şükela:  tümü | bugün
  • sözlükteki annelerin günlügüdür. cocuklarini dünyanin en kutsal varligi olarak görmekten ziyade, onlari birer birey olarak yetistiren, kendilerini diger kadinlardan, sirf anne olduklari icin üstün görmeyen, calisan/calisamayan, yorulmus/enerji dolu, bakimli/bakimsiz tüm annelerin günlügüdür.

    en'lerle anlatila anlatila, yeni anne olmus beni bile mevzuya hakikaten yabancilastiran bir dolu tanim var.
    ama tanimlamaya calismaktan daha cok anlatilmasi gereken bir sey bu. nedeni ise basit. bir gün tamamen kendinden bezmis bir halde "anne olmak fedakarliktir ehehhühühühü" derken; bir diger gün tüm enerjinle "süpper ötesi bir sey, bak simdi bir tane minik var evde yerlerde sürünen sümüklü bir sey" diye mutlu mutlu gezdiginiz, her seyde oldugu gibi inisli cikisli pek cok farkli dönemi olan (bitmeyen) bir sürec bu.

    bence yazalim. o kadar da itici olmadigimizi, kendimizi ve minikleri üstün görmedigimizi, bizim de gayet normal ise falan gidip, annelikten önceki hayatimizdan o kadar da vazgecmedigimizi anlatalim. bunun abartilacak bir sey olmadigini gösterelim. o kadar cok klise var ki... hepsi de sacma sapan.

    pesin not: bu "tektasimi kendim aldim, cocuk da yaparim kariyer de" gibi alt satirlarla okunacak bir entry degil. ne yaziyorsa o.
  • tabular toplumuyuz, annelik de kutsallığı haricinde konuşulması ayıplı konulardan...

    iki buçuk yıllık anneyim, kendimi anne olduğum için hiç bir şekilde kutsal hissetmiyorum. çocuğum benim herşeyim, artık hayatta tek sevdiğim şey hatta. ama gönül rahatlığıyla söylüyorum ki, anne oldum ve hayatım kaydı. doğumdan iki ay sonra çalışan anneliğe terfi ettim, daha da kaydı. destek olan hiç kimse yok, iki anne de uzak. ha olmalı mı? ben çocuğu birileri bana destek olmak zorundaymış diye mi doğurdum? hayır! ama o etrafta kutsal kutsal gezinen anneler var ya, günün herhangi bir saatinde annesinden, teyzesinden, kızkardeşinden destek alabilen, ay anne sen şunu azıcık tut, karnı tok, ben azcık uyuyayım diyen anneler. buyrun tatlış anneler, linç edebilirsiniz.

    nasıl inandırıldıysam artık, anne olunca üstüme böyle bir kutsallık inecek sandım. inmedi. bebeğim gık dese annesi olarak derdini bir tek ben anlayacağım sandım. anlamadım. ağlayınca benim kokumu alıp pıt göğsümde uykuya dalacak sandım. dalmadı. yoga, yürüyüş yapınca normal doğurabileceğim sandım. doğuramadım. çocuğumla herşeyi konuşursam beni anlar sandım, anlamadı. olmadı da olmadı. anne olmak için doğmadığımı düşünmeye başladım ben de, psikolojim bozuldu. oysa annelik olmak için doğulan birşey değil ki... herşey gibi, deneye yanıla öğrenilen birşey... iki yılın sonunda bunu kabul ettim, rahatladım.

    iş hayatında kendimi başarısız hissettim, çünkü başaracak zamanım yoktu, eve koşup emzirmem gereken bir bebem vardı. aa olur mu canım, sen en büyük şeyi başardın, çocuğun var dediler. yok arkadaş o iş öyle değil! iş yaşamında anne olduğu için ikinci sınıf eleman olmak, ay bunun çocuğu var sonuçta habire izin alması gerekecek, kritik şeyleri vermeyelim buna, kaldıramaz diye bakılması ne demek babalar bilmez mesela. hala başarmak istiyorum, hala sabahlara kadar çalışmak istiyorum ben. çok kutsal değil mi?

    doğumdan sonra ilk bir kaç ay eşimle cinsel hayat sekteye uğradı, üstelik benim libidom tavanken. beni ilk önce 'anne' olarak görmeye başlamış, yanaşamıyormuş, memelerimi bebek emiyormuş, bebeğinmiş artık memelerim. aa ama pardon, kutsal annelerin libidoları olmaz, memeleri de süt için yaratılmış olup cinsel bir obje olmaktan çıkar, süt gidince de pıst diye söner sarkar zaten. kutsal meme olur.

    çocuğumu sevmeme engel tek bir şey bile yok. ama bu kutsal annelik meselesi, öyle düşünemediğim için önce kendimi sevdirmedi bana, sonra toplumu...

    biz hala kadınız, hala normal insanlarız, çocuklarımız bizim için dünyanın en tatlı şeyleri evet ama sizin için öyle olmayabileceğinin farkındayız, dünyanın en zeki çocuğunu doğurmadığımızı biliyoruz, hala sevişmek istiyoruz, hala genç olmak istiyoruz, hala çalışmak istiyoruz, evet doğum günü de kutlamak istiyoruz konseptli monseptli, ama hayatımızın bitmemiş olduğunu da bilmek istiyoruz...

    kustum galiba, kusuruma bakmayın gari.
  • yaklasik bir ay sonra ise yeniden basliyorum.

    bu hafta, benim yedi ayini daha yeni doldurmus sincapla kresine gittik, tanismaya. icim ezildi bi anda krestekilerin gün icinde onu benden daha cok göreceklerini düsündügümde.. sabah sekiz aksam alti.. aksam sekizde de zaten uyuyor.

    nasil yapicaz sözlük be?
  • bugün son cuma. annelik izni bitiyor. sincabimla evdeyiz. disari cikacaktik aslinda ama ögle yemegini yedirip öyle gidelim dedim. yemek yerken püskürtüyor cünkü. sonra da kikir kikir gülüyor. bebek arabasi, benim kiyafetler falan rezil olmayalim diye ögleden sonra cikariz dedim. rubens sergisi var ona gidicez. biliyorum uslu duracagini, seviyor cünkü resimlere bakmayi. durmazsa da müzenin cafésine gideriz, ne olmus yani?

    son cumasi kizimin. krese basliyor pazartesi ve sonra da ardi arkasi bitmeyecek bir kres-okul- lise- üniversite zinciri. yarin tam sekiz aylik oluyor.

    umarim yeni arkadaslarinla bizim evde eglendigimizden daha cok eglenirsin annem. umarim orda da ciril ciril bagirip oyunlar oynarsin. sabah sekiz aksam onsekiz, bilmiyorum nasil olucak, ama olucak. bu hafta alistirmak icin seni alti saatligine orda biraktim. ben de evde bekledim. aglamamak icin zor tuttum kendimi. ama sanirim abartilacak, aglanacak bir durum degil. pek cok arkadasin olucak simdiden, ne güzel!
  • iş nedeniyle afedersin sözlük ebesinin ta......... bir yerlerde bir otelde toplanmamız gerekiyor bu hafta. trenle gelip aslında otobüse binebilirim ki dün öyle yaptım. otobüste bir tane teyzeye rastladım başı kapalıydı, türk kesin diye günaydın dedim gülümsedim geçtim. cevap vermedi. şaşırdı herhalde birden. aynı durakta indik. sonra farkettim ki otelde ya temizlik ya da yemeklerle ilgileniyor. selamlaştık yine. birini hatırlattı bana. çoooook sevdiğim birini. o da gitti yıllarca temizledi. parasını da çocuklarının geleceğine yatırım olsun diye biriktirdi. dört tanesini üniversite mezunu yaptı. birine de kuaför dükkanı açtı. neyse.

    bugün ama sanırım biraz erken vardım durağa, 20 dk beklemek istemedim taksi çağırdım gelmesini bekliyorum, o ara benim teyze geldi durağa. gülümsedi, otobüsü diğer köşede beklemeye koyuldu. rüzgarlı hava ve biraz serin. neyse geldi taksi.. ama nasıl taksi.. avrupa merkez bankası müdürüne diye yollamışlar herhalde.. kocaman, siyah, camları da karartılmış gıcır gıcır bi şey gelmesin mi?! beni bi utanma.. neyse bindim ama bi tuhaf duygular. lan şımarık on dakika beklesen ölür müsün, bak teyzeye falan diye içimden.. yarın belki rastlaşırsak diyeceğim, gel teyzecim birlikte binelim, benim şirket ödüyor zaten diye.
  • selam sözlük. bugün yine otele yollanırken rastladım durakta teyzeye. dün taksiye bineriz birlikte diye düşünmüştüm ama sonradan saçmaladığımı farkettim. kızım bu kadıncağız zaten her gün burada, her gün otobüse biniyor. sen kendince salak salak jest mi yapıyorsun şimdi diyerek beklemeye koyuldum. o arada gazete okuyordum farketmemişim gelmiş bile otobüs. neyse bindik beraber. selamlaştık. sordu direk kızım sen türk müsün? diye (bkz: retorik soru)
    neyse konuşmaya başladık. afyonluymuş, burada da yaklaşık 12 yıldır yaşıyormuş. yedi tane torunum var benim dedi, anlattı falan. evde durunca sıkılıyorum, biz küçüklüğümüzden beri alışmışız diye. okula da göndermemişler. halbuki dedi atatürk demiş, cahille uğraşmak düşmanla uğraşmaktan daha zor diye. anam ben çok ısındım bu teyzeye ya! (adını sanını hiç sormadım. neyse sözlük.)

    sonra bana sordu işte memleket falan. dedim ankaralıyım ben. 8 yıldır buradayım diye girdim ben. sordu çoluk çocuk var mı diye (alyansımdan dolayı sanırım).
    vay anasını be sözlük. çoluk çocuk!!! bu soruyu bir tane kızım var diye cevaplayacağım aklımın ucundan geçmezdi. çoluk çocuk be ya! inanamıyorum. neyse. biraz da ben anlattım. otele vardık, ayrıldık. kolay gelsin teyzecim.