şükela:  tümü | bugün
  • 2008 yılında hevesle girmiştim ama şu anda gördüğüm kadarıyla öğrencilerinin yarıdan fazlası ödevleri ve projeleri para karşılığında başkalarına yaptırıyor. son sınıf öğrencilerinden birkaçının şikayeti üzerine yazılan essayler için bir de sunum yapma zorunluluğu getirildi bu dönem ama para karşılığında sunum da hazırlayan insanların olduğu da unutulmuş nedense. durum öyle bir hal aldı ki seçmeli dersler bile ödevini/projesini yaptırabilecek birileri varsa alınıyor. hatta şu diyaloğa bizzat şahit oldum;

    - abi seçmeli ders olarak motion graphics aldım ama projesini yaptıracak birini bulamadım.
    - x'e sordun mu?
    - ya sordum da 30sn'lik videoya 400 lira dedi.
    - ben öğretirim ya kolay bir şey zaten.
    - yok abi, yaptıracak birini bulmazsam withdraw ederim zaten dersi.
  • hocalarının bile çoğu neden orada olduklarının farkında değillerdir. bunca yıl okuyup bir ton para harcayacağınıza gidin vimeo'da film yapımıyla falan alakalı bir kanala üye olun, 2 ayda buradan çıkan mezundan daha bilgili olursun.
  • efendim sedef erbil olayının hemen ardından bir başka sınıf arkadaşımız piyasacan'in televolede "flaş flaş serdar ortaçın yeni sevgilisi" olarak yakalanması üzerine pazartesi sabahı yapılan yoklamada şöyle bir diyalog yaşanmıştır:

    a.hoca: ayşe bıdık?
    burda!
    a.hoca: fatma gıdık?
    burdayım!
    a.hoca: piyasa can?
    televole'de hocaaamm!!
    a.hoca: ha? hı? ne? (bkz: dumur)
  • bir çok insanın ilgi alanına giren derslerin okutulması dolayısıyla dışardan bakanların kendilerinde ahkam kesme hakkı bulduğu bölüm.

    zevkli olduğu için 'kolay' adı altında eksik tanımlanan, iletişimi ve tasarımı bakış açısı genişletmek amacıyla farklı başlıklara bölen, çok başarılı hocalarla bu işte daha az söz sahibi olması gerekenleri hevesli taptaze lise mezunlarıyla buluşturan bilkent'in en zevkli bölümlerinden.

    parti de yaptık, projeler için sabahladık da.
    gerektiğinde sınıfa sığmak yerine çimlerde ders yaptık, haksızlığa uğradığımızda jüriyle de tartıştık.
    aldığımız derslerin anlamsızlığından da yakındık, sevdiklerimizin kısa dönem okutulmasında da.
    biraraya geldiğimizde birbirimize güç de verdik, grup çalışmalarında nefret de ettik ilişkilerden.

    velhasıl mezun olduk.
    medyaya daldık.
    bilkent dedik, iletişim ve tasarım dedik.
    buyrundediler.

    tekrar gurur duyduk.
    evet kolay oldu.
    çok da zevkli..
  • bölümü çekilir kılanlar..
    (bkz: andreas treske)
    (bkz: hakan erdog)
    (bkz: julide akşiyote)
    ve zamanında çekilir kılmış olanlar..
    (bkz: selen imamoglu)
    (bkz: john groch)
  • orada okuyan bir arkada$imin* bir yil boyunca star wars'u ders olarak aldıgı bolum..
  • tanistigim her bilkentlinin aabi ben buraya yatay gecis yapcam dedigi bolum...
    risk management ve accounting dersleri de olsa ogrencilerine oldu olucak isletme diplomasi vermesi muhtemel bolum...
    bolum baskaninin da etkisiyle en ideolojik bilkent bolumu..
  • artılarının yanında çok fazla eksiklerinin olduğunu düşündüğüm bölüm, bölümüm. aldığınız eğitimin yanında, hangi tasarım alanında ilerlemek istiyorsanız o alanda kendinizi geliştirmelisiniz.
  • insan formuna bürünse koynuma alıp bi ömür birlikte yatacağım bölümüm. canparem.
    uzun ve dağınık yazmaktan korkuyorum ama hislerim bu yönde ne yapayım.

    kolay bölümmüş. nah kolay! o kadar kolaydı madem niye canımız çıktı bizim? kampüsün alt tarafındakiler o vaktin salata'sında, yok efendim wok'unda fink atarken biz stüdyoyu eve çevirdiydik. burnumuzun ucu çıkamıyodu okuldan. kimin annesi neyi güzel yapıyosa sipariş veriyoduk artık o haldeydik...

    biz girdiğimizde aynen denildiği gibi her şeyi öğreten bir sistem vardı. bizden sonraki dönemlerde 3.sınıftan sonra seçmeli meçmeli bi numaralar yaptılar ama vazgeçmişler şimdi, eski sisteme dönmüşler. isabet olmuş. zira bunun faydası çok.

    evet, mezun olunduğunda 'ben reklamcıyım' ya da 'pazarlamacı oldum' veya 'ay yönetmenim' diyemezsiniz. bizim ilk iki yılımızda mahmut mutman bölüm başkanıydı. bi gün sorduk biz kendisine;

    - hocam biz mezun olunca noolcaz?
    - bi bok olmayacaksınız.

    kek gibi baktık adamcağızın suratına o zaman ama sonra anladık ne demek istediğini. iyi ki de öyle net bi bok olmamışız. bilmem kaç kişi mezun olduk, hepimiz başka alanlara yöneldik. heveslendiğimiz ilk alanda mutlu olmayınca bir diğerine yönelip orda da ilerleyebildik. neden efenim? çünkü mevzuyla alakalı hemen her şeyin temelini aldık.

    gittiğim ilk iş görüşmesinde 'abi ben teorik olarak on numarayım ama pratikte hiçbişey bilmiyorum' dedim. saniyesinde işe başladım, pratiği de biliyomuşum özünde onu anladım. bilmediğimi sandığım her şeyin muadili varmış meğersem kodlarımda, gördükçe daha hızlı kavradım, uçtu gitti mesele. ben reklam prodüksiyonuna girdim, bi başkası ajansta çıktı karşıma, bi diğeri sette hop yanımda. tek sektörün bile her alanına dağılabildik. sıkıldık, bıraktık, bir diğerine geçtiğimizde eşit şartlarda başladığımız her insanoğlundan hızlı ilerledik. çünkü bizim ağzımıza her şeyden bir parmak bal çalındı; azıcık da kafamız çalışıyosa bunu muazzam biçimde lehimize çevirdik.

    okurken 'istatistik ne yeaaa!! ekonomiyi napcem ben?!!' dedik mi, dedik. sonra bi baktık prodüktör olmuşuz, çatır çatır bütçe yapmak zorundayız. baktığında güzel sanatlar mezunu insan ne anlar bütçeden, di mi? biz anlıyoduk abisi. söylene söylene aldık o lanet dersleri, öğrendiğimizin farkına bile varmadık, ama zorda kalınca hepsi su yüzüne çıktı, allahını yaptık o bütçenin.

    bize faydası olmayan tek ders bence 'new york on air' da denen media ethics'dir. karşımızda kanlı canlı, ağzımızı burnumuzu kıracak bi adam olsaydı empire states'ten bize manzarayı gösteren adam yerine, o da işimize yarardı. plagiarism yüzünden biz dönem olarak şutlanıyoduk nerdeyse, belki de o yüzden atarlıyımdır bilmiyorum.

    iletişim ve tasarım'daysan adın 'comd'dir. communication and design'ın okul dahilindeki kodudur bu ve insan ismi gibi yapışır üstüne. önce bünyede durmaz pek, sonra alışırsın, çok da seversin hatta. bölüm sekreteri sabire abla'yı sevdiğin gibi. birinci sınıflar arasında lakabı 'panter sabire'dir kendisinin. başlarda eser gürler çünkü...biz de korktuyduk kendisinden, yalan olmasın. sonrasında içine sokasın gelir ama. kaç yıl oldu ben mezun olalı, o hala sabire abla'mdır, sırf onu görmeye okula giderim ankara'ya geldikçe.

    andreas treske'nin gidişi ise bölüm için talihsizliktir. çok net. andreas'sız bir comd'nin hayat damarlarından biri kopmuştur diyebiliriz. bizim olduğumuz şahıslar olmamızda kelimelerle tarif edilemeyecek denli etkisi vardır. andreas comd'nin rosebud'ıdır yahu.

    velhasıl kelam; 2009 sonrası mezunlarıyla (biz 2006'yız) henüz çok haşır neşir olamamış olsam da o vakte kadarkilerin hepsi (hadi bir iki fire var diyelim) pek kıymetlidir. candır. canandır.
  • bu yıl itibariyle, yetenek sınavı yerine merkezi yerleştirme ile öğrenci alacak bölüm.