1. kesinlikle şirinlik kumkuması gibi farzedilemeyecek korkunç hastalık. "ayh bipom geldi.. mani dönemi ya çok neşeliyim bu ara" diyen gerizekalı oksijen israfı insanlara da ne dense az. biponu siksinler allah'ın malı..
  2. bir bayan arkadaşımın da içinde bulunduğu hastalık. bir anları diğerine uyuşmuyor.
  3. zaman zaman duygu durumunun değişmesine yol açan hastalıktır. ani depresyona ve ileri safhada paranoyaya sebep olabilir. kalıcı tedavisi yoktur ancak ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir.
  4. bir anları bir anlarıyla uyuşmayan insanlar bipolar değildir, yalancı ve özenti ve kaltak olabilir ama bipolar değildir.

    kelime oyunu yarışmasının sunucusunun tabiriyle: " bipolar değil o"
  5. hafif düzeyde yaşanmayan rahatsızlık...

    yahu moda oldukça gelip gelip insanlar karaktersizliğini bu rahatsızlığa bağlayarak bi de burda kendini rezil ediyor eyvallah..neyse eğer siz belirli aralıklarla hastaneye gidip, lithium düzeyinizi ölçtürüyorsanız.yani dil-tarih coğrafya mezunu teşhis koyması zaten yasak ve komik olan psikolog arkadaşınız değil de doktor olduktan sonra psikiyatri ihtisası yapmış bir uzman sizin teşhisinizi koymuştur. siz bipolarsınız.

    geri kalanlarınız daha öncelerde de dediğimiz gibi yalancı, özenti, kaltak vs. olabilir..ama yanlış başlıktasınız amk..
  6. etiyolojisine dair bir açıklama transactional analysis (ta) pratiğinden gelsin.

    sadece bipolar bozukluğun kökenindeki unsurlara ilişkin güzel açıklamalar getirdiği için değil, ta’nın bireyler arasındaki etkileşime dair sebep-sonuç / etki-tepki kurgusunda izlediği mantık silsilesi de hoşuma gittiği için bu konuya dair bir metni paylaşmak istiyorum. ayrıca, uzun yıllardır artık kuzey amerika'da popüler kültürün yaygın kabul gören bir parçası haline gelmiş olmasına rağmen bizim buralarda pek tanınmayan "ta" yönteminin türkiye'nin de popüler kültürüne dahil olmasını arzu ediyorum için için zira gerçekten de insan ilişkileri konusunda konuşurken diyaloğu oldukça kolaylaştırıcı ortak bir zemin sunuyor ve bireyler arasındaki iletişime sağlıklı bakmayı sağlıyor.

    aşağıda, thomas a. harris’in “i'm ok you're ok” adlı kitabından bipolar bozukluk ile ilgili bir bölümü elim, dilim döndüğünce çevirmeye çalıştım. bire bir çeviri değildir, türkçe meali gibi düşünmek daha doğru olacaktır. eksik, kusur görürseniz lütfen uyarınız, düzeltmeye çalışırım.

    ta’nın kendine özgü bir kavram dağarcığı var ve konuyu sağlam kavramak için evvelemirde buna aşina olmak gerekiyor. yine de ta ile tanışmamış olanlar bazı detayları kaçırsa da amacım yaklaşımı göstermek. ve unutmayalım ki bu kitap 1967 yılında yayınlanmış. dsm-ii’nin yayınlanmasından hemen bir yıl önceki o tarihte bipolar yerine manik-depresif teriminin kullanıldığına, bugünün politik doğruluk gibi cenderelerin o günlerde pek sıkıntı yaratmadığına, teşhis ve tedavi önerilerinin de bilimin o dönemde geldiği noktayı temsil ettiğine ve bugün bu görüşlerin ve yöntemlerin önemli ölçüde terkedildiğine dikkat çekmek isterim.

    bir iki kısa not daha: froydiyen analiz bireyi izole halde [terapi kanepesine tek başına yatırıp] incelerken transactional analysis, isminin de ipucu verdiği üzere, bireyin çevresindeki diğer bireylerle etkileşimini [transaction, alışveriş, etkileşim] çözümlemeye odaklanıyor. nasıl ki freud benliği id, ego ve superego şeklinde üç katman olarak tanımladıysa, ta yöntemi de üç katmanlı yapıyı koruyor ve bunlara psikanalizle mukayese imkanı tanıyan id – child [çocuk], ego – adult [yetişkin] ve superego – parent [ebeveyn] karşılıklarını veriyor. bu üç terimi benliğin katmanları olarak kastedildikleri yerlerde orijinal ingilizceleriyle kullanacağım ki cümle içinde özel isimlermişçesine metinden ayrışsınlar. öte yandan, sözünü ettiğim bu teknik anlamlarıyla kullanılmadıkları yerlerde ebeveyn, çocuk ve yetişkin kelimelerini türkçe olarak kullanacağım.

    ta yönteminde iki kişi arasındaki ideal iletişimi, aklıbaşında olgun insanların konuştukları biçimde, bir kişinin adult katmanı ile diğer kişinin adult katmanı arasındaki konuşma olarak tarif ediyor. yani ben sana saat kaç diye soruyorum sen de bana saat beş diye cevap veriyorsun; gayet net bir iletişim. misal, seninle aramızda arızalı bir iletişim ilişkisi olsa ve ben sana saat kaç diye sorsam ve sen de dönüp bana saatini mi kaybettin gibi bir cevap versen, bu söz alışverişi adult-adult düzleminde değil senin en üst katmanın olan parent düzlemin ile benim en alt katmanım olan child düzlemim arasında cereyan ediyor olurdu. sana efendi gibi saati soruyoruz ama sen bir anda ebeveyn tavrını takınıp beni çocuk yerine koyuyorsun ve azarlar gibi saatimi kaybedip kaybetmediğimi soruyorsun.

    bir de kitaba ismini veren i’m ok, you’re ok matrisi var. icq'dan bu yana aşina olduğumuz ok kelimesi burada bireyin iyi bir ruhsal dengede olması, barışık bir psikolojik homeostatis pozisyonunu bulmuş olması anlamına geliyor. her şey yolunda mı sorusuna verilen “ok/okey” cevabı gibi düşünebilirsiniz.

    kitabın ana fikri, bebekken ve çocukken o kadar acizizdir ki o minnacık beynimizle bile sezgisel olarak kendimizi “not okey” pozisyonunda görürüz ve bize bakan, her ihtiyacımızı karşılayan ebeveynlerimizin de sırf bu bize karşı inayetleri nedeniyle “okey” olduklarına, yani düzgün ve güvenilir insanlar olduklarına kanaat getiririz. bir kişisel gelişim rehberi olarak da kabul edebileceğimiz bu kitap, yetişkin bireyleri takılıp kaldıkları çocukluk [yani, not okey] konumundan kurtarıp hem kendileri hem de karşılarındaki kişiler itibarıyla [“i’m ok, you’re ok”] “ben de okeyim sen de okeysin” bak işte ikimiz de makul mantıklı insanlar olabildik, oh ne güzel şıkıdım dedirtmeyi amaçlıyor ve bu amaca yönelik bir takım zihinsel donanım gereçleri ve yordamları sunuyor.

    şimdilik ta yönteminin altyapısıyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar olsun.

    .

    gelelim pırasanın faydalarına:

    .

    *** manik-depresif kişilikte periyodik bloklama* ***

    değişmez, ısrarlı, sabit bir ebeveyn’i [parent], sabit bir çocuk’u [child] veya kişiliğinin diğer iki ögesini dışlayan sabit bir ebeveyn [parent] barındıran bir kişi çevresinde olup biten olaylara oldukça yeknesak ve öngörülebilir biçimde tepki verir. bu koşullar altında duygudurumu da sabit kalır.

    çoğumuz, p-a-c sistemimizdeki her bir ögenin düşüncelerimiz ve davranışımıza yaptığı katkıya göre ruh hali değişiklikleri yaşarız. bazı günler okeyizdir, bazısında da değilizdir. o yönde bir çaba gösterirsek, kendimizi iyi veya kötü hissettiren sebepleri genellikle keşfedebiliriz. bazen bu sebepleri, zihinsel radarımızın tarama alanının dışında kaldığı için veya şimdimizdeki herhangi bir spesifik uyaranla ilişkilendiremediğimizden göremeyiz. pek çok kişi mevsimlerin değişmesiyle birlikte ruh hallerinde de değişimler yaşar. yılbaşı sezonunun, sıklıkla depresyona yol açtığı gözlemlenmiştir. noel yortusu döneminde hastaneye yatırılanların sayısındaki keskin artış bunun açık bir göstergesidir.

    sonbahar mevsiminin gelmesi pek çok kişiye mutluluk olarak yansır; okula geri dönüş şarkıları yeniden çalınır ve kalem kutularının, okul koridorlarının, mumlu boyaların kokuları heyecan vericidir. tıpatıp aynı kokular başkalarında depresyona yol açar. her şey, o erken dönem okul yıllarında bireylerin başından neler geçtiğine, o ortamda neler olup bittiğine bağlıdır. [zihnimize kazınan] eski plak kayıtlarının çoğu, hepimizin deneyimlediği bu “yüksek” veya “alçak” irtifalı duygudurumlarına uygun havalar çalarlar. net olarak kelimelere döküp tanımlayabilmemiz güç olsa da, ruh halimizdeki değişimleri ilk bakışta görmemizi engelleyen örtüyü, adult’ımız tarafından birazcık içsel sorgulamayla kaldırabiliriz. çoğumuz üzgün duygulardan sıyrılabilmeyi başarırız zira adult komponentimiz komuta makamında oturmakta ve davranışlarımızı [dış dünyanın gerçekliğiyle] uyumlu bir dengede tutmaktadır. ruh halindeki değişimlerin ekstrem ölçülerde seyrettiği ve adult’ın kontrol edemediği abartılı davranışlara yol açan bir rahatsızlıktan söz edecek olursak; bu rahatsızlık öyle ileri boyutlarda tezahür edebilir ki bazen adult’ımız sadece davranışımızı denetlemekten aciz kalmakla kalmaz, aynı zamanda ruh halimizdeki değişimlerin sebeplerini keşfetmeyi de başaramaz.

    bu rahatsızlık durumu manik-depresif kişilik yapısında kendini gösterir. manik-depresif bir kişi, periyodik olarak ruh halinde aşırı keskin ve açıklanamayan kaymalar yaşar. manik, ya da yüksek faz boyunca öfori içindedir, dünyanın zirvesindedir, enerji doludur. bu fazda geveze ve saldırgan bir tablo çizebilir. sanki içindeki child komponenti onunla birlikte kaçıp uzaklaşmaktadır. bu dönemde, parent’in kısıtlayıcı bir etkisi görülmez. kişi asla yanılamayacağı, hata yapamayacağı hissine kapılır. bir ilgi nesnesinden bir diğerine yönelir. bir an için hazzını belli bir etkinliğe odaklamışken başka ve ondan daha riskli bir mutluluk vesilesi bulduğu anda o etkinliği terkeder. sanki kendisine karşı giriştiği bu zevk çılgınlığı yarışında ne kadar ileri gidebileceğini test ediyor gibidir. ancak sorun şuradadır ki kendini çok iyi hissetmesine rağmen, benliğinin adult komponenti arızalıdır veya kontamine olmuştur/kirlenmiştir ve davranışı gerçekçi değildir. başkalarına karşı ukalalık taslayabilir, ve ekstrem durumlarda, fiziksel güç kullanılarak dizginlenmesi veya hastaneye yatırılması gerekebilir. nihayetinde, çıktığı o platodan “aşağı” iner ve tutarlı, stabil bir faza geri döner ve bu dönem oldukça uzun sürebilir. bu süre boyunca, davranışları gerçekçidir ve dış dünyayla uyumlu bir manzara sergileyen adult’ın kontrolü altındadır.

    sonra, bir zaman gelir, hiç farkında olmadığı bir sebepten ötürü bir ekstrem depresyon döneminin için gömülür. öncesinde bünyesinde dengeyle koruduğu “okey” hali nasıl ki gizemli bir biçimde ortaya çıkmışsa aynı gizemlilikle ortadan kaybolur. hayat ona bomboş görünür. enerjisi gitmiştir. benliğinin parent komponenti, devredışı kaldığı onca zaman boyunca biriktirdiği bunaltıcı eleştirileri ve geçmişteki eziyetleriyle birlikte çıkagelmiştir. manik-depresif bireyi, gündelik yaşamlarında yüksek ve alçak duygudurumları yaşayanlardan ayıran, bu ruh hali savrulmalarının açıklanamaz olmasıdır. bir de ruh halindeki bu gelgitlerin bir başka belirgin özelliği periyodik olmaları ve mükerrer olmaları, yani zaman zaman nüksedici nitelikleridir.

    manik-depresif döngüler boyunca zihinde nasıl bir mekanizmanın çalıştığını anlayabilmek için öncelikle hem manik fazın bireyi her şeye muktedir hissettiren doğasını hem depresif fazda ruhu kaplayan değersizlik hissinin, child komponentinde kayıt altına alınan duygular olduğunu anlamak esastır. bunların her ikisi de parent komponentine kazınan* kadim kayıtlara yönelik tepkilerdir. her iki fazda da içsel diyaloğun vektörel yönü parent-child [suçlayıcı ebeveynden sorumsuz çocuğa doğru] şeklindedir. depresif dönemde, parent, “çocuğu azarlayıp tepesine binmektedir” ve manik dönemde parent, çocuğun aşırılıklarına alkış tutmaktadır.

    her türlü duygunun analizinde olduğu gibi, bidayetteki ilk etkileşimin* ne olduğunu ve ne mahiyette olduğunu sormak elzemdir. manik-depresif kişilikte, sıklıkla güçlü ve bazen de boğucu derecede otoriter bir ebeveyne ve bu ebeveynin evladına verdiği emirlerin ve tanıdığı müsaade çerçevesinin çelişkili yapısına rastlarız ki ebeveyn ile etkileşimin her anının çok erken dönemden itibaren kayıt altına alındığını ve ilk kayıtlara ilişkin izlerin önemini, kişiliği belirleyici özelliklerini biliyoruz. jean piaget’nin gözlemlerini temel alırsak, yaşamının ilk iki yılında küçük bireyin içindeki adult komponentin, muhtemelen bir sebep-sonuç ilişkisi sistemini inşa etme gayretiyle meşgul olduğunu söyleyebiliriz. bu kritik dönemde, bir takım kafa karıştırıcı tutarsızlıklar ve çelişkiler yoğun bir biçimde ortaya çıkarsa, çocuk pes eder ve nedensellik denen mantıksal yapıyı zihninde kavramsallaştırma (neresinden tutarsam tutayım bana anlamsız geliyor) gayretinden cayabilir. onun yerine, başına gelenleri bir olay-nesne ilişkisi olarak ele almaktan vazgeçip, yaşamın karşısına çıkardığı deneyimleri doğrusal zaman çizgisine yerleştirerek [bütün olayları sadece zamanın bir işlevi olarak görerek – yeterince beklersek yağmur yağar, beklersek güneş açar, gibi] anlamlandırmayı tercih edebilir.

    manik-depresif birey, tıpkı ilk başta olduğu gibi, olup bitenlerin zihninde bıraktığı tortuyu, şahsi ruhsal zirvesi veya dip noktası olarak bildiremez. içinde bulunduğu ruh hali, şu anda da geçmişte olduğu gibi önceden kestirilemez niteliktedir zira onu cezalandıran ve onu öven ebeveynleri de davranışları önceden kestirilemeyen [yani tutarsız] insanlardır. freida fromm-reichmann, manik ve depresif salınımlar gösteren bir kişinin, kural olarak, büyük tutarsızlıkların gölgesinde yetiştiğini belirtmiştir. küçük bireyin içindeki adult komponent, ebeveynlerinin sergilediği periyodik yanar döner değişimleri anlamlandıramaz ve içindeki adult, görev makamını terkeder. ancak gitmeden önce son bir gayretle içinde bulunduğu evrenle ilişkisine dair anlamlı bir pozisyon formüle etmeye çalışır: “ben okey değilim [orası belli zira kendini beslemekten aciz küçücük çocuk okey konumuna erişebilmek için okey olduklarından emin olduğu ebeveynlere muhtaç] ve senin okey olup olmadığından hiç emin değilim.” öte yandan, bu çocuk, hayatın gerçeklerine dair “artık bir şeyler olmaya başlasın” veya “bütün iyi şeylerin bir sonu olmalı” gibi sezgiler geliştirmeye başlar. kendi kendine söylediği şey şudur: “önceden aynen böyle olmuştu ve bundan sonra da yine aynısı olacak.”

    geçmişte güzel hatta çok güzel şeylerin vuku bulduğuna dair kayıtların manik fazda bellekten çağrılarak yeniden oynatıldığı [replay] gerçeği, ebeveynin (genellikle anne çünkü ilk iki yıl boyunca bebeğin yaşamındaki en etkili kişi odur) hakikaten de fevkalade fiziksel ve zihinsel okşamalara ve onaylayıcı tavırlara ek olarak evladının kafasını allak bullak eden reddedişleri de eşzamanlı olarak sunduğunu ortaya koymaktadır. bu annenin çocuğa yönelik tepkileri öncelikli olarak çocuğun hareketlerinden kaynaklanmaz. daha ziyade kendi ruh halindeki savrulmalar veya kişiliğindeki dramatik değişimlerle ilintilidir. annesinin belli bir yapıda insanken periyodik aralıklarla tamamen zıt yapıda bir insana dönüşmesi karşısında iki yaşındaki bir oğlanın neler olup bittiğini anlamlandırabilmesinin ne kadar zor olacağını bir düşünün. bu tür değişimlerin temelinde birkaç farklı sebep yer alabilir. bunlardan biri alkolizmdir. annenin kafası “yüksek”tir. çocuğunu kucaklar, okşar, çığlık attırıncaya kadar gıdıklar. birlikte, masanın etrafında elim sende oynarlar. çocuğu havalara fırlatıp tutar. çocuk evin kedisini kuyruğundan tutup salladıkça anne ellerini çırpar ve çılgınca kahkahalar atar. tekerlek gibi dönen hayat harikadır!

    ardından, anne sızıp uyur. saatler boyunca küçük oğlan terkedilmiş bir halde kalakalır. karnı açtır. duygusal olarak boşluktadır. anne gitmiştir. okşamalar artık yoktur. bütün bunları yeniden nasıl geri getirebilecektir? bu sorunun cevabını bilemez. daha sonra, sarhoş anne mide bulantısı ve başağrısıyla uyanır. o sırada çocuğu görmeye bile tahammül edemez. çocuk yaklaşmaya çalıştıkça onu iter ve kendinden uzaklaştırır. çocuk ağlaya ağlaya annesine yönelir. anne çocuğa vurur. peki ne olmuştur? çocuk, yaşına uygun bir sezgisel muhakemeyle ben ne yaptım da böyle oldu, diye kendine sorar. halbuki birkaç saat önce ne kadar iyiydik. şimdi ise her şey ne kadar kötü. uyuyuncaya kadar zırlaya zırlaya ağlar. ertesi gün olur. anne içki içer ve kafası tekrar iyi olur. haydi bakalım, buyrun buradan yakın. dün akşam kötü geçti. şimdi her şey yeniden güzelleşti. ve tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki her şey tabii ki bir kez daha kötüleşecek. sebebini bilmiyorum, fakat zaman içinde her şey değişir. her şey fevkalade güzeldir (manik) ve fevkalade kötüdür (depresif). fevkalade [terrible] sıfatı her iki durumu da betimlemektedir zira çocuğun deneyimlediği gerçekliğe göre değişim aniden gelecektir, topyekün olacaktır ve önceden kestirilebilmesi mümkün olmayacaktır.

    ebeveynlerin başka rahatsızlıkları da bu tür kaymalara yol açabilir; örneğin uyuşturucu madde bağımlılığı, dinsellik (dinsel ve mistik konulara hayatın diğer tüm cephelerini dışlayacak kadar aşırı ölçüde takıntı) veya psikoz halleri. ya da anne de manik-depresif kişilik yapısına sahip olabilir. gün içindeki duygudurum döngüsü, illa ki alkole yönelik tepkiler olmayabilir; daha ziyade kendi çocukluğundan kalma bellek kayıtları yüzeye çıkmakta ve o da bunları evladı nezdinde yeniden üretmektedir. mani-depresyon tablosunun aileden gelme bir özellik olduğu söylenir. (bkz: bunlar babadan oğula nesil herhalde)

    az önceki örneğin ışığında sonraki nesillere nasıl aktarıldığını görmek mümkün. kafa karıştıran bu tür ortamlarda, çocuğun benlik algısına dair sezgisel olarak idrak ettiği “okey değilim” pozisyonu daha da pekişir. çocuk kendini bu olumsuz pozisyondan kurtarmak için de ebeveynini yatıştırmak, gönlünü almak üzere tavizler vermek gibi bir stratejiyi benimseyebilir. okey olabilirim ama bu bazı şartlara bağlı. ancak bu şartlar, artık her neyseler, asla tutarlı olmamakta, sabit kalmamakta ve sürekli olarak değişmektedirler (dün akşam kediyi kuyruğundun tutup savurduğumda gülümsedi ve beni kucakladı. bu sabah da aynı şeyi yapınca bu kez beni dövdü). zaman içinde çocuk büyüdükçe bu tür tutarsız tepkiler pekişir. çocuk “kötü” kelimeler kullandığı için şiddetle cezalandırılır; fakat o akşam sarhoş babasını poker partisindeki arkadaşlarına bu kelimeleri kullanarak fıkralar anlattığını işitir. baba, bu kez oğlundan bu (daha önce kullandığı için ceza aldığı) küfürleri bir de amcalara söylemesini ister ısrarla.

    manik-depresif kişilik yapısı, bu sebeple, büyüme çağı boyunca bireyle birlikte bireyin benliğinde gelişen adult komponentini, ebeveynlerinin onaylama veya azarlama tavrı karşısında bir sebep-sonuç ilişkisi sistemini inşa ettiği erken dönemde süreçten tamamen dışlamış bir kişide karşımıza çıkar. (yani, büyüme çağı boyunca, onu olgun insan gibi davranmaya teşvik edecek ve bilhassa ebeveynlerinin ödül/ceza ikilemi karşısında makul pozisyon almasına destek olacak kilit unsur devrede değildir.] erken yaşlarından itibaren, bu onay veya azar olgusu en sık biçimde karşımıza oral yoldan ödüllendirmeler veya ödül inkarları [sonuçta onlar da bir tür ceza] şeklinde çıkmaktadır. manik-depresif kişilik yapısına sahip bir yetişkin bireyin duygudurumu manik fazın “hayat çok zengin” hissi ve depresif fazın “hayat bomboş” hissi arasında, periyodik bir döngüyle savrulacaktır.

    duygudurum bozukluklarına ilişkin tüm sorunların tedavisinde olduğu gibi, benliğin adult komponentini duyguları yakından incelerken devreye almak ve adult’a “neden?” sorusunu sordurmak gerekir. manik-depresif kişiliğin tedavisindeki en büyük zorluk, çocuğun çok erken yaşta “neden?” sorusunu sormaktan vazgeçmiş olması ve bu soruyu bir daha asla sormama kararını esasen hayatını daha o ilk döneminde vermiş olmasıdır. fromm-reichmann, manik-depresiflerin “doğru gözlemler yapma yeteneğinden yoksun olduklarını, içe dönük gözlem ve idrak için gerekli ilgi eksikliği, erken yaşta bu becerileri geliştirmeye yönelik eğitim eksikliği ve bu alanda yetenek eksikliği çektikleri”ni belirtmektedir. bu tür gözlemlenebilir özellikler, işte o erken yaştaki vazgeçme kararının sonuçlarıdır. tedavi, adult’ın bir zamanlar terkettiği sevk ve idareden sorumlu makam koltuğuna geri oturtulmasını ve nedensellik ilişkileri kurma görevini yeniden üstlenmesini sağlamayı içermelidir. benliğindeki adult ve child komponentleri arasındaki sınır ortadan kalktığı için birey tamamen duygularına teslim olmuştur. bu nedenle, hastaya sıklıkla yatıştırıcı (manik faz için) veya antidepresan (depresif faz için) ilaçlar vasıtasıyla veya elektroşok tedavisiyle destek vermek gerekmektedir. [dikkat! bu kitabın 1967 tarihli olduğunu unutmayalım. bugün kabul görmeyen bu tedaviler o tarihlerde altın standart niteliğindeydi.]

    child komponenti teskin edilip yatıştırıldığında, adult düzgün işlev görmeye başlar ve bu “açıklanamaz” ruh hali savrulmalarının sebeplerini keşfetmeye başlaması için birey, gerekli desteği almaya açık hale gelebilir. başlangıçta, child komponenti, “başkalarının” insafına kalmış iken şimdi bu birey kendi eylemlerinin övgü veya azar tepkisinin kendi eylemlerinden kaynaklanabileceğin kavrayacak bir idrak düzeyine ulaşır. bugün aldığı övgü veya azar tepkileri çocukluk çağında aldığı kadar yoğun derecede olmayabilir – yani övgü manik uçuş ve azarlama da depresif yerlerde sürünüş hallerine yol açmayabilir – fakat bu birey artık yaşamdaki deneyimlerin (depresif dönemde olduğu kadar manik dönemde de yakasını bırakmayan) önceden kestirilememesinden mütevellit genel kaygı durumundan kurtulmuştur. şükür.

    .

    ve bu da ingilizce özgün metin:
    --- spoiler ---

    periodic blocking-out in the manic-depressive personality

    a person with a constant parent, a constant child, or a constant adult, which exclude the other two parts of the personality, responds to events around him in a fairly fixed and predictable way. his mood remains constant, too.

    most of us have mood changes as each part of our p-a-c makes its contribution to our thinking and behaviour. some days we feel ok and some we don't. usually, if we try, we can discover the reason why we are 'up' or 'down'. sometimes the reasons are elusive or do not seem to be related to any specific signal in the present. many people experience mood changes along with the change of seasons. the holiday seasons frequently produce depression, as is clearly illustrated by sharply increased hospital admissions at christmas.

    the coming of the autumn season produces elation for many people as the old back-toschool tapes replay and we 'smell again' the exciting odours of pencil boxes, oiled floors, and crayons. these same smells may produce depression in others, depending on what happened in those early school years. many old recordings replay to produce the 'highs' and 'lows' we all experience. though elusive, these reasons for mood changes can usually be uncovered with a little inquiry by the adult. most of us ride out the sad feelings and enjoy the good, because the adult remains in charge and keeps our behaviour appropriate. there is a condition in which these mood changes are extreme and produce exaggerated behaviour over which the adult has no control. the adult not only is unable to control behaviour, it is also unable to discover the cause of the mood change. this condition is found in the manic-depressive personality. a manic-depressive person periodically undergoes severe and unexplainable shifts in mood. in the manic, or high, phase he feels euphoric, on top of the world, and full of energy. he may be talkative and aggressive. it is as if his child is running away with him. the parent does not seem to have a restrictive influence in this phase, and the person feels he can do no wrong. he jumps from one object to another, spending his elation in one activity, only to drop it for another even more risky joy, as if he is, in a sense, testing how far he can go in his pleasure binge. the problem is that, although he feels great, his adult is impaired, or contaminated, and his behaviour is not realistic. he may become obnoxious to others, and in the extreme, he may have to be restrained or hospitalized. eventually he 'comes down' and resumes what seems to be a stable period which may continue for a long time. during this time his adult is in control of his behaviour, which appears to be realistic and appropriate.

    then for no reason of which he is aware he sinks into a period of extreme depression.the ok has disappeared as mysteriously as it appeared. life seems empty, his energy is gone, and his parent has returned with stored-up criticisms and old oppressions. again the adult is impaired, and the person is immobilized in his depression. the manic-depressive differs from others who experience ordinary everyday highs and lows by the fact that these mood shifts seem to be unexplainable. also these mood shifts are periodical and recurring.

    to understand what is operating in the manic-depressive cycles it is essential to understand that both the omnipotence of the manic phase and the unworthiness of the depressive phase are feelings which are recorded in the child. both are responses to archaic recordings in the parent in either phase the internal dialogue is parent-child. in the depressive stage the parent is 'beating on the child', and in the manic stage the parent is applauding.

    as in the analysis of all feelings, it is essential to ask, what was the original transaction? in the manic-depressive personality we frequently find a strong, if not overbearing, parent, which contains contradictory commands and permissions recorded very early - probably, on the basis of piaget's observations, during the first two years of life - when the adult in the little person is first engaged in working out a system of cause-and-effect. at this crucial time if there are overwhelming inconsistencies and contradictions, the child may give up on an intellectual elaboration of the structure of causality (it doesn't make sense any way i took at it) and may instead come to regard what happens to him as a matter of time instead of the relationship of objects and events. the manic-depressive individual cannot report what precipitated either his high or his low, as was the case in the beginning. his mood is as unpredictable now as it was then, because the punishing and praising parents were unpredictable. freida fromm-reichmann noted that a person who shows manic and depressive swings was, as a rule, brought up under the shadow of great inconsistency. the adult in the little person could not make sense of the periodic changes in his parents, so the adult abdicated, leaving with a final attempt at formulating a position: i'm not ok and i'm not sure about you. the child did come to recognize, however, that 'it's about time for something to happen' or 'all good things must come to an end'. they did then; they will now.

    the fact that there were good things, very good things, which replay in the manic phase, would seem to indicate that the parent (usually mother, since she was the most influential person in the first two years) did, in fact, provide great stroking and approval in addition to crushing rejection. her response to the child was not primarily related to what the child did, but to her own shifts in mood or dramatic changes in personality. consider how difficult it is for a two-year-old boy to understand what is going on when mother shifts periodically and totally from one kind of a person to another kind of a person. a number of reasons can account for this kind of change. one is alcoholism. mother is 'high'. she cuddles and strokes him and tickles him until he screams. she plays tag with him around the table. she throws him in the air. she claps her hands and laughs hysterically as he swings the cat by the tail. wheel life is glorious! then mother passes out. for hours the little boy is abandoned. he is hungry. he is empty. she is gone. the stroking is gone. how can he get it back? what happened? he doesn't know. later she wakes up sick. she can't stand the sight of him. she pushes him away. he cries and comes to her again. she hits him. what happened? what did he do? it had felt so good. now it's so bad. he screams himself to sleep. tomorrow comes. mother is high again. here we go. last night it was bad. now it's good again. and of course it will get bad again. i don't know why, but in time-, everything will change. it's terribly good (manic) and terribly bad (depressive). terrible describes both states because of the experienced reality that change will come suddenly, totally, and unpredictably.

    other conditions in the parents produce these kinds of shifts - drug addiction, religiosity (excessive, excluding, mystical religious preoccupation), or psychosis; or, mother may have had a manic-depressive personality, responding not to alcohol, but to old recordings, which she is now reproducing in her youngster. manic-depression runs in families. it is easy to see how it is transmitted. in confusing settings such as these the child's not ok was magnified. possible salvation was seen in trying to placate the parent: i can be ok if. but the if kept changing. (last night when i swung the cat by the tail she smiled and hugged me. this morning i did it again, and she beat me.) as the child grows older these kinds of inconsistent responses are reinforced. the child is severely punished for using 'bad' words; but that night he hears his drunken father regale the boys at the poker party with tales of his boy's four-letter prowess, finally calling on the youngster, insisting (against the prior injunction) to 'tell uncle harry the joke you told'.

    the manic-depressive personality thus can be seen as a person whose developing adult was shut out of the early process of constructing a system of cause-and-effect with relation to parental approval or rebuke. since in the early years this approval or rebuke was demonstrated most frequently by oral gratifications or denials, the mood swings of the manic-depressive grownup also are related to the 'life is rich' feeling of the manic phase and the 'life is empty' feeling of the depressive phase.

    as in the treatment of all emotional problems it is necessary to engage the adult in the examination of feelings and to encourage the adult to ask why? the greatest difficulty in treating the manic-depressive personality is that very early the child gave up asking why, in fact decided never to ask again. fromm-reichmann notes that manic depressives have a 'lack of ability for correct observations, a lack of interest, early training, and talent for introspective observation and understanding'. these observable traits are products of the early decision. treatment consists in returning the adult to its once-abdicated executive position with regard to causality. since the boundary has broken down between adult and child and the person is overwhelmed by feelings, it is often necessary to give the patient assistance through the administration of either tranquillizing or antidepression drugs, or electric shock therapy. once the child is calmed, the adult begins to function and can be helped to uncover the reasons for his 'unexplainable' mood shifts. in the beginning the child was at the mercy of 'them'. now the person can come to recognize that what he does can determine praise or rebuke. the praise or rebuke he receives today may not be as intense as that which he received in childhood - praise may not produce the manic high or rebuke the depressive low - but he is free of the extreme anxiety of unpredictability, which is present even in the manic phase.

    --- spoiler ---

    .
  7. pek sevgili ekşici. dünyayı sevmiyorum ben. sözlüğü de sevmiyorum, çünkü tıpkı dünya gibi, buranın da çoğunluğu mallardan oluşuyor. internet denilen zararı faydasını katlamış melun icatla aram hiç iyi değil ve bana sorarsan kötünün iyisi de gene burası, yıllardır bi derdim olunca anlatmaya kalkıştığım iki yerden biri burası ve bu derdi burada anlatacağım. çünkü bu seninle ilgili bir dert, ve üşenmeyip yazacağım; bir tane mala neden mal olduğunu anlatabilsek o bile başarı. büyük başarı.

    senin ve bu internet denilen naneye sahip olan çoğunluğun en büyük sorunu, her boku bilmek. biz senin zamanlarındayken internetimiz yoktu, tanrıya bunun için minnettarım. psikolojiye merak sardığımda bir okulun şahane kütüphanesinden faydalanabilecek kadar şanslıydım ve yaklaşık iki senem onlarla geçti. ebenin amı gibi kaynaklar afedersin, hepsi de bilimsel kaynaklar, romanlardan-hikayelerden bahsetmiyorum. bu ülkede görebileceğin en iyi, en uzman psikiyatristlerden birini tanıdım, kilinikleri, en ağırından en hafifine bir sürü hastayı gördüm. psikiyatriyi sevmem de nefret etmem de o dönemlerle ilgilidir, bir sürü hekimle cevap veremedikleri tartışmalara girdiğim halde bu işin beni aştığını, pek çok kişiyi aştığını anlamam da öyle.

    ama sen her boku bileceksin tabi, senin işin bu. başlıkta bir kişi gelip bipolarım deyince sen altına on kişi girip söveceksin, hem de iki satırlık götümden ifadelerle. çünkü bu işler senden sorulur. ne bipolarsın, ne bi yakının var, ne de hekimsin ama gene de senden sorulur. kusura bakma, sana gereken saygıyı göstermeyi öğrenemedik. 375 yazının 6'sını ben yazmışım, sen bile bi sik bilmediğin halde kaç tanesini yazmışsın, geri kalanın çoğunu da "özentilik bu, bunların amına koyayım" diyenler oluşturuyor ama sen hala bi tane yazı gördün mü "ekşide herkes bipolar mk" diye zırlıyorsun. senin istatistik bilimini isyan ettiren algını da sikeyim. senin gibiler yüzünden çocuk yapamıyoruz, ödümüz patlıyor ya böyle olursa diye.

    bu hikaye seni aşar, sevgili mal. ama sen de artık bu hikayenin bir parçasısın ne yazık ki, ve ben sana bu hikayenin neresinde olduğunu söyleyebilirim, bu kadarını yapabilirim;

    şimdi gerçek bir hastayı düşün. (hem mal diyorum hem de düşünebildiğini varsayıyorum. ben de malım; maldan ümit kesemiyorum.) senin değerli fikirlerine göre kim gerçekten bipolar bozukluk hastası ise onu düşün. bu hastamız bir psikiyatriste gidiyor ve bu teşhisi alıyor. o teşhisi koyan kişinin bu konuya hakim olmayabileceğine kafan basıyor mu? o hekimin işin teorisinde ömür çürütmüş bile olsa pratiği hakkında hiçbir fikri olmadığını kafan basıyor mu? bipolar bozukluk teşhisinin nasıl konulduğunu biliyor musun? hastalık bulguları olarak sayılan şeylerin neye dayandığını biliyor musun? mr çekip lezyon görmeye benzemiyor bu sevgili mal. ağızdan çıkanlara bakıyor bu iş. konuya birazcık hakim bir insanın istediği doktordan bu teşhisi alabileceğini biliyor musun? yanlış teşhisin olası sonuçlarını kestirebiliyor musun? hayatları boyunca kendini en hafif tabirle "tuhaflaştıran" ilaçlar kullanmak zorunda kalan, fayda göreceğim diye zararın kralını gören insanlara rastladın mı hiç? fikir sahibi olduğun şeyin ciddiyeti hakkında bir fikrin var mı acaba?

    hikayemize dönelim. bu insan doktora gitti ve bu teşhisi aldı. o doktorun hastaya sende bipolar bozukluk var dışında bir bilgi verdiğini sanıyor musun? çoğu bunu bile söylemiyor, ilacı yazıp yolluyor hastasını. şimdilerde işlerin farklı yürüdüğünü söyleme bana, en son bir hastaneye gittiğimde hasta kayıt bölümüne beyaz önlük giydirilmiş bir hasta oturtulmuştu, bunu da bana hasta hakları ofisindeki memur, şikayetim üzerine kliniği aradığında telefondaki kahkahaları bittikten sonra bizzat kendisi söyledi. yani bana sağlık sektörünü anlatma. psikiyatride özel/pahalı tedavi trajedisine ise zaten hiç girmiyorum.

    artık her türlü bilginin internette arandığı bir dünyada, sen bu hasta ne tür bir hasta olduğunu hekimlerden mi öğreniyor sanıyorsun? hayır canım. geliyor bu başlıkta senden öğreniyor. adamın zaten duygudurum bozukluğu var, ve bir insanda en kolay etki edilebilir şey duygudur; bu adamın duygularının ne olacağını sen söylüyorsun. bu rahatsızlık akılla ilgili bir rahatsızlık değil, gerçeklik sorunu yok hastanın, ama ileri vakalarda böyle bir sorunun gelişebileceğini duymuşsundur, neden biliyor musun? işte senin gibi mallar yüzünden. bu adam zaten sorunluyken senin gibi koduğumun pervasız malları yüzünden artık on kat sorunlu oluyor. derdimin ne olduğu hakkında artık bir fikrin var mı bilemiyorum, istersen senin sevdiğin kalıplarla, senin anlayacağın şekilde özetleyeyim;

    yazma ananı bacını sikeyim yazma.
    dayanaksız fikirlerinin amına koyayım, yazma.
  8. bilen bilmeyen hakkında yazıyor. yazmış birisi "halk arasında duygudurum bozukluğu ile karıştırılan hastalıktır."

    hani insanın zorla ağzını bozuyorsunuz

    gerizekalı al ne kadar kırmızı ise bipolar bozukluk da o kadar duygudurum bozukluğu...
  9. depresyon, mani yada hipomani epidozlarıyla seyreder. bir kez geçirilmesi yeterlidir.
  10. bu hastalıktan müzdarip kişilerin, bırakın kahve yapmayı yataktan çıkamadıkları depresif sabahlarda, kahve** yapıp yatağına getirecek bir hayat arkadaşına sahip olmaları elzemdir. depresif zamanlarda kahve iyi gelir. yalnız bir bardaktan fazla tüketilmemelidir. maniye yatkın olunan zamanlarda ise çay, kahve, kola hatta çikolata içinde kafein içerdiklerinden tüketilmemelidir.

bipolar bozukluk hakkında bilgi verin