şükela:  tümü | bugün
  • merdan yanardağ'ın 2007 mayısında çıkmış kitabı. tam adı: "bir abd projesi olarak akp, yeni muhafazakârlığa, liberalizme ve akıl tutulmasına itiraz"dır. akp'nin nasıl kurulduğunu, kuruluş amacının ne olduğunu pek bir güzel anlatır. okunması tavsiye edilir.

    ~

    "...gücünü, kendisini iktidara taşıyan iç dinamiklerden çok, batı'dan, abd'den, daha kapsayıcı bir kavramla ifade edersek eğer, emperyalizmden alan akp'yi incelediğim bu kitap, aslında 2000'ler türkiye'sinin de bir öyküsüdür. batı'ya yaslanarak iktidar alanını genişletme stratejisi izleyen akp'yi ortaya çıkaran ekonomik, tarihsel, toplumsal ve uluslararası koşullar; bu partinin ideolojik-politik kaynakları; örgütsel yapılanması; entelektüel ortamda yaşanan liberal kirlenme; türkiye-avrupa birliği ilişkileri; akp, ab ve küreselleşme karşısında aydınların ve solun tutumu; toplumsal ve entelektüel planda yaşanan akıl tutulması; aydın ihaneti; türban tartışması üzerinden yürütülen kuşatma; gop, ılımlı islam, abd ve yeni muhafazakârlar (neo-con'lar) ile akp arasındaki derin bağlar, bu kitabın belli başlı temaları arasında yer alıyor..." (bir abd projesi olarak akp, sayfa 9)

    (...)

    "...akp; abd tarafından geliştirilen "büyük ortadoğu projesi" ve "ılımlı islam" siyasetinin bir ürünü, washington'da tasarlanmış ve ankara'da yürürlüğe konulmuş politik bir projedir.

    simdi bu tezi biraz daha açalım. amerikan dışişleri ve istihbaratının önde gelen ortadoğu, türkiye ve islam uzmanlarından graham fuller'in, 1990'lı yılların ortalarından beri "ılımlı islam" projesi üzerinde çalıştığı bilinir. fuller, ortadoğu'daki anti-amerikan radikal , islamcı akımları önleme ve geriletmenin yolunun, laik sistemleri desteklemekten değil, aksine radikal islamcı partileri küresel kapitalist sistem içine çekecek ve özlerini dönüştürecek bir yaklaşımı benimsemekten geçtiği tezini yıllardır savunur. fuller'e göre batılıların, islam ülkelerinde laiklik konusundaki ısrarının hiçbir anlamı yok. çünkü ona göre islam dünyasında laikliğin tarihsel ve kültürel temelleri bulunmuyor. laiklik, batı-hıristiyan kültürüne özgü bir olgudur. ayrıca, müslümanların günlük yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları abd'nin stratejik çıkarlarını da hiç ilgilendirmez. önemli olan sey, bu ülkelerin ya da örgütlerin antiamerikan bir niteliğe sahip olmamasıdır. o da ancak, ılımlı bir islami modeli geliştirmekle mümkündür. bu çerçeveden bakılınca, fuller'e göre, fransız ekolünü izleyen laik türkiye "başarısız" bir örnektir. laiklik nedeniyle islam dünyasından, onları etkileyemeyecek ölçüde uzaklaşmıştır. ancak, yine de önemli bir laik birikime ve demokratik geleneğe sahiptir. bu durumda bir "ortalama" alınabilir.

    örneğin; amerikalı strateji uzmanlarından dinesh d'souza da, daha 1995'te yazdığı bir kitapta, "biz islam köktendinciliğini dönüstürmeli, onları liberallestirmeliyiz" demektedir. işte alınmak istenen bu "ortalama", ılımlı islam'dır.

    fuller, 2000 yılında türkiye hakkında yaptığı "şasırtıcı" bir yorumda aynen şunları söylüyor: "türkiye, yakın bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe. kökleri geçmişe dayanan ekonomik kriz, iktidardaki koalisyon (bülent ecevit liderliğindeki 57. hükümet'ten söz ediyor) partilerinde büyük deprem yaratacak. fazilet partisi'nden kopan bir grup ılımlı islamcı, geniş tabanlı bir siyasi oluşuma gidecek. bazı etkin siyasetçiler, partilerinden istifa ederek bu yeni oluşuma katılacak. yeni oluşum kar topu gibi büyüyüp gelişecek. türkiye'de yakın gelecekte ılımlı islamcılar iktidara gelecek. ılımlı islamcıların yanında islami söylemlere ters düşmeyen ılımlı sol bir parti de meclis'e sokulacak." (aktaran: prof. dr. ümit özdağ, yeniçağ gazetesi, 29.4.2004)

    ne demeli? yukarıdaki satırlar bir "analiz" olmanın çok ötesine geçmiyor mu? fuller, sizce de tasarlanmış, bağlantıları kurulmus ve bir ihtiyat payı bile bırakmaya gerek duymayan kesinlikteki bilgilerden (buraya dikkat, 2000 yılından söz ediyoruz) hareket etmiyor mu? eğer fuller bir falcı değilse, yeryüzünde bu kesinlik ve şaşmazlıkla ortaya konulan baska bir siyaset öngörüsünün örneği var mı? çünkü, bu öngörüdeki her şey neredeyse gerçekleşmiş durumda.

    erdoğan'in gizli abd görüsmeleri
    kıdemli gazeteci turan yavuz'un mart 2006'da çıkan son kitabı "çuvallayan ittifak", akp'nin washington'da nasıl projelendirildiğini, daha doğrusu başlangıçta iç dinamiklere dayalı olarak gelişen bu hareketin abd tarafından nasıl kontrol altına alınarak yönlendirildiğini kanıtlarıyla ortaya koyuyor, gizli ilişkilerin perde arkasına ışık tutuyor. bugüne kadar karanlıkta kalan bir dizi gizli görüşmeyi aydınlatıyor. turan yavuz'un ulaştığı ve kitabında yer alan bilgiler, yukarıda yaptığım analize tartışılmaz kanıtlar sunuyor.

    öykü, akp'yi iktidara taşıyan 3 kasım 2002 seçimlerinden önce recep tayyip erdoğan'ın abd ziyaretiyle baslıyor. ocak 2002'de gerçeklesen bu ziyarette erdoğan, abd'nin o dönemdeki savunma bakan yardımcılarından ve yeni muhafazakâr hareketin önderlerinden "karanlıklar prensi" diye tanınan richard perle ile gizli bir görüşme yapıyor. erdoğan, gayri resmi nitelikteki bu gizli buluşmada, başta ırak konusu olmak üzere, abd'nin küresel siyasetlerini destekleyecekleri yönünde güvence veriyor.

    washington'da, 10 yılı milliyet'in temsilciliği olmak üzere 18 yıl gazetecilik yapan turan yavuz, abd-akp ilişkilerini deşifre eden bir dizi gizli randevuyu ve görüşmeler zincirini yer, tarih ve hatta saat vererek anlatıyor. elinizdeki kitabı baskıya hazırladığım mart 2007'ye kadar on baskı yapan söz konusu kitaptaki bilgiler, ilk baskının üzerinden bir yıl geçmesine karşın yalanlanmıyor.

    turan yavuz'un ulaştığı bilgilere göre; cüneyd zapsu, erdoğan'ın daha başbakan olmadan washinton'un etkin kişileriyle ilişki kurmasını 'çizmeli adam' lakabıyla tanınan grenville byford adındaki arkadaşı kanalıyla sağlıyor. zapsu'nun byford'la dostluğu ise davos toplantılarına dayanıyor. boston'da "birahaneler kralı" olarak ün yapan ve daha sonra "şirket stratejileri" danışmanlığıyla tanınan byford ve eşi orit gadiesh, bu gizli ilişkiler yumağının önemli bir unsurları olarak karşımıza çıkıyor. gadiesh, iş çevrelerinin saygın dergisi forbes tarafından 'dünyanın en güçlü 91. kadını' seçilmis bir yahudi. israil'li bir generalin kızı ve ayrıca hem israil'in eski başbakanlarından simon peres'in baldızı hem de onun en yakın danışmanlarından biri. daha 17 yasındayken israil genelkurmay başkanı'nın askeri istihbarat biriminde asistan olarak çalışma hayatına başlamıs (bkz. turan yavuz, çuvallayan ittifak, destek yayınları, mart 2006 ankara, 1. baskı, s. 126-131).

    daha 3 kasım 2002 seçimlerinin tarihi belli değilken, bu tarihten tam 282 gün önce, akp liderliği dışında herhangi bir resmi sıfatı yokken erdoğan ve ekibinin abd'de yaptığı görüşmelerin seyri şöyle gelişiyor:

    "recep tayyip erdoğan washington'a ayak bastığında gündemi yüklüydü (...) önce stratejik araştırmalar merkezi csis'te bir konuşma yapacak ve washington bürokrasisinin karşısına çıkacaktı. "daha sonra washington'da oturan ve yönetim üzerinde türkiye uzmanları olarak söz sahibi olan eski cia yetkilisi graham fuller, eski ankara büyükelçisi morton abramowitz, türkçeyi neredeyse bir türk kadar iyi konusan ve refahyol hükümetinin (refah partisi-doğru yol partisi koalisyonu) kurulmasında rol alan henri barkey gibi uzmanlarla başbaşa yemekler yenecekti. bunun yanısıra, cia'in düsünce kurulusu olarak anılan rand corporation ve lehman brothers aracılık kurumu yetkilileri ile görüşülecekti. son olarak da american jewish congrees (amerikan yahudi kongresi) [amerikan yahudi komitesi] yetkilileri ile tanışacak ve ortadoğu, türk-israil ilişkileri konusunda görüş alışverişinde bulunacaktı." (turan yavuz, a.g.e., s. 46)

    kuskusuz abd yönetiminden, ocak 2002'de washington'a gelen ve hiçbir resmi sıfatı olmayan erdoğan'la resmi temas kurması beklenemezdi. çünkü, kısa bir süre önce dönemin türkiye basbakanı bülent ecevit abd'ye bir ziyaret gerçeklestirmisti. iste bu noktada, zapsu'nun dostları byford ve esi gadiesh, erdoğan için washington yönetimi adına hareket eden ve "şahinler" grubunda yer alan richard perle ile gayri resmi bir görüşme ayarlıyordu.

    "washington'a geldiklerinin ertesi günü, bir pazar sabahı, erdoğan, cüneyd zapsu, turhan çömez ve ömer çelik'ten oluşan ekip ikiye ayrılıyordu. turhan çömez ve ömer çelik o pazar sabahı washington'da turistik bir gezinti yaparken, recep tayyip erdoğan ve cüneyd zapsu, çizmeli adam ile birlikte, richard perle'ün washington-maryland sınırındaki chevy chase mahallesi'nde bulunan üç katlı evinin yolunu tutuyordu." (turan yavuz, a.g.e., s. 48)

    bu gizli buluşmada irak savaşının mimarlarından perle, erdoğan'a abd'nin ortadoğu'ya bakışını anlatıyor, irak'ta 21 saddam rejimine son verileceğinin altını çiziyordu.

    "görüşme ve kahvaltı uzun sürdü. perle gizli görüşmede özellikle erdoğan ve partisinin abd'ye bakışını, avrupa birliği konusundaki düşüncelerini, iktidara gelmeleri durumunda imf ve dünya bankası'na ve abd'nin önde gelen mali sermayesine nasıl yaklaşacaklarını, kıbrıs ve ırak konusundaki düşüncelerini, kürtleri, diğer azınlıkları ve türkiye'nin islam'a bakışını öğrenmeye çalıstı." (turan yavuz, a.g.e., s. 50)

    erdoğan da soru bombardımanına tutulduğu bu kahvaltılı buluşmada, abd'nin ırak konusundaki tutumunu desteklediğini söylüyor, perle'e kendisinden söz ediyor, lideri olduğu akp hakkında bilgi veriyordu.

    "perle, akp'nin iktidara geldiği durumda, ortadoğu'da washington'un sorunlu olduğu birçok ülkeye ılımlı islam modeli ile 'örnek' teşkil edeceğini ve bush yönetiminin bu konuya çok önem verdiğini anlatmaya çalıstı." (turan yavuz, a.g.e., s. 51)

    bu ilk ziyaret sırasında üst aşamaya tasınan ilişkiler sürdürülecek, 3 kasım 2002 seçimlerinde milletvekili olamayan erdoğan, daha sonra tekrar washington'a gidecekti. erdoğan, ikinci ziyaretinde de resmi bir sıfat taşımıyor, sadece akp genel başkanı olarak temaslar yapmayı planlıyordu. ortaya yine zapsu'nun davos'tan arkadası byford çıkıyor ve erdoğan'ın akp genel başkanı sıfatıyla abd baskanı george w. bush'la görüşmesini sağlıyordu.

    bush'un davet mektubunu 3 aralık 2002'de ankara'ya getirenler ise dönemin abd savunma bakan yardımcısı ve yeni muhafazakâr hareketin önde gelen isimlerinden paul wolfowitz (daha sonra dünya bankası başkanı oldu) ile abd'nin eski ankara büyükelçilerinden mark grossman'dı. türkiye'den washington'a gelen bilgiler (çoğu abd'nin doğrudan yaptığı arastırmalara dayalıydı) akp'nin iktidara yürüdüğünü gösterdiği için, onlar da erdoğan ve ekibiyle üst düzey temas kurmaktan yanaydı. çünkü, daha erdoğan'ın istanbul belediye başkanlığı sırasında abd büyükelçisi ve başkonsolosu sık sık kendisiyle görüşüyordu. abd yahudi lobisinin önde gelen isimleri de erdoğan'la istanbul'da gizli görüşmeler yapmıştı.

    "örneğin, daha akp kurulmadan önce abd'nin önde gelen yahudi kuruluslarından anti defamation league (adl) başkanı abraham foxman, sadece erdoğan ile görüsmek üzere istanbul'a gelmişti." (turan yavuz, a.g.e., s. 119)

    ama artık seviyeyi biraz yükseltmek gerekiyordu. işte bu nedenle erdoğan ikinci kez washington'a davet edilecek ve yine hiçbir resmi sıfatı olmamasına karsın dünyada örneği pek görülmeyen bir protokolle beyaz saray'da ağırlanacaktı.

    "erdoğan o akşam kaldığı otelde paul wolfowitz ve marc grossman tarafından ziyaret ediliyordu. amerikalılar görüşmenin samimi bir ortamda ve 'gayri resmi' olmasını istemişlerdi. bu yüzden cüneyd zapsu durumu idare etmek adına otele onlarla birlikte gelen washington'un türkiye büyükelçisi faruk loğoğlu'nu görüşmeye almamıştı. büyükelçi loğoğlu otelin lobisinde beklemişti.

    "amerikalıların, görüşmelerde not tutulmasını istememeleri ve resmi hükümet kanalından bir temsilcinin bulunmamasını istemelerinin asıl amacı, erdoğan'ı ertesi günkü beyaz saray görüşmesine hazırlamaktı. wolfowitz ve grossman, görüşmeler sırasında nasıl bir tavır takınılacağı konusunda bir takım bilgiler verdiler. bush'un neler duymak istediğini, erdoğan'ın da neler anlatması gerektiğini söylediler." (turan yavuz, a.g.e., s. 158)

    yalanlanmayan bilgilere göre ilk bush-erdoğan görüşmesi böyle hazırlanıyor ve gerçeklesiyordu. kendilerine seçim kazandıran iç dinamiklere güvenmeyen akp liderleri, iktidarı tam olarak fethetmenin yolunun washington'dan geçtiğini düşünüyor ve bu güce yaslanarak politik projelerini hayata geçirebileceklerini tasarlıyorlardı. bu nedenle erdoğan ve ekibi, gayri resmi görüşme niteliğindeki bu üst düzey buluşmalarda, washington'a egemen olan yeni muhafazakârlara akp adına, "abd politikalarını her alanda destekleyecekleri" yönünde güvence veriyordu..." (bir abd projesi olarak akp, sayfa 14-21)
  • artık rafa kaldırılmış olandır. akp'ye geçmiş olsun diyor, bir sonraki amerikan procelerine bakıyoruz artık.
  • abdurrahim karslı'nın artı1'de dillendirdiği iddia. daha doğrusu abdurrahman dilipak'ın iddiası. deniz baykal'ın abdullah gül'ün yerine aslında cumhurbaşkanı olacağı, ama tembel olduğu için gül'e teklif edildiğini filan gibi iddialar var. zaten biliniyordu da akp'ye yakın biri tarafından malumun ilanı diyelim.

    “ak parti bir proje partisidir”

    abdurrahim karslı: yok yineleyeyim. bir grup gazeteci arkadaş, bizim de kurucu arkadaşlarımız ile birlikte benim evimi ziyarete geldiler. yemek yedik, sohbet ettik. sohbet esnasında, bizim medya ve tanıtımdan sorumlu genel başkan yardımcımız şeyda açıkkol, bir soru sordu. dedi ki gazeteci ve hazırda olan arkadaşlara;

    "1- ak parti ile ilgili düşünceniz nedir bu gelinen noktada?

    2. biz yeni bir parti kurduk merkez parti ile ilgili ne düşünüyorsunuz?" diye...

    orada muhtelif arkadaşlar vardı, demin yukarıda ismini söylediğim ak parti'ye çok hizmet eden, fikir babası, halen içinde olan, çok müdafaa eden gazeteci yazar, benimde eskiden beri tanıdığım, düşünce insanı olarak bildiğim abdurrahman dilipak da vardı. hatta benden yaşça büyük olduğu için ben ona ağabey diye hitap ederim. o da orada vardı. bu soruya mukabil işte insanlar fikrini söylerken o da fikrini söyledi. dedi ki "ak parti bende bunu çokta yazdım” dedi, “saklamaya gerek yok her yerde de bu mevcut” dedi. “ak parti bir proje partisidir" dedi. “ne projesi” dediler. "bir tarihte, 90’lı yıllarının başından sonra küresel güçler, emperyalist güçler bunun içinde abd ingiltere israil falan türkiye'ye gidip gelmeye başladı. bizlerle de görüşmeye başladı. ‘niye gelip gidiyorlardı?’ dediler. bundan sonra türkiye'de siyasal islamcılar ile birlikte çalışmak istiyoruz. çünkü yükselen trend siyasal islam. çünkü, erbakan hoca ve ekibi gittikçe yükselen trendde puan almaya başlamış. biz sizinle çalışmak istiyoruz biz anlaşma yapalım” yani kendi anlattı.

    cem özer: neden erbakan hoca madem yükseliyor onunla anlaşma yapmıyorlar?

    abdurrahim karslı: erbakan hocaya teklif etmişler. hatta bunu da söyledi. “o kabul etmedi” dedi. yani nasıl bir anlaşma? anlaşma şu:

    1. biz sizi iktidara taşıyalım.

    2. sizi iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim

    3. size gerekli finansal destekleri getirelim.

    cem özer: yani o zaman kabul ediyor ameliyatı. memleketi üzerinde kendine yana olursa ameliyatı kabul ediyor...

    abdurrahim karslı: tabi.

    cem özer: ben memleketin üzerinde ameliyat yaptırmam derken, o zaman yaptırıyor.

    “erbakan’a teklif ettiler kabul etmedi”

    abdurrahim karslı: demiyor tabi. yani erbakan hoca bunları kabul etmiyor. ama erbakan hocanın ekibi şimdi ak parti'yi kuranlar bunu kabul ediyor. bunun içinde de tayyip bey ve abdullah bey var. “bende vardım” dedi o müzakere ekibinin içinde. hatta insanlar orada garip garip bakınca orada huzurda olan ali bulaç bey de vardı gazeteci yazar. “ali bey'in de haberi var o da biliyor bu ekibi.” dedi. sonra biz bunları yapalım sizden de istediğimiz şu:

    1. israil'in güvenliğini arttıracaksınız önündeki engelleri kaldıracaksınız.

    2. büyük ortadoğu projesi yani sınırların değişmesi.

    3. islam'ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.

    hatta orada dsp'li bir bakanımız vardı aydın tümen onunda ismini söyleyeyim kızmaz inşallah. aydın tümen dönüp bakınca ters ters dedi ki; “kızmanıza gerek yok. sosyal demokratlardan da bu projenin içinde olanlar vardı. o zaman chp'nin başında olan deniz baykal, ona da çünkü cumhurbaşkanlığını verecektik” dedi. “ama o sıra dedi anlaşma gereği hiç çalışmadı gitti sırt üstü yattı. ‘nasıl olduysa anlaştık’ diye, proje bozuldu abdullah bey'e teklif ettik” dedi.

    cem özer: zaten deniz baykal, eğer evet demeseydi siyasi hayatımızda recep tayyip erdoğan daha sonra olacaktı.

    abdurrahim karslı: tam olarak değil aslında. daha değişiği, bu iktidar bir proje iktidarı olduğu için muhalefette bu proje gereği iktidarın destekçisi. dediğiniz gibi meclise girmesi tayyip bey'in deniz bey sebeptir. ama erken seçimi teklif eden de devlet bahçeli'dir.

    cem özer: yani bozalım iktidarı

    bu proje türkiye’yi böler

    abdurrahim karslı: bozalım ve yani o ekonomik bunalımdan siyasi bir bunalım çıkardılar. ak parti iktidarı gerçekten projedir.

    cem özer: tam da çözülmüştü ekonomi…

    abdurrahim karslı: tam da çözülmüştü ekonomi…

    cem özer: kemal derviş geldi, falan filan…

    abdurrahim karslı: birde işler tersine döndü. bunu millet yaşadı. yani bunu abdurrahman bey bunu ısrarla söyledi. “ya ben bunu kaç defa yazdım. zaten türkiye bunu yaşadı.” beni de göstererek dedi ki "o zaman ben bu arkadaşa gittim geldim bir hafta anlattım böyle böyle çalışalım diye bu kabul etmedi. reddetti beni.” doğru. bana göre öyle bir teklif türkiye'nin bölünmesi, islam’ın tahrip edilmesiydi. sırf türkiye'nin değil, büyük ortadoğu projesi bütün ortadoğu’daki ülkelerin sınırlarının değiştirilmesi, ekonomik imkanların küresel güçlere bağlanması demektir.

    cem özer: peki şöyle bir şey yapmıştır iktidar tamam bunlar bizim oyunumuza gelsin bunlar önümüzü açsınlar sonra biz bunları dediğini yapmayıveririz biter gider...

    abdurrahim karslı: belki öyle düşünmüş olabilirler. ben ne düşündüklerini bilmiyorum ama şunu söyledi abdurrahman bey, dedi ki "bu projeyi diğerleri kabul etmedi, biz ve bu projenin içinde ‘evet’ diyen abdullah bey'le tayyip bey ‘evet’ dedi. bu bir projedir. merkez partinin başarı şansını şimdilik görmüyorum. çünkü proje henüz tamamlanmadı" dedi.

    israil’in önündeki engelleri akp kaldırdı

    cem özer: peki bir şey söyleyeceğim. ama şimdi israil’in güvenliğini önünü açmak diyorsunuz. israil'e en çok kafa tutan ekip. takır takır kafa tutuyor.

    abdurrahim karslı: kafa tutuyor dediğiniz zahiren hal böyle. ama numan kurtulmuş'un da anlattığı bir şey var. bende hukukçuyum sizde hukukçusunuz. biz israil'e kafa tuttuk. ama bütün uluslararası kurum ve kuruluşlarda engelleri önlerinden kaldırdık. bugün kaldırdık. bir sürü kuruluşlarda mesela ortak olamayacağı birçok kuruluşlarda biz veto hakkımızı kullanmadık geldi ortak oldu. israil’deki yasak olan silahların üretimi var mıdır yok mudur filan diye biz tekini istemedik türkiye olarak. ondan da öte biz fiilen de israil önündeki engelleri kaldırdık.

    akp’nin sayesinde israil elini kolunu sallayarak geziyor

    cem özer: nasıl kaldırdık

    abdurrahim karslı: hamas en büyük engeldi biz tahrik ettik ettik israil hamas'ı dümdüz etti.

    cem özer: yani hamas şimdi…

    abdurrahim karslı: efendim akıllı insan ne düşünür. şimdi israil'e karşı iki tane kuvvet var. 1. filistin kurtuluş örgütü 2. hamas.

    filistin kurtuluş örgütü uluslararası camiada meşru organ kabul ediliyor. bir de hamas var. bütün uluslararası camia da şunu terör olarak kabul ediyor. biz bunu tahrik etmek yerine madem bizim sözümüzü dinliyor bizde kuvvetliyiz ağabeyiz, ne der insan siyaseten, siz kendinizi fes edin nasıl olsa uluslararası illegal bir örgüt olarak kabul ediyorsunuz, şu filistin kurtuluş örgütünü iştirak edin. zaten emn sonunda birleştiler. dolayısıyla buna kuvvet verip bununla iştirak etse biz meşru bir organı müdafaa edecektik. biz öyle yapmadık. verdik gazı hamas'a gazze’ye gidiyoruz diye, gidebildik mi? 3 kişi öldürdüler diye binlerce kişiyi israil’e öldürttük. bunu beraber yaşadık. yani ağaç meyvesini verdi diyorum. biz gidecektik oraya ambargoyu kaldıracaktık, mavi marmara gemisi’ni gönderdik insanlar öldü. ne oldu? sonuca bakmamız lazım. one munite demekle bu işler hallolmuyor. numan kurtulmuş'un da ifadesiyle, hukuken önlerini açtık bütün kurum ve kuruluşlarda. önlerindeki engelleri kaldırdık.

    hamas'ı mahvettik.

    mısır'ı darma duman ettik.

    en çok kafa tutan suriye'yi yerle yeksan ettik.

    bunu dışında da ürdün libya hepsi yok şu anda.

    yani israil artık elini kolunu sallayarak geziyor. güvenliğini arttırdık. lütfen ak parti'nin getirdiği neticeyi dinleyin. içerde pkk’yı makbul ve mübarek yaptı. dışarıda da israil’in önünü açtı. islam adına da bir sürü terör örgütü icat etti.”
  • sen soktun sen cikar abd. bunu basimiza sen bela ettin. hemde tee yillar önce daha bu il baskaniyken kancayi attiniz, her türlü destegide esirgemediniz, belediye baskaniyken sayisiz kez ziyaret ettiniz, kolpadan kisa süreligine hapse girmesini bile siz planlamissiniz. yani süre hocaefendilerinide desteklediniz. simdilik ondan kurtulduk ama bu gitmek bilmiyor.
  • formatın viran edildiği sözlükte, kutsal bilgiler içeren bu başlığa rastlamış olmak ne güzel bir histir. henüz çamurlu ayakkabılarla bu başlığa girilip kirletilmemişken bir iki satırlık ekleme de ben yapmak isterim. eklediklerimin doğruluğu ya da yanlışlığı hakkında elinde video kaydı, bilgi ya da belge olan arkadaşlar istedikleri bir cuma günü yayımlayabilirler. aşağıdaki bilgilerin tamamı ahmetdursunarsivi.blogspot.com adlı adresten alınmıştır.

    --spoiler--

    dilipak, akp amerika, israil projesidir.
    aslında erdoğan ve arkadaşlarının abd tarafından siyaseten desteklenmeleri ve yönlendirilmeleri süreci çok eskiye uzansa da, bilinen net ilişkiler 1990'lı yıllarda gün yüzüne çıkıyor.
    akp'nin batı’nın destek, teşvik ve bu ülkelere verilen bir dizi taahhütle kurulduğu yolunda bugüne kadar pek çok haber yayınlandı. üstelik bu iddialar, bugün ortaya atılmadı. daha partinin kuruluşundan itibaren bu iddialar dillendirildi. gündeme getirenler de eski yol arkadaşları idi. yani içinden çıkıp geldiği milli görüş hareketinin lider ve temsilcileri...

    ancak bu iddiaların, abdurrahman dilipak tarafından ifade edilmesi iddiaların ciddiyetini daha da güçlendiriyor. ünal tanık’ın rotahaber’de 16 aralık’ta yayınlanan “çamlıca’daki o villada anlatılanlar” başlıklı yazısı ile yazar abdurrahman dilipak’ın anlattığı bilgilerle su yüzüne çıkan ilişkiler yumağı, dalga dalga bir etkiye sebep oldu. bu iddialar ilk kez duyuluyormuş gibi kamuoyunda yankılandı.

    işte akp'nin kuruluşu böyle oldu.
    dilipak’ın, merkez parti genel başkanı abdurrahim karslı’nın evinde anlattıklarının özeti şu idi:

    batılı ülkeler, 1990’lı yılların başlarından itibaren türkiye’ye sıklıkla gidip gelmeye başladılar ve siyasal islamcı gruplarla, bir takım taahhütler karşılığında yol arkadaşlığı yapmak istediler.

    bu teklif başta, milli görüş lideri necmettin erbakan ve ardından bbp lideri merhum muhsin yazıcıoğlu’na yapıldı. her iki ismin yapılan teklifi reddetmesi üzerine arayışa giren abd, ingiltere ve israil temsilcileri, aynı teklifi bu kez tayyip erdoğan ve abdullah gül’e yaptılar.

    her iki isim aldıkları taahhüt karşılığında desteklendi ve akp kurularak iktidar yolu açıldı.

    abromowitz, beyoğlu ilçe başkanı iken keşfetti
    aslında, batılıların tayyip erdoğan ismi, refah partisi beyoğlu ilçe başkanı olduğu dönemde gündemlerine girdi. daha o yıllarda amerikan büyükelçisi olarak görev yapan morton abromowitz’in dikkatini çekmişti. karşısında, insanlarla kurduğu ilişki, hitabeti ve cesur ifadeleriyle göz dolduran bir lider adayı vardı.

    erdoğan ile abromowitz’in ilk ilişkisine ilişkin bilgiler, halen trt haber’in başında bulunan nasuhi güngör’ün 2001’de yazdığı “yenilikçi hareket” isimli kitabında yer alıyor. iki isim arasındaki ilk ilişki, gazeteci ruşen çakır’ın arabuluculuğu ile kasımpaşa’da gerçekleşti. erdoğan ismi, o tarihten itibaren hep batılı siyasetçilerin gündeminde oldu.

    ruşen çakır 13 yıldır yalanlamadığı kitabı haberimiz çıkınca yalanladı
    ruşen çakır, haberimizde kaynak olarak gösterdiğimiz nasuhi güngör’ün 2001’de yazdığı “yenilikçi hareket” isimli kitabında yer alan bilgiyi haberimizin yayınlanmasından sonra yalanladı. ancak ruşen çakır'ın 13 yıl boyunca yalanlamadığı bu bilgiyi konu bugün tekrar gündeme gelip konjoktür değiştiğinde yalanlaması dikkat çekti.

    diyarbakır abd'nin dediği gibi, bop projesinin yıldızı olabilir.
    benzer iddiaları ergun poyraz da 'takunyalı fuhler' isimli kitabında ortaya atmıştı.

    ancak ruşen çakır, 2010 yılında kaleme aldığı yazısında bu iddiaları direk yalanlamak yerine; "ergun poyraz son kitabı “takunyalı führer”de de hakkımda atıp tuttuğunu duydum ve şaşırmadım. bunun dışında adnan hoca (oktar) grubu ile daha sonra bağımsız türkiye partisi’ni kuracak olan haydar baş ve çevresi de beni yıldırmak için epey uğraşmışlardı. tamamen bağımsız ve olabildiğince objektif bir şekilde, sadece vicdanımı dinleyerek gazetecilik yapmaya çalıştığım için maruz kaldığım bu saldırılar yüzünden onurumun çiğnenmiş olduğunu asla düşünmedim. hatta tam tersine, başıma gelenlerden onur duydum. bugün de aynı durum söz konusudur." ifadesini kullanmıştı.

    rp istanbul il başkanı iken abd, ingiltere ve israil temsilcileri ile şimdilerde gündeme gelen görüşme ve taahhütler tamamlandı. iddiaya göre, erdoğan, 29 mart 1994’de yapılan yerel seçimlere bu destekle girdi.

    bu seçimlerde, daha sonra yapılacak 2002 seçimlerinde olduğu gibi oyların, partiler arasında dağıtılması sağlandı ve erdoğan’ın küçük bir farkla istanbul büyükşehir belediye başkanı seçilmesinin önü açıldı. (rp: 25.6, anap: 24.6, shp: 17.5, dsp: 14.1, dyp: 12.5)

    muhsin yazıcıoğlu, arkamda mafya, çeteler olmadı.
    ibb başkanı olunca kurumsal ilişkiler kuruldu
    erdoğan, belediye başkanı olduktan sonra ilişkiler daha kurumsal bir şekilde yürütüldü. 14 ekim 1996’da erdoğan’ı başkanlık makamında ziyaret eden abromowitz, erdoğan’a, “siz türkiye’nin geleceği için çok önemlisiniz” dedi. erdoğan da, abromowitz’in olumlu ve sıcak bir mesaj getirdiğini söyledi.

    bu samimiyetin nereden geldiğini bilmeyen gazeteler bu görüşmeye ilişkin haberi, “erdoğan’a ilginç ziyaretçi” olarak verdi.

    görüşmenin perde arkasını ise bir dönem yeni şafak gazetesinin haber müdürlüğü görevini de yapan “yenilikçi hareket” kitabının yazarı nasuhi güngör, şöyle anlatıyor:

    “türkiye’nin geleceği için tayyip erdoğan’ı çok önemli gören abromowitz, gittiği her ülkeden kovulan bir isimdi. abromowitz, amerika’mn eski ankara büyükelçisi sıfatına ek olarak, sık sık mossad ajanı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış ırk bilinci yüksek bir amerikan yahudisi olma özelliğini de taşıyordu. abd dişişleri istihbarat ve araştırma müsteşar yardımcılığı görevlerinde de bulunan abromowitz, amerikan istihbarat örgütleri arasındaki koordinasyonu sağlamakla görevliydi.”

    refah-yol iktidarının 28 şubat fırtınası ile yıkılıp gitmesinden sonra, türkiye hem ekonomik anlamda hem de siyasi anlamda bir dizi kargaşa yaşadı. bu sırada erdoğan, “akbil yolsuzluğu davası” gibi kapsamlı suçlamaların bulunduğu dosyalar varken, okuduğu bir şiir bahane edilerek cezaevine gönderildi.

    savaş süzal'ın, akp'nin kuruluşu hakkındaki görüşleri.
    cezaevi, parti kurmak için bir ofis gibi kullanıldı
    oysa erdoğan, cezaevi günlerini, sağlanan ortam sayesinde bir tür kamp hayatı yaşadı. günlük koşturmalardan arınmış olarak yeni parti kurma çalışmalarına odaklandı.

    tayyip erdoğan, 26 mart 1999 günü girdiği pınarhisar cezaevinden, ceza süresini tamamlayarak aynı yılın 24 temmuz’unda çıktı. çıktığında kurulacak partinin örgütlenme çalışmaları il il tamamlanmış durumda idi.

    fp 1. kongresi'nde gelenekçi ve yenilikçi kanatlar arasında yapılan mücadeleden yenilikçilerin adayı abdullah gül’ün mağlup çıkmasından sonra o çatı altında kalmanın bir manası yoktu. (14 mayıs 2000'de yapılan kongrede yenilikçi kanadın adayı abdullah gül 521, recai kutan 633 oy almıştı.)

    önceleri; nato'nun libya'da ne işi var? sonra; tabi ki var...!
    erdoğan: bekleyeceksin ki emr-hak vaki olsun
    artık, bir bahane bularak fazilet partisinden kopmaya sıra gelmişti. çalışmalara hız verildi.

    bu sıralarda hasan cemal, erdoğan ile yaptığı görüşmeyi 4 ocak 2001’de milliyet’teki köşesine taşıdı.

    erdoğan, hasan cemal’e türkiye’deki siyaset tarzına ve siyasetçilere yönelik ağır eleştiriler yöneltiyordu. en ağır eleştiriyi ise o tarihte lideri olan necmettin erbakan’a yaptı:

    “işte bu yüzden parti içinde kalıp mücadele etmek çok zor. hatta imkansız. bekleyeceksin ki lidere emr-i hak vaki olsun.”

    oysa erdoğan ve arkadaşlarının “emr-i hak” vaki oluncaya kadar bekleyecekleri zamanları yoktu. hazırlanan plan yürümeli idi. zaten öyle de yaptılar.

    abd, ingiltere ve israil temsilcileriyle son rötuşlar
    “yenilikçi hareket, türkiye’deki islamcıların öncüleridir” sözleri ile türkiye’de tanınan cıa ortadoğu ve türkiye masası şefi graham fuller üzerinden abd ile yapılan temaslar devam etti. artık partinin kurulma çalışması tamamlanmıştı. 14 ağustos 2001’de resmen kurulacak olan ak parti’nin açıklanmasından bir hafta önce erdoğan’ın üsküdar’daki bürosunda bir görüşme gerçekleşti.

    ingiltere’nin istanbul başkonsolosu roger short ile erdoğan arasında yapılan görüşmenin ayrıntıları, erdoğan’a yakınlığı ile bilinen 8 ağustos 2001 tarihli yeni şafak gazetesinde yer aldı. habere göre, short, “böyle bir partinin kurulması bizi mutlu eder” diyor ve devamında şu ifadelere yer veriliyordu:

    “roger short, "tayyip erdoğan'ın misyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna ise şu karşılığı verdi: "bu parti çoğulcu demokrasiyi benimserse, yeni atılımlar yaparsa bizi mutlu eder. çoğulcu demokrasinin benimsenmesiyle, oy kullananlar isteklerini daha kolay ifade edecekler. bu onları mutlu eder. böylece demokrasinin gelişmesi de bizi mutlu eder."

    türkiye'nin de sınırları değişecektir...
    "fazilet partisi'nin bu şekilde ayrışması konusunda ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine de başkonsolos short, "bu, bizim cevap vereceğimiz bir konu değildir" dedi.”

    israil büyükelçisi: yeni parti politikalarımızla ters düşmeyecek
    peki israil abd ve ingiltere temsilcileri ile görüşen erdoğan, parti kurulma öncesinde israil temsilcisi ile dışa dönük temas kurmadı mı? bu sorunun cevabı da yine “yenilikçi hareket’in 97. sayfasında. dönemin israil büyükelçisi david sultan ile yapılan görüşme şöyle anlatılıyor:

    erdoğan, theodor herzelin mezarında sap gibi duruyor.
    “tayyip erdoğan'ın akp'yi kurmadan önce 18 temmuz 2001'de israil büyükelçisi david sultan'la bir görüşme yaptığı ve ona "yeni oluşacak partinin israil ve abd politikalarına asla ters düşmeyeceği" yolunda garanti verdiği konuşulup yazıldı. bu david sultan, uzun yıllar israil ordusunda görev yaptıktan sonra dışişleri kadrosuna alınan azılı bir islam düşmanıydı...”

    “iki koldan yürüyor” sözü erbakan’ı çok kızdırdı
    saadet partisi genel başkanı necmettin erbakan, ilerleyen yaşına rağmen sesini duyurabileceği her ortamı değerlendirip ak parti’yi ve erdoğan’ı anlatmaya çalıştı. erdoğan'ın ülkeyi borçlandırarak refah içinde gösterdiğini ve esas itibariyle de uluslararası güçlerin oyuncağı olduğunu söyledi. erbakan, kamuoyunda ak parti kaynaklı dolaştırılan, “erbakan hoca akıllı adam. kendi saadet partisinde, öğrencileri de ak parti’de bu ülkeye hizmet ediyor" iddialarına çok net çıkış yapıyor:

    peki erdoğan, bu kadar abd ve israil ile ilişkili de nasıl bu kadar israil aleyhine konuşabiliyor. bu sorunun cevabını da erbakan açık yüreklilikle ortaya koyuyor:

    bu kadar israil aleyhine konuşabildiği için, erdoğan ve ak parti iktidarı iş icraata gelince en cesur adımları atabiliyor. bu tavrı en açık ortaya koyan ise has parti genel başkanı olduğu dönemde numan kurtulmuş oluyor. kurtulmuş’a göre, erdoğan’ın kalbi muaviye diyor, dili ali.

    en zayıf hükümetler dönemlerinde bile kabul edilmeyen israil’in oecd üyeliği ak parti döneminde onaylandı. numan kurtulmuş’a göre israil’in oecd üyeliği, 1967’den bu yana israil’in elde ettiği en büyük zafer idi.

    akp'nin kuruluş u şahitler ve belgeler ışığında bu şekilde gelişirken, ak parti’nin kuruluşundan bu yana geçen 13 yılda türkiye'de de çok şey değişti.

    dilipak da doğruladı
    merkez parti genel başkanı prof. abdurrahim karslı’ya dayanarak ünal tanık'ın köşesine taşıdığı bilgi gündemi sarsarken olayın tanıkları ise peşpeşe o günlerde yaşananları doğrulamaya başladı. ilk doğrulayan görüşmelere katılan abdurrahman dilipak oldu. dilipak, erdoğan'ın artık bağımsız hareket ettiği şerhini düşerek ünal tanık'ın yazısında yer alan bilgileri doğruladı.

    ali bulaç: o toplantıya katıldım
    dilipak'ın ardından toplantıya katıldığı belirtilen bir diğer isim ali bulaç da köşesinde toplantıya katıldığını doğrulayarak,şu ifadelere yer verdi.

    "dilipak, rotahaber’den ünal tanık’a konuşulanları teyid edince yazmaya karar verdim. ikincisi, ak parti hükümetinin neden batı’yla bozuştuğunu anlamak için artık bunları yazmak lazım. evet, o toplantıda vardım, 40 senedir tanıdığım abdurrahman dilipak, bunları –ifadelerde bazı değişiklikler olsa da- anlattı. mesele şu:

    1998’lerden başlamak üzere amerikalılar, sıklıkla bizlerle görüşmeye başladılar. biri gidiyor, üçü geliyordu.

    sordukları şuydu: “türkiye’de dindar zemini kuvvetli bir iktidar mümkün mü?” ben ana fikir olarak şunları söylüyordum: “türkiye’de islami-muhafazakâr aktörlerin belirleyici rol oynadığı bir döneme giriyoruz. kronikleşmiş sorunlarımızı eski zihniyetle çözemeyiz; bölge gibi türkiye de yeniden şekillenmek durumunda, batı islam’a, müslümanların hayat tarzına ve kaynaklarına saygı göstermelidir. batı ile savaşmak zorunda değiliz ama batı’nın süren tahakküm ve hegemonyası altında ortadoğu böyle devam edemez. israil sınırlanmalı, rejimler demokratikleşmeli, kaynaklar adil dağıtılmalı, islam’ın cevaz verebileceği siyasetlere engel olunmamalı.”

    ancak ne aktivisttim ne siyasi bir hevesim vardı. dilipak ise çok hareketli, aktif bir arkadaşımız. tanıyanlar bilir, her konuda projesi var. yeni dönemde türkiye için mümkün bir siyasi proje hazırladı, bundan hayli saygın kişilere bahsetti. ve onun ifadesine göre ankara’da birilerine çalıştığı dosyayı verince, amerikalıların görüşme trafiği değişti, bir süre sonra dilipak, projesinin “bazı değişiklikler”le ak parti olarak ortaya çıktığını gördü. bundan sonrası hepimizin malumu!

    amerikalılar, ikna edebilselerdi söz konusu projeyi erbakan hocaya uygulatmayı düşünüyorlardı, ancak o reddetti. erbakan hoca vefatından önceki son görüşmemizde ak parti’nin nasıl kurulduğunu uzun uzun anlattı, elindeki bazı belgeleri bana gösterdi; ertan yülek bey şahittir.

    m. ali bulut’un yazdığına göre o dönemde bu proje rahmetli muhsin yazıcıoğlu’na da teklif edilmiş. yazıcıoğlu, erdoğan’a: “kardeşim zaman ve hadiseler bana öğretti ki, amerika’nın desteğindeki bir siyasete hizmet edilmiyor. eğer millete dayanarak siyaset yapacaksan geleyim. aksi takdirde amerika hep kendine hizmet ettirir.” tayyip bey ona, “bir müddet amerika’nın dediklerini yaparız, sonra millete hizmet ederiz. mani olurlarsa dirsek vurur, gideriz.” deyince rahmetli, “amerika dirsek vurulacak bir güç değil. fil ile gireceğin yataktan ezilerek çıkarsın.” demiş, teklifi nazikçe reddetmiş." 23 aralık 2014 karsigazete.com

    --spoiler--