şükela:  tümü | bugün
  • murat'ın koruması ve şirketinin güvenlik müdürü olan hasan'a çok güldüm; hamdi koç eğer bir gün, esas oğlanın hasan olduğu bir kitap çıkarırsa... otur biraz soluklan deseler bile, hiç soluk almadan, almaya giderim.

    --- şpoiler ---

    hasan şimdi kendine cinayet kıyafeti seçiyordu. akşam serinliğinde yatak odasının açık balkon kapısında perde bir şeyin sabırsızlığı içindeymiş gibi ikide bir rüzgara katılıp dalgalanırken, hasan geniş gardırobunun açık kapakları önünde dikilmiş, klişelerden uzak ama yine usule uygun giysi ve aksesuvarlar arıyordu. arıyor, buluyor, üstüne tutuyor, beğeniyor, yatağının üstüne yayılmış diğer beğendiklerinin yanına koyuyordu. biraz zorluk çekiyordu hasan kiyafet seçimi konusunda. çünkü titizdi.
    iyi bir cinayetin sadece iyi bir kıyafetle mümkün olabileceğine inanırdı. cinayete giderken de cinayetten dönerken de güzel görünmek isterdi gecenin görünmez rengine bürüneceği halde. bu gece için siyah, dar, balıkçı yaka bir penye tişört, siyah, daha az dar, jean kesimi bir kanvas pantolon, siyah, file gövdeli training ayakkabıları, siyah, mat bir deri mont, siyah, maske de olabilen, lycralı bir bere seçti. kıyafetini içi ince deri, dışı ipek fileli siyah bir sürücü eldiveniyle tamamladı. çünkü stil sahibi biriydi. herkes onun tarafından öldürülmek isterdi. ama o herkesi öldürmezdi. çünkü lüzum yoktu.

    --- sboiler ---
  • sade bir roman dili ve sürükleyici bir kurgu arayışındakiler için birebir özellikte bir eski kocanın öğleden sonrası. (bu tanımı yapmak zorunda olduğum için yazıyorum. esas bu konuda yazmak istediğim bir spoiler var, alt kata buyrun.)

    --- spoiler ---

    kitabın bestseller olacağı çok belli, zira murat'ın hemen her erkeğin sahip olmak istediği bir yaşamı var.
    ilk pozisyonda erkek kalesini fethetmiş durumda. ikinci olarak orta yaşlı kadınların ve hadi gelin itiraf edelim tüm kadınların ortak merak konusu erkek dünyası/düşünce yapısının derinliklerine iniyor. oradan bazıları "hadi lan ordan ne derinliği" diye yükleniyor bana. aynen katılıyorum*. murat gerçek olamayacak kadar düşünceli esasen, o statüdeki bir adamın olamayacağı kadar insanların tepkilerine, söylediklerine anlam yüklüyor. ha yüklemeli tabi, o bir roman kahramanı. ince , içsel, yer yer travmatik yer yer yargılayıcı/merhametli/hödük/erkekçe/kadın duygularına hitap eden yorumlar yapmalı. her türden duygunun insanı olmalı*. nihayetinde yazar tercihidir; kurguda hata olmaz. böyle bir adam gerçek gibi gelmeyebilir ama işte o kurgunun içinde gerçekliğini yaşatabilir, falan filan..

    benim aslında bu romanla ilgili hasletbaz fikrim; yorumlardan birinde şirketin güvenlik müdürü hasan üzerine yığılmış bir romanın tadından yenmeyeceği yazıyor; aynen katılıyorum. ama benim favori kahramanım yavuz genç oldu ve bir sonraki kitapta tekrar karşımıza çıkabilir. sanırım buradaki tek engel yavuz genç'in orta yaşlı ve zengin olmaması. olsun; bir yolunu bulup o da voliyi vurabilir, bu voliyi vururken yıllar alır başını gider; özellikler yerini bulur.

    ya da hamdi koç bir yerinden ters köşe yapar, zengin/orta yaşlı erkek cenderesinden çıkar genç/entellektüel çizgiye sarar. onu da anlatırım, bunu da diye.
    fakat böyle bir kahramanla bestseller olunabilir mi, orayı iyi tartmalı.

    --- spoiler ---
  • istiklal'de yürürken bir kitapçının vitrininde trilyonlarca duran kırmızı koca koca yazılı kitapları gördüm. ama ilk algım hamdi koç bestseller olmuş değil, yeni kitap çıkarmış oldu. kitapçıya girip kitabı alıp dışarı çıkmam saniyeler sürdü sanırım.. çok sevindim. sağolsun kendisi* de yüzümü kara çıkarmadı, çok güzel yazmış.
    sonra kapak, sunum vs.. bestseller olası mı gelmiş bu kitabın dedim.. gemişse gelsin. olsun. herkes okusun. keşke herkes böyle şeyler okusa da bestsellerlar böyle olsa.. hamdi de çok para kazansa.
    kitaptaki arabadan alsa; les paul'leri, knickerbacker'ları olsa; o eve gelse de gelmese de her akşam yemek yapan, her an terli çocukların ya da şekeri düşen büyüklerin gelip gidip atıştıracakları taze ve lezzetli bir şeyleri dolapta hep bulunduran fatma hanım'ı olsa diye diledim.

    kitap o kadar samimi ki bir solukta okunuyor.
  • "kendimden etkilendim. karımın da etkilendiğini görünce daha çok etkilendim"
  • --- spoiler ---
    bu kitapta çok güzel olmuş be! kıvamında okudum ta ki eski karısının aşığını hastanenin altıncı katına çıkartana kadar. öfke nöbetlerinin nereye gittiğine, zavallı yazarcığa nasıl olup o kadar acıyabildiğine bi anlam veremedim. ondan sonrası da yavan geldi zaten. kitap başladığı gibi ilerlese yani murat aynı arızalı hareketlere devam etseydi benceiyi dilekler ülkesi kadar başarılı bi yapıt olurmuş.

    --- spoiler ---
  • --- kitaptan alıntı ---

    “...on beş yıl evli kalmış ve evliliğin ikinci yarısında karısıyla seviştiğinden çok mastürbasyon yapmış, sonra bununla da yetinemez olmuş, ilk serbest anında ilk yeni kadına koşa koşa gitmiş bir erkek olarak.”

    --- kitaptan alıntı ---

    varlıklı, dolayısıyla gücü çok şeye yeten bir adam: murat. doktorluk yapan, yıllanmış bir evliliğin yarattığı erozyonun bedelini kocası murat gibi ödeyen: gül. murat kadınlardan fazlasıyla hoşlanıyor, özellikle cinsel açıdan. beraber olduğu kadınlarla aşk oyunları oynuyor, evet; ama hiçbir kadına karşı “tamam, işte bu kadın” diye ömrünü adayacak kadar olmadığını okuyoruz. esasnda kaybetme duygusuna dayamayacağı tek kadına aşık, o da eşi, daha doğrusu boşanma sürecindeki eski eşi gül.

    en büyük bedeli çocuklar öder derler ya, aynen öyle. iki çocukları var, biri erkek diğeri kız. annelerinde kalıyorlar. erkek çocuk bir gün bu dağılmış aile hayatından, annesinin gittikçe azalan ilgisinden (annesinin de yeni sevgilisi var) bunalıp babasına sığınıyor, okula gitmeyip ablasıyla da küçük bir hastalık anlaşması yaparak. babası da medyatik şöhretli afet hanımla sabahlamış. küçük oğlunu karşısında bu halde görünce ne yapacağını bilemiyor, bu durumda yardım alabileceği birine ihtiyaç duyuyor. aklına yukarıda uyumakta olan afet geliyor. anlaşılan o ki, afet fırsatı kaçırıyor:

    --- kitaptan alıntı ---

    “uyuyordu. aynen bıraktığım şekilde uyuyordu. ben nerede olursam olayım zil sesini duyardım. bir sıkıntı varsa, uykumda hisseder, uyanırdım. kaçmak için bile olsa. ama o uyuyordu. hayret mi etsem hayran mı olsam karar veremedim. belki büyük kadın olmanın doğal bir özelliği olarak onu koruyan, dışarıya kapatan bir bencilliği vardı. uykusunu az da olsa almak zorundaydı ve ne olursa olsun alırdı. herhalde böyle bir şey. koltuğa oturup onu seyrettim, acı acı düşünerek, onun adına da, kendi adıma da biraz üzülerek, daha iyi kalpli biri, ihtiyaç duyulduğu zaman bunu hisseden biri olmadığı içinç kısmet işte dedim. o benimle yakınlık kurmak için bir daha böyle bir fırsat bulamazdı, ben de bir daha onu benden o kadar memnun kalmış bulamazdım”.

    --- kitaptan alıntı ---

    murat'ın eşini takip ettirmesi, telefonlarını dinletmesi var ki, murat zaten hiçbirini dinleyemiyor. öyle bir an geliyor ki ilk defa canlı dinleme fırsatı doğuyor. murat tabi onu da dinlemeye cesaret edemiyor, olayı hasan'a devrediyor. hasan'la bir diyalogları var, beni sağlam güldürdü.

    diğer yandan gül'ün yeni ilişkisindeki çıkmazlar, murat'ın başka başka hadiseleri gibi daha pek çok şey var kitapta. çok güzel bir kurgu, anlatım dili, her şey gayet güzel işliyor. zamam zaman olaylara kattığı ince mizahi bakış, öldürmeyen allah öldürmüyor yaklaşımı... başarılı bir kitap. neticede hamdi koç imzalı. hangi kitabına başarısız diyebilirm ki! kesinlikle tavsiye ediyorum, mutaka okunmalı.

    --- kitaptan alıntı ---

    “kim hangi ruh halini ilelebet muhafaza edebilir ki! ozzy bile diyordu bir yandan:

    you're having a good time baby, but that won't last”

    --- kitaptan alıntı ---
  • "karımı sokakta bir adamın kolunda gördüğüm zaman ilk hisettiğim şey korku oldu. ölüm korkusu. ölüyorum sandım. çok korktum. oysa ölmesi gereken karımdı. ölmesi gereken karımın yanındaki adamdı. ama ben ölüyordum."

    hamdi koç
  • ne diyelim şimdi biz bu kitap için? akıllı, kültürlü bir adam neden bir hanzo olmak için bu kadar gayret gösterir? küçük küçük kaypaklıkları, bencillikleri, sinsilikleri, kompleksleri ve kötülükleri ile yüzleşmek yerine onları bağrına basar, büyütüp abide yapmaya çalışır? neden? katıksız bir orospu çocuğu olmanın nesi bu kadar ihtişamlı?

    tekrar edeyim: saf bir orospu çocuğu olmakta bu kadar övülecek ne var? altı üstü parasıyla böbürlenen orta yaşlı bir orospu çocuğu?

    sıradan olmaya dayanamıyor insanlar. en sıradan insan bile dayanamıyor. çocuğunun adını mavi koyuyor, kendisine özel tişört tasarlatıyor, her şeyi özel, her şeyi eşsiz, güya. bunu yapan asgari ücretle çağrı merkezinde çalışan bir zavallı. hal buyken hamdi koç gibi bir adamın sıradanlığı ile barışması elbette çok daha zor. insanın tanrı olma hevesi en kadim ve en tehlikeli hırslarından biridir. her şeye gücü yeten, insanlara hükmeden, kurallar koyup onları yıkan, herkesin tabi olduğu şeylerin üzerinde bir tanrı. en özel olan kişi. dev ego. işte hamdi koç da tüm zavallılığı ile egosuna iki viagra içirip sabaha kadar süren suni ereksiyonu ile "kendini gerçekleştirmeye" çalışmış bu romanında.

    niçe'nin üst insanı, raskolnikov'un atanmışı meğer bu taşradan gelme, hasbelkader biraz beethoven falan öğrenmiş, sonra parayı bulup kendisine çifter sekreterler düzmüş bu karaktersiz iş adamı imiş. insanlığın geldiği son nokta. herkesin üzerinde, onlara hükmeden son erkek. ama eziğin teki.

    elbette hamdi koç bunları kendi ağzından değil, kahramanının ağzından anlatıyor. böylece tüm bunlar bir kurgu oluyor. mu acaba? maalesef olamıyor.

    salak postmodern okur kendi takılıp kaldığı ergenliğin ve tüm etik kaygılardan muaf bencilliğin estetik bir methiyesini okuyor. hem kıro hem para onda, hem de, sıkı durun, kültür de onda. tam bir beyefendi.

    neyse işte, heba edilen bir yetenek daha. iyi de nasıl daha iyi olabilirdi bu kitap? kötü mü yazılmış? fena değil. akıcı, esprili, kolay bir dil. çok işlenmiş olmasa da hanzo karaktere uygun. çok yükseltilen ikinci erkek beklentisi tam karşılanamıyor, sekreter erotizmi yarıda kalıyor, fındıkoğlu meselesi tamamlanmıyor falan ama olsun. kitabın asıl sorunu ahlaki bir sorun. kitap koca bir "nasıl yaşamalı" reçetesi aslında. hamdi koç bir yaşam idealini ele almış. bu kendi anlayışı da olabilir, başkarakterin anlayışı da olabilir. iki durumda da bunda karışık mesajlar var. iyilik ve kötülük, sevgi ve nefret, adalet, hakkaniyet gibi kavramlarda son derece kafası karışık bir tip bu. bencilliği hastalık derecesinde. altın dişli bir zenci repçi ile arasında hiçbir temel fark yok. kapitalizme boyun eğmiş, onun yalancı cenneti tüketim içinde mutlu olmaya çalışan ve haliyle olamayan şımarık ergenler ikisi de. aile kurumuna tutunmaya çalışıyor bizim kıro ama o çabaları da zavallıca kaybetmeye mahkum.

    neyse. fazla şımartılmış ortadoğulu bir oğlan çocuğu hamdi koç. ibrahim tatlıses ile arasında bir öz farkı yok. yazdığı roman da haliyle insanın ruhuna hitap edemiyor. bilgelikten, olgunluktan korkmamalı. kendisinin dışına çıkmalı artık. başka insanları sevmezse çölleşip gidecek. nefret ve aşağılama üzerinden bir benlik inşa etmek insanı kısırlaştırıyor. kendi içine kapatıyor. kendisiyle uğraşmak istiyorsa da bunu hesaplaşma şeklinde yapmalı. ego mastürbasyonu ile değil. umarım bu yalnızca bir orta yaş krizidir ve bu noktayı aşar.