şükela:  tümü | bugün
  • william shakespeare‘in “beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu ‘aşk’ sanıyorsunuz” aforizmasıdır.

    şimdi düşündüğümüzde aşık olunan kişi, bir anda hem gözümüzde, hem gönlümüzde nasıl bu kadar değerli olabiliyor? o kişiyi diğer insanlardan ayıran en büyük fark ne? birden hayatımızın merkezine oturan bu kişi kendini nasıl bu denli önemli kılabiliyor? elbette her insanın kendine göre belirlediği öncelikleri var bunun için. yani hayatımın erkeği/kadını kıstası.

    yıllar boyunca süren, o doğru insanın bir gün bulunacağına dair bitmek bilmeyen bir inanç ve umutlu bekleyiş. ben bunu biraz da how i met your mother‘daki ted’in durumuna benzetiyorum. kendince ‘perfect woman’ kriterleri benimsemiş ama hayatın ona ne sürprizler getireceğinden habersiz. mesela hayalindeki kadın star wars’u sevsin istiyor, köpekleri sevsin istiyor, vs. bir de (bkz: olive theory) var ki ona hiç girmiyorum bile.

    tabi bazen her şey beklediğimiz gibi olmayabiliyor. dış görünüş olarak çok beğendiğimiz biri karakter olarak hödüğün biri çıkabiliyor. (bkz: adam pisliğin teki çıktı rıza baba) ya da tam tersi de olabilir.

    sözün özü, beklentilerimizi ne kadar minimum ve insancıl bir seviyeye getirirsek, hayal kırıklıklarımız da o kadar az ve gürültüsüz oluyor.
  • (bkz: aşık veysel) üstadın dediği üzere (bkz: güzelliğin on par'etmez bu bendeki aşk olmasa). olay bakan gözde, işiten kulakta ve seven yürekte ve kesinlikle bizdeki ruhun davasıdır bu. her türlü güzellemeyi yaparız ve döner buna kendimiz yürekten inanırız. zaten aşık olma hali yarı deliliktir, gerçeklere küs, ayaklar yerden kesik, mantık sonsuzluğa yelken açmış, yürek çarpıntısı hali. yanılgı sanmakta. bu zaten gerçek aşkın tanımı.