu kelimerle bezenmis sloganlastirilmis kesin yargilar icermektedir.
    ornek icin: ( "... who see roles for both the messiness of evolution and the elegance of design" {tr.: evrimin karmasasi ve de tasarimin zerafetinin ikisini birlikte goren kisiler...} [yasam icin tasarim, behe,m.j., new york times, 7.subat.05, a27] )
  • evrim karşıtı bir "düşünce topluluğu", bu düşünceler bilim dünyasında karşıt yada tamamlayıcı hipotezler olarak algılanmıyor ve kabul görmüyor, kabul gördüğü ortamlar "yaratılışcı" tabir edilen bilim dışı çevreler. bir bakalım nereden varılıyor "akıllı tasarım" sonucuna. bu düşüncenin mimarları başta michael behe olmak üzere, evrimin temel taşları doğal seçim ve adaptasyona karşı çıkmıyor (çıkamıyor mu desek?) çünkü bunların gözlemlenmiş örnekleri mevcut; iyi bilinen iki vakadan biri endüstri devrimi sonrası kamuflaj için renkleri koyulaşan kelebekler, diğeri de antibiyotiklere karşı zamanla direnç kazanan bakteriler. akıllı tasarımcılara göre bunlar "küçük" değişiklikler ve bu gibi değişiklikler türlerin kökenini açıklayamaz. tabii ki bunu söyleyenin bilim adamı olarak önce "büyük" değişikliklerin ne olduğunu tanımlaması lazım, onlar da bu noktada "irreducably complex" (indirgenemez karmaşıklık) kavramını ortaya atıyorlar. sözkonusu "irreducably complex" yapılar bileşenlerinden herhangi birisi çıkarıldığınıda işlevini tamamen yitiren mekanizmalar olarak tanımlanıyor. bu konuda behe'nin verdiği örnek fare kapanı; fare kapanının bir parçasını (sözgelişi yayı) çıkarıp alırsak geriye kalan bir fare kapanı yada ona yakın birşey değildir, hiç bir işe yaramayan birşeydir dolayısı ile ilkel bir önceli olamaz yani değişerek/evrimleşerek ortaya çıkmış olamaz diyor ve bunun ancak bir "akıllı tasarım" ürünü olabileceği yorumu/iddiası ile canlılarda hücre düzeyinde böyle yapılar bulunduğunu, evrimin bunları yaratmasının imkansızlığını kendince ispatlıyor. özetle böyle.

    şimdi gelelim mantıklı gibi duran bu tezin neden bilimsel kabul görmediğine. irreducably complex yapıların evrilerek ortaya çıkışının imkazsızlığı savunulurken bu yapıların şu anda (gözlemlenen) noktada irreducably complex olduğu ancak geçmişte (evrimleşirken) böyle olmayabilecekleri olasılığı gözardı ediliyor. bir örnek vermeye çalışayım: anti ütopik bir dünya geleceği düşünelim; mesela ozon tabakası tamamen ortadan kalmış, dünyamız zararlı ışınlara maruz kalmış olsun, bonus olarak atmosfer de zamanla solunabilir olmaktan çıkmış, kirlilik yaşanamaz düzeye gelmiş olsun. tabii ki bu hop diye bir anda olmayacaktır, insanoğlu da bu süreç içinde yaşamını sürdürebilmek için radyasyon geçirmez ve dışarısı ile izole yapılar, denizden elektrolizle oksijen elde edip yaşamı mümkün kılan destek sistemleri, suni tarım vs geliştirmiş olsun. son gelinen noktada yaşam destek sistemlerinden herhangi birini çıkardığınızda bu gezegen üzerinde hayatın sürmesi mümkün olmuyor, yani gezegene dışarıdan bakan bir "uzaylı akıllı tasarım savunucusu" için dünyada yaşam "irreducably complex" bir halde ve değişerek bu noktaya gelmiş olamaz. ancak bir zamanlar hayat pekala desteksiz de mümkündü ve sistem irreducably complex tabir edilen noktaya zaman içinde geldi. evrim ile daha yakından ilgili bir örnek vermeye çalışayım; behe'nin düşüncesi paralelinde insan vücudundan hayati bir organı (mesela karaciğeri) çıkarıp alamayız dolayısı ile karaciğerin evrimi düşünülemez çünkü karaciğer olmadan olmuyor diye bir sonuca varırız; peki bir de apandisiti çıkarıp alalım, yada insan için çok da yaşamsal önemi olmayan koku alma duyusunu çıkaralım, bunlar olmadan da pekala yaşanabiliyor ve bu organlar ileride değişim geçirerek yaşamsal öneme sahip fonksiyonlar kazanabilir ve "irreducably complex" sistemin olmazsa olmaz parçalarından birisi olabilirler (mesela koku alma duyusunun görme duyusu gibi hayatta kalmak için zaruri olacağı bir ortam düşünelim, tabii ki bu şimdikinden çok farklı bir çevrede gerçekleşebilir ancak).

    akıllı tasarımcılar maalesef evrim teorisine anlamlı bir eleştiri getirmiş olmuyor çünkü tezlerini inşa ederken atladıkları noktalar önemli, yapılan matematikte sıfırı yok sayıp birçok teoriyi böylece çürüttüm demek gibi birşeye benziyor. ikincisi bilim adamları olmakla birlikte hipotezlerine kanıt bulma doğrultusunda yaptıkları araştırma çalışması hatta bir çalışma planı yok (ben görmedim), yalnızca zihin jimnastiği yapılıyor ve bol bol kitap yazılıyor ki kötü birşey olmamakla birlikte bilim sonuçta somut kanıt ister ve bilim adamı kanıta gitmeye çalışarak bilime hizmet eder. üçüncü olarak evrim teorisine getirilen eleştiri "akıllı tasarım" gibi bir sonuca getirilip bağlanıyor ki bu "baba,oğul ve kutsal ruh"un elden geldiği kadar bilimselleştirilmeye çalışılmış ifadesinden başka birşey değil. zaten behe ve yandaşlarının muradı da bilim dünyasında kabul görmek değil olayı politik platforma taşıyıp toplumsal tanınmışlık kazanmak. kötüsü bush amerikası'nda bu maya tutuyor, hatta bilimsel dışlanmışlık kendilerini kahraman yaptı ve amaçlarına hizmet etti bile denilebilir. dördüncü olarak savunulan bazı fikirlerin harun yahya seviyesinde saçmalık olduğu, özellikle astronomi konusunda lafla peynir gemisi yürütülmeye çalışıldığı görülüyor, akımın yozlaşmaya başladığı ve baştaki bilimsel çerçeveden de uzaklaştığı açık, populizm adına yada sponsorların baskısı ile olsa gerek.
  • yaşamın ve canlıların bir güç tarafından "dizayn edildiğini" öne süren teori ve bunu destekleyen hareket. id* olarak bilinir. bu iddiaya göre yeryüzünde hayatın başlangıçtan beri bir veya birden fazla akıllı varlık tarafından meydana getirildiği ampirik kanıtlarla desteklenebilir.

    id, aynı zamanda darwinizme bir karşıt görüş de teşkil etmektedir. william dembski, the bridge between science and theology adlı kitabında bu konuyu derinlemesine incelemiştir.

    (bkz: intelligent design and evolution awareness)
  • çıkış noktası kavrayamamak olan söylem.

    iddia sahipleri "bizler, göz, beyin, böbrek, kanat gibi belirli bir amaca hizmet eden ve her bir bileşeni sistemin işleyişinde kritik önemi haiz uzuvların nasıl evrimleşebileceklerini anlayamıyoruz; bundandır ki canlı varlıkların bir akıl tarafından tasarlandığına inanmaktayız" gibi bir başlangıçtan hareketle, evrimsel süreçlerin bugün dünyada gördüğümüz karmaşıklıkta canlıları meydana getirebileceğini nasıl da kavrayamadıklarını, üç milyar yılda basit bakterilerden komplike organizmalara ulaşılmasını nasıl da anlayamadıklarını ballandıra ballandıra sayfalarca anlatmaktadırlar.
  • söylemlerde, okuyucuyu ikna etmek için gösterilen örneklerden bir kaçına değinip, kimi insanların evrimi kavrayamamalarındaki doğallığı vurgulamadan önce, ortada bunca anlaşılması zor teori varken - birileri evrenin aslında 27 boyutlu olduğunu, kütlenin uzayı büktüğünü, ışığın zaman zaman parçacık zaman zaman da dalga gibi davrandığını ve aslında zamanın da mekandan tamamen bağımsız olmadığını iddia ederlerken - bir grup muhteremin "abi biz evrimi anlayamadık, olmaz gibi geldi bize bu" gibi bir görüş ile ayağa kalkıp, tüm söylenen, anlatılan ve öngörülenlere itiraz etmelerindeki derin naifliğe ve fevkalade ukalalığa dikkat çekmek isterim.
  • insanların bir oluşumu irdelerken yaptıkları en büyük hatalardan biri, karmaşık süreçleri sadece sonuçlarına bakarak anlamaya çalışmak olmuştur. bugün kan görünce fenalaşan bizlerin, bir zamanlar geyikler için aslanlarla mücadele ettiğimize, yılanları, kurbağaları çığ çığ yediğimize inanmak gerçekten güç olabilir. canlılığın evrimi bir yana, insan toplumlarının evrimi bile bir akıl, bir amaç aramak isteyenlere tasarlanmış gibi görünebilir.

    akıllı tasarım fikrinin en zayıf yönlerinden biri, aynı zamanda düşüncenin temel eksenini de oluşturan görüşü ima eden, dünya'nın yaşama uygunluğunu kendisine argüman olarak seçmiş olmasıdır. bildiğiniz gibi güneşin ışıma gücü ile dünya'nın güneşe olan uzaklığı, dönüş ekseninin eğikliği, ay'ın, jüpiter'in varlığı, üzerinde yaşamakta olduğumuz gezegende hayatın "bildiğimiz şekli ile" devamı için kritik faktörlerdirler. bu yazıyı okuyabilecek derecede dil becerisine sahip hemen herkesin zaten kendi kendine rahatça bulabileceği, gezegenin özelliklerinin yaşamı desteklemek üzere bu şekilde tasarlanmadığı, gezegen bu niteliklere sahip olduğu için hayatın halihazırdaki hali ile mevcut olduğu fikrine değinmeden edemeyeceğim.

    paley'nin yaratılışçılık da dahil bir çok başka görüşle birlikte akıllı tasarım fikrine de ilham vermiş meşhur bir örneği vardır. paley "bir gün yolda yürürken yerde bir taş görürsem onun hep orda olduğunu, rastgele oluştuğunu düşünebilirim. ama yerde bir saat bulursam bu saat rastgele oluşmuştur fikri beni tatmin etmez" der. yerde bir saat görme ile başlayan düşünme sürecinin bir üst paragrafta anlatılan "karmaşık süreçleri sonuçlarına bakarak anlamaya çalışma" hatası ile uyuştuğunu görmek kolaydır. biraz daha zor olan, hali hazırda bir amaca hizmet etmek için tasarlanmış olduğu bilinen makineleri "yolda gördüm şaşırdım, kendi kendime tasarlanmış olmalı dedim" gibi bir akıl yürütme ile açıklamaya çalışmanın ikna edicilikten çok uzak oldugunu farketmektir. taş ile saat arasındaki tek fark, bizlerin saatin tasarlandığını biliyor ve onu tasarlandığı amaç için kullanıyor olmamızdır. bize bu bağlamda rastgele görünen taşın, bir araba kazasında lastiğe çarparak bizi uçuruma düşmekten kurtarmasını "yaşanacak ömrün varmış" olarak algılayanların, herhangi bir amaç doğrultusunda oluşmadığını sandıkları nesneleri ayırdetmekte daha objektif bir seçme yöntemi kullanmaları gerektiği, en az karmaşık olarak niteleyecekleri sistemlerin sınırlarını belirlemede daha dikkatli olmaları gerektği kadar aşikardır.
  • doğru düzgün çalışması için bir bütün olarak bir arada bulunması gerektiği ve parça parça evrilmesinin mümkün olmadığı öne sürülen göze bakalım. temelde göz, ışığa duyarlı bir algılayıcıdır yalnızca ve bizlerin bugün kullandığı etkinlikte bir araç olabilmesi için sadece kendi yapısal özelliklerinin tümüne birden sahip olması yetmez ama şu anda olduğu gibi beynimizin beşte birini işgal eden koskoca bir sinir ağı ile de desteklenmesi gerekir. gözün tek başına evrildiğini düşünüp bunun mümkün olamayacağını görerek "tasarlanmış olmalı" fikrine kapılmak, şahsi durgunluğu evrensel bir zeka ile kompanse etmeye çalışmaktan başka bir şey olamaz zira bahsi geçen evrim tek tek uzuvlar, organlar ya da sistemler değil canlılık üzerinde etkin bir süreçtir. hayat formları zamanla evrilerek yeni uzuvlar oluşturmamış, kör insanlar göz, uçamayan kuşlar kanat oluşturarak bugünkü haline gelmemiş, doğa canlıları zamanla bir bütün olarak dönüştürerek değiştirmiştir. gözün evrimini, iki ayak üzerine yürümeye başlamamızdan, ellerimizi kullanma kabiliyeti geliştirmemizden, baş parmağımızın aldığı şekilden, o zamanlarda hayatımızı sürdürdüğümüz çevresel koşullardan ayrı olarak düşünmeye çalışarak anlayamamak evrimin ne olduğunu değil, bizlerin evrimden ne anladığını gösterir ve ne yazık ki evrimin ne olduğunun anlaşılmadığına delalettir.
  • beynimiz, şu an sahip olduğu devasal hacme kertenkele beyninden başlayarak üç milyon yıl gibi kısa bir sürede gelmiştir. ortalamada yüz milyardan fazla nöron içerir ve bir günde bedenimize giren glikozun yedide, oksijenin beşte birini tek başına tüketir. yüz milyar nöron bi birleriine katrilyonlarca farklı noktadan bağlıdırlar. sadece beyinin bile tek başına evrilmesi neredeyse imkansız görünür. tasarımcıların anlayamadığı da zannederim tam olarak budur; beyin tek başına değil, bir ekosistem içerisinde, ihtiyaçları, yetenekleri değişen bir canlı türünün bir organı olarak gelişmiştir. beyin evrimi ya da kanadın evrimi gibi başlıklar, bizlerin olayları incelemek için diğer değişkenlerden ayırarak soyutlaştırmamız sonucunda ortaya çıkmışlardır. evrimi kafalarında "bir organizmaya birkaç sinir hücresi enjekte eder sonra da bu hücrelerin insan beynine evrilmesini bekleriz" şeklinde bir süreç olarak canlandıranların, nasıl olup da böylesine karmaşık yeteneklerin farklılaşarak ve seçilerek ortaya çıktıklarını anlayamamaları doğaldır, olması gerekendir. gerçekte evrimin kurumları olan ve uzuvlara ya da sistemlere değil canlılığa etkiyen süreçler olan farklılaşma ve seçilme, tek tek canlıların ya da türlerin değil bir gezegenin topyekün değişimini anlatmaktadır.

    benim de dahil olduğum amatör satranç oyuncuları arasında yaygın bir kanaat vardır: bir çok insan satrancı, karşılıklı hamlelerin ayrıntılı muhasebesi olarak görür. oysa şüphesiz ki bu görüş yanlıştır. büyük ustaların oyununları ardarda dizilmiş "ben şöyle yaparsam rakibim şöyle yapabilir" irdelemelerine indirgenerek anlaşılamazlar. satranç bir strateji ve denge oyunudur. benzer bir durum evrim için de sözkonusudur. evrimi, sonuçlarına bakıp sıralı mütasyonlar ve seçilimlere indirgeyerek kavramaya çalışmakta başarısız olmanızın sebebi evrimin hiç de düşündüğünüz gibi bir süreç olmamasından kaynaklanır.