şükela:  tümü | bugün
  • hafiza i beser nisyan ile maluldur sözünün örneklerindendir. 1993 yılında 33 askerin sivil kıyafetle nakli sırasında şehit edilmesi olayıdır.

    biz unuttuğumuzdan şemdin sakık ben orada değildim diye hatırlamamıza neden olmuş utanma duygusu demek ki tam kaybolmadığından hürriyet gazetesi o katliamdan sağ kurtulanlar ile konuşmuştur.
    http://www.hurriyetim.com.tr/…1@nvid~624457,00.asp#

    konu ile ilgili olarak

    (bkz: mavi carsi katliami)
    (bkz: basbaglar katliami)
    (bkz: pkk nin eylemleri)
    yada
    (ara: pkk)

    linkler kaymış.
    http://webarsiv.hurriyet.com.tr/…5/08/31/694561.asp
    http://webarsiv.hurriyet.com.tr/…5/08/31/694562.asp
  • pkk nin 93 yılında ilan etmiş olduğu ateşkesin bozulması manasına gelmiş insanlıkdışı bir olaydır..öldürülen askerler silahsızdır..müsebbibi şemdin sakık tır..örgüt içerisinde öcalan ile iç iktidar mücadelesine girmiş olan şemdin sakık ın yaptıgı bu eylemden apo habersiz oldugunu defalarca dile getirmiştir..hatta üzerine bir de analiz yapıp; eger bu olay gerçekleşmemiş olsaydı, ve özal ölmemiş [veya öldürülmemiş] olsaydı o sene barış olabilirdi demiştir..olayın müsebbini dogrularken kimselerin masum gösterilmeye çalışıldığının olmadığını da belirtelim.

    kimsenin içerisinde ne tür katliamların oldugunu bilmediği pkk gibi bir örgütün en kirli şahsiyetlerinden olan şemdin in örgüt içerinde gerçekleştirdiği katliamların yanında bu 33 askerin öldürülmesi şemdin in kanlı bir nişanesi olarak insanlık tarihine kapkara bir şekilde yazılmıştır..
  • pkkdan tiksinmek için sahip olduğumuz milyon tane sebepten sadece bir tanesi.

    eğer mideniz sağlamsa
    http://www.hurriyetim.com.tr/…1@nvid~624457,00.asp#
    linkinden katliamdan sağ kurtulmuş olan gazinin anlattıklarını okuyabilirsiniz.

    böylece delik deşik edilmiş parçalanmış cesetlerin altında kalarak kurtulmuş bir gazinin nasıl bir psikolojiyle hayatına devam etmeye çalıştığını anlayabiliriz.
    sağ kurtulmuş er, “şu arkadaşım vardı, dönünce sevdiği bir kız vardı onunla evlenecekti, öldürülmeden önce bana bakışı halen gözümün önünden gitmiyor” diyor.
    insanın ölene kadar böylesine bir vahşeti unutması mümkün mü. şimdi böyle bir katliamda ölen için mi daha çok üzülürsünüz sağ kalan için mi?
  • silahsız insanların öldürülmeleri en büyük suçlardan biridir. bu asker de olsa, kürt köylüsü de olsa fark etmez.
    savunmasız insana silah dogrultulmaz.
    (bkz: 33 kursun)
  • olayın arkaplanı şudur: pkk ateşkes ilan etmişti ve bu ateşkese uyuyordu. aradan bayağı zaman geçti. derken hükümet sınırlı bir af planı hazırladığını açıkladı. bu plana göre alt düzey pkk kadroları af kapsamına alınacak ama üst düzey liderler af kapsamı dışında bırakılacaktı. bu planın açıklamasından hemen bir veya iki gün sonra bu katliam gerçekleşti.
  • benim üzerimde, atatürk gibi bir sağduyu ve mantık insanında menemen deki kubilay olayını duyduktan sonra ona "menemen' i yakın." emri verdiren etkiyi yaratan..bünyemde öfke ve nefret hisleri oluşturan..herşeyden önce bu duygularımdan utanmamama yol açan elim, vahim, hiçbirimizin unutmaması, unutturmaması gereken olay..asker ölür..bu askerin işinin bir kısmıdır..ancak bu olay özellikle bizim kurtulanların ağızlarından o günü okuduktan sonra gözlerimizin dolmasını sağlayanlarla tanımlanabilir..üstüste yığılan sivil, silahsız askerler ve o yığın arkadaşlarının altında sağ kalan ama kalmamış olmayı dileyen askerlerle..insanın insana hatta -kendileri kabul etmeselerde- kendi vatandaşlarına yapabildiklerini göstererek insanın tüylerini diken diken eden olaydır..halimize üzülürken başka halleri de düşünmemiz gerektiğini hatırlatan kabustur..bütün bunların yanında, bir toplumdan veya soydan değil, terörden nefret etmeye neden olması gereken olaydır..
  • insanlık dışı olduğuna kimsenin şüphesinin olmadığı bu olayı yine ve yeniden okurken akıllarda olması gereken soru işareti ise "acep neden yıllar sonra yeniden manşetten bu haberi okumak zorunda kalıyorum?" gibi bir soru olmalıdır..hatta bugünlerde kürtler ile alakalı okunan her habere böyle yaklaşılmalıdır kartel medyada yer alan..keza dünyayı ajitatif gazetelerden takip etmek zorunda kalan kürtler için de aynı koşullar sıfır fark ile geçerlidir..

    mehmed uzun hiçbir terör örgütünden herhangi bir tehdit almamışken günlerce "teröristler tarafından öldürülecekler listesinde bir kürt aydını var" diye yırtınmak gibi bir görev medyaya neden düşüyorsa bu malum insanlık dışı olay da o nedenle tekrardan okutturuluyor bizlere.."okumak istemiyorum" demek istiyorsun ama okumamak gibi bir seçeneğin yok..sana zorla ait ettirilen savaşlara aidiyet hissetmek zorunda kalıyorsun..birilerinin yapacağı kirli savaşa zemin hazırlanırken pay almaktan kurtaramıyorsun zihnini ve düşüncelerini..

    ve sonunda; okuyorsun.. çünkü kılıçlar yeniden kınından çekilmiş vaziyette..okuyorsun çünkü yönlendirilmelisin..yıllardır içinde biriktirilmiş olan nefret közleri tekrardan alevlenmeli; ki savaşa karşı sesler kısılsın..irade gösterdiğinde karşılık bulamayasın ve bu çirkin hesapları yapan "elleri silahlı" düşman kardeşlerin hesapları net olsun..eksinler milliyetçilik tohumlarını hasatını savaşırken almak adına..

    ellerinde silahlar olanların hesapları için ölen ve acı çeken "sen" veya "öteki" kümesinin elemanları çoğalırken "böyle katliamları artık istemiyoruz" derken sesin daha bir tiz çıkmaya başlıyor..ufalanıyorsun..belki de körsün; elinde bir silah ile dağlarda gezinirken kendini bulabileceğin gibi kendini birilerine işkence yaparken de bulabiliyorsun..

    "söz" ün hala dinlenebileceği umudunu naif bir şekilde dile getirmekten başka çaremiz yok..esefle..

    the answer is:

    blowin in the wind (bkz: #5860177)
  • bingöl katliamı veya diğerleri**** gündeme geliyor diye feryat figan edenler, bu konuyu gündeme getirenleri insanları birbirlerine düşman etmekle suçlayanların, bundan tam 62 yıl önce olmuş, sorumlu generalin hapis yatmasıyla sonuçlanmış ve kürt sorunu ile direkt bağlantısı olmadığı halde demagojisi halen yapılan 33 kurşun olayının peşini bırakmamaları çok manidardır.

    (bkz: #6440526)

    tam 62 sene önce olmuş, sorumluları hapis yatmış ve hapiste ölmüş (kurtuluş savaşına katılmış bir generaldir kendisi) olan bir olayı bugün halen gündemde tutmaya çalışanların, halen hiçbir faili yakalanmamış ve 2 gün öncesine kadar sözlükte bahsi bile geçmemiş bingöl katliamının gündeme gelmesi sebebiyle rahatsız olması ne kadar da ilginç.

    bu jargon ne kadar da, "şerefsiz basın herşeyi yazmayın" diyen zamane faşistlerinin laflarına benziyor. üstelik, pkk'nın televizyonu roj tv'de mehmed uzun'un röportajını izleyip, buraya aktarıp, "aaa, siz halen kartel medyasını mı takip ediyorsunuz ?" diye ayıplamak da ne ola ki ? demek ki, kartel medyası, bozuk saatin bile günde bir kere doğru saati göstermesi gibi iyi bir iş yapmış, o da başkalarının işine gelmemiş.

    ayrıca bizim götümüzde başımızda bombalar patlarken sen halen, "aman imdatlar olsun, ait olmadığım bu savaşta, zorla aidiyet hissettiriliyorum" diyorsan, sen zaten aitsin bu savaşa, sadece bomba atmıyorsun siyasi kanattasın demektir.

    bingol katliamıkerhen de olsa kınayıp, sonra da tekzip yayınlar gibi "öyleydi böyleydi" diye kıvırmak ne büyük ayıp. zoruna giden varsa kimse kınamasın zira orada ölen askerlerin bu ikircikli "tuh yazık oldu" kıvamında acımalarına ihityacı olduğunu sanmıyorum.

    (bkz: yilanin en kotusu cevresiyle ayni renkte olanidir)
  • 25 mayıs 1993 yılında 33 askerin sivil kıyafetle nakli sırasında şehit edilmesidir. galiba bugün 14. yılına giriyoruz…

    bir bebeğin kafasına ateş edebilecek kadar, her şeyi bıraktım vicdan yoksunu olan ve ellerindeki kanın hâlen soğumadığı kişilerin katliâmı. daha birkaç zaman önce ankara’yı kana bulayanların, unutulmayan, unutulmayacak katliamıdır da kendileri.

    33 kişinin bir anda canına kıyıyorsunuz. evet, bu rakama elbette ki döneceğim. hangi vicdan sahibi çıkıp da bu eylemi savunabilecektir? hayır, bunu savunabilecek bir nesil düşmanca tavırlarla yetiştirildi ve kolektif bilinçdışı’nda oluşan bu nefreti görmek için çok şeye gerek yok. bir miktar internette geziniyor olmak yetiyor.

    bunca nefreti elbette körükleyen şeyler var. sadece “zaten amerika bu kürtleri kullanıyor hâfız” ya da “avrupa birliği bunları fişfişliyor hacı” gibi söylem ve söylevlerle bu konu açıklanamaz.

    devlet ya da belleğimdeki diğer adıyla “karakamu” da elbette ki bu konuda belirleyici olmuştur. ancak bundan “devlet mi gidip söyledi onlara 33 kişiyi öldürmelerini?” derse birisi, zannımca peşinen hatalı olacaktır sözü ama yine de bunu dillendirebilir.

    hayır, devlet hiçbir zaman onlara: “gidin 33 kişiyi öldürün ve katil olun” dememiştir ama “bir devletin bunların olmasına zemin hazırlayacak işler yapması” ya da “zemin hazırlayacak şeyleri görmezden gelmesi” de hatalı değil midir? bence sonuna kadar hatalıdır ve sorun da burada başlıyor zaten. “insan” unsuru hiçe sayılıyor, sayılmaya devam ediyor.

    olayı bir de: “zaten apo emir vermedi, şemdin verdi” diyerek ‘masum gösterme’ ya da pkk veya apo ekseninde meşru kılmaya çalışılması da, hafif yollu midemi kaldırmıyor değil.

    olaydan sağ kurtulan “osman partal” ile yapılan röportajdan bir alıntı:

    trabzonluyum. iki minibüsteki toplam 50 askerden biriydim. van-özalp’teki birliğime gidiyordum. yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. galiba telsizle konuşuyordu. şemdin sakık, şimdi hürriyet'te yayımlanan açıklamalarında ‘eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. yalan söylüyor. çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat şemdin sakık açtı. toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. omzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘arkada, geliyor’ cevabını aldı. iki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. yani bizi bekliyorlardı. gece yarısına kadar teröristlerle yürüdük. mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘tc ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız' dediler. saat 01.00 sularıydı. sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. şemdin sakık nereli olduğumuzu sorup, doğulu-batılı diye bizi iki gruba ayırdı. sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. dağda koşar adım yürümeye başladık. bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. toplam 300 kişiydiler. bir köye gittik. kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. kimi terörist evlere gidip istirahat etti. bir ahıra soktular bizi öldürmek için. sonra vazgeçtiler. tekrar yürümeye başladık. sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. bir ırmaktan geçerken su içtik. dağ yoluna çıktık. davranışları sertleşti. durdurdular. saat 03.00 sıralarıydı. yolun kenarına dizilmemizi istediler. kol kola girip sıklaşmamızı istediler. yanımdaki arkadaşıma ‘devrem bizi vuracaklar’ dedim. tir tir titriyordum. kalaşnikof, bixi ve kanvasların emniyetlerini açtılar. sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. taramaya başladılar. dizime bir mermi isabet etti. vurulanlar üzerime düşüyordu. kafamı koruyordum. hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. altı yedi arkadaşım sağdı henüz. diğerleri paramparçaydı. can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler… su istiyorlardı. ‘anne, anne’ diye bağırıyorlardı. öldüğümü zannediyordum. kendimi çimdikledim, ölmemişim. devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım. ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. beyin, ayak... yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. kan kaybediyordum. asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki elmalı karakolu'na gittim. olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. helikopter, tanklar geldi. şehitleri aldık. olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. yani silahsız erlerin her biri için 50 mermi kullanmışlardı…

    - - -

    uzun zaman sonra edit: eğer ki bu olayların içerisinde, bahsedildiği gibi devletin açık ya da gizli parmağı var olsa bile, bu durum, yani devletin belirleyici olma unsuru halen kendisini koruyor demektir. süper ileri görüşlüyüm.