şükela:  tümü | bugün
  • "millet aya gidiyor biz hala yerimizde bık bık bık..." şeklinde gerçekliğine inandığımız ve her durumda tekrarlamayı sevdiğimiz bır mefhum.
    bana anlamsız gelen noktalar şunlar:

    * millet aya gidiyor dediğimiz, zaten bir tek amerika gitmiş. bir de çin gider işte 5-10 seneye. bu kadar yani. millet denilen sadece amerika.

    * aya gidince ne oluyor? ilk gitmişsen eyvallah, bayrağı dikersin, taş örneğini toplarsın. ama ikinci, üçüncü kere gitmenin ne mantığı var ki zaten? ülke olarak çağ atlasak gidip yapacağımız ilk iş aya gitmek mi olmalı? altından olsa bile değmez o kadar efora...

    * 1969'da gidildi aya. oldu yani baya. neredeyse yarım asır. o gelişmişlik geride kaldı yani. mesela cern bilim tarihi için aya gitmekten çok daha önemli bir proje. ama o kadar fotojenik olmadığından aya gitmek daha fazla biliniyor, daha fazla bilinecek. ben modernleşme ölçütü olarak cern'in kullanılması taraftarıyım.

    * romantizmi baltalamaktan başka bir etkisini görmüş değilim. şimdi aya gidip bir torba dolusu açılıp yenmiş midye dolma kabuğu bıraksam aşıklar yine aynı gözle bakabilirler mi aya? sanmıyorum.

    böyle yani... abartılmış bir başarı aya gitmek. fazla kredi verilmiş. cern'in yanında esamesini okumam.
  • zaten asıl olay aya gitmenin manasızlığındadır . "işimiz gücümüz bitti, her derdimize deva bulduk, sıkıntıdan aya gidiyoruz" mesajı verilmektedir.
  • (bkz: gotume fisegi sokup atesleyin feza beni bekler) .. iste gorev bilinci olan gelismis insan!
  • elalem aya giderken, fezaya çıkarken hala ciddi ciddi temel aldığımız saçma kriter.
  • artık gelişmişlik ölçüsü olmamalıdır, yavandır ve anlatacağım gibi geliştirilmesi gerekir. sorarım, peki devletler ölülerini gömmek için ne yapıyor? bin yıldır yeni teknik geliştirdiler mi?; vatandaşlarının naaşlarını krematoryum'da yakmak, yerden istifade etmek için dikine gömmek ya da yine klasik lahit tarzını kullanmak suretiyle vefat edenleri kurtçuklarla başbaşa bırakmak gelişmişlik ölçüsü mü?. daha zengin ülkelerde cryonics de başgösterdi ama o da katakullizmin eylem planı gibi. asıl mesele sadece ayağımız alışsın diye aya gitmek de değil, şudur: gelişmişlik ölçüsü, artık naaşlarımız için parlayan masmavi dünya fonunda cenaze törenleri düzenleyip onları boşluğa bırakabilmektir. herkese bu eşit imkanın sunulabildiği ülke (kareli gömleğini giyen mühendis ile sartre okuyan çobanın da böyle bir imkanı olabilmeli), aynı zamanda yönünü fezaya çevirerek daha bir ilme fenne ekmek banan bir görünüm de oluşturacaktır, gelişmişlik doğasından gelecektir böylece. bunlar sadece bilimkurguda kalırsa olmaz. son yolculuğunda arzın merkezine seyahat etmektense coruscant'a doğru yola çıkmak isteyen bilinçli insanların sokağa döküleceği günler de gelecektir elbet.
  • "ab'ye bu manzarayla mı gireceğiz" haberlerini okuyan kişinin verdiği tepki.
  • arthur c. clarke'a ait 2001 isimli romanda değinen konudur. (stanley kubrick'in filmi aynı zamanda)

    hikayemiz şöyledir.
    çok gelişmiş bir ırk vardır, o kadar gelişmişlerdir ki, bu bilgilerini ve teknolojilerini evrendeki diğer zeki ırklara yaymak istemektedirler.
    evreni dolaşmaya başlarlar, ve bir galaksinin bir kıyısındaki bir gezegende canlı yaşama rastlarlar, oldukça çeşitlenmiş ve evrimleşmiş bir yaşam söz konusudur. ama henüz iletişim kuruklabilecek kadar zeki bir yaşam oluşmamıştır. ama ciddi umut vardır, koskoca evrende çok nadir rastlanan bu umudu kaçrımak istemezler ama oturup milyonlarca yıl beklemek de doğru olmaz, ne de olsa daha keşfedilmesi gereken milyonlarca galaksi, milyonlarca akıllı yaşam umudu vardır.
    bunun için şöyle bir çözüm bulurlar,
    dünyanın uydusuna, yani aya, kendi aletlerinden birini gömerler ve bu aleti güneş ışığı ile temas ettiği zaman çalışacak ve kendilerine haber yollayacak şekilde programlarlar.
    bu sayede hemen yanıbaşındaki gezegende bir akıllı yaşam evrimleşirse, bu akıllı yaşam, matematik yapmaya, fizik yapmaya başlarsa, yani iletişim kurulabilecek zekaya ulaşırsa, yapacağı ilk şeylerden birisi, kafayı yukarı çevirip uzayı merak etmek olacaktır. sonra biraz daha mekanik bilgilerini geliştirip kendilerini uzaya çıkaracak alet edavat yapacaklar, ve tabi uzayda ilk inceleyecekleri yer de, hemen yanıbaşlarında ki uyduları olacak. bu uyduyu ve yapısını incelerken de manyetik alandaki farklılıkları farkedecekler, ne olduğunu anlamak için o bölgeyi kazacaklar, ve o bölgeye bırakılmış olan gelişmiş ırka ait aleti gün ışığına çıkaracaklar. ve gün ışığı ile temas eder etmez de alet çalışmaya başlayacak ve "hey burda akıllı yaşam var" uyarısını gönderecek.
    evet, aya gidebilmiş olmak gerçekten bir gelişmişlik ölçüsüdür, sizin içinde yaşadığınız gezegenin dışını merak edebilecek, bu merakın peşinden gidebilecek ve bunu başarabilecek bir zekaya ulaştığınızı gösterir.

    bu olay stanley kubrickin filminde de şu şekilde ifade edilmiştir.
    insan ırkı, homo sapiens formundayken (biraz da bu ziyarete gelen gelişmiş ırkın desteğiyle) çok önemli bir şey öğrenir, alet kullanmayı. o güne kadar ot toplayıp yiyen, geceleri korku içinde avcıların saldırısına açık bir şekilde sabahı bekleyen homo sapiens, bir kemik parçasını etkin bir silah olarak kullanmayı öğrenir. bu sayede hem kendilerine musallat olan avcıları caydırabilecekler, hem de aynı bölgede yiyecek ve su için çekiştikleri neandarthel leri o bölgeden kovalayabileceklerdir. işte bu noktada insanoğlunun gelişimi başlar.
    filmde bundan bir sonraki sahneye ise şu şekilde geçilir. kemikle elde ettiği başarıyı kutlayan homo sapiens kemiği havaya fırlatır, ve havadaki kemik dönerken, uzayda boşlukta dönen uzay aracına bir geçiş yapar yönetmen.
    anlatılmak istenen şudur, aradaki olayların hiç biri anlatmaya değmez.
    insan oğlunun gelişiminde iki önemli nokta vardır, alet kullanmayı öğrenmiş olmak birinci önemli adımdır, bu sayede hem türün devamı sağlanmış, hem de tür öğrenmeye başlamış, kendini geliştirmiş ve bir zekaya sahip olmuştur. ikinci adıma kadar olan her şey bu öğrenme sürecinin bir parçasıdır. ikinci adım ise, uzaya çıkmış olmaktır. işte o zaman hem belli bir zeka ve bilgi seviyesini geçmiş oluyorsunuz hem de uzayın geri kalanına açılmak için ilk başarılı adımı atmış oluyorsunuz.

    sözün özü, aya çıkınız efenim, iyidir

    not:
    homo sapiens/neanderthal değil çok daha az gelişmiş hominidlermiş filmde görünenler.
    düzetme için ibn i batuta'ya teşekkürler
  • gayet gecerlidir. tek basina ele alindiginda bile "e n'oldu gittin de? varsa yoksa toz toprak..." yuzeyselliginden ote, gercekten de "insanlik icin buyuk bir adim"dir. aya gidildiginden bu yana 40 sene gecmistir, dogrudur. peki butun olay bu mudur yani? elbetet hayir; bu sadece aradaki bir gecis asamasidir. 40 sene once aya giden amerika 40 senedir bunu mu tekrarlamaktadir? unutanlar/gelismeleri takip etmeyenler icin kucuk bir link verelim:

    http://www.ntvmsnbc.com/news/454920.asp

    bu isler boyle... once ucmayi ogreneceksin.

    (bkz: montgolfier kardesler)
    (bkz: wright kardesler)

    sonra yorungeye oturabilecek kadar, "uzaydayim" diyebilecek kadar yuksege cikmaya calisacaksin.

    (bkz: sputnik)
    (bkz: yuri gagarin)

    eh, isi biraz daha gelistirip aya cikacaksin.

    (bkz: neil armstrong)

    sonra mars'a arac gonderip su falan bulacaksin. ne bileyim, ne varsa onu kesfedeceksin. kim bilir, belki de gelecekte bir gun millet dunyada "suuuuu........ enerjiiiii........" diye birbirini yerken baska bir gezegene/galaksiye kapagi atip insanligi kurtaracaksin. boyle fantastik bir olay gerceklesmese dahi galileo gibi, newton gibi, icinde yasadigin evreni elinden geldigince anlamaya calisacak; ona gore modeller gelistirecek, bir sekilde insanliga faydali olacaksin.

    aya gitmeyi bir gelismislik olcusu olarak gormeyenler icin gelsin simdi de:

    http://www.youtube.com/watch?v=csmppfw6mme

    "nasa kim? yok oyle bi sey! dunyada oyle bir fotograf yoktur!"

    iste asil gelismislik, bilim dunyasini sarsan, mahallenin demircisinde yaptirilmis bu modelde gizlidir.

    son soz: aya gitmeyi gelismislik olcusu olarak gormeyen adamin gozumdeki degeri "ne varmis oglum trigonometride? millet universitelerde integral cozuyo, chomsky okuyo! heheyt!" diyen adam kadardir. evet, bu kadar abes ile istigaldir bu baslik kanimca. bu yaklasimla hicbir seyin kiymeti yok.

    "ne esprisi var olm araba yapmanin? adam yuz yil once yapmis. zaten kac tane ulke var ki araba ureten?"

    dogru tabii. biz de o yuzden ancak yabanci ulkelerin markalarina taseronluk yapiyoruz. haaa, bir de imza var, pardon. ayrica simdi ulkece cag atlasak gidip araba mi yapacagiz? super sacma.

    aya giden orada mi kaldi, yoksa oteye mi gecti, ona bir bakmak lazim. cok arzu edilirse "mars'a gitmek" olarak guncellenebilir bu gelismislik olcusu. ama sen bir uzaya cik bakalim; aya kadar bile degil, yorungeye otursan yeterli. haaa, sen "ben ucak bile uretemezken, bir sonraki asama olarak direkt olarak baska galaksilere yelken acarim." dersen ben de "lutfen yap, yeni gelismislik olcusu sen ol aslanim. medar-i iftiharimiz ol." derim.
  • agiza iyi oturdugu icin hala kullanilan bir olcudur, soyle okkali bir millet aya gidiyor biz yerimizde sayiyoruz dedin mi, ohhh mis gibi. modayi takip edip, yeni gelismislik olculeri kullanmaya kalkinca adam maymun olur. soyle gaza gelmissin tam da ne kadar geri kaldigimizdan bahsedeceksin ve agzindan su cumle dokuluyor:

    "millet marsa zumrudu anka kusu yollayip topragi eseliyor, biz daha..."

    daha cumlen bitmeden maymun olursun, kahkahalarla gulerler adama...o ne lan ank zumrut falan...hem top gibin ibne gibin birsey...gor bak bi gun amerika jupitere atom bombasi atsin o zaman nasil degisiyor gelismislik olcusu.

    "abi adamlar jupitere fuze atiyor biz daha..."

    gelismislik olcusu dedigin agza oturacak, okkali olacak biraz...zumrudu anka kusunun kurekle marsi kazmasi pek karizmatik degil yani