şükela:  tümü | bugün
  • pezevenklik. vallahi sürümden kazanıyoruz.
  • benim için benzin istasyonu işletmeciliğiydi. kaynaktan çek dur, yüzde yüz kar.
  • doktorluktur. harbiden de çok para kazanılır.
  • avukatlıktır. yazık la bildiğin fakir avukatlar.
  • eczacılıktır.
  • öğretmenliktir. çünkü onların tanıdığı bildiği öğretmenler o işi az uz paraya yapmıyor olmalıdır.
  • taksiciliktir. hem bütün gün araba sürüyorsun hem de sana gezdiğin için para veriyorlar.*
  • kuaförlük. düşünsene, her dakika farklı müşteri türlü türlü isteklerle geliyor ve isteklerinin her biri minimum 5 tl tutuyor...
  • yanlış hatırlamıyorsam 14-15 sene öncesiydi ..
    o zamanlar bulunduğum şehrin en işlek caddelerinden bir tanesinde nasıl bir iş yapsam diye düşünmeye başlamıştım.
    eve katkım, gelecek için birikimlerim olur. belki'de aileme ev alırım diye düşünmüştüm ( çok sağlam bir kafam varmış.)
    kimsenin yapmadığı bir şeyler yapmalıydım.
    gittim araştırdım..
    çin malı, dolumu tekrar gerçekleşmeyen tokai imitasyonu çakmaklar var.
    kibrit ile aynı maliyetle kafa kafaya çarpışıyorlar.
    bu olabilir diye düşünüp, gidip annemden sermaye istedim.
    aldığım sermaye, bir kutu çakmağa denk geliyordu.
    gittim aldım, hemen bir yer buldum kendime. işi ticarete dökmek adına tek satmıyor, on tanesine bir fiyat veriyorum.
    sattığım bir kutu çakmaktan -elli adet- beş çakmak kazancım oluyordu.
    satmak için bağırmak gerekiyor, bağırmak içinde utanmamak.
    bir kaç deneme sonrası, nefesim ses tellerime iliklenmişti.
    ama kazanmam için yapmam gerektiğini de biliyordum, bağırmaya başladım.
    yalnız bağırırken'de gözlerimi kapatıyordum. -sanki kendimi görmek istemiyor gibi.
    çok iyi hatırlıyorum, 5 dakika sonra bir kutu çakmak bitti.
    sonra gidip yenisini aldım, sonra bir daha, bir daha derken. benim sermaye bir süre sonra 10 kutu çakmak almaya kadar gitti.
    işleri fazlası büyütmüştüm, esnaf abi ablalarda çok sevmişlerdi beni.
    soğuk günlerde arada gel otur der, çay içirir yemek yedirirdiler sağ olsunlar.
    bir iki zabıta abi vardı, karışmazdılar onlarda bana hiç.
    çok gürültü yapmazdım sonraları, çünkü artık bir tabelam eksikti cadde'de.
    o kadar sahiplenmiştim.
    bir süre sonra, iyi iş yaptığımı gören benden biraz daha büyükçe çocuklar etrafımda çakmak satmaya başlamışlardı.
    işlerim haliyle yavaşlamıştı. her köşe başını tutmuşlardı.
    ve sonun da iki kişi akşam eve dönerken çevirdiler beni yoldan -orası artık bizim sen gelmeyeceksin diyerek dövdüler.
    çok ağlamıştım harbiden. eve ilk kez bu kadar geç gittiğimi biliyorum.
    bir çocuğun çok para kazanılıyor diye bildiği bu meslek, çok kazandırmıyordu aslında.
    sadece insan çok istekli davranınca, çok kazanıyor gibi hissediyordu.
    ben sonra gidip bir başka cadde'de başka iş yapmaya karar verdim.
    bir tekstil atölyesinden gidip yüze yakın gömlek aldım. hem güzeldiler, hemde uygundular. herkesin alabileceği fiyatı taşıyordular.
    aynı gün üç gömlek satışından sonra zabıtalar gelip hepsini aldılar benden.
    elimde kalan, bir televizyon alabilecek paraydı.
    gidip 37 ekran bir televizyon aldım, halen durur balkonda. her akşam eve gittiğimde yemek yerken oturur haber izlerim.
    belki o zamanlarda, ev alabilecek kadar para kazanamadım ama,
    o tatlı meslek bana ileride neler yapabileceğimi daha iyi öğretti.
    bana bir yol çizdi.
    sonrası yürümek oldu işte.