şükela:  tümü | bugün soru sor
  • teknolojinin bu denli gelişmediği zamanlarda masumiyet karinesi adı altında doğal bi hak olarak görülebilecek bi durumken artık mobeselerin her tarafı sardığı, kıldan tüyden kimlik tespitinin yapılabildiği bir ortamda bir insan olarak içimi burkan durumdur. az önce düşünürken geldi aklıma.

    adam afedersiniz toplumun ağzına sıçmış, suç unsurlarının amına koymuş, kesmiş, biçmiş, doğramış; veya hırsızlık yapmış, tecavüz etmiş birilerine, zimmetine para geçirmiş. insanlığın başlangıcından beri yasalar kapsamında suç olarak kabul edilen işlerden aklınıza ne geliyorsa onlardan birini işlemiş işte. ama hukuk okuduğu, adaleti temsil ettiği söylenen, sorsanız hukuk devletinden girip suçluların cezasını hak ettiği şekilde bulmasından çıkacak olan bir avukat kalkıp bu kişiyi savunabiliyor.

    diyeceksiniz ki herkesin savunma hakkı vardır. evet, durum meçhulse, ortada kesin deliller yoksa bunu anlarım. ama suç işlediği kesin bir şekilde kanıtlanmış olan kişilerden bahsediyorum. bu avukatın vicdanına nasıl sığıyor? işte bunu aklım almıyor.

    edit: bizzat iki sözlük yazarı avukattan "suç kastının yoğun olduğu davaları" almıyorum diye mesaj aldığımı belirterek vicdan meselesinin avukatın görev anlayışına da yansıdığını söylemek isterim. demek ki suç kesine yakınsa dediğim "vicdan" olayını devreye sokan avukatlar da varmış.
  • olması gerekendir. hikayeyi her zaman 2 taraftan dinlemek lazımdır. he avukat gider, müvekkilinin yaptığı şeye bile bile yapmadı der. o zaman puşt olur.
  • her ne kadar böyle denmesinden nefret etsem de, profesyonellik'tir.

    ancak emin olun ki, böyle düşünmeyen avukatlar da yok değil. en azından ben gördüm. kafasına yatmıyorsa davayı almıyor. nuh diyor, peygamber demiyor.

    tabii her insanın bir fiyatı vardır. herkes bi şekilde satın alınabilir. sadece bazıları daha pahalıdır.. maalesef..
  • akil almayacak cok bir durum yok aslinda, cezayi dusurmek icin yapilir. ust sinirdan ceza verilecegine alt sinirdan ceza verilsin diye ugrasilir filan...
  • 98-99 sularında ben tabii daha çocuk sayılırım, ortaokuldayım bildiğin. ve türkmen yörüğü+sünni bir ailenin ferdi olarak, o zamanki fikirlerim de az çok öngörülebilir durumda. he işte kafamı çok kurcalamıştı bu soru benim. öcalan yakalanmış, mahkemeye çıkmış, kendini savunuyo falan. kendini savunmasını geçtim, bi de avukatları var adamın. lan diyodum bunun nesini savunuyosunuz, adam yapmış yapacağını, kabul de etmiş de nasıl savunuyosunuz yani diye diye soruyodum. meğerse olay bambaşkaymış. meğerse şimdi ben olsam ben de savunurmuşum. hayat reha muhtar'dan ibaret değilmiş.
  • (bkz: law & order)
  • hiç sektirmeden dost meclislerinde her avukata ömründe en az yirmi kere gelebilecek soruların birincisidir bu. bana göre olduran bir şeydir. suçluyu savunur, hatta onu kurtarırsanız işte o zaman avukat olmuşsunuz demektir.
  • "hukukun üstünlüğü" benimsenmiş ülkelerde, -genellikle- suçu belli olan şahsın masumiyetini kanıtlamak amacıyla değil yasalarla belirlenmiş cezayı aldığından emin olmak, davada taraf olmak adına yapılan savunmadır. geçmişe bakarak (orta çağ gibi) savunmanın verilmediği durumlarda ise yargılayanın -yasa çerçevesinde değil- vicdanı ile karar verebilme olaslığı vardır. kısacası suçluya hizmet gibi görünse de aslen halkın, devletle olan ilişkisi ve temel haklarının yasalar çerçevesinde yürütülmesini sağlamak temel amaçtır.