şükela:  tümü | bugün
  • iddasında bulunan kişinin psikolojik tedaviye ihtiyacı olduğu halde çok kişide gizli de olsa bulunan bir idda.
  • bir tür farkındalıktır. kendi bilgisini sınayabilen, haddini bilen kişinin farkındalığıdır. bunun tam tersi herşeyi bildiğini sanan oysa ki bilmediğinin farkında bile olamayanlar vardır ki insanı sinir ederler.
  • şu hayatta bir insanın sahip olabileceği en büyük erdemdir.
  • bir farkındalıktır. bilmediğini bilmeyene göre bir adım öndedir.
  • belki hüküm vermemek, belki sadece gözlem yapmak, sadece sorgulamak, çok dinleyip az konuşmakla mümkündür. çok şey bildiğini düşünenlerden ziyade, "bilmek mutsuzluktur" lafzına mottosu haline getirenler kendini bilmeyi ciddi şekilde ıskalamaktadır diye düşünüyorum. çok bildiğini bildiğim, ama egosunu yenemediğini gördüğüm insanların da bir gün bu doluluğu baştan ayağa mizaçlarına, üsluplarına yansıtmayı başaracaklarını ve hem kendilerine hem de benim gibi bilmeyenlere ışık olacağını biliyorum.

    inancının ipleri salınmışsa, evet, bilmek mutsuzluk olabilir. değilse, bilmek neden mutsuzluk olsun? bu, "sınavdan düşük almışım, oysa güzel cevaplar vermiştim" demeye benzer. önce bir şeylere bencileyin isimler ve anlamlar veriyoruz kendi aklımızca ve bir gün verdiğimiz anlamlarda yanıldığımızı farkedip mutsuz oluyoruz. sonra neymiş efendim, bilmek mutsuzluktur, yürü git. neyi biliyoruz ki? yanılarak, düşerek kalkarak hala bunu yani "bildiği" için mutsuz olduğunu iddia edebiliyorsa bir kişi zaten çelişkilerin kralını icra ediyor ve bir şey bildiği, bir şeyden ders aldığı yok demektir. olsa olsa bildiğini öğrendikten sonra ne kadar kusurlu olduğunun ve bu bağlamda ne kadar yanlışlarla dolu bir hayat yaşadığının farkına varıp utanmak veya fani dünyanın rengine kanmışlığından uyanmak olur. telaş olur, heyecan olur, utanmak olur, merak olur, sakinlik olur, düşünmek olur. bu da tek sığınağımıza doğru hakiki yolculuğa çıkmak demek, haliyle mütebessim olmak icabeder..

    "allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız" hadis-i şerif. mutsuzluktur demiyor, farklı nüanslar var. o kadar günah var ki ve o kadar bilmeden yaşıyoruz ki, biraz olsun bilseydik halimizi bilmeden dünyayı bildiğimizi zannettiğimiz şekliyle algılayıp keyfe keder yaşamazdık..
  • okuya okuya soru işaretine dönüşmektir bilmediğini bilmektir esas bilgelik. zira bilgi arttıkça bilgisizlik azalmaz. aksine, aralarında doğru orantı vardır. insanın bildikleri arttığında, bir o kadar da bilmediği şeyin varlığının farkına varır. derine daldıkça ufuk çizgimiz daralır.
  • bilmediğini bilmek yüceliktir. aristoteles'inde dediği gibi ''kendini bilmek bilgeliğin başlangıcıdır.''
  • cahille okuyanı ayıran en önemli unsurlardandır.
  • bilmediğini bilmek, bilmenin -bilinen- en üst seviyesi. bütün bilgilerden, bilmelerden murat olunan şey. anlamadığını anlamak da diyebiliriz. hz. ebubekir'in sözü: "idraksizliğin idraki". bu sözün mahiyetini imam gazali hazretten can gözüyle okuyunuz:

    "- sakın sıddıkların boynuna basıp geçeyim deme. en büyük sıddık olana git de ona uy. zira onlar peygamberin ashabıdır. peygamberin ashabı yıldızlar gibidir. hangisine uyarsınız hidayete ulaşırsınız. sen, sıddık-ı ekber'in <en büyük idrak, idraksizliğini idraktir. (anlamadığını anlamak bir anlayıştır.)> dediğini duymadın mı? bizim hazretimizden sana, hazretimizinden mahrum olduğunu, cemal ve celalimizi mülahazadan aciz olduğunu bilmek yeter, buyuruldu." (ihyâu ulûmiddin, ıv, 463)

    demek ki bilişlerin, anlayışların zirvesi sıddıkiyet makamına ulaşmakla mümkün: acziyetini bilmede sadıklık. sıdk ve vefanın cem olduğu nokta. yâr-ı gâr. peki, sıddıkiyet ne ile mümkün? (bkz: ciğer kebabı/@atlantisten gelen zekiye)

    sokrates de "bütün bildiğim bilmediğim" derken önemli bir şeye işaret ediyor. bu, eşyayı, kavramları bilmemek, tanımamak kabilinden değil. başka türlü bir bilmemek. başka türlü bir şey, diyor şair, ne ağaca benzer ne buluta. bu benzemeyişi anlamak için elbette önce ağacı ve bulutu bilmek gerek. bilgi, yolun azığı. fakat sonunda ifna olup çok kıymetli meyvesi ortaya çıkmadı mı bir kıymeti yok. o meyve: bilmediğini bilmek. ümmi olmaktan da kasıt bu. yoksa dil, yol, iz bilmemek değil. ancak ümmi olana, hakiki ilim (kur'an) iniyor. bilinemezi bilemeyeceğini bilene.

    gayriihtiyari, ben de bilinemezi bilmiyorum, diye düşünebiliriz. fakat bu bilmemek o bilmemek değil. o bilmemek, marifetullahın, allah'ı bilmenin, yani bilgilerin bilgisinin sonucu. çetin bir paradoks değil mi? aynı yokluk-varlık meselesi** nevinden olan bu paradoksu aşanın adı: sıddık. hani ayet-i kerimedeki bilmeyenlerle bir olmayan kişi. arif dedikleri. ecce homo. hz. şeyh bu insanı şöyle tarif ediyor: "insan, kendisine ulaşılamayacağını bildiği şeye ulaşmak isteyendir."
    **(bkz: varmış gibi görünen ama aslında var olmayan şeyler/@atlantisten gelen zekiye)