şükela:  tümü | bugün soru sor
  • nazım hikmet ran şiiri:

    erkek kadına dedi ki:
    -seni seviyorum,
    ama nasıl,
    avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
    parmaklarımı kanatarak
    kırasıya
    çıldırasıya...
    erkek kadına dedi ki:
    -seni seviyorum,
    ama nasıl,
    kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
    yüzde hudutsuz kere yüz...
    kadın erkeğe dedi ki:
    -baktım
    dudağımla, yüreğimle, kafamla;
    severek, korkarak, eğilerek,
    dudağına, yüreğine, kafana.
    şimdi ne söylüyorsam
    karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
    ve ben artık
    biliyorum:
    toprağın -
    yüzü güneşli bir ana gibi -
    en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
    fakat neyleyim
    saçlarım dolanmış
    ölmekte olan parmaklarına
    başımı kurtarmam kabil
    değil!
    sen
    yürümelisin,
    yeni doğan çocuğun
    gözlerine bakarak..
    sen
    yürümelisin,
    beni bırakarak...
    kadın sustu.
    sarıldılar
    bir kitap düştü yere...
    kapandı bir pencere...
    ayrıldılar...

    (bkz: ben bugün bunu yaşadım)
  • there is no if'i anımsatan şiir.. ya da o mu şiiri anımsatıyor çözemedim..
  • bak filmimizin son karesine, parkta oynayan çocuklar, gönlünde salıncaklar, bastonuna yeni alışmış bir amca, yüzü kırışmış teyzeler, izmirde imbat, güneşin batımı, körfeze düşen kızıllık, ve iki saat sonra beni sonsuza götürecek otobüs...herşey dizayn edilmiş işte, bize düşen bu filmi bitirmek.

    seni seviyorum, sen de öyle söylüyorsun ya, yetmiyor mu sanki? bir gün bir son zaten olmayacak mı nihayetinde?

    "aşk da bitti diyordu ya bir şair
    aşk bitti işte tam da öyle"
  • sen
    yürümelisin,
    beni bırakarak...
    kadın sustu.
    sarıldılar
    bir kitap düştü yere...
    kapandı bir pencere...
    ayrıldılar...

    dizeleriyle gözleri yaşartan, kimseyle paylaşamadığın bir şeyi içinde daha dahada büyüten şiir. insanın ne kadar yalnız olduğunu, sadece kendi içinde yaşayabilecekleri şeyleri hatırlatan şiir..
  • cok ilginc bir sey oldu simdi, tam su anda,
    tarihe not dusulsun diye buraya yazmama sebep.

    ...
    avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
    parmaklarımı kanatarak
    kırasıya
    çıldırasıya...
    ...
    kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
    yüzde hudutsuz kere yüz...

    bu kısmını alıntılıyorum,
    cok icten.

    elbette tanım:
    siir gibi.
  • sondan başlayan hikayedir.

    zaten ayrıydık. asla birleşemezdik. birleşmeden birdik de. çok şeyimiz oldu ve pek çok daha da olacak. lakin yaşayacağımız bir ayrılık hiç olmayacak. yin yang misali zaten beraberken ayrıyız.
  • sonrası içsel sorgulama dolu hikayedir.

    "neden gittim ki sanki;

    kapının kanadına sıkıştı yaşanmışlıklarım. sönmüş bir mumun izi kalmıştı gözlerimde. yine o köşe başında dayanılmaz küfürler savurdum. mektepli birkaç kız utanıp kaçtı. topal bir köpek kovaladı peşimden. köpek değil süleyman. uzun bacaklı ,uzun gövdeli karikatür bir köpekti süleyman. karikatür yaşantımızın karikatür köpeği. kahrolası ayrılığın boğazını sıktım tüm hıncımla...

    binlerce katar geçti üstümden. kime rastladıysam öfke kustum. bir çekişte sigaranın yarısı doluyordu ciğerlerime. ciğerlerimi kustum. binlercesi geçti kalabalığın üzerimden. dizlerim yaralanmıştı. kan çanağı gibi olmuştu gözlerim.

    ellerime baktım. titremiyordu...

    kalkıp deli gibi sana koşmak istedim yeniden. bacaklarım yoktu, dudaklarım yoktu ve sesim yoktu. bağıramadım bile...

    mayıs rüzgarının ardına takılmış birkaç kağıt dans ediyordu ötede beride. uzakta, sandalyeleri ters dönmüş bir kır kahvesinden taze demlenmiş çay kokuları karışıyordu simitçi çocukların bağırışlarına.

    kalkıp deli gibi sana koşmak istedim yeniden. eviniz yoktu.

    bir maskeli balondan döner gibi düşlerime küstüm. "
  • erkeğin süslü cümleleri aksi gibi görünse de, hatta terk eden kişi kadının bizzat kendisi olsa da, aslında kadının daha fazla sevdiğini çıplak gözle görebildiğimiz nazım hikmet şiiri.

    erkek kadına dedi ki:
    -seni seviyorum,
    ama nasıl,
    avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
    parmaklarımı kanatarak
    kırasıya
    çıldırasıya...
    erkek kadına dedi ki:
    -seni seviyorum,
    ama nasıl,
    kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
    yüzde hudutsuz kere yüz...

    kadın erkeğe dedi ki:
    -baktım
    dudağımla, yüreğimle, kafamla;
    severek, korkarak, eğilerek,
    dudağına, yüreğine, kafana.
    şimdi ne söylüyorsam
    karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
    ve ben artık
    biliyorum:
    toprağın
    -yüzü güneşli bir ana gibi -
    en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
    fakat neyleyim
    saçlarım dolanmış
    ölmekte olan parmaklarına
    başımı kurtarmam kabil
    değil!
    sen
    yürümelisin,
    yeni doğan çocuğun
    gözlerine bakarak..
    sen
    yürümelisin,
    beni bırakarak...

    kadın sustu.

    sarıldılar
    bir kitap düştü yere...
    kapandı bir pencere...
    ayrıldılar...