şükela:  tümü | bugün
  • bilmek, gerçekliğe uygun olarak fikir sahibi olmaktır. bir şeyin "bilgi" ve bunu ifade edenin de "bilen" olduğunu söyleyebilmek için ifadenin salt inancın ötesine geçerek gerçekliğe uygun bir temele oturması ve gerçeklikle örtüşmesi gerekmektedir.

    edward gettier'in örneği ile şöyle açıklamaya çalışalım: bir denizci, yaklaşmakta olduğu uzak bir adada, insanların yaşadığına inanmaktadır. ancak bu denizcinin bu inancı, çok uzaktan gördüğü çalıları birer insana ya da insan gruplarına benzetmesinden kaynaklanmaktadır; yani denizci, çalıları insan sanmaktadır. adada, gerçekten de insanlar yaşamaktadır; fakat denizcinin "adada insanlar yaşıyor" 'bilgi'si, yanlış temellerde gerçekleşen bir 'doğru'dur. bu inancı için fiili nedenleri vardır denizcinin. fakat ne yazık ki bu durum, denizcinin o adada insanların yaşadığını bildiğini bize anlatmamaktadır. çünkü denizciyi bu 'bilgi'ye iten ve gerçeklikte var olan bu iki durum birbirinden tamamen farklıdır.

    özetle bilgi, inanılan şeyin kaynaklardan bağımsız olarak doğru olmasıyla açıklanamaz. bir şeyin bilgi olabilmesi için, bilgiyi oluşturan temellerin dış gerçeklikle uyumlu olması gerekmektedir. bilgi haklı olarak, doğru biçimde, doğru olarak kabul edilen şeylerdir.

    (bkz: 101 anekdotta felsefe tarihinde yolculuk)