şükela:  tümü | bugün
  • bilinçsiz şekilde yaptığı kesindir.
    bana kalırsa; arkadan vurmaktır.
  • topukluysa topuğunun kırılması yada kopması.

    deri ayakkabının 2 sene sonra anlaşmış gibi birden her yanının patlaması falan filan.

    ılk etapta aklıma bunlar geliyor.
    neyseki topuklu ayakkabıdan yana sıkıntı yaşamadım.
    tonajımı yani haddimi bilirim ince ince takılmam asdf.

    not: demezsem çatlarım. önü açık ayakkabıların istisnasız ayak parmaklardaki üst deriyi soyması kanatması vs.
    marka fiyat performansına yakışmayacak hareketler bunlar.
  • ayağı vurmasıdır. net.
  • arkadan vurmasıdır.

    (bkz: kalleş)
  • sağ serçe parmağı vurmasıdır
  • kesinlikle arkadan vurması değildir ya da ayak parmaklara baskı yapması falan hiç değildir..

    arkadan vurma denilen olayda bilinçli bir tercih durumu olmasa da farkındalık durumu vardır zira rengini ya da modelini beğenmişsinizdir ve ilk giydiğinizde markası, modeli, fiyatı ne olursa olsun bir miktar vurur, doğası böyledir..

    bence bu ayakkabı eşyasının yapabileceği en büyük şerefsizlik, ayağınızı kaydırmasıdır..
    yok yok vazgeçtim, sizi bir başkasının yanında küçük düşürmesidir hatta bırakın küçüğü, sadece düşürmesidir bile diyebiliriz.. nasıl mı?

    zamanın birinde * kalabalık * bir konferansta * giydim topukluları tabi ve açtığım standın ziyaretçi defterini imzalatmaya üst düzey yöneticilerimizin yanına doğru ilerledim, ilerledim, sanırım biraz hızlı ilerledim ve hızını alamayan bir foton gibi başka bir yüzeye çarpıp mevcut enerjimle birlikte yön değiştirdim.. peki bu esnek çarpışmada momentum korundu mu? evet, öyle kabul ediyoruz.. *hızımız değişti mi? elbette hayır, sadece yön değiştirdi.. tabi konumuz bu değil, nerde kalmıştık?

    yere dökülmüş kahve ile temas eden ayakkabım sayesinde sağ ayağımın dışa doğru burkulması ve ayağımın yer ile yaptığı 90 derecelik açıdan, 37,5 derecelik açıya doğru burkulması sonucu * masaya tutunarak dengemi kurabilmiş lakin kahvelerinin dökülmesine engel olamamıştım.. o etek boyuyla düşsem konferansın maskotu ve reklam yüzü olurdum sanırım.. yere yakın biriyim hali hazırda ancak mermerlerin desenlerini hiç bu kadar yakından görmemiştim ama düşmedim, cidden.. hahahaha

    beyefendiler beni mi tutsunlar, dökülen kahvelerinden kendilerini mi kurtarsınlar bilemiyorken, ben yüzümün hangi renkte olduğunu, yerin kaçıncı katına kadar inmiş olabileceğimi, konferans sonuna kadar nerede saklanmam gerekeceğini düşüne dururken, salakça bir gülme krizine tutuldum o ciddi anlamda resmi ortamda.. tüm karizma dağılmış ve dökülmüştü, beyefendilerin kahveleri gibi...

    daha önce de epey bir hanımefendinin/beyefendinin üzerine kahvelerini dökmüşlüğüm vardır da onlar arkadaşlarımdı sorun etmediler ya da arkadan yediğim küfürlerin haddi hesabı yok lakin bu durum var ya, çok fena çok.. saniyelik salaklıklar başlığına yazmadım ki yaptığım floodlardan salaklığım tasdiklenmesin diye.. "atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun dostum!" dedirtecek cinsten ama iyi yanından bakmak lazım.. bu sene aynı konferansa tekrar davet edildim.. demek ki çok beğendiler ve 2. bölümü çekmek istediler ancak bu kez ben de hazırlıklıyım.. 5. günün şafağında* güneye bakın, bu kez bowling topu gibi yuvarlanıp strike yapmayı hedefliyorum.. hahahaha

    topukluyken ben, ben değilim! açılın..
    yoksa ben, benden öte bir ben miyim?
    bilemedim, siz yine de yaklaşmayın..
  • hayır. hiçbiri değil.

    şudur;

    topuklu ayakkabıyla yürürken topuğunuzun mazgala, minik bir deliğe veya aralığa sıkışması suretiyle, ayakkabının orda kalması fakat sizin hareketin ivmeyisle yürümeye devam etmeniz, bir kaç adım attıktan sonra durabilip geri döndüğünüzde, hemen arkanızdakinim size uzattığı ayakkabıyı kızaran yanaklarınızla almanızdır efendim.

    topuk işte nereye sıkışacağı belli olmuyor :(