şükela:  tümü | bugün soru sor
  • geniş zamanlı uykuların ardından yeniden uyandığımızda, çoğu zaman artık aynı kişi olmadığımız gibi dünya da uykudan önceki dünya değildir artık.. düş evreninden ait olduğumuz dünyaya doğru buğu ya da elastik sıvılar şeklinde kimi zaman sızıntılar olur; biz uyku ile uyanıklık arasındayken, zaman-mekan kavramını yitirdiğimiz o esrik anda gerçekleşir çoğu zaman bu sızıntılar. doğal kurgusu içinde ilerleyen dünyaya tıpkı yemeğe tuz attığımızda artık tat olarak değişmiş yemek gibi, dünyanın kurgusuna da bir şeyler katılmış ve tüm hayat kurgusu az da olsa değişmiş, sapmıştır. bu sızıntılar neticesinde lavoisier'nin dediği şey gerçekleşir: doğada hiçbir şey ne yoktan var, ne de vardan yok olur.. her düş gördüğümüz uyku sonrası, başka bir kurgu içine gireriz; küçük değişimlerin pek de farkında olmadan...

    * * *

    düşten uyandığımızda ayaklarımızın yere basmadan hemen önce, yerin katı ve gerçek sertliğine doğru ilerlerken hala düş dünyasında kalma umuduyla son bir gayretimiz olur ve fakat kütle çekimi tıpkı maddeler gibi, rüya alemindeki bizi de çeker, ayaklarımızın yeri hissetmesini sağlar. oysa biz hala 'sensiz yapamam' diyen sevgiliyi, coşkun bir dayanışma içinde gördüğümüz dostlarımızı, merak içinde görmek için sabırsızlanan kişiyi görmeyi, vapurlara, deniz otobüslerine bakıp onlara binerek uzak kıyılara gitme hayallerini kuranları, utangaç flörtleri, metinler arasında kaybolduğumuz dünyanın sırlarına ulaşma gayretini, lezzetli çocukluk tatlarına ulaşmak için mutfakta didinmeleri, saatlerce düşündüğümüz kişinin her şeye 'geyikti ya, sıkıldım' diye sünger çekmesini, merak edilen coğrafyalara yolculuk planlarını, anti çomar dünya hayallerini, mitolojik keşifleri, sinemanın sıkıştırılmış dönem ve hayal alemi parçaları olduğunu, çizgi filmlerin dünyanın gerçek hali olmasını ummayı, tarihin tekerrür düğmesine basıp durdurmayı, denizdeyken suyun altında nefes almayı, balıkların suyun dışında da, misal gökte de yüzebileceklerini, bizlerin de istersek kanatsız uçabileceğimizi, zaman atlamaları yapabilmeyi, en iyi yanıtları rüyalarda ya da içimizden söylemek yerine bağırarak dile getirebileceğimizi; ritüellerden, karmaşadan sıyrılmış saf bir dünyanın refahlığını, her şeyi ama her şeyi bu esrik anda duyumsar, iyi haliyle, istediğimiz biçimiyle korumak isteriz. ama kafamızdaki uyuşukluk yavaşça geçer, ayaklarımızın tabanında sert ve gerçek dünyayı hisseder ve düşlerimizdeki mutluluğun negatife döndüğünü anlarız. yeniden uyuma gayreti, düşlere dalma girişimleri beyhudedir zira iki dünya arasındaki kapı girilemez şekilde kapanmıştır... düşlerin ardından gülümseme sonrası burukluk vardır...