şükela:  tümü | bugün soru sor
  • " zamanın örtüsünü yavaş yavaş sıyırdı. hayatı tekrar tekrar bilincine sızdı. acılı ve kasvetli, kayıplarla, kederle dolu olsa da onun da bir hikâyesi vardı. dr. mavi, onun da bunu fark etmesini istiyordu.

    içini açmaktan korktuğu kutu gibi, geçmişine bakmaktan da korkuyordu ama bir kere kutunun kapağını kaldırmıştı. oradaki boşlukları, yalnızlıkları, anlamsızlıkları, güvensizlikleri, büyük suskunluk dönemlerini görmek acı verse de, hikâyesini anlatmak, anlatırken sesini duymak, sesini duyarken anlamaya başlamak, anlamaya başladıkça varolmak… henüz anlama noktasına yeni gelmişti.

    kaybettiğini düşündüğü hayatını bir nebze de olsa ele geçirmişti. belleğinin soğuk köşelerinde donuklaşan sahneler yavaş yavaş canlanmış; sancılı, mahzun, buruk imgeler önce kalbine, oradan da muhayyilesine akmıştı. hayatın öyle boşu boşuna akıp gitmediğini, hiç değilse belleğinde tutulduğunu bilmesini istiyordu dr. mavi.

    turuncu, hikâyesini ilk kez birine bu kadar detaylıca açarak bir ilki daha yaşıyordu. bunca çok şeyi anlatacağını hiç ummamıştı. tanımadığı birine hayat öyküsünü anlatmak, gizli saklı duygularını bir başkasının şahitliğine sunmak başlangıçta zor gelse de giderek hoşlanmaya başlamıştı bundan. bunu dr. mavi’yle paylaşmalıyım, diye düşündü. paylaşmalıyım, demesi dikkatini çekti. paylaşmak da onun için yabancı bir kavramdı.

    “öykümü sana anlatırken çok zorlanacağımı düşünmüştüm. zannettiğim kadar zor olmadı ama. üstelik bir süre sonra bundan hoşlandığımı fark ettim. sence neden?”

    dr. mavi, turuncu’nun bu halini seviyordu. onunla yol almak, düz bir yolda yürümek değildi. turuncu kat kat açılırken, aniden bir yan yola sapıyor, beklenmedik bir sapakta hiç ummadıkları bir keşif yapıyorlardı. başta bu sapmalar asıl konuyla ilgisiz gibi görünüyor ama bir süre sonra temel konuyu besleyen, onun çözümünü kolaylaştıran önemli bir yan unsur haline geliyordu. ana yoldan sapıp bir dağ yoluna dönüvermek, o yolla yüksek bir yamaca çıkmak ve oradan ana yolu seyretmek gibiydi.

    “bundan hoşlandın, çünkü yaşadıklarına bir çift göz şahit oldu.”

    “ne demek bu?”

    “insan olmanın farklarından biri de turuncu, yaşadıklarımızın görülmesine, fark edilmesine, anlaşılmasına, onaylanmasına ihtiyaç duymamız. bir çift gözün, varoluşumuza tanıklık etmesi. çok hoş bir duygudur bu. varoluşsal bir ihtiyaçtır.”

    dr. mavi, turuncu şımarık bir kız çocuğunun sesiyle “biraz daha açar mısın?” deyince onun iyileşmeye başladığını, kendisine acımaktan, bir kurbanmış gibi hissetmekten yavaş yavaş sıyrıldığını düşündü.

    “eğer hayat varsa, acı tatlı olaylar varsa, kazanılanlar ve kaybedilenler varsa, güneş doğuyorsa ve batıyorsa, insan doğuyor, yaşıyor ve ölüyorsa ama bütün bunlara şahit olan biri yoksa ne anlam ifade eder ki?”

    “yani” dedi turuncu, “sen bir bakıma benim yaşadıklarıma tanıklık ettin, benim hikâyem senin tanıklığınla…” durdu.

    “biraz yardım eder misin?”

    “senin hikâyen, benim tanıklığımla çoğaldı. sana özgü, sana ait, aslında sen olan hikâyeni şimdi ben de biliyorum. yani seni şimdi ben de biliyorum. hikâyen artık iki kişi tarafından biliniyor. böylelikle çoğalmış oldu. yani şahitlik, yaşananları, varoluşu çoğaltır.”

    “iki şeyden söz ediyorsun ama. birincisi, bir hikâyeye sahip olmak ve bir başkasının, senin deyiminle bir çift gözün bu hikâyeye şahitlik etmesi.”

    “evet, doğru” diye onayladı dr. mavi. “sahip olduğun hikâye, hayatının farklı dönemlerinde sergilediğin eylemlerin, düşüncelerinin, hissettiklerinin toplamıdır bir bakıma. varlığın anne rahmine düştüğü andan, şu ana kadar birbiri ardına oluşan olayların bir kaydıdır senin hikâyen. ya da hepimizin hikâyesi. ayrıca hissettiklerimizi başka birine anlatana kadar çoğunlukla gerçekten hissettiğimiz şeyin ne olduğunu kavrayamayız. bu yüzden insanlar birbirlerine, yaratıcı’ya açılırlar, yaşadıklarını anlatırlar, kendilerinden bahsederler. bunu çoğunlukla konuşarak yaparız, bazen de yazarak. en güzel yollardan biri de dua etmektir. şunu iyice fark etmeye çalış; her şey olup bitti diye bir şey yok insan için. olan biten belleğin deposunda tutuluyor. orada hikâyeleştiriliyor. sonra o hikâyeye anlam aranıyor. hikâyelerimiz çoğunlukla bir anlam bulmak için ifşa ediliyor. bu, insan olmanın en önemli özelliklerinden biri. bir hikâyeye sahip olmak hatta hikâyenin kendisi olmak. işte artık şunu hissedebilirsin: benim bir hikâyem var veya hikâyenin kendisi aslında benim!”

    “hikâyem acılarla, kayıplarla dolu olsa bile mi?”

    “evet, öyle olsa bile. hayat bu değil midir zaten?“

    (mustafa ulusoy, giderken bana bir şeyler söyle s.207-210)
  • "ama arkamızdaki ağaçların arkasına gizlenen bir çift gözün varlığı görmezden gelinecek gibi değildi." john fowles - the magus