şükela:  tümü | bugün
  • cemre demirel ya da bilinen adıyla michael sikkofield'ın yeni çıkan kitabı. blog'un da mevlana ve tasavvuf ile ilgili bir yazısı vardı anladığım kadarıyla daha geniş yelpazden işlemiş konuyu. blogundaki yazıyı okuyalı da baya oldu özetle tek dünya dini, tasavvufun zararları, mevlana aslında kendini peygamber sanan bir zat vs. kitabı okumadığım için fazla da yorumda bulunamayacağım.
  • sikkofield'ı yakından takip eden bir kaynatasız olarak, alıp okumayı düşündüğüm kitaptır efendim.

    blogundaki iki partlık tasavvufla alakalı yazısını "o kadar yazıyı kim okuyacak amk" dememiş ve okumuştum. güzel konulara, kimsenin konuşamadığı, konuşmaktan çekindiği konulara nüfuz etmeye çalışan, çoğu zaman da başaran bir herif sikkofield. bu kitabı da inşallah toplatılmaz, ya da sosyal medyada çok yanlış yerlere çekilip başı ağrıtılmaz.

    okuyunca editleyeceğim başlıktır ayrıca.
  • ali şeriati'nin bir zamanlar dediği gibi bu sefer sizi ben rahatsız etmeye geldim.

    öncelikle günaydın, sistemin masalına kısa bir süreliğine ara vermek isterseniz, hoşgeldiniz.

    cemre demirel (blogger adıyla michael sikkofield), ilgi alanları olan din, felsefe ve ezoterizm hakkında yazılar yazdığı türkiye'nin en fazla okunan şahsi blog sayfasına http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr/ sahip olan sadece bir insandır. "sadece" kısmını özellikle vurguladım ki bu kitapta eleştirilen ve kendisini insan statüsünden şeyh, mürit, veli, alim, artık adına ne demek isterseniz statüsüne sokmaya çalışan ve arkasında milyonları da beraberinde sürükleyen mevlana, yunus emre, ibn arabi, hallac-ı mansur, imam rabbani, ahmet yesevi, cübbeli ahmet gibilerin nasıl büyük bir uyutma planı olduklarını anlayabilelim.

    rahatsız olmadınız mı? durun daha incelemeye başlamadım bile.

    incelememe mesnevi gibi vahiy kategorisi dışında bir kitabın 1953 basımı önsözünde "mesnevi, alemlerin rabbi'nden inmedir.", 2007 basımı önsözünde ise "mesnevi, alemlerin rabbi tarafından indirilmek hasebiyle onun önünden ve ardından batıl, yol bulamaz.", milli eğitim basımevi'nden çıkmış 2.baskısının 4. cildinde ve 1852-1854. beyitlerinde "bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya... tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, tanrı vahyidir!" gibi cümlelerin geçmesiyle mevlana'nın açık seçik allah'tan vahiy aldığını belirterek yazmış olması, fakat bazı tasavvufçuların insanlara karşı bunu "gönüle inmek", "gönül vahyi" ile yumuşatmaya çalışmasıyla başlıyoruz.

    hz. muhammed'in ölümünden yıllar sonra islam'a sızan tasavvuf hakkında neler biliyorsunuz? bu incelemede bilmediklerinizi konuşacağız.

    hallac-ı mansur'un enel hakk yani "ben hakk'ım/ben allah'ım" demesini "siz onun ne demek istediğini anlayamazsınız, o allah aşkı ile söylenmiş bir laftır." gibi mükemmel derecede mantıklı savlarla savunan, genel öğretisinde bulunan benliği öldürmenin çıktığı yolun *ben yokum = çünkü sadece allah vardır = sadece allah varsa o halde "ben" dediğim şey de allah'tır = ben allah'ım* yoluna çıktığı, sevgidir, kardeşliktir, her şey allah'tır derken aslında kötülük tanımının bile allah'a yüklendiği, kur'an'daki tevhid inancıyla hiçbir şekilde alakası bulunmayan tasavvuf dininden bahsediyor burada cemre demirel.

    rahatsız olmadınız mı? islam camiası olarak şu bitmek bilmeyen rahatınızı bozmanızın, okumadığınız, hakkında fikir sahibi bile olmadığınız şeylere bağlanmayı bırakmanızın vakti değil mi artık? çünkü kur'an, "17/isrâ-36: hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme." der bize.

    spiritüalizm, panteizm, paganlık ve tasavvufun aslında hepsinin aynı öğretilere sahip olduğunu, mevlana'nın mesnevisinde, ibn arabi'nin fusus'ül hikeminde, hallac-ı mansur'un tavasininde, abd'de pompalanan spiritüelist öğretilerin baş kaynaklarından olan ramtha'da, ra bilgileri'nde her zaman aynı şeylerden bahsettiğini, kur'an'da bizlere denen "la ilahe illallah" (allah'tan başka ilah yoktur.)'a sufilerin "la mevcude illallah" (allah'tan başka mevcut yoktur.) cümlesiyle karşılık bulmasını merak ediyorsanız eğer bu kitabı kesinlikle okuyun.

    şeyhin sözüne hak sözü demek, şeyhin şarap içişine "o küçük bir havuz değildir ki bir damla pislik onu kirlendirsin" deyip hoşgörüyle yaklaşabilmek, tanrı vahyiyle kutsal kitaplar yazdığını sanmak ve arkasından milyonları sürüklemek büyük cesarettir. gelenekçilerin ve elif şafak okumayı seven modernist kesimin ortaklaşa buluştuğu tek nokta da ne gariptir ki mevlana'dır. hatta adı da bakara 286. ayette "ente mevlana" diye allah'a söylenmesi gereken bir söz iken zamanında allahlığını ilan etmiş celaleddin rumi'ye bizim gidip de mevlana dememiz "ama şimdi orada o bizim ustamız anlamında saygı..." diye geveleyecek olmanıza bir sebep midir?

    olayın dini boyutu anlatmakla bitmeyecek kadar uzun. müslümanların bilimde, ilimde, felsefede ve üretimde dünyanın çok önünde olduğu "islamın altın çağı" denilen o refah dönemlerinin "tasavvufun altın çağı" olan 13.yy'da bitmesi tesadüf müdür yani? e tasavvuf, şeyhler, müritler, dergahlar, veliler, şunlar bunların sana dediği şey "bu dünya boştur, her şeyini terk et, benliğini terk et, ne gerek var dünya işlerine, cennetin yolu şeyhine bağlanmaktır" lafları değil mi? beyinleri böyle uyuşturmuyorlar mı? müslümanların 13. yy'dan önce ve sonra çıkardığı bilim adamlarına bakarak bu mukayeseyi kendi evinizde siz de yapabilirsiniz.

    olayın siyasi boyutu ise bambaşka bir boyut. yeni dünya düzeni, tek dünya dini, tek dünya yönetimi başlığı altında toparlanabilecek birçok şey var. rockefeller ve rothschild gibi iki adet soyadını hayatınızda önceden duydunuz mu? unesco, unicef ve un'un bu adamların paravan şirketleri olduğunu da duymamış olabilirsiniz. artık biliyorsunuz. hani 2007'yi mevlana yılı ilan eden unesco yahu, bildiğimiz sevgi, kardeşlik, barış timsali unescocuğumuz.

    bir yandan kafa kesen radikalleri besleyen amerika, bir yandan sevgi, kardeşlik, barış başlıkları altında tasavvuf dinine çağıran amerika. ama ikisi de amerika. "ya hep aynı şeyler, bunlar hep amariga'nın oyunu, komplo teorileri falan aman" diyorsanız türklerin hakkında bilip bilmeden atıp tuttuğu bu multimilyonerler hakkında bir şey bilmiyorsunuz demektir. tasavvufun amerika'da nasıl pompalandığını öğrenmek için şu sembolizm içerikleriyle dolu ve ödül almış kısa filme bakabilirsiniz : http://heliofant.com/

    ruh üfleme konusu ise kur'an'da sadece ve sadece adem ile isa'nın yaratılışları için kullanılır. sadece yoktan var etmek esnasında kullanılan "ruh üfleme" asla ve asla tasavvufçuların iddia ettiği gibi allah'ın tüm insanlara kendinden bir parça vermesi gibi bir anlam taşımaz.

    diyeceğim o ki, vahdet-i vücud, vahdet-i şühud, panteizm, spiritüalizm, paganlık, panenteizm, hepsi aynı yola çıkan inanışlardır. panteizm ve vahdet-i vücud inancı evrenler = tanrı der, panenteizm ve vahdet-i şühud inancı evrenler tanrı'nın alt kümesidir der. fakat kur'an'da geçen tevhid dinine göre evrenler evrenlerdir ve allah ise münezzeh, eşsiz ve benzersiz olduğu için kendi varlığı, evrenlerin varlığı için mukayese edilemez.

    eğitim sistemimize zamanında giren tasavvuf ve buna benzer konuların ismet inönü'nün 1946 yıllarında amerika'yla anlaşmaya vardığı fulbright anlaşması'na bağlandığı bu olay yüzünden eğitim sistemimiz şu an vasat bir durumdadır.

    tasavvuf, mevlana ve bunun gibi konularda kafa karışıklığı yaşayan arkadaşlara, hakkında bilgi sahibi olmadığının peşine düşmeyi sevmeyen arkadaşlara, kendi görüşü tasavvuf dini bile olsa kendisine zıt görüşleri okumayı seven arkadaşlara bu kitap yüksek derecede tavsiyemdir. ya bu üçgen, tek göz, ılluminati, amariga'nın oyunu, komplo teorisi falan diyecek olanları kenara alalım, 125 adet kaynaktan oluşturulmuş eşsiz bir çalışmayı okumak isterseniz buyrun.

    kitaba aslında 9,5 puan veriyorum bu yarım puanı da şu sebeple kırıyorum, kitabın düşün yayıncılık önsözünde tasavvufun kur'an ile çelişmeyen tarafları için fikir beyan etmemektedir cümlesi geçmekte fakat kitabın genel felsefesinin demeye çalıştığı cümle ise tasavvufun kur'an'a ve islam'a tamamen ters olduğu görüşüydü. kaynak, kaynak, kaynak diye soracak olursanız kitap tam olarak 125 adet kaynaktan yardım alınarak ortaya çıkarılmış, çok büyük bir emek eseridir.

    inanmak isteyen istediğine inanır buna hiçbir lafımız olamaz fakat tasavvufun islam ve kur'an'daki tevhid dini ile çelişen taraflarının olmadığını söyleyebilmek şirke rekor kırmaya doğru koşan bir atletin durumuna benzer niteliktedir.

    cemre'nin kitabını noktaladığı sözü gibi ben de incelememi 14. yüzyılda yaşamış olan ibn haldun'un sözüyle noktalıyorum :
    "akletmek müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler."