şükela:  tümü | bugün
  • bu iki fiil arasında yapılan herhangi bir ayrımın var olabilmesi için ayrımın da tanımı olması gerekiyor. bu zamana kadar yapılan ayrımın tanımı “açık ve seçik olarak”, “emin olarak” vb. birçok öge ile desteklenilmeye çalışıldı. ancak bilmenin ve inanmanın ne olduğuna henüz vakıf değilken biz, bir de başımıza yine anlamını bilmediğimiz tonla kelime ve tanım öbekleri çıkıyor. bu tanımlar işi karmaşıklaştırmakta ve aynı zamanda bilmek ve inanmak arasındaki ayrımı iyi çizememekte. çünkü inanmak öyle kuvvetli bir fiil ki önünde sonunda yapılan tanımlar ve ayrımlar bilinmiyor, ancak onlara inanılıyor. kısacası elimizde esas olan inanmak var. bilgi düzeyinde hiyerarşik olarak çoğu zaman inanmanın üstünde yer alan bilmek fiili aslında hayalimizin bir mahsulü. sürekli değişen ve bize göre karmaşa içinde olan doğada güvende hissedebilmek için durağana, standarta, kesinliğe ve yanılgıdan arındırılmış bilgiye ihtiyacımız vardı. doğayı metafizik olarak bölebilmek için inanmanın yanına bilmeyi koyduk. böldükçe böldük, değerler, erdemler, milyarlarca kategoriler ve ideolojiler yarattık
  • birbirinden çok farklı konulardır.

    bilmek o konuda bir argümana sahip olmaktır. inanmak ise o konuda bilgisi olmayan birinin anlattıklarına kayıtsız inanmaktır.