şükela:  tümü | bugün
84 entry daha
  • küçükken şahsıma ve abime uygulanan cezalardan bir kaçı ile örnek vermek istiyorum
    abim ile birbirimize girdiğimiz her günün akşamı babam işten gelir hiç üşenmez "sizi yurda vereceğim artık " diye evimize yaklaşık 10 km uzaklıktaki yurdun kapısına götürürdü o yolda salya sümük nasıl ağlardık bi daha yapmayacağız bizi yurda verme diye sürüne sürüne giderdik. babamdaki nasıl psikopatlıksa yolda affetmezdi illa kapının önüne götürecek... çok sonralar öğrendim ki yurt erkek öğrenci yurduymuş boşuna korkmuşum o kadar..
    bir de tv için birbirimize giriyorsak eğer tv karşısında ve de yan yana olacağımız şekilde abimi tavana beni yere baktırırdı oldu ki kafan azcık yamulsun uyumaya yollardı
    yine bir tv kavgası için geliştirdiği cezalardan biri olan kafa sandalye altında popo tv ye bakar pozisyonumuz vardı
    olur da bi psikolog çocukluğuma inmeye kalksa psikolojisi bozulur #35380369

    yine de güzel günlerdi be
  • ceza olsun diye saçlarını kazımak. travma.
  • çocukluğunu elinden almak.
  • oğlum beni iyi dinleyin lan . şeker çuvalından annemin bana şort yapıp giydirdiği zamanlar ( çok sağlam oluyordu ve tekstil bu kadar gelişmemişti ) . her yaramazlık yaptığım zaman annem bana baban eve gelsin sana gösterteceğim derdi . bir çocuk için babası eve geldiği zaman yüzünde tebessüm belirmesi gerekirken ben nasıl bir dayak yiyeceğimin hesabını yapardım ve babamın eve gelme saati biraz daha yaklaştıkça korkularım daha çok artardı . her nekadar babamın beni dövdüğünü hatırlamasam da çok zor gelirdi lan o süreç .

    geçenlerde annemle konuşuyorum dedim ki neden anne sen beni dövmedinde babamın mesai bitimine kadar beni korkuyla yaşattın . hiç olmazsa döverdin dayağımı yer otururdum .

    çok yaramazdın oğlum napayım dedi .

    babam bir kere anneme demedi ki ben kapıda beni özleyen çocuğumla karşılaşmak istiyorum korku dolu gözlerle bekleyen değil diye .

    bunu bir yere not edin ve çocuğunuza karşı böyle bir söylem kullanmayın rica ediyorum .
  • utandırmak.
  • psikolojik öksüz yetim bırakmak. telafisiz.
  • çocuğun ülkesinde savaş çıkarıp, çocuğu ülkende dilenciye dönüştürmek. sonra her bir vatandaşının gördüğü yerde siktir çekmesine ve iğrenir gibi bakmasına maruz bırakmak. kalacak, yaşayacak, sığınacak bir yer bulamamak vs.
  • çocuğun gelişimine ne kadar büyük etkisi olduğu, çocuğun yetişkin hayatında dahi gözlemlenebilen cezalardır. fiziksel şiddet, korkutma, tehtid, sevgisiz bırakma, aşağılama bu cezaların genel karakterini özetler.

    ancak kimi zaman ailelerin bir ceza olmasını bile amaçlamadığı, çocuğa ne kadar zarar verdiğinin farkında bile olmadıkları davranışlar vardır.

    ailem beni hiç dövmedi, aşağılamadı, ceza olarak ne odama gönderildim ne bir şeylerden mahrum edildim. zaten fazlasıyla uslu bir çocuktum, yetişkinlere kendimi sevdirmek, aferin almak için yapmayacağım şey yoktu. küçücük aklımla böyle bir yük yüklenmiştim, derslerimde başarılı olmak benim için o kadar önemliydi ki, uzun zaman bunu kendi karakter özelliğim sandım.

    daha ilkokuldayken, sınavlardan önce karnıma ağrılar girerdi, midem bulanırdı, önemli bulduğum sınavlardan önce yemek yiyemezdim, kafam o kadar doluydu ki bazen ufacık bir şey, gözlüğümü koyduğum yerde bulamadığımda, kitabımı okulda unuttuğumda ağlama krizlerine girerdim. ancak ergenliğimin sonlarında, bu 'aileme kendimi kanıtlama' ihtiyacımın, onların da farkında olmadan bana yerleştirdikleri ve pekiştirdikleri bir davranış olduğunu fark ettim.

    ilkokula giderken, sınav öncesi, o kadar stresli olurdum ki kendi saçlarımı yolardım. ailem ise bana bir kere olsun 'önemli değil, düşük not alsan da olur' demedi, her seferinde sen nasılsa 100 alacaksın, sen akıllısın, daha azını zaten yapmazsın dediler. daha azını yapmak benim için düşünülemezdi. benden her zaman beklentileri yüksekti. ilk defa lisede 'peki ya yapamazsam, yani diyelim ki düşük not aldım ne olucak' demeye başladım, sen alice'sin abin olsa neyse sen düşük not almazsın, sen yaparsın, sen akıllısın, zekisin dediler. farkında bile olmadan, kendimi ispatlayabilmem, onların alice'i olabilmem için hep onların mükemmel beklentilerine uymam gerektiğini düşündüm, uzun süre. ve sonunda patladım, bilerek kendimi serseriliğe vurdum, alice her zaman başarılı olmak zorunda, o zeki, o yapar sözleri, bir düşük not aldığımda- bile bile mi çalışmıyorsun, sen aslında yaparsın ama bize inat yapmıyorsun-düşüncesine dönüştü. bana kimse, gönderdiğimiz her kursta, her dersinde başarılı olmak zorunda değilsin, küçücük çocuksun, biraz oyun oyna yaramazlık yap, çocuk ol demedi.

    ben de sonuç olarak lise hayatımın sonlarına doğru, kendi kendime bunu dedim. hiç bir şey yapmak zorunda değilim, başarılı olmak zorunda değilim, bu kadar stres yapmak, kendimi aileme sevdirmek için başarılı olmak çok aptalca diye düşünmeye başladım.

    ailemin bana verdiği en büyük ceza, her zaman başarılı olacağımdan emin olmaları, yüksek beklentilerini karşılamanın benim karakterim olması yönündeki yönlendirmeleriydi.
    şu anda bile biri sen bunu başaracaksın, sen zaten yaparsın dediğinde asabım bozulur, kendi kendime bile ben bunu başarırım diyemem, bir şeyi başarmak istediğimde sanki sadece anne babamın beklentilerini yerine getirmeye çalışıyormuş gibi hissederim, yaptığım şeyden tiksinirim.
    bana başarılı olmama hakkı ve yalnız kendi seçtiğim alanlarda başarılı olmak için keyifle çalışma şansı vermeyen aileme inat, başarısızlığımla boşvermişliğimle övünürüm.

    annem hala şöyle başarılı olucaksın mesleğinde, sen zaten şu şu özelliklerin var, daha azı olamazsın dedikçe, belki gerçekten kendim düşünsem bana büyük haz verecek hedeflere yönelik adım atmaktan kaçınırım.
    kimse bana git odana şunu ezberle demediği halde, sırf ailemin başarı hissini tatmin etmek için, türkiye haritasını önüme koyup bütün nehirleri, dağları, saatlerce uğraşarak ezberlemiş bir ilkokul 3 öğrencisiyim ben, annem gelip kızım sen ne yapıyorsun ne gerek var, bir ilkokul 3 ( hayat bilgisi mi coğrafya mı ne işte dersin adı neyse) sınavı için bu kadar çalışılır mı dese, bu davranışımla övünmek yerine, belki başka bir insan olurdum.
  • küçükken nah yapmayı öğrenmiştim nereden öğrendiysem. abime hareket çekip duruyordum. o da bir daha yaparsan diline acı biber sürerim demişti. o güne kadar dile acı biber sürmenin mecaz olduğunu düşünürdüm hep. hareketi çektim ve oyun sanarak kaçmaya başladım. o da arkamdan biberle koşup geldi, yakaladı, ellerimi bacaklarının arasına alıp üzerime oturdu. ben tabi hala oyun sanıp gülüyorum. çıkardı biberi ağzımı kapadım. burnumdan nefes almayım diye eliyle turnumu sıktı, mecbur ağzımı açtım. piç kurusu bi avuç biber doldurdu ağzıma ve kalktı üzerimden. acıyı nasıl geçireceğimi bilmediğim için ağlayarak halıları yalıyordum. o günden sonra bir daha ona değil uzun bir süre kimseye el hareketi çekmedim.
  • onu sevginden mahrum bırakmak.
29 entry daha