şükela:  tümü | bugün
  • temel zitliklar. (bkz: deconstructivism)
  • (bkz: yin yang)
  • notan olgusu bu opozisyonlara verilebilecek en temel, basit ve guzel orneklerdendir.
  • "bati"nin ve "modernizm"in kale gibi savundugu sistemlerden biridir. varoluslari birbirine bagli olan self ve other 'i yaratir. bu sistemde her sey karsitlik icindedir, kategorize edilir, aralara net cizgiler cekilir; bir sey ayni anda hem a hem b olamaz, kimligi korumak ve nerde durdugunu bilmek acisindan sarsilmamasi gereken bir sistemdir. ha sarsilirsa ne olur; ne tarafa ait oldugunuz muglak kalir, kimlik karmasasi, tekinsizliklik ve kaos geliverir, ayni anda hem a hem b olan seyler freak'lerin sebebiyet verdigi turden bir korkuyu aciga cikarirken, ayni zamanda bilinmezi getirdigi icin cekici gelir, transvestid, vampir, alacakaranlik, cyborg, zombi, evinizin perili oldugunu anlamak vb. yuzlerce eglenceli ornek sistemi yikar, kocaman bir paradigma da acabilir bu. "postmodernizm" bi sekilde, sisteme bayaa buyuk bi darbe indirmistir diye dusunmekteyiz (yok ole bisi), lakin nice insan ve kavram, bu sistemin korunmasi adina gume gitmistir, gidecektir (onlar kendi yolunu bulur); (bkz: the man who wasn't there)
    (bkz: stranger)
  • çizginin iki tarafındakiler sorun yaratmazken ortada kalanlar hep tedirginlik yaratır çünkü ne öyledir ne böyledir. işte bu durum sistemi tedirgin eder. tehdit eder.
    zombiler, transeksüeller vs..
  • yapısalcılar için (bkz: structuralism) önemi büyük olan kavramdır çünkü yapısalcılara göre dünya anlayışımızı zıtlıklar kullanarak oluştururuz. postyapısalcılar ise (bkz: post structuralism) binary oppositions ın dil için adeta bir hastalık olduğu görüşündedirler çünkü onlara göre bir kelimeyi anlatmak için başka bir kelimeyi kullanmak dili kirleten bir durumdur. aynı zamanda bunu yaparak bir kelimeyi diğerinden üstün tuttuğumuzu söylerler.
  • sinemanın bel kemiğini oluşturan sistem. ikili karşıtlıklar şeklinde de bilinir. ötekileştirme üzerine kurulu, ataerkil ve batılı bir bakışın ürünüdür. sinemanın en sık kullandığı ikili karşıtlıklar arasında biz-öteki, kültür-doğa, aktif-pasif, erkek-kadın, yetişkin-çocuk, batılı-doğulu, akıllı-deli, beyaz-zenci gibi karşıtlıklar bulunur. filmlerde temelde bu ikililerden ilk sırada yazılanlar, iyi ve normal; ikinci sıradakiler ise kötü ve anormal olarak gösterilip, bu önkabulle ele alınarak sunulur. aynı bağlamda iyi ve normal kabul edilenler övülürken, 'öteki' kategorisinde yer alanlar ise aşağılanır, küçümsenir ve yerilir. her iki tarafa da ait olmayan ve bu ikililerin arasında kalan şeyler ise kötünün de kötüsü olarak işlenir. bunun sebebi de tabi ki bu gri bölgedekilerin siyah ve beyazdan oluşan bu sistemi tehdit eden unsurlar olmasıdır.

    bu bakışın kaynağı elbette sinema değil, toplumun kendisidir ve sinema dışında da pek çok sanat dalında kendini gösterir. fakat sinemadaki hali özellikle dikkat çekicidir. misal filmlerde genellikle erkek, bu sistemin 'iyi' kabul edilen tarafındaki öğelerle özdeşleştirilirken, kadın için durum bunun tam tersidir. yani bir filmde erkek; kültürün, medeniyetin, aktifliğin, yetişkinliğin, aklın temsilcisi bir kahraman; kadın ise vahşi ve tehlikeli olan doğanın, pasifliğin, olgunluktan çok uzak bir çocuksuluğun, mantıktan ve zekadan yoksun bir duygusallığın timsali olan ve erkek tarafından kurtarılmayı bekleyen kurban olarak gösterilir. sinema açısından sistemin erkek-kadın karşıtlığı dışındaki diğer tüm ikili karşıtlıkları için de benzer şeyler söylenebilir.

    sinemada normalde sistemin küçümsediği ve 'kötü' tarafında yer verdiği kadınlardan beyaz ırk mensupları, siyah ırktan olanlar karşısında sistemin 'iyi' tarafındaki öğelere yaklaştırılır. aynı şekilde filmlerde genelde 'kötü', zayıf, muhtaç tarafında yer alan çocuğun karşısında siyah bir çocuk varsa bu kez beyaz çocuk sistemin 'iyi' tarafına atfedilen özelliklere, siyah çocuk ise diğer tarafa daha yakın gösterilir. burada sinema için önemli olan 'öteki'yi duruma göre yeniden tanımlarken aradaki çizgiyi net olarak ortaya koyabilmektir. aksi takdirde hazır kalıplara ve ötekileştirmeye alışık bünyelerin kafası karışır ve sinemanın da büyük ölçüde beslendiği bu sistem çökme tehlikesi yaşar.
  • critical theory dersinin vazgeçilmezidir bunlar.
  • post yapısalcılara göre bu karşıtlıkların temel nedeni "i"'ın "others" üzerinde baskın gelme çabasıdır.
  • feminist yaklaşıma göre, dil de kadının toplum içerisindeki yerini etkileyen bir faktördür. dil bir çok konuda belirleyici olduğu gibi, bu ideolojide de belirleyici bir etken olarak görülmektedir zira kadının ataerkil toplumlarda ikincil olarak görülmesinde dilin, özellikle yapılsacılığın temelindeki ikili zıtlıkların etkisi büyüktür. çünkü bu ikili zıtlıklar aşağı/üstün (inferior/superior) kavramlarını yaratır. genellikle pozitif-negatif, aşağı-üstün şeklinde zıtlıklar oluşturulmasından dolayı, kadın, erkeğin zıttı, aşağısı olarak benimsenmiştir. bizzat dilin kendisinde de (tabii ki türkçe için konuşuyorum) erkeği pozitif, kadını negatif kılan bazı konseptler vardır, misal; "karı gibi ağlama!" ve benzeri söylemler bu ikili zıtlıkların oluşmasında bir etkendir.