şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir merak vasıtasıyla farkına vardığım gerçek.sıvı sabundan çaya peynirden bakliyata kadar hemen her reyondan bir kaç parça ürün aldım az önce.eve gelince migros sanal market üzerinden migrosun kendi ürünleriyle aldıklarımın fiyatını karşılaştırdım ve bingo!arada inanın kuruş dahi oynamıyor.kendimi aldatılmış hissediyorum.
  • bim aslında ucuz bir yer değil. haftalık insortlerle bir kaç parça üründe indirim yaparak işi götürür. milletin kafasına aklına yer etmiş ucuz ve kalitesiz diye. adamlar orta ve dar gelirli muhitlerle iş çevirir.
  • 9 mart itibariyle iphone x i 4999 tl ye (2 sene kvk garantili) satarak abartılmış balon denen mağazaya hücum edecek bir güruh olmadığını kimse söyleyemez. (şuan en ucuz fiyat olarak 5329 tl türkiye fiyatı iken hemde 1 sene garantili sadece.

    bım'lerde ortada bulunan ve sepetlerden alınabilen ürün konseptini türkiye'de ilk olma özelliğini taşımasa da bunu en etkili şekilde kullanıp piyasanın hangi ürüne gereksinimi olduğunu oldukça iyi bilen bir ekibi olduğu çok nettir. (örneğin: okul açılmadan önce kırtasiye ürünü, askerlik dönemlerinden bir hafta önce küçük paketler içerisinde şampuan sıvı sabun, traş bıçağı, iğne iplik vb ürünler satması veya anneler günü babalar günü konseptleri için özel bir kaç ürün getirmesi, piyasaya çıkacak yeni ürünlerin deneme ürünlerini oldukça ucuza getirmeleri veya yurtdışı ihraç ürünlerini çok ucuza alabilmek gibi "toblerone")

    ürünlerin belirli türde olanları fiyat kalite açısından belki abartı belki de kötü olabilir (et ve et ürünleri veya farklı türde ürün çeşitleri örnek verilebilir) fakat şuan ülkenin genelinde 5500+ sayıda mağazası var (a101=7000+)

    ucuzluk anlamında beklenilen ürünün ne kadar indirimde olmasıdır bu açıdan da değerlendirmek lazım. indirim günleri kovalayan ev hanımlarının her zaman listesindeki ilk 3 mağazadan biri gözlemlediğim kadarıyla bım yönünde.
  • katıldığım önerme.

    ilk açıldığında ucuzdu, bu algıyı insanların kafasına yerleştirdi ama yavaş yavaş fiyatlarını piyasa ortalamasına hatta bazen çok az üzerine bile çekti. geçen gün gittiğimde detaylı inceledim fiyatları ve özellikle diğer marketlerde de satılan ürünler açısından herhangi bir ucuzluk söz konusu değil.

    bim mağazalarının konsepti açısından (az eleman çalıştırma, raf yerleştirmenin olmaması, çok mağaza sayısı ile toptan ürün alımında diğer marketlere oranla ürünleri çok daha ucuza alma avantajı, sokak aralarında ucuz yerler kiralama vs. gibi) diğer mağazalarla karşılaştırıldığında bilindik markaların diğer marketlerle aynı fiyata sattığı ürünleri için elde ettiği kar, diğer marketlere göre kat be kat daha bile fazla oluyor.
  • açılın arkadaşlar biraz hesap yapalım.

    bim'in yaklaşık 6 bin mağazası var. hesap kolaylığı için doğrudan 6 bin diyelim. her bir mağazada 3 personel çalıştığını varsayalım. 18 bin personel ediyor. bir o kadar da sahne arkasında insan olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz lojistik, muhasebe, mağazıcılık, reklam, afiş, sağlık, tanıtım vs için. (edit: 34 bin demiş kendi sitesinde, gördüğünüz gibi varsayımlarımız götten uydurma değil.)

    kalan teferruata pek girmeden sadece mağaza ve personel giderlerini hesaplamaya çalışalım. hesabı olabildiğince alt sınırdan yapacağım ki sonrasında istediğimiz gibi oynayabilelim.

    her mağazanın aylık gideri -personel haricinde- 5 bin tl diyelim ki çok daha fazladır. 5 bin x 6 bin = 30 milyon. yani yılda 360 milyon mağaza gideri.

    personelin de hepsini asgari ücretten hesaplayalım. brüt asgari ücret yıllık 24 bin tl. 24 bin x 36 bin = 864 milyon.

    yuvarlak hesap bim'in yıllık gideri 1.2 milyar tl ki aslında dediğim gibi çok daha fazladır.

    bim'den alışveriş yapan 20 milyon kişi olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz. köylerde yaşayanları, bim'e gitmeyen üst kesimi, bim'in coğrafi olarak ulaşamadıklarını çıkarırsak bence makul bir varsayım. tabii bu 20 milyon kişi sadece bim'den alışveriş yapmıyor, onu da unutmayalım.

    bu 20 milyon kişi 1.2 milyarlık masrafı çıkarmak zorunda. yani ortalama kişi başı yıllık 60 tl veriyoruz bim kendi varlığını sürdürebilsin diye. bu hesapta lojistik masrafları, mazot, afişler, kağıtlar, reklam ücretleri vs dahil edilmedi; sadece personel ücreti ve mağazanın elektrik, su, kira, depozito gibi giderleri hesaba eklendi. yani bir o kadar da işin görünmeyen kısmını sürdürüyor olmamız lazım. kabaca kişi başı 100 tl verdiğimizi düşünebiliriz ki dediğim gibi bu en iyimser senaryo. büyük ihtimalle 200-250 tl civarıdır düzgün hesaplasak ortaya çıkacak sayı. yani 4 kişilik bir aile belki de yılda 1000 tl civarı bir parayı sırf bim ayakta kalabilsin diye farkında olmadan harcıyor.

    1000 tl çok bir para mı? tartışılır. ancak bu sadece bim içindi. dediğim gibi bir sürü market zinciri var ve hepsi aslında temelde bizim varlığımız üzerinden kendi varlıklarını sürdürüyorlar. bim 2016 raporuna göre 5 milyar tl para çevirmiş, 700 milyon kar etmiş. o 5 milyarı biz çevirdik aslında. a101, migros, şok, makro, bildirici, carrefour vs hepsini düşündüğümüzde belki 100-200 milyar arası bir para dönüyor bu marketçilik sektöründe ve aslında temelde hepsini 50 milyon sayıda şehirde/kasabada yaşayan insan çeviriyor.

    lcw, defacto, koton, zara... starbucks, mcdonalds, burger king... watsons, gratis, rosmann... turkcell, vodafone, telekom... su, elektrik, doğalgaz işletmeleri...

    tüm bunları üst üste eklediğinizde neden şehir hayatının götümüze kaçtığını anlayabilirsiniz. kira, aidat, yol, faturalar vs işin görünen kısmı, onlara zam gelince falan hemen anlıyoruz, celalleniyoruz. ama asıl iş bu arkadaki görünmeyen kısımda. tüm bu büyük holdingler, imparatorluklar bizim sırtımızdan besleniyor en temelde.

    faturadan, ürünlere gelen zamdan bağımsız daha derin bir şey var burada. coca-cola mesela 5 milyar dolar yıllık kar açıkladığında o aslında bizim götümüze o kadar girdi demektir. etrafımızdaki her şey için geçerli bu. sadece "ticari" sıfatıyla andığımız firmalar değil her türlü kurum için. belediyeler, devletler de aslında tamamen "ticari" yapılar ve özellikle devletler finansal anlamda ne kadar kötü yönetilirlerse biz ortalama insanın götüne de o kadar kaçıyor bu işler.

    soru her zaman şu olmalı: bu ürün/kurum/firma bu kadar götüme kaçmasına değiyor mu? bunun nesnel bir cevabı yok. benim için kola değiyor olabilir sizin için rusya'dan ithal edilen patates değiyor olabilir. ancak soru her zaman bu olmalı. yürüyen merdivenleri düşünün mesela. ankara'da belki 2 bin tane var belediye tarafından yaptırılmış. tanesi 200 bin tl'den sırf yaptırmak (bakım, tamir vs hariç) 400 milyon tl ediyor. gerçekten 10 tane basamağı yürüyerek çıkmak yerine bu alete -ki çoğu zaman da çalışmıyorlar- binmek, götümüze 400 milyon tl girmesine değer mi?

    spor bakanlığı böbürlene böbürlene diyor ki bu yeni yapılan statlara 3 milyar tl harcandı. hemen sorumuzu soruyoruz. nüfusun %99'unun* hiçbir zaman kullanmayacağı bu yapılar için götümüze 3 milyar tl girmesi gerçekten gerekli miydi?

    etrafınızda gördüğünüz her türden şey için bu soruyu sorun. işte o anda kapitalizm, komünizm, liberalizm gibi sikko isimli şeylerin ötesinde, tamamen basit, nesnel, herkesin anlayabileceği bir iktisat kurgusu canlanmaya başlayacak zihninizde.

    * istanbul bu futbol işinin amiral gemisi. oradaki 4 baba statta aynı gün maç olduğunda bile toplam 150 bin kişi izliyor. yani 150 bin/17 milyon = %0.9
    statlar en çok kullanıldığında bile işte nüfusun bu kadarına hitap eden yerler.

    edit: şöyle bir şeye denk geldim: http://www.fortuneturkey.com/…ar-euroya-yakin-28264

    mesela bu 1 milyar euro, farkında değiliz ama, götümüze kaçıyor işte. ufacık bir zümre bu 1 milyar euro'yu bölüşüyor, biz de keriz gibi bunun sağından solundan parçası oluyoruz istemesek de. bize sormadan stat yapıp 3 milyar tl vermişler mesela. sorsalar, "gerek yok" derdim. futbol hiç olmasaydı ne eksilirdi mesela? ne olurdu? 1950 öncesi yoktu lig falan, 1900 öncesi futbol da yoktu hatta. ne eksildi mesela? einstein futbol diye bir şeyi belki ilk kez 40 yaşında duydu, mustafa kemal de öyle. ne oldu? neleri eksik kaldı bu adamların.

    hiçbir sike yaramayan bir endüstri yılda 1 milyar euro yiyor. seviniyoruz biz de bunu duyunca, diyoruz süper, ispanya/ingiltere/italya ayarına geliyor endüstrimiz. diyorlar ya kötülüğün en büyük başarısı olmadığına inandırmaktır. bu onu da geçmiş. bu haberi duyuyoruz ve seviniyoruz. 1 milyar euro götümüze kaçtı demek yerine "türk futbolu hak ettiği yerlere geliyor" diyoruz.