şükela:  tümü | bugün
  • fuat saka 'nın bir şarkısı
  • bir dino buzzati romanı. aranıp da bulunamayan cinsten.
  • bu aşkın hikayesi uzundur, bağlar yolları sılaya
    ard arda geçti kaç mevsim unutamam, unutamam

    ince bir hüzündür kömür karası gözlerin yakar içimi yakar
    ard arda geçti kaç mevsim unutamam, unutamam, unutamam
  • dino buzzati'nin can yayınlarından çıkan romanı.

    --- spoiler ---

    yazarın diğer kitabı tatar çölü’nü okurken herakleitos’a referansla, “karakteri, insanın kaderidir” diye düşünmüştüm. bir aşk’ı okurken de kaynağı biraz tartışmalı olsa da gandi’ye atfedilen “düşüncelerinize dikkat edin davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat edin karakterinize dönüşür, karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür..." sözü geldi aklıma. bunu tabii erkek karakter dorigo özelinde düşünmek gerekiyor. nitekim kendi iç seslerinde (ya da itiraflarında) şöyle bir ifade geçiyor:

    “yıllarını unutmak mı istedin? hayatına baskın yapan küçük bir kızın kötülüklerine sadece kendi gücünle meydan mı okudun? sana uygun olmayan yabancı bir oyunda inat mı ettin? yeniden çocukluğuna dönebileceğini mi sandın? seninkinden bambaşka bir surat lazımdı bunun için. maç bitti, hesap döndü. kapılar kapanıyor, yalnızlık, boşluk, çöl, kimsenin duymayacağı sessiz çığlıklar, işte limandasın aptal adam, ne sandın kendini? [...]
    “peki, ama bu soruların elli yaşında aklına takılması tuhaf ve gülünç değil miydi? evet, evet biliyordu, yaşıtlarının büyük kısmı artık bunları aşmıştı, bu konulara kafa yormuyordu ve hâlâ sevişmeyi sürdürüyorsa da bunu bir sorun haline getirmiyordu. kendisi bu konuyu asla pek ciddiye almamıştı, güzel bir vitrinin önünden umursamazca geçen, ancak uzaklaştığında ne kadar güzel şeyler olduğunu fark edip geri dönen ama artık ışıkların söndüğünü, kepenklerin indiğini fark eden bir insana benziyordu. evet, fazla ciddiye almamıştı ve şimdi pişmanlıkla, kıskançlıkla, önünde fazla zamanının kalmadığı tasasıyla, yalnızlıkla ödüyordu bunun bedelini.”

    dorigo, sevgilisi laide’nin ona karşı olan küçültücü, aşağılayıcı zaman zaman da umursamaz tavırlarını anlamakta güçlük çekiyor. çok yakışıklı olmamakla birlikte, giyimine kuşamına dikkat eden, saygın bir işi ve geliri olan, üstelik laide’nin de çalıştığı operanın kostümlerini tasarlayan bir sanatçı. bunun yanında, laide’ye karşı asla kötü davranmayan, onu seven ve değer veren, neredeyse her işine koşmaya çalışan, fahişelik yapmaması için ihtiyacı olan parayı ve evi de sağlayan biri. tüm bunlara rağmen, laide’den beklediği yakınlığı ve sevgiyi de bir türlü göremeyen biri aynı zamanda. gene iç seslerinden birinde bunu şöyle izah ediyor:

    “kendi yaşındaki erkeklere bakınca -bunu ancak şimdi idrak edebiliyor- aklına hep şu soru geliyordu: kiminle sevişiyordur bunlar? kendilerine güven konusundaki imalarından, kolay kızlar için kullandıkları küçümseme ifadelerinden pek çok şahane fırsat yakaladıkları anlaşılıyordu. onu özellikle etkileyenler de çoğunlukta olan, arzu edilir bir kadınla ilişkiye girdiği anda onu bir av olarak yorumlayan, kendisiyle eşit, çıkarlar ve arzular ve önemli meşguliyetler sahibi olan bir yaratık değil de haz için kullanılacak bir beden olarak gören, bu kadınları duruma razı olmaya mecbur gören ve kadın bir kapris yaptığında buna hayret eden erkeklerdi. işte tam da bu inançları onlara muazzam bir güç veriyordu ve bu nedenle etkileyici bir özgüven sergiliyorlardı. ve onu belki daha da şaşırtan bir şey daha vardı, kendi bütün hayatı boyunca daima umursamazlıkla karşılaşmıştı ve cesaretini toparlayabildiği ender durumlarda hep mağrur bir duvara toslamıştı, onu şaşırtan, başka erkeklere karşı aynı kadınların rıza göstermeleriydi, bu düşük kast türüne karşı tensel bir nesne olmayı kabul ediyorlardı, bir ya da iki saat kendi tenlerinden haz almalarına izin veriyorlardı, sanki onlara eşlik etmekle mutlu oluyorlar, gurur duyuyorlardı oysa çok iyi biliyorlardı ki erkeğin tek bir amacı vardı, bu amaca ulaştıkları anda onları paçavra gibi bir kenara atacaklardı, çok iyi biliyorlardı ki kadim geleneklerden cesaret alan haksız bir üstünlükle erkek arzusu dinince onları hor görecek ve orospu diye tanımlayacaktı. kadınların bu şekilde aşağı türe dâhil edilmeyi, köle gibi davranılmayı suskunlukla kabullenmelerini anlayamıyordu ve burada hınç duygusu kıskançlıkla karışıyordu. bunun karşılığında şimdi kader koşulları tersyüz ederse ve erkek, kadın ona hükümranlık ettiği için âşık olursa o zaman kadının içgüdüsel olarak intikam alması mantıklı ve kaçınılmazdı ve işte kısa sürede bütün öteki erkeklerin uzun yıllar onu mecbur ettikleri aşağılamaları şimdi karşısındakine uygulardı.”

    ama cevap muhtemelen ne buydu ne de diğeri. laide’nin arkadaşlarından biri, dorigo ile sohbetlerinin bir yerinde, onun tüm bu yakınmalarını dinledikten sonra şöyle soruyordu: “onunla evlenir miydin?” dorigo bu soruya çok şaşırıyor, sanki “ne münasebet?” dercesine karşılık veriyordu. bir yandan kendi sosyal statüsü gereği bir “orospu” ile evlenmeyi asla kendisine yediremezken, bir yandan da ondan ilgi, sevgi, saygı ve bağlılık bekliyordu. laide’nin durumuna ilişkin, kitaptaki şu bölüm hem çok acı hem de çok açıklayıcı gelmişti bana:

    “işte hayatın armağanları, schiasseri sokağı'ndaki apartmanın üçüncü katındaki yatak odasında, bu sıradan mobilyalar, günbegün kim bilir neyin peşinde soluk soluğa koşma, o sefil mektuplar, o krem ve parfüm şişeleri, dolaptaki o giysiler ve ayakkabılar, o yüzlerce yabancı adamın anısı, o başıbozuk çırpınışlar, milano'nun bir ucundan ötekine taksiyle gitmeler o telefonlar, o makyajlar yalanlar randevular soyunmalar giyinmeler, kısa süre sonra solacak o kısa gençlik, o uyarmadan inilen basamaklar, dehşet verici biçimde yalnızken yalnız olduğunu fark etmemeler, çevrede kimse yok, o gülümsemelerin ardında bedenine duyulan arzunun varlığı, bedenini güzelleştirme keyfi bedeniyle para kazanma takıntısı ve yükselen küçümseme duygusu, hepsi bugün onun cilveleri arkasına gizleniyor çünkü yosma hâlâ genç ve güzel ama yarın teninin tazeliği geçtikçe biraz daha az saklanacak ve bir gün olduğu gibi ortaya çıkacak ve sadece biri onu gerçekten seviyor ama bu da beyhude çünkü kız ona artık acı çektiremez, kız için dayanamayacağı bir karabasandır o, onu aşağılama ve ona ihanet etme zevki sona erecek çünkü kendi de bu aldatmacanın daha fazla süremeyeceğini biliyor ama bu duygu kendinden daha güçlü ve böylece binlerce ışık kahkaha ses arasında yuvarlanarak düşüyor ve çevresindeki tatlı kamçılar onu düşmeye zorluyor, çevresinde kara, soğuk, isli ve düşman şehir.”

    son olarak, tatar çölünde bastiani kalesinde ömrünü tüketen teğmen drogo ile, laide’ye melankolik bir aşkla bağlanan dorigo arasındaki isim benzerliğine dikkat çekmek isterim. sadece isim benzerliği mi?
    --- spoiler ---