şükela:  tümü | bugün
  • anadolunun şatafatını en iyi temsil eden, 1.5 milyona yakın nüfusa sahip bir şehrin meydanına yürüyerek 5 dakika mesafedeki evimin yanında ilköğretim okulu var. yarısı hala sobalı, 4-5 katlı binalardan oluşan mahallede suriye ve türk vatandaşı sayısı neredeyse eşit.
    450-500 bin euro değerindeki dairelerin bir zamanlar yok sattığı rezidans ile arasında sadece 1 bina ve 6 şeritlik yol olan bu okulda, maddi durumu kısıtlı veya yetersiz ailelerin çocukları eğitim görmekte.

    camında kırtasiye kırtasiyeciden alınır yazılı a4 bulunan bi' kırtasiye var okulun tam karşısında. onun yanında da küçük bi' bakkal. 10 metrekarelik dükkanın kilidi açılalı 20 sene olmuştur. leblebi tozundan meybuz'a, patlayan şekerden şıp sevdiye kadar bir çocuğun bakkaldan almak için can atacağı ürünlerin olduğu tezgahın yanında bakkalın tek buzdolabı durur.
    ürün çeşitliliği bakımın en efektif şekilde kullanılır o göz ağrısı. nasılsa dükkan soğuk, boşa elektrik yakmasın diye düşük derecede çalıştırılır. pepsi, coca-cola, cola turka, ayran, meyve suyu, şalgam ve bilimum içecek çeşidinden yeteri kadar vardır. 2 veya 3'er tane.
    1 kalıp beyaz peynir, buzdolabı poşetinin içindeki 250 gram zeytin, biri açılmış 2 tane üçgen peynir kutusu, köyden gönderilen bir külek yoğurt boşlukları doldurur buzdolabındaki.

    yaz aylarında da algida'nın verdiği dolap kurtarıcı olur, özgüven pompalar. "abi şu dolaba pepsi koydum, ondan al" dedirtir yine de mahçup bi' halde.

    içeride 2 kişi var diye kapıda beklenilen bi' yerdir kısacası. ticaret dilinde de 70 kuruşa alınan malın, 1 liraya satıldığı helal kazanç kapısıdır. çalışma ve işletme şekli, 20 yıl önceki çekilen ilk besmelenin ardından gelenle aynıdır. bulgur, pirinç, mısır, çekirdek gibi ürünler 3-4 kiloluk poşetlerde durur, tartıldıktan sonra da kağıt külah veya şeffaf manav reyonu poşetinde verilir. tartılan malın ağırlığı hiçbir zaman tam sayı olmaz. hep yukarı doğru 5-10 arası oynar.

    sayım yapsan, metrekareye düşen ürün sayısı; eline aldığın için kapıdaki alarmın ötmeye başladığı, ağzına kadar malla dolu avm dükkanlarından fazladır.
    küçücük dükkanın içine girdiğinde anlarsın ki 20 yılda bi' satılan malların markası bi' de köşede duran seccade değişmiş. gerisi hep aynı.

    bakkala giderken alacağım şeyin tahmini tutarını hesaplayıp ona göre 5, 10, 20 lirayı ayırarak diğer cebime koyarım. 50 liram varsa utana sıkıla giderim. endişem; beni de diğerleri gibi görmesin, namazında niyazında adamın aklına kurt düşmesin, afili kıyafetlerime rağmen ona verdiğim dostluk hissini ve samimiyeti bozmasın diyedir.
    dükkana girerken başımı öne eğerek verdiğim yaradan selamının ardından, aramızdaki yaş farkına rağmen başı önde ayağa kalkıp söylediği "aleyküm selam abi" sıcaklığı değişmesin diyedir.

    dün eve giderken kola almak için girmeyi tasarladım kafamda. bir cebime koydum 5 lirayı, girdim içeri. selamlaşmadan sonra yerde duran kolayı aldım. abi sana zahmet 1 kola diyerek parayı uzattım, para üstünü verdi ve poşet almak için eğildi.

    kafamı çevirdiğimde tezgahın üstünde folyo, jelatin, kurdele ve dükkanın önündeki ağaçtan toplanan yeşilliklerle oluşturulmuş, içinde de 10-15 cm uzunluğunda 1 tane yapay gül olan 2 adet aranjman gördüm. yanında küçük bi' koli, içinde de birkaç tane daha yapay gül. bir tarafta da bir tutam aranjman malzemesi. koli ve içindeki güllerin tozundan belli, geçen seneden kalanlar.

    sanki bilmiyormuş gibi "aa yarın öğretmenler günü" cümlesi çıktı ağzımdan o an. içime öküz oturdu; pembe fil geldi, ağzıma sıçtı 10 milisaniyede. cebimdeki paradan, öğlen yediğim yemekten, derdim dediğim dertlerden, kendimden utandım.

    kafasını kaldırıp gülleri gördüğümü farkedince de "evet abi" dedi, kafa hafif yana yattı.
    o poşeti açarken ben de "acaba alsam da siftah yaptırsam mı" diye düşünüyordum bir hışımla. biliyorum 1.5 yapmaz, 1 liraya satar onları. toplasan 10 tane yok, 4 lira kazanmaz bile. ama bir aranjman yapmış, 20 liraya aldığının mintayatürü. "utandırma adamı" düşüncesi susturdu zihnimi.

    uzattı poşeti. bir elim poşeti aldı, bir elim hafif havaya kalktı.
    öğretmenler günün kutlu olsun abi; allah hayırlı, mübarek işler versin dedim, arkamı döndüm. allah razı olsun, bereket versin söylemi eşliğinde kapıdan çıkarken son sözüm de "senden de abi, bereketini gör" oldu.

    ayaklarım tutmaz, havaya kalkan elim de gözlerimdeki yaşı siler oldu.

    kişisel tarih notu:

    gözyaşımı silerken birden aklıma defterindeki son yazısı geldi. gittiği gün okumuştum.
    o an, o gözyaşında aklıma geldiği için yaşadığım bu olayı yazmak ve son yazısını onun adına paylaşmak istedim.
    1
    2
    3

    umarım bu yazı döner dolaşır da senin ekranına gelir.
    öğretmenler günün kutlu olsun. çok şey öğrettin. ama bir daha sakın kandil sen olma. senin zaten güneş gibi ışığın var.
    inşallah yaradan; bana ahirette hakkını helal ettiğinin müjdesini verir, sana da iki cihanda sonsuz güzellikler yaşatır.

    tıpkı defterin gibi bizim için de bu son olsun.

    yazan notu: başta resuller ve başöğretmenimiz olmak üzere insanlığın doğru, iyi, güzel, faydalı bir şey öğrenmesinde katkısı bulunan tüm öğreticilerin, öğretmenler günü kutlu olsun.

    necmettin erbakan hariç. onun bir yanlışı tüm doğrularını götürdü nazarımda. :)