şükela:  tümü | bugün
  • ahanda böyle bir diyaloga sahip bir diziydi;

    mükremin: bak asuman, sana karşı yüreğimde meydana gelen yer sarsıntılarını inkar edecek değilim. sen benim his dünyamın ekvatoru sayılırsın. merkezindesin yani!

    asuman: ay mükremin bayılıyorum senin bu şiir gibi konuşmalarına biliyor musun?

    mükremin: eyvallah! ancak senin bazı hareketlerin benim için 9 kusurlu hareket kapsamına giriyor. bazen penaltıya hükmetmeye mecbur kalıyorum. eğer benim olceksen bazı şeyleri yapmiceksin!

    asuman: tamam mükremin. söyle o zaman. hem zaten bende itaat olayı da vardır biliyorsun.

    mükremin: haaa.. o zaman bir kere benden izinsiz sokağa çıkmıceksin. karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakmiceksin. oyarım gözlerini. ne bakıyorsun sağa sola? dosdoğru yürü.

    asuman: aaa. ama mükremin araba çarpar o zaman.

    mükremin: tercihini yap asuman. ya araba çarpicek ya ben çarpıcem!

    asuman: tamam tamam.. sen çarp..
  • aslinda bir cok eksigine ragmen olmamis diyemeyisimizin sebebi; acaba, bizi eski gunlere geri goturdugu icin midir diye dusundugum televizyon tiyatrosu. yani aslinda onlari tekrar televizyonda gormek sanki biraz, fis yazarken anilari hatirlamak gibi, sanki parfum kokusunun eski gunleri cagristirmasi gibi... biraz eskiye ozlem gibi... eskiden cok guzel gunler yasadigimiz bir arkadasi yeniden gormek gibi....
    sanirim en cok bundan sebep, dun gece ille de onlari seyredisimiz...
    eminim dun aksam reyting kaygisina dusen kanallarin patronlari ve diger dizilerin oyunculari bile oturup bir demet tiyatro izlemistir.
    msn yokken, internet yokken, eksi sozluk yokken hatta bu kadar dizi furyasi da yokken biz bir zamanlar maaile oturup cekirdek citleyerek bir demet tiyatro izlerdik.
    belki bu yuzden "cekirdek aile"ydik biz.

    kurtlar vadisinin tirt kahramanlarindan cok onceydi eyvah necdetle tanisikligimiz ki, onun bile bir adabi var idi meseleleri cozerken. rahatsiz etmezdi bizi kotunun kotuyle hesaplasmasi, simdi oldugu kadar.

    hersey biraz daha mukremin citir delikanliligi tadindaydi. belki yine hayirsizdik ama saygida kusur etmezdik o zamanlar.
    mukreminin kredi karti yoktu misal, ama bu, babasinin sittin sene gonderemedigi montu, kudrete almasina engel degildi ki verisi bile usulune goreydi.
    cumhur agbiye ve baska bir cok eksigine ragmen, her kosulda fadilin yanindaydi lutfiye. ilk engelde bosanma avukatlarinin kapisini asindirma modasi sonradan cikti.

    gunde 50 kere kapimiz calinirdi, gelen giden olurdu, komsu teyzeler, mahalleden, okuldan arkadaslar gelirdi, ders yapmaya, ya da oynamaya.
    bu kadar yalniz, bu kadar usengec ve bu kadar taksitle degildi yasamlar...

    birsuru kalin kitapokusak da, laf oyunlarini, cin esprileri ilk onlardan ogrenmistik.

    biliyorum simdiki duzende hatta eksisozlukte de sevgi pitircigi olmak cok kabul goren bir sey degil, hatta cogunlukla kotulenme sebebi.
    ama bence en cok bu saflik ve bu samiyeyet olmadigindan yitirildi bazi degerler.

    sadece bunlari animsatmasi bakimindan bile izlenmeye degerdi bir demet tiyatro.
  • 1970'lerde çekilen star trek 1080p izlenebilirken bir demet tiyatro'nun 360p izlenmesinin sebebi geleceğin hesaba katılıp katılmaması değil, star trek film (pelikül) olarak çekilirken bir demet tiyatro'nun betacam'a kaydedilmesidir. yani birisi film/pelikül, diğeri video.

    film olarak kaydedildikten sonra ilk film kaydı olan lumiere kardeşlerin 1800'lerdeki çekimleri bile 4k'ya çevrilebilir.
    https://youtu.be/1faj9fjqrza

    bu yüzden tosun paşa filmini 4k formatında izleme imkanı halen varken, ezel dizisinin 4k formatı asla olmayacak. videolar hangi çözünürlükte çekildiyse o çözünürlükte kalırlar, filmlerde böyle bir kısıtlama yoktur. çözünürlüğü tarama teknolojisi belirler, bu teknoloji geliştikçe filmlerin yüksek çözünürlükte versiyonları üretilebilir.

    ayrıca bir demet tiyatro'nun orijinali için 576p denebilirken 4:3 olan formatı 16:9'a çevrilirken alt ve üstlerden kırpılması sonucunda 360p olarak yayınlanıyor.
  • feriştah'ın fantazilerinden müthiş bir replik;
    "ve mükremin, tüm heybetiyle kapıda belirdi... allahım, bir insan ancak bu kadar kapıda belirebilirdi!"
  • lütfiye - doktor bey, kocamın bir problemi vardı da.
    doktor - nedir efendim mesele?
    hıdır - aslında bişey yok canım. yani biraz belim ağrıyor o kadar.
    lütfiye - yalan söyleme hıdır. sen bugüne kadar belini ağrıtacak hiçbir şey yapmadın ki. doktor bey, işte bizim sorunumuz da bu: kocamın beli hiç ağrımıyor.
    doktor - hımm siz şimdi kocanızın beli ağrımadığı için doktora geldiniz, öyle mi? o zaman ben size bir ilaç yazayım. onu almayın geçer. ee şayet yine ağrımamaya devam ederse o zaman günde iki tane almazsınız. baktınız hiç ağrımıyor, o zaman ameliyata almayız hiçbir şeyi kalmaz.

    efsanedir bir demet tiyatro..
  • hayatımı sancılandıran dizi.
    o sıralar ilkokul son sınıftaydım. bir gün tüm ev ahalisi birlikte izleyip keyif alabileceğimiz bir şey yakaladık televizyonda. babam en çok fadıl fıdıllıoğulları'na gülüyordu, gerçek hayatta sık sık benzerleri ile karşılaştığı için, annem laz bakkal'a, ben ise mükremin'e.
    ama bir gün lutfiye bir laf etti ve benim içim fokur fokur kaynamaya başladı; "ne kadar ilgınç bir hayatımız var di mı anne? lütfiye fıdıllığulları, doğdu, ömrünü pencere önünde sokağı izleyip, annesine laf yetiştirerek geçirdi. evli ve bir çocuk annesi lütfiye fıdıllıoğulları'nın adı hiç bir ansiklopedide geçmemektedir."

    adı hiç bir ansiklopedide geçmemektedir.
    hiç.
    bir ansiklopedi'ye girecek kadar ünlü olabilmek değildi mesele. mesele bir ansiklopedi'ye girebilecek kadar değerli olmaktı. kayıtlara geçecek bir şiir yazabilmekti, dünyayı değiştirecek bir isyan başlatabilmek, fizik dünyasını aydınlatacak bir keşif yapmak. koşa koşa odama çıktım ve ansiklopedileri açıp okumaya başladım; kral arthur, madam curie , castro.
    henüz 11 yaşındaydım ve yaşımın verdiği cahil cesareti, lutfiye'nin inanılmaz yalın tokat'ı ile birleşince ruhumun alev almaya başladığını hissediyordum.

    o günden bugüne, pek çok saçma şey yaptım ama, bunların yanısıra kendimi kendime karşı değerli kılmak için de pek çok şey yaptım. ömrümün giderken ardında bir şeyler bırakması gerektiğini lutfiye'den öğrenmiştim çünkü.
    ama lutfiye'ye olan minnet borcumu nasıl öderim? onu hala daha bilmiyorum.
  • laz bakkal veresiye defterini kaybetmiştir ve herkesin hesabına kafadan bir şeyler geçirip(dürbün, turp suyu vs)* çırakla yollar.
    tabi müşteriler de veresiye hesaplarını çırakla geri yollarlar. bakkala söyle bu kağıdı rulo yapsın derler.

    laz bakkal olayı anlamaz, kağıtları rulo yapar. ama sonra ne yapacağım? der...

    --- spoiler ---
    züleyha: laz bakkal bana ordan bir büyük avokado suyu ver bakayım.
    laz bakkal: avokado suyu mi? bizde öyle bi şey yok!
    züleyha: madem yok benim hesap pusulamda ne işi var hamşo?! al bu bana gönderdiğin hesap pusulası.
    laz bakkal: ben bunu ne yapacaam?
    züleyha: rulo yap rulo... gerisini sen bilirsin artık.

    laz bakkal: allah allah... herkes rulo isteyi, ama kimse devamını anlatmayi...
    çırak: bunu sen istedin laz bakkal amca, sonra ne yapacaksın biliyo musun
    -kulağına söyler-
    laz bakkal: ha onun için mi rulo deyiler, ona rulo denmez ki fitil denir fitiil...
    --- spoiler ---
  • 90'lari sekillendiren televizyon hadiselerinden birisi hakkinda genel analiz ve tespitler olacagindan agir spoiler barindirabilir, ona gore okuyun şşşşşş (tirbüşon).

    -aslinda tek bolumluk bir hikayedir bir demet tiyatro. daha dogrusu lütfiye çıtır'in hikayesi. mahalle bakkalinin ciraginin agzindan izleriz bahtsiz ve "evde kalmis" ev kizi lutfiye'nin hikayesini. klasik bir babasi, cahil bir annesi, kendisi her pisligi yaptigi halde kiz kardesine herseyi yasaklayan bas belasi abisi mükremin çıtır.

    bakkal ciragi tombalak'in gizli askidir aslinda ama hic bilmez bunu lutfiye. icinde bulundugu kafesten kurtulma umudu olan postaci hıdır dır'la evlenme hayalleri kurar, ailesi ise onu erzincan'li yasli ama zengin bir adama vermek istemektedir.

    sonucta mukremin hidir'i vurur ve hapse duser, lutfiye zorla evlendirilip erzincan'a gider ve "bir daha haber alinamaz", tombalak'in huzunlu anlatimi esliginde hikaye mutsuz sonla biter.

    -bu tek bolumluk hikaye cok tutulunca devam ettirilme karari alinir, hikaye toparlanmaya calisilir ve bugun hatirlanan o meshur efsane baslar.

    aslinda hikaye sıdıka ile cok paraleldir baslarda, cok bilmis ama "evde kalmis kiz kurusu", onun belali ama babasindan olesiye korkan abisi, klasik her seye sinirlenen baba ve cehaletiyle iyi niyetini harmanlayan anne. bolumler ilerledikce ve karakterler zenginlestikce kendi yolunu bulur elbette.

    hıdır dır kilibik ve pisirik bir sevgili/kocadır.

    mücver abla selam verdigi her erkekle evlenme hayalleri kurup yataga giren umutsuz bir abla,

    feriştah yenge kocasinin odunlugundan dertli, fentezi duskunu, libidosu yuksek ama talihi dusuk bir yenge,

    numan amca dunyadan ve karisinin isteklerinden bihaber, lugatinda fentezi kelimesi olmayan bir amca,

    asuman mahallenin olup olabilecek en serseri ve hayirsiz adamina asik olup onun serseriliklerinden sikayet eden klasik "serseriyi adam etme meraklisi" genc kiz,

    züleyha, karga sesiyle pavyonlarda sarkicilik yaparken unlu olma hayalleri kuran desibeli yuksek armonisi dusuk sarkici,

    pala konusmak konusunda isteksiz ve sessiz bir zuleyha asigi/korumasi,

    eyvah necdet, ay inanmıyorum necdet kod adiyla da bilinen fahri zooloji profesoru mafya babasi,

    laz bakkal dogal secilimi nasil atlatip hayatta kalabildigi hala anlasilamayan alık ötesi bakkal,

    tombalak mahallenin en zeki insanlarindan olmasina ragmen oksimoronu laz bakkal yuzunden bir turlu parlayamayan dogru sozlu cirak,

    tirbüşon, berkant ve tuğçe kod adlariyla da bilinen, daha dogustan kaybetmis kirli ama kara gun dostu dost,

    fadıl fıdıllıoğlu, daha kilibik ve daha pisirik siyaset meraklisi extended edition koca,

    füreyya vj olma meraklisi ayni anda bir suru erkegi idare eden tiki, berkant'in sorumlusu,

    iri hikmet, fureyya'nin iri, paranoyak, sinsi, muhbir ama asiri korkak amcasi,

    spartaküs vedat hicbir sartta devrimci ve spartakist kisiliginden odun vermeyen "sakıncalı" işçi,

    saldıray abi, efsane sevişgen. ekiz yatak kuratöru. muzik yapimcisi oldugu da rivayet edilir,

    elmas annesi ve kocasi, dedikodu, suc ve salaklik ekseninde donen çerçeve aile,

    gibi karakterlerle kisa surede unutulmazlar arasina girmis beklenmedik bir hit olarak "televizyonda tiyatro" gibi egzantrik bir dali basariya ulastirmistir.

    bu basarinin kesin sirri aslinda "karikaturize" edilmis gibi hissedilen ama gercekte hicbir abarti olmadan birebir hayatin icinden olan karakterleri son derece basarili sekilde ekrana yansitabilmis olmasidir.

    ozellikle gencler hayatin icine karistikca ve hayatın içinde piştikçe aslinda "ucuk" ve "bu kadar da olmaz" dedikleri karakterlerin birebir kanli canli yasiyor olduklarini farketmistir. bu da bir demet tiyatronun unutulmadan kalmasinin arkasindaki sirdir.

    -tabii zaman gectikce her turk yapimi gibi tadinda birakilmamis, uzadikca uzamis, baslarda cok dengeli karakter arasi hikaye dagilimi ve zengin konular yavas yavas bir karakter uzerine yogunlasmistir; mükremin.

    evet yapim basari kazanip vazgecilmez hale geldikce diger karakterler gercek manada yan karakterler olmaya baslar, butun olaylar mükremin çıtır'i daha da "karizmatik" hale getirmek icin, onun "delikanlılık" rolleri kesebilmesi icin yazilmaya baslar.

    yani aslinda bu baglamda;

    bir demet tiyatro, başlangıçta parodi yapıp dalga geçtiği delikanlılık namus ve şeref gibi lafları ağzından düşürmeyip her türlü serserilik ve pisliği, kabadayılık ve magandalığı, kaba kuvvet ve şiddeti sergileyen karakteri yüceltmeye başlar.

    bu bir turlu cozulemeyen toplumsal paradoks sonunda bir demet tiyatro'yu da esir alir.

    daha sonra da mukremin karakteri guzel kadinlara asik olup duran bir karakter olur. o donemin meshur manken ve oyunculari sirayla "sevgili" olarak diziye girer cikar.

    kisacasi seri yavastan serinin yaraticisinin ego tatmin alanina donusur, yavanlasir. basta tam hayatin icinden olan yan karakterler iyice karikaturize hale gelmeye baslar.

    son bolumleri ise kimsenin izlemedigi, basinda sac kalmayan bir adamin "evin serseri oglu"nu, yuzune yapilan estetik mudahelelerden sergileyecek mimik bulamayan kadinin da "evin kizi"ni oynamaya calistigi izlemesine gerek olmayan bir facia olur.

    -bu acidan bakildiginda bir demet tiyatro bolumleri 3 doneme ayrilir;

    2. bölümden 30. bölüme kadar; emekleme dönemi. henuz karakterler tam oturmamis ve olaylarin baglayiciligi yukselmemistir.

    30. bölümden 65. bölüme kadar; yükseliş dönemi. en efsane ve keyifli bolumlerdir.

    65. bölümden son bölüme kadar; çöküş dönemi. kaba kuvvet ve saldirganligi parodi olarak degil gercekten oven, tek bir adamin ve onun yarattigi karakterin kisisel sovu haline donusen bir basarisizlik oykusudur.

    ozellikle son bolumlerde ev kadini karakterinin estetik mudaheleler sebebiyle mimik bile yapamamasi, yaslanmis bir adamin genc ve kani kaynayan delikanli rolunu yapmaya cabalamasi icler acisi ve izleyenin icini burkacak detaylardir.

    bu arada serideki oyuncular icinde hayatini kaybedenler de olur;

    laz bakkal'i oynayan aydın tolan 75. bölümde hayata gozlerini yumar,

    tombalak'i oynayan gürdal tosun 114. bölüm'de hayata gozlerini yumar,

    burhan çıtır'i oynayan erdoğan dikmen 132. bölüm'de hayata gözlerini yumar.

    bu olumler hepimizin gozlerini doldurmustur.

    -butun bunlara ragmen hakkinin teslim edilmesi gereken asil nokta sudur;

    devrim, , emek, hak, grev gibi kelimelere doğal alerjisi olan, gordugu/duydugu yerde yuzu burusan, perdesini kapatip kosesine sinen, hakkını çalana değil hakkını arayana nefret besleyen, dogru soylese bile soyledigine degil soyleyene bakip karar veren, kendini ezip, asagilayip, hakaret edip, keyfi gelince odullendirip sinirlenince ac birakan kisilere hayranlik besleyip yucelten bir toplumun gozu onunde en parlak donemlerinde cok saglam mesajlar vermistir.

    cesitli bolumlerde burhan beyin mitinge gidip dayak yemesi, cesitli siyasi ve toplumsal gondermeler gibi gozden kacamayacak konular islenir,

    ama zirve 99. bölüm'de sirf kisisel hesaplasma yuzunden asılsız ihbar ile gozaltina alinan mukremin'in ruh halidir. ozellikle "mahalle delikanlisi" havasindaki milyonlarca soytarinin aslinda dunyanin gordukleri gibi olmadigini, yaninda oldugunu sandigi guclerin hic sorgulamadan kendisine donebilecegini, guclunun gucsuzu ezmesinin ne sebeple olursa olsun kabullenilmemesi gerekildigini anlatir (tabii anlayan olmamistir o guruhtan).

    o meshum 99. bolum surada;

    https://www.youtube.com/…fnfnmuktxlagj9rbk&index=97

    tabii televizyonda delikanlilik ve mazlumun yaninda olup zalime cephe alma dersi vermekle gercek hayatta bunu sergilemek arasinda daglar kadar fark var o da malumunuzdur.

    her neyse, sonunda resmi youtube kanali acilip butun bolumleri yayinlanmis, buyurun izleyin;

    https://www.youtube.com/…gfnfnmuktxlagj9rbk&index=2
  • hani ne alaka şimdi karşılaştırmaya ne gerek vardı diyeceksiniz belki ama leyla ile mecnun'dan da kaygısızlar'dan da iyiydi! liseliler istediği kadar kötüleyebilir bunu ama bir demet tiyatro türkiye'de yapılmış en iyi şeylerden biriydi. zabıta irfan mı diyeyim ay inanmıyorum necdet mi diyorum, fadıl fıdıllıoğlu mu diyeyim tirbişon mu diyeyim, ne diyeceğimi bilemeyeceğim için sen çok kraldın bir demet tiyatro deyip gelişine çakıyorum. internet yaygın olaydı o ara pe-hey! pe-hey! ezel'di lost'tu pe-hey!
  • mükremin abi, lütfiye, asuman ve tirbüşon dörtlüsü pek sevdikleri tülay abi'nin yeni arabasına el koymak suretiyle ufak bir gezinti tertiplemişlerdir. akabinde sahne atlar ve lütfiye tek başına eve gelir.

    lütfiye: merhaba anne, merhaba baba. ben iyiyim, hepimiz iyiyiz, hiçbi şeyimiz yok, merak etmeyin siz nasılsınız? niye televizyonu açmadınız?

    telviye hanım: lütfiye nooluyo kızım?

    lütfiye: yok bi şey anne, yok bi şey.

    burhan bey: anlat lütfiye!!

    lütfiye: önemli bişi değil baba anlatcak bişey yok. bize bi şey olmadı. arabada biraz çizik var ama neyse. allahtan mükremin abimin çarptığı adama bi şey olmadı.

    telviye hanım: çarptığı adam mı? ne diyo bu bey?

    burhan bey: lütfiye kaza mı yaptınız siz?

    lütfiye: evet ama mükremin abimin kabahati yok baba. normal bir şekilde kullanıyordu o.

    burhan bey: arabayı mükremin mi kullanıyordu?

    lütfiye: evet baba.

    burhan bey: onun ehliyeti yok ki kızım!!

    lütfiye: evet, zaten kazanın oluşumuna bu durumun epeyce bi katkısı oldu.

    telviye hanım: kaza nasıl oldu peki?

    lütfiye: şöyle oldu bak şimdi ben anlatıyım size. şimdi biz böyle güzeelce tam yolun ortasından normal bir şekilde gidiyoruz. birdenbire bi baktık adamın biri tam yolun ortasında duruyo. bağırıyoruz, korna çalıyoruz çekilmiyo. yani hata adamda. bizde değil. biz öylecene gidiyoruz. tabi adam yolun ortasında durunca biz de gelip paattadanak adama.

    burhan bey: adam yolun ortasında naapıyodu??

    lütfiye: e trafiği yönetiyodu.

    burhan bey: ne yapıyodu?

    lütfiye: baba, mükremin abimin çarptığı adam trafik polisiydi.

    burhan bey, telviye hanım: neee!!

    lütfiye: evet şanssızlık işte. aman neyse mükremin abime de bize de trafik polisine de hiçbi şey olmadı allahtan.

    burhan bey, telviye hanım: .....?

    lütfiye: çünkü.. biz kaçtık ordan.

    burhan bey: peki mükremin nerde?

    lütfiye: bilmiyorum. o beni eve yolladı. kendisi kayboldu ortadan.

    telviye hanım: ah lütfiye kızım sen hamilesin. ne işin var arabada filan?

    lütfiye: ne biliyim ben anne. biraz dolaşıp gelecektik.

    burhan bey, telviye hanım: .....

    lütfiye: aslında ters yöne girmesek çarpmıycektik.

    burhan bey: yani ters yöne girince mi çarptınız?

    lütfiye: evet baba ama ben onlara bin kere söyledim arabada bira içmeyin diye.

    burhan bey: ne ne ne dedin?

    lütfiye: ee bi şey demedim baba, neyse allahtan başkasının arabasıydı.

    burhan bey: sus lütfiye suus!!

    alemlerin en güzel mizah dizisine tekrardan hoşgeldin diyoruz.