şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: life is drunk)
  • erken boşalmanın suçluluk duygusunu yaşıyordur.
  • benim en yakın arkadaşlarımdan biri bu. bir olay anlatacak ya resmen dünyanın toz gaz bulutu olduğu zamandan başlıyor.
  • insanın tahammül sınırlarını ve sinirlerini zorlayan bir şahsiyettir. hihi evet anladım tamam demene rağmen uzatır da uzatır.
  • hedef göstermeyeyim ama iki isim var:

    (bkz: balzac)
    (bkz: dostoyevski)
  • önce evden çıkar, minibüse biner, minibüsü de çok beklemek zorunda kalmıştır. hatta beklerken emlak bankası emeklisi oktay bey'i görür. ay onun da beli ağrıyormuş çok, sizin fizik tedavicinin numarasını versene?

    "eee?" dersin. minibüs nihayet gelir ama bozuk parası çıkmamıştır, yolculardan başı eşarplı ama çok modern, atatürkçü bir teyze parasını bozmasına yardımcı olur, o teyzenin de küçük gelini boğaziçi mezunuymuş, iki kızı varmış, büyük kızı da bizim kızla aynı okula gitmesin mi? onun öğretmeninin adı şuymuş, bizimkinin de adı o muymuş.

    "eee?" dersin. minibüsten indikten sonra ay, ay, ay bir mağazanın vitrininde haaarika bir bluz görüp almıştır, çok da ucuzdur. bir koşu içeri gidip o bluzu getirir. hani geçen yaz datça'dan aldığı uzun saplı bir çantası vardır ya, onunla tam takım oluyordur. mudo'dan filan alsan ohooo en az 100 liradır. tahmin et kaça almıştır? tahmin et. yok yok, daha aşağı. hadi bir tahmin et. yok o kadar da değil canım.

    "eee?" dersin, meğerse sahrayıcedit'te oturan arkadaşı gülay'a gitmektedir. o arkadaşı da aslında kozyatağı'nda oturan aytenler'in göztepe'den eski komşusudur ve nedense vallahi de çok şeker bir kızdır. gülay'ı tanısan çok seversin. böyle çok modern, atatürkçü. bu arada kozyatağı'nda oturan ayten var ya, onu da tanısan çok seversin. işte o ayten'in kocasının midesinde bir sorun çıkmış. kimseler çözememiş. çok çekmiş adamcağız. aylarca doktor doktor dolaşmışlar. adamın canına tak etmiş artık, tıbba lanet etmiş. bizimki bunlara harika bir fotonik kuantum terapisti tavsiye etmiş. bu arada terapist de çok modern bir insan. atatürkçü. ayten'in kocasının meğerse çakraları tıkanmış. yedi seansta açtırmış rahatlamış. ama zavallı adam ayyylarca çekmiş. ay - lar - ca.

    "eee?" dersin, meğerse o arkadaşı gülay yazlıktan ayşe'yi görmüştür de... ayşe'nin kocası da babanla aynı şirkette çalışıyormuş eskiden, acaba baban tanıyor mudur kendisini? ay babanı gördüğünde bir sorsana? hatta oğulları da benim üniversitenin mimarlık bölümünden mezunmuş, karaköy'de ofis açmış, tanıyorumdur belki.

    "eee?" dersin, ay ne anlatacaktım unuttum der.
  • hayatında sıradan bir yeri yoksa, onu sonuna kadar dinle derim ben.

    çok değer verdiğim bir insan da böyleydi ve ben haliyle o zamanlarda bu durumdan dolayı oldukça muzdariptim. kişiye verilen değer arttıkça, tahmin edersin ki "eee anladık, sadede gel" deme ihtimalin de azalıyor. ne yapsam ne etsem diye düşünürken, bu konuyu çok değer verdiğim bir diğer kişiye açtım ve bana öyle bir şey söyledi ki büyük bir aydınlanma yaşadım.

    - yahu ben bu x ile ne yapacağım bilmiyorum. anlatırken konuyu uzatıyor da uzatıyor. geleceği nokta da az çok belli oluyor, kırmak da istemiyorum, sus da diyemiyorum. ne yapmalıyım?

    + onu dinle, sözünü kesmeden sonuna kadar dinle.

    - iyi de, neden? anlattığı konu belli, sonuç belli. bunu neden yapıyor?

    + çünkü nasıl düşündüğünü sana göstermek istiyor. o, içi dışı bir bir insan belli ki. anlattığındaki sonuca odaklanma, nasıl ve şekilde ifade ettiğine odaklan. günümüzde artık sonuçlar ve skorlar dünyasında yaşıyoruz, oysa ki hikayenin nasıl geçtiği çok daha önemli değil midir çoğu zaman? bırak sana hikayesini anlatsın, nasıl düşündüğünü ve kurguladığını göstersin, buna izin ver. ayrıca çok şanslısın çünkü bunu yapan insanlar gerçekten çok azlar, değerini bil.

    o günden sonra hiç sözünü kesmeden sonuna kadar hikaye dinler gibi dinledim onu. ve bir diğer insanın düşünce akışını nasıl kurguladığını hayranlıkla izledim. her lafı uzatan da böyle olacak diye de bir kaide yok kabul, fakat böyle bir insan bulursan da asla sözünü kesmeden onu dinle. çünkü bazı insanlar dünyaya anlatmak için gelirler ve herkese de böyle anlatmazlar.

    bir küçüğümüzün de dediği gibi; "gülünü önemli kılan, uğruna harcadığın zamandır."
  • -ya abi geçen günkü olayı anlatayım
    -anlat abi
    -işte moruk biliyosun bu geldi etti hede hödö
    -evet abi
    -ondan önceki ay da şöyle şöyle bir şey olmuştu.
    -eee
    -geldi işte falan bi konuştuk,biz ilk tanıştığımızda böyle böyle bir şey oldu. neyse velhasılı bu geldi, ben yorgunum falan, işyerinde şöyle şöyle bir şey oldu.
    -olm sadede gelsene artık
    -valla kavga ettik moruk siktiri çektim.
    -bravo valla, siktir çekmeden bi destan da ona düzdün mü ?
  • annem bu benim. aşırı derecede tatlı bir şey olduğu için bir şey de diyemiyorum ama telefonla konuşurken kulağım kavruluyor resmen. asıl sıkıntı kötü bir haber vereceği zaman oluyor. kötü bir şey olduğunu söylüyor ama mevzunun ne olduğunu söyleyene kadar stresten çatlatıyor karşısındakini. bir türlü sadede gelemiyor.

    ha tabi bir de telefonu kapatamıyor. "görüşürüz yavrum, tamam canım, kendinize dikkat edin, seni çok seviyorum, öpüyorum, ben de şimdi bilmem ne yapacağım zaten, hadi kolay gelsin canım, öpüyorum, hadi..." diye diye iki dakika sürüyor telefonu kapatması. ben de araya girebildiğim kısa anlarda sadece tamam anne, görüşürüz anne, oldu anne, işim var anne filan diyebiliyorum.
  • kimi zaman verdiği gereksiz detaylarla konudan uzaklaşıp anlatacağı olayı unutan insan.
    bir on dakika da ''ne anlatacaktım ben ya'' serzenişiyle geçer.