şükela:  tümü | bugün
  • yekta kopan'ın yeni öykü kitabı.
  • yekta kopan'ın 2009 yılında can yayınları'ndan çıkan öykü kitabı. içinde altı tane öykü bulunuyor. hikayelerin tümünde bir baba-oğul örgüsü var, kaybedilmiş, özlem duyulan bir baba ve onu hüzünle anımsayan, anılarını zihninde yaşatan bir oğul. sarmaşık ve portobello 22 en etkileyici öykülerden.
  • bir de baktım yoksun rüya ile gerçeklik, baba ile oğul, kendi ile kendi olmamak , fil ile kertenkele sınırlarında dolaşan bir yandan borges'ten, tanpınar'a, sabahattin ali'den, oğuz atay'a hatta george orwell'e selam gönderirken diğer yandan yaşadığı hayatla sürekli didişen ve yenik düşen sıradan insanların hikayelerinin anlatıldığı bir kitap. özellikle birinci hikayede hikayenin uzunluğu yeşil evle ilgili uzayan ayrıntılar metnin okunabilirliğini azaltıyor. belli bir noktadan sonra insan ya goncagül'e ne oldu öğreneyim ya da bir roman okuyayım havası içerisine giriyor. londra'da kahramanın kendisiyle hesaplaşmasının anlatıldığı hikaye geri plandaki incelikli londra anlatımı ve atmosferi ile kitabın hoş öykülerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. baba oğul hesaplaşmasının anlatıldığı hikaye oğuz atay'ın babama mektup'unun kendi kişisel tarihi üzerinden yeniden yazılması gibi. metnin yükselip alçaldığı hoş yerlerin yanısıra ilişkinin yaralarının ve geride bıraktıklarının oğul kararsızlığında duru bir anlatımı var. kahraman babası ile olan ilşkisini temize çekmeye çalışırken o güne kadar ki hayatını da gözden geçiriyor ve kendi hayatını babasıyla kurduğu ilişkiler çerçevesinde dönemlere ayırıyor. benim en beğendiğim hikaye oldu. bir de baktım yoksun yekta kopan'ın son hikaye kitabı...
  • yunus nadi öykü ödülü'nü alan yekta kopan kitabı..
  • roman yazma ezberine küçük bir başkaldırış bu kitap. bana öyküyü sevdiren sait faik'ten sonra okuduğum en güzel öyküler kitabıydı bir de baktım yoksun. peşinden sürükledi beni, gözlerimde canlandı betimlemeleri. mahallenin kedisini aradım tek başıma, babamla yeşil evin arkasındaki bankta yüzleştim, kavgalarımı anımsadım, saatleri ayarlama enstitüsü'nü okuyor buldum kendimi ingiltere sokaklarında, geçen zamanın bize yüklediği farklılıkları, yükümlülükleri hatırladım, yeşil bir otel odasındaydım, şişhane'yi arşınladım... kaybettim buldum, bulduğumu sandığım anda tekrar kaybettim, sevdim, terk edildim... bir solukta okumadım kitabı, bitirmek istemedim. okuyucuyu içine çekiyor denir ya kitaplar için, işte öyle geçip gitti bu kitap masalsı dünyamdan beni yormadan...
  • öykülerinde sürekli yazarın hayatına atıfta bulunulmuş, yakın zamanda babasını kaybetmenin verdiği acıyı dibine kadar okurlarına da yansıtan bir yekta kopan kitabı. portobello 22 hiç kuşkusuz kitabın en can alıcı öyküsü.
  • nefis bir kitap.

    tüm öyküler çok naif sözcüklerle örülmüş. dolayısıyla serin bir gece yarısı hafif bir ürpertiye kapılıp incecik bir şalı omuzlarınızdan ruhunuza bırakan dokunaklı kitap.
  • “sadece bir an var, bütün hayatın anahtarı sayılabilecek bir an.”
  • öykünün gücünü tekrar hatırlatan kitap.

    yedinci baskıyı ulaşmış olması ayrıca sevindiricidir. her biri defalarca okunabilir altı öykünün altısı da birbirinden vurucu, hüzünlü, etkileyici.

    kırmızı adlı öyküde bir anda sevgiyle, bilgelikle bakan ayfer tunç ile karşılaşmak heyecan verici.
  • "öykü böyle olur" dedirten kitap. elden düşürülemeyen, merakla izlenen yaratım dolu olaylar ve hakiki kişilikler geçidi.

    iclenmelerini anlatmaktan ibaret, aforizmalar siralayan, iç döken ama öyküsüzlükle malul günümüz anlatılarından sonra, öykünün bir kurgulama oldugunu yeniden animsamak ne güzelmiş. öykü diye deneme yazarlığını sunanlara nasıl da bir nispet ama..

    meğer öykü, ancak okunduğunda ve okurunun aklında yaratılanla ancak öykü olurmuş.