şükela:  tümü | bugün
  • metin altiokun yapı kredi yayınları'ndan 1998'de çıkan, tüm şiirlerinin (hatta daha önce yayımlanmamış şiirlerinin de) bulunduğu kitabı.
  • metin altıok'un kitaplarının sırasının bozulmadan arka arkaya konmuş hali.
    sanki tüm kitapları alıp ciltlettirmişsiniz gibi hissettiriyor, tam bir arşivlik eser haline gelmiş, süper yapmışlar. ismi ise metin altıok'un genel çizgisine göre biraz arabesk olmuş.
  • kitap kapağının üstündeki fotoğrafta metin altıok yüzüne hayatı yerleştirmiş gibidir, çokca adam, azca cocuk.
  • sigaramın dumanında anlık savruluyorsun ve gölgen gelip oturuyor, hayalimde boş bıraktığın yer(in)e. gerçekte(n) yoksun artık. sen bir hayalsin. ayrılığın buruk doğum günü her gün. hiç gelmeyecek birisini belki gelir diye beklemek. yapacak başka bir şey bilememek.

    aşk(ımız), her zaman - biz birleşip ayrılan yolun farkındayken bile - var olmak için ikimizi gereksiniyordu. bir kaç cevapsız mektup, anlamsız bir kaç "ben susayım sen dinle"li eşzamanlı sessizlikler eşliğinde aramızdaki uçurum büyüdüğünde aşkı yaratanlar olduğumuzu unuttuk. içimizi, yakmayan bir kış güneşinde kuruttuk. eski sevgililer gibi yarattıklarımızın gölgeleri olduk.

    biz, aslında birbirine iliştirilmiş zayıf kişi(lik)lerdik. bir bütün oluşturabileceğini zanneden iki eksik kişiydik; birlikteliğimizi var etmeye çalışırken bile birbirimize göre(celi)ydik. anlaşmazlıklarımıza bakarsan henüz o kadar bile değildik. söylenmiş sözcüklere ve inanırlıklarına yüz çevirip bu keşmekeşi daha fazla uzatmayıp ayrılabilirdik. ve ayrıyken "birbirimizi daha çok ne kadar sevebiliriz"i deneyebilirdik. ama biliyorum sonradan pişman olup ayrılığı da bizden bilirdik. mecazi aşkımızı betimlemek için kullandığımız birlikteliğimizin tam tersi üzerinden, o yıkıcı söz(cük)lerin hepsinden çıkartınca ilişkimizi anlıyordum ki; bir aslında daha henüz söylenmemiş masumane bir mutluluk yalanından ibarettik.

    şimdi bakıyorum da, aramızda bir yalnızlıkta olmaktan başka bir şeyimiz yok. artık ikimizi birbirimizden çıkarsak, gölgelerimiz dışında çıkarsama yapılacak hiçbir şeyimiz kalmayacak. ne derin hüzünlü üzüntü, ne acılı kifayetsiz tanı! kanıtıdır biraz da, elimden bir şey gelmeyişinin. kendimle ilgili en acımasız düşü kendim kurmazsam, ne anlamı kalır ki benliğimin...

    gölgen; umursamaz, pervasız, dışardan görenin konuşmayan biri olduğunu anlayacağı bir şekilde karşımda oturuyor. gölgem, gölgen, gölgeler. suskun puskun, niye o masanın başına her gün gidip oturduğunu bilmeyen memurlar gibi, hep aynılara alışmış gibi yürüdüğümüz yollara, vatani görev icabı dolanıverenler. ve ne yaparsak yapalım, mesela inandığımız şeyleri tepetaklak edip çiğneyelim yine de bizi yanı başımızdan takip eden yarenler.

    bak görüyorsun işte. dilime dolananları pırıltısız bir limanı bir denize resmeder gibi yazıyorum. ama susmak bazen daha anlaşılır kılıyor söylenenleri, ya da söylenecekleri ve de ezberimdeki söylenmemişleri. o yüzden ben de konuşmuyorum artık. böyle suskunken biz gölgelerimiz bile daha iyi anlaşıyor ikimizden. hem şaşırıyorum ben bu duruma, hem alışıyorum.

    biz böylece başladık bekleşmeye, bir türlü karşısına geçemedik, hep yerlerimizde saydık bu aşk(ın) trafiğinde.

    üzerine düşürdüğüm gözyaşlarıyla rengi atmış gölgemle, senin gizemli gölgen böyle kös kös birbirlerini seyretmekten, bu gölge oyununu oynamaktan yoruldular artık. biliyorsun, çıkmazlara dayanamıyorum. ama ne yapsam olmuyor; gölgen de aynı sana benziyor, kendini anlatmayı sevmiyor. her şeyi ben anlayayım istiyor.

    gölgelerimizin kuytusunda aşkımızın farkındalığını geçtik ve kendi içimizdeki uçurumların imkansız yerlerini seçtik.

    sessizlik, yalnızlık ve gölgelerimiz. dekor berbat, oynadığımız oyun - bize göre, belki - çok leziz ama inan bizi izleyen bu masa, bu sexual healing tablosu, bize hep soğuk çaylar içiren bu çaydanlık çok keriz.

    ama ben bunları görmezlikten geliyorum, pes etmiyorum. “her şeyin bir zamanı varsa, özlediğin geri gelir. aydınlığıyla beraber hayallerin güzelleşir” diyorum. kendimi avutuyorum.

    kaçırdığımız durakları saysak, üzerine de şimdiki benliğimizi koysak, seninle benim gölgelerimizi ekleyip toplasak, ne güzel olurdu bu kadar yarım yamalak olmasak ! keşkelerle dolu cümleler kurmasak, kal'anımız ne kadarmış bakmasak...

    ama geç(tim) bunları diyor gölgen. ben de bırakıp masaya alafranga sessizliklerimi, kendi gölgemi oyundan çıkarıyorum. sonra duygusal hesaplardan çekip cümlelerimi, gerçekliğime yatırıyorum ve kendimi bir acıya tatlı yanından bakar gibili bu eğrilikli cümlelerin doğrusunu söylemeye zorluyorum. o zaman buraya yazdıklarımı direk es geçiyorum. kendimi bir yalana batırmaktansa, acısı içime işleyen gerçek bir düşe inandırıyorum.

    biliyorum, önemsemsizleşiyor herşeye rağmenlerim. kendi içime girdiğim zaman benliğimin dışında kalıyor tüm oyalayıcı kelimelerim. bakıyorum da iyi kandırıyor, herkesi dalaverelerim !

    her kaldırım yalnızlığında, her bekleyişin sonralarında, artık ne esneyen saatler, ne pörsümüş günler, ne yaz geçerler, ne yazdım geçmediler, bekleler. ne öznesiz kelimeler, sıkıntılı ama bir yandan da umutlu bekleyişler, kendini tekrar edenler, değersizler hepsi de ve daha çok sevimsizler. hayatlarımızı geriye sarabilseydikler. yaz(ıy)a boyanmış sevgili öyküler.

    biliyorum, şimdi ne söylesem boş. geçmiş, güzeldili ya da bambaşka türevli. ama inan artık hepsi de eski. ben bıraktım herşeyi, seni kaybedeli. -seni hatırlatan şey ise sadece gölgeler(imiz)de gizli.-

    bedenimi geçmişin pespayeliğinden, dönenmesinden, geleceğin rastgeleliğinden alıkoyacak neyim varsa ellerimde, hepsi yanıp gitti bu karşılıksız aşk seyrüseferinde. çarpıştıracak hiçbir metaforum kalmadı. tanıştırılacak hiçbir şeyim yok ellerimden gayrı. ne söylesem kendi(liği)mden bir(den) eksiliyorum.

    yani daha çok duygusal kaoslarımı anlatmaya zorlarken kendimi, anlaşılmayan kelimelerime dolaşanların bir işe yaramadığını görüyorum.
    ve bu sonsuz aşkın külliyatını yazmayı beceremediğim için yazamadıklarımın altına, "şairin dediği gibidir hallerim" diyerek sana söylemek istediklerimi alt yazı düşüyorum;
    . . .
    ben ki kiracıyım bir acıya.
    sen imzalarsın sabah akşam
    defterini bensizliğin, bense kanla öderim
    kirasını kaldığım evin.
    bir takvimi tersten açardık
    eğer isteseydin...
  • metin altıok'un bütün şiirlerinin toplandığı kitap, adını şu şiirden alır;

    sen ey kendiyle yetinen;
    fosforun yeri gece.
    ne yapar gecesiz ateşböceği?
    belki anlamsız ve delice
    kumrunun inanılmaz yuvası
    bir direğin tepesinde.
    ama boşluktur biraz da
    bir kuşu biçimleyen.
    bence böyle seni bilemem.

    sen ey kendiyle yetinen;
    ne derlerse desinler
    su eğimine gidecek.
    sen şaraba banılmış ekmek;
    deltasıyız bütün sözlerin
    ve söz sonunda bak nasıl
    senle bana gelecek.

    sen yarım kalmış bir aşkın
    kaçınılmaz sürgünü,
    katlanan göğsündeki kayaya
    sen orda şimdi bir hüznü köpürt,
    ben bir çocuğa su vereyim burda.
    ben ki kiracıyım bir acıya

    sen imzalarsın sabah akşam
    defterini bensizliğin,
    bense kanla öderim
    kirasını kaldığım evin.
    bir takvimi tersten açardık
    eğer isteseydin.

    sen ey kendiyle yetinen;
    artık suyumuz bulanık,
    bir güneş bile olsa sonunda
    yolumuz kırık, önümüz karanlık
    ve ağır tuğrası alnımızda
    padişah yalnızlığın
    ama yine de umudumuz kalabalık. *
  • bir acıya kiracı, ömrüm. kalbimin bütün odaları boş oysa.
  • artık kırmızı yayınlarından çıkacak metin altıok şiirleri toplamı olan kitap. yapı kredi yayınları artık telif haklarına sahip olmadığı için kendileri yayımlamıyorlar, yky müptelaları için sahaf yolları gözüküyor. bunu yaşayan bunu da yaşadı dersek:

    (bkz: ahmet hamdi tanpınar)
    (bkz: huzur)
    (bkz: saatleri ayarlama enstitüsü)
  • şiirin de bir zamanı vardır ve o zaman geldiğinde yaşanılan buluşma, sesli sesli okunan dizeler hem yaraların tutmaya başlayan kabuklarını kaldırır hem de aynı anda merhem olur.. öyle şiirlerden biridir.
  • metin altıok şiirlerini bir arada okuma şansını bir seferde elinizin altında bulundurmaya yarayan faideli "tüm şiirleri" kitaplarından.
    yky baskısı bulunamadığı için kırmızı yayınlarından alındığı için içim biraz buruktur ama, olsun...