şükela:  tümü | bugün
  • önü iliklenmemiş pardösülerin içinde parıl parıl parlayan revü kızı kıyafetleriyle, üst dairelerden birine çıkmak üzere up uzun bacaklarıyla, saç baş dağılmış, yorgun gözlerle bakan üç adet rus hanımın görülmesi.

    -iyi geceler efenim, saygılarrr.
    -iy geceler.
    -gecenin bu saatinde çok şaşırdım yani böyle, bilmiom... (nediyom lan ben, kafam güzel ondan tabi)
    -da! biz yeni komşu.
    -aa ne güzel, ne güzel çok sevindim. işten geliyosunuz herhal.
    -evet, saatlerce dans bu gece, çok yorgun biz. (ahh ahh hemen de içini dökmeye başladı, ne cana yakın şey öyle)
    -ahh ah canlarım benim, çok tatlısınız üçünüzde, diğer arkadaşlar türkçe bilmiyor mu? (ne güzel de şirin şirin gülüyorlar öyle)
    -yok onlar yeni.
    -aww yerim ben onları.
  • komsunun devasa muzik setinde horon havasi calmasi. bokunu cikarmadigi surece eglenceli oluyo.
  • karnım deli gibi açken ve evde yiyecek hiçbirşey yokken; komşunun hayvan gibi bi tabak dolusu tatlı, börek, kısır tarzı yemekler getirmesi. sevıyorum sizi komşular.
  • kafamdan asagiya elektrikli supurgesi torbasi da dahil, hatta bu torbadan cikan tuylere tozlara bulanmis ince corap ta dahil olmak uzere heeerseyi boca eden, birsey deyince cemkiren, hilti'yi matkabi dost bellemis ust kat komsumun, bir gun attiklari ile beraber kendini de atip, beni de kendini de kurtarmasi olabilirdi. aah ah, ne de guzel olurdu..
  • komşunun wirelessının şifresiz olması, muhakkak ki en süper olaylardan biridir.
  • komşunun ıslak kek yapıp getirmesi.
    zeytinyağlı sarma da olur.
    mantı da yeriz.
    sarma demişken, etlisi de pek bi makbuldür.
    komşunun işyerinin sizinkine yakın olması ve kendisinin arabayla giderken sizi de bırakıvermesi.
    (of bu çok güzel fantezi oldu yalnız)

    (bkz: ev alma komşu al)
  • buruklukla karışık da olsa güzel olabiliyor bir apartmanın ve sakinlerinin yaptıkları.

    üst katımızdaki haydar amca öldükten sonra evi bursa’daki yeğeni aliye hanıma kalmıştı. biz bu ölüm ve arkasından gelişen olaylar sırasında şehir dışında olduğumuzdan aliye hanımla tanışamamıştık. zaten haydar amcanın öldüğünü de çok sonra öğrendik. evinden pek çıkmazdı rahmetli. biraz da hafıza sorunu yaşıyordu. örneğin ben üç sene içinde tam altı kere tanışmak zorunda kaldım kendisiyle. ne zaman kapısını çalsam yeniden tanıtırdı kendisini, eşini anlatırdı. nasıl öldüğünü, onu nasıl yalnız bıraktığını…

    bir gece tavanımızın akması sonucu zar zor ulaştığımız aliye hanım bize evin anahtarını yolladı. ‘’size zahmet evi biraz toparlar mısınız’’deyince, ‘’komşuluk ölmedi daha’’ dedik ve evi adam etmeye çıktık. terk edilmiş bir evden çok, yalnız kalmış bir ev vardı karşımızda. eşyaların üstü örtülmüş, etraf tozlanmıştı. vitrinde yaşlı bir kadın fotoğrafı ve en az yirmi yıl önce çekilmiş bir bebek fotoğrafı vardı. o an bir fon müziği olsaydı, ud taksimi geçerdi herhalde.

    sıra yatak odasına geldiğinde, eski bir komodinin üstünde 1999 yılına ait bir ajanda gözümüze ilişti. ölüye saygısızlıktı yaptığımız ama ağlayan bir koltuğa ilişip sayfalarını çevirmekten alı koyamadık kendimizi. muazzam bir el yazısıyla, alacak verecekler yazılmıştı deftere. eve gelen giden esnaf, usta ne aldı ne verdi, tek tek yazılmıştı. 2001 yılında çift kişilik bir yatak aldığını not etmiş, taksitlerini yazmıştı. sonuna da küçük bir not iliştirmişti ‘’belin ağrıyordu, keşke daha erken alsaydım bu yatağı, şimdi sensiz ne anlamı var ki’’ diyordu. görünürde bir yatak yoktu, belli ki ölümünden sonra evden atılmıştı. birkaç sayfa sonra fark ettik ki, aldığı her yeni şeyde ölen eşini anıyordu haydar amca. biraz pişmanlık, biraz utanç vardı kelimelerinde.
    2005 yılının aralık ayında öylesine yazılmış bir not vardı. ‘’karşı kıyıda sultanahmet’in minareleri, her gün onlara bakıp dua ediyorum sana rabbim, al artık beni, kavuştur’’ gerisini okuyamadık. boğazımdaki yumru izin vermedi.
    evi havalandırmak için açtığımız pencereleri kapatıp, perdeleri sıkıca çektik. muslukları kontrol ettik, dış kapıya geldiğimizde sanki içerden ud taksimi eşliğinde bir name duyuluyordu ‘’elveda ey gençlik, elveda ey dostum’’

    2006 yılının şubatında yatağa düşmeden, öylece ölüvermiş haydar amca. bize böyle güzel bir anı bıraktı. bu tekinsiz apartmanı, hala başımıza her gün bin bela açan curcuna yuvasını bırakıp, dilediğine kavuştu.
    bir gün karşılaşırsak yeniden tanışmak dileğiyle...
  • sevgiliyle asansörde kalmak.
  • alt kattaki sevimli anneannenin yaptığı kekin kokusunun kekle birlikte kapıda belirmesi,
    ama üst kattaki günahını vermeyen teyze balık yaptığında kokusunun hiç gelmemesi..
  • aşırı yoğun bir günün ardından okuldan gelmişsinizdir, yorgunluktan ölmek üzeresinizdir; bırak yemek yapmayı kolunuzu kıpırdatıcak mecaliniz bile yoktur - zaten evde yiycek hiçbişeyde yoktur - karnınız açlıktan kendini sindirmek üzeredir artık, umutsz br şekilde kanepenin üzerine atarsınız kendinizi. alternatif çıkış yolları düşünürken o anda kapının zili çalar, kim bu münasebetsiz diye kapıya yönelip kapıyı açarsınız o da ne? yüzünü bile doğru düzgün görmediğiniz karşı komşunuz olan amca elinde de bir tabak dolusu etli patates... öylesine mutlu eder ki sizi oracıkta çocuk olup o amcanın kucağına atlamak isteriniz..
    ,