şükela:  tümü | bugün
  • 13 mayis:
    sevgili gunluk, bugun tekneyle yolculugumuz ba$ladi. havalar cok guzel. cok mutluyum.

    14 mayis:
    kaptan cok yaki$ikli bir genc. adi tolga. sanirim o da beni beni begeniyor. ama emin degilim. hava cok guzel.

    15 mayis:
    bugun suya atladigimda burnum kanadi. ama hic acimadi. teknedeki herkes guldu. ama sen gulmuyorsun. iyi ki varsin. iyi geceler.

    16 mayis:
    kola icerken guldum ve burnumdan kola cikti. herkes guldu. neden bilmiyorum. hava cok guzel.

    17 mayis:
    en sonunda onunla tani$tim! yani tolga'yla. birlikte yemek yedik. inanilmazdi. hava cok guzel.

    19 mayis:
    kamarasina davet etti, ama kabul etmedim.

    19 mayis: yazmayi unuttum. ozur dilerim. hava cok guzel.

    20 mayis:
    eger kamarasina gitmezsem, tekneyi batiracagini soyluyor. ne yapsam acaba? hava cok guzel.

    21 mayis:
    120 yolcunun hayatini kurtardim. hava cok guzel. yarin eve donuyoruz.
  • 1990-2000 yılları arasında ergenliğini yaşayanlar bilirler, kendini "seçkin" ve "çağdaş" bir genç olmanın sırlarını vermeye, restoranda çatal hangi elle tutulur, masa örtüsüne hangi burun silinmez, masaya gelene ilk sağ çaprazda oturan mı sol alt köşede takılan mı selam vermelidir, bir kitap kulübü kurarak nasıl daha çok sıkılabiliriz, yeni yetme kızlar eu de toilet kokular mı mi fresh kolonyalar mı kullanmalıdır sorularının cevaplarını bulmaya adamış bir güzel ablamızdır ipek ongun.

    tüm kişisel gelişim kitaplarının arasında bir de serisi vardır ki, o dönemde genç kızlığını yaşamış ben ve sevgili yaşıtlarımın allahıdır bu seri : bir genç kızın gizli defteri

    bu seri, serra noyan adlı hanım kızımızın ortaokul yıllarından başlayarak -çıkan son kitapla- çocuk doğurmasına kadar uzanan hayatını konu edinir. bu serra inanılmaz derecede steril, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili, arkadaşlarının bitanesi, cinselliği bırakın öpüşmenin bile esamesinin okunmadığı ilişkilerinde son derece frijit, oturup kalkmasını bilen bir kızcağızdır. ortaokulda enikonu şişman, diş teli takan falan bir tipken; aniden 2368767 kilo vererek taşlaşır, saçına bi’şeyler yaptırır ve maneviyatına halihazırda tapılan serra, bir anda fiziki yapısıyla da gönüllerin şampiyonu olur.

    ilk kitap bill cosby' ye adanmıştır. (serra buna kozbi baba diyordu, bir nevi şizofreni ürünü karakteriydi serra'nın, annemle babam boşanıyo ühüüüü okul çayına mavi takımla gidemeyeceğim için çok üzülüyorum yardım et kozbi baba falan tadında monologları olurdu…)

    cüneyt diye bir flörtü vardı bunun, kayalarda birlikte oturduk, cüneyt omzuma üfledi falan diye 38737 gün uyku uyuyamamıştı serra. sonra cüneyt gidip bunu kendi okulundan bozbulanık saçlı bir kızla aldatmıştı falan. serra’nın tabii kanı deli akıyor, yaş 17. bir aldatıldım türküleri tutturmuştu o kitapta. vay insanlara olan güvenim de, aman ilişkiler çok rererö de. en son çeşme’nin en erkek gibi kızı ve serra'nin kankasi tümay’la dünya evine girmişti bu cüneyt.

    cüneyt’ten sonra üniversitede ideal erkek oktay’ı kapaklamıştı sonra bu. bir oktay düşünün ki sürekli blazer ceket- burlington çorap kombinleriyle geziyor, ankara devlet tiyatroları’nın gedikli izleyicisi, baleler mi dersiniz, operalar mı, efendime söyleyeyim küçük tatlı sürprizler mi. doğumgününde oktay buna 7 aralık tarihinin üzerinde (bilmeyenler için, 7 aralık serra’nın doğumgünü olur) kırmızı bir taş olan pirinç bir anahtarlık yaptırmıştı falan. o dönem kitabı okuyan genç dimağlar olarak “waaaaaaaaaaaaooooooaaaaw” ladığımız bu davranışın, şu an bakınca so gay’miş oktay, bilgin olsun. bunlar bu oktay’la senelerce çıktılar, hatta nişanlandılar falan ama totalde 3 kere falan öpüşmüş, tahminen de 2-3 kere oktay’ın kolu serra’nın vücuduna temas etmiştir sanırım. serra o sayılı çok erotik anlarını şöyle anlatır : "oktay saçlarımı, kulaklarımı, dudaklarımı, şakaklarımı öpüyordu…tanrım başka bir gezegende gibiydim…"
    sonra bu ilahlar ilahı oktay bir anda sorumsuzlaşmıştı evlilik arefesi, ipek ongun’un nişan bozmanın 6 altın kuralını anlatabilmesi için olmuştu bu muhakkak. ipek ongun’un dünyasında kötü şeyler de olurdu zira; olurdu ki; ipek ablamız o konuya da değinebilsin, bizi aydınlatabilsin. boşanan tipler falan vardı, aile zoruyla evlenenler falan vardı ama sonunda olaylar hemen tatlıya bağlanırdı.”boşanma sürecini sancısız atlatmanın 1001 yolu”nu öğrenmemiz de yanımıza kar kalırdı.

    sırma diye bir kuzeni vardı bunun kokoş, acayip severdim lan onu. kimse uyanmadan bu uyanır “çiçekler gibi” giyinir, parfümlenir, cıvıldardı odada. gece banyosu 3 saat falan sürerdi. bora adlı uzatmalı hoşlantısı bunun çeşme’de olduğunu anlasın diye balkona çingene pembesi elbise asıp rüzgarda sallandıran (bora bu elbiseyi görünce garanti beni hatırlar…), fotomodellik seçmelerine katılmak için serra’yı yalvar yakar izbe, mahzen kılıklı yerlere sürükleyen, okulcak gidilen tatilde 3058 yaşında rakçı bi tipe aşık olup “serra ben onu çok seviyorum…burada kalıyorum” diye tutturan, istanbul’a serra’yı ziyarete gittiklerinde allem edip kallem edip serra’yı yıldız tilbe kılıklı abuk sabuk bir falcıya götürten, serra’ya devamlı “ay çok safsın kızım sen yaa…çocuk resmen beğeniyor seni!!” minvalinde tavsiyelerde bulunan bir tipti bu sırma. en son hastanede refakatçilik yaparken mi ne, dalyan gibi bir doktor bulup evlendiydi. canım yaa.

    bu serra’yla liseden arkadaşları esin ve melis, the marmara’nın lobisinde buluşup kahve falan içiyorlardı bir de. üstelik bunu yaparken üzerlerinde minik pembe şapkalı tatlı toz pembe tayyörleri oluyordu. serra ilk buluşmada kafayı yemişti ben ne giyceeeeaaaam!!!”!!!!111 falan diye de, anneannesi yardımına koşup kovboy şapkalı kırmızı dik yaka kazakla ekoseli bir etek hediye etmişti buna, öyle çözülmüştü sorun.
    ekoseli etek deyince, bu serra her giydiği şeyi itinayla anlatırdı her seferinde. giydiği şeylerin her biri birbirinden allahlıktı bilenler bilir. “dik yaka krem rengi kazağım ve balıksırtı(?) yerlere kadar uzanan kahverengi eteğimle oldukça iyi görünüyordum…” “tahta boncuklu kolyem ve yere kadar şile bezi elbisemle oktay’ı bekliyordum…” gibi hayal gücümüzü zorlayan kombinasyonlar anlatırdı. özellikle balıksırtı uzun eteğini kesseler unutamam.

    serra’nın babaannesi hiç şüphesiz ki serinin kralıdır. en mantıklı, en başarılı laflar bu kadından çıkar. kaldı ki beceriksiz torunu serra’ya avukat, baterist, uzun saçlı, yakışıklı, anlayışlı kocasını bulan da bizzat bu süper babaannedir. seneler evvel bir otobüs yolculuğunda yan koltuktaki mühendislik okuyan çocuklara o sıralar henüz lise 2’ye giden serra’nın fotoğrafını gösterdiğinde anlamıştım ben zaten bu kadındaki potansiyeli.

    serra’nın dünyasında yürüyüşe çıkılmaz, "bir boy yürünür"; temizlik yapılmaz "ev şöyle bir şartlanır"; şaşırılmaz, "hayretleriniz şaşar", inanamıyorum değil "i-na-na-mı-yo-rum!" denir, dedeler adabıyla içmenin sırlarını, anneler cinselliğin aıds’le sonuçlanacağını anlatır, anneannelerse durmadan dik yaka kazak örer.
    serra’nın übermensch’liğine bir de çalışkanlığını ekleyerek kendi tabiriyle "saçları dökülene kadar çalışıp" kazandığı bölümün bilkent paralı turizm otelcilik oluşu da serra’nın zeka durumu hakkında sizlere bir bilgi verir sanırım.

    serracığım kiraz ağacıyla sohbet etmek nedir bu arada?

    işte efendim, bu güzide serinin son kitabı çıktı geçtiğimiz günlerde. bu seriyle büyüyen kuşak çok iyi bilir ki, serra, tüm abukluklarına, tüm ütopikliğine ve kabızlığına rağmen deli gibi merak edilen bir karakterdir. acaba sırma’nın evliliği nasıl gidiyor? efendime söyleyeyim melis çocuğunu babasız büyütebilecek mi? selçuk bey’le profesörler evinde minik pembe tayyörüyle dünya evine giren esin, çocuk düşünüyor mu? oktay serra’dan sonra aradığı aşkı bulabildi mi? süperbabaanne kaç yaşına girdi? serra’nın annesi ne zaman koca buluyor? dilek’le ulaş ne durumdalar? sıla’nın belalısı ferit vardı o noldu? gökgözlü ayşegül okul okudu mu, evlendi mi? çeşme’nin sevilmeyen siması serpil’in hayatı nasıl? defne teyze ile bora’nın annesi gül teyze görüşüyorlar mı? gümüş martı otel kapatıldı mı? bunları hep merak ediyor insan. içi içini yiyor. mephisto’ya gidip chuck palahniuk alan bünyelerin akılları aslında bir genç kızın gizli defteri 10- taşlar yerine otururken' de kalıyor, kimse bilmiyor. 25 yaşına gelmiş (aramızda 30'luklar da var) insanlar hala kitapçılarda "lan alsam mı…ya da saçmalama lan. ne alması…özgür’le mutlu oldular mı acaba? allahım çıldıracağım…tut kendini, saçmalama koca insansın ya, bir genç kızın gizli defteri mi alacaksın…şşş görevli geliyo, bırakbırakbırak…" teredütlerini yaşıyor.

    son olarak, aşağıdaki diyalogla, içinde bulunduğumuz durumun vehametini kısaca gözler önüne sermek isterim:

    a: kızım biz bu serinin kaç kitabını okumadık? en son nerde kaldık amk, hatırlayamıyorum.

    b: valla bende “şimdi düğün zamanı” var en son ama, o arada “günler akıp giderken” mi ne vardı, silik bi kitaptı, serra’nın evlilik hayatı falan anlatılıyordu onu okuduk galiba.

    a: kızım kitapyurdu’nda son iki kitap 26 tl. kargosuyla falan da 30 olur. kişi başı 15 liraya acılar diner ya.

    b: tamam alalım amk. 15 tl için bu rezilliği çekmeye değmez. bak bakalım sen kampanya kovala.

    a: aynen. hayat neşemizi kaybedicez yoksa lan değmez yani. alalım.

    ipek ongun, naptın bize?

    edit: anlatım bozukluğu.
  • bitmeyen kabus. gun itibariyle kabalci'da cocuk kitaplari reyonunda yeni kitabi gorulmustur. icine goz atan liseli kizcagiz bile acaba su an buna baktigimi kimse goruyor mudur diye kivranip kacamak tavirlarla etrafini suzerek rahatsiz rahatsiz kipirdanmakta idi, her ne kadar yas itibariyle ergenlige 90larin sonunda giren kizlar klanina dahil olamasa da aslinda hepimizden bir parca vardi o kizda. evet oyle ya da boyle hepimiz okumustuk serra'nin hayatini. ilk kitabini okudugumda 11 yasinda falandim, en guzeli de oydu sanirim, en azindan gayet gercekciydi, kiz annesiyle olan kavgalarini annesinden nefret ettigini falan yazardi. 2. kitabindan itibaren ipek ongun realist tirtildan sevgi kelebegine giden cakilli yolda metamorfozunu tamamladi ve artik hersey toz pembeydi!, 50kusur yasindaki bir kadinin agzindan genc kiz gunlugu yazilmasinin ne kadar sikindirik bir olay oldugu da boylece ortaya cikmis oldu. ilk kitaptaki gunlugun 1989, ikincisinin 1998 yilina ait olmasi ve hikayede sadece 1 yil gecmis olmasi mantiksizligina hic deginmiyorum. serra hicbir seye i-na-na-maz-di, mutemadiyen "hayretleri sasardi", potansiyel sevgilisiyle kayalarin arasinda yururken ayagi takilip cocuk bunun beline sarilmak zorunda kaldiginda mosmor kesilir heyecandan bir ay uyuyamazdi falan. kizlar haftasonlari arkadaslariyla otellerin lobilerinde bulusur cay icerlerdi, bunu yaparken ustlerinde seker pembesi ya da bebek mavisi tayyorler olurdu ve bizlerden bu duruma inanmamiz beklenirdi. kimse alkol ve tutun mamulleri tuketmezdi, ogrenci evlerinde dantelli yastik kiliflari, minik $irin temiz mutfaklar olurdu. gunler boylece akip giderken bizler az cok buyuduk, hicbir seyin bu kitaplardaki gibi olmadigini, olamadigini anlayacak kadar hayat deneyimine sahip olduk, o zaman zarfinda ipek ongun da bos durmadi, yeni kitaplar yazdi. son kitap serra'nin evliligi uzerineydi, artik ipek ongun okumak icin biraz fazla buyumus olan bizler serra'nin zifaf gecesi hatrina kitabi almis olan kurbanlari mimleyip onlarin uzerinden zincirleme okuma seanslari duzenlememizi ongoren fazlasiyla komensalist bir duzene ittik kendimizi, her ne kadar sayfalari atlaya atlaya gitsek de aralardaki i-na-na-ma-malari, aman tanrimlari hic gormezden gelemedik. serra'nin nikah defterine imza attigi son kitabin insanlik icin en buyuk iyiligi ise kendisinin nihayet bir erkekle opusmus olmasiydi. i-na-na-ma-dik, hayretlerimiz sasti. ama birlikte buyudugumuzden midir, baslanan bi isi yarim birakmamamiz gerektigi dusuncesi kafamiza haddinden fazla sokusturuldugundan midir nedir, serra'ya hicbir sekilde kayitsiz kalamadik.
    belki de biraz o yuzden, bugun o kitabi karistiran kizi cok iyi anladim. kizin ustunde mezun oldugum lisenin formasi vardi, tedirginligi 10 metre oteden belli oluyordu, kendisini izledigim 3 dakika boyunca kitaba bakti ve birakti. firsat kolladigim icin hemen oraya kostum ve kimse gormesin diye kitabi alakasiz bi reyona goturup bakmaya basladim, bu utanca dayanabildigim 7 saniye icersinde gorebildigim tek sey serra'nin ilk dugun davetinden (hayir okudugumuz kitabin adi savas ve baris degil, "davet vermek" akrabalarin caya gelmesi manasinda kullanilmis..) alni ak ciktigina nasil i-na-na-ma-digiydi. ben kendi adima fazlasiyla inandim ve kitabi yerine koyup olay mahallinden kosarak uzaklastim.

    p.s: kulislerde bir sonraki kitabin serra'nin vajinismus tedavisi uzerine olacagi dusuncesi hakim. iste o zaman herkes bir nusha edinecek.

    edit: badb catha'nin duzeltmesine gore serra evlenmeden bir kitap once kendisini baska bir gezegende hissederek opusmustur, bu yanlis anlasilma icin kendisinden, kocasindan ve universitedeki sevgilisinden (kocasindan once bir baska sevgili!!) ozur diliyorum.
  • ben ortaokuldayken, babamın artık kim tarafından kandırıldıysa güzel bir kitap olduğu tahminiyle alıp getirdiği ve iki kitabını okuduğum seri. saçma sapan bir pembelik içinde olması bir yana, hadi geçtim onu, hangi ergen kız günlüğüne nutuk'u okumaya başladığını, çok büyük dersler çıkardığını ulu önderi bilmemneyi yazar lan sayfalarca!
    bir fbi dosyası gibi sakladığım, ortaya çıkarılırsa tüm arkadaşlarımı, ailemi kaybetmeme sebep olacak derece salaklıkta efsanevi ortaokul günlüğümü rastgele açarak ve ekşi sözlük kariyerimin sonlanmasına göz yumarak bir cümleyi aktarıyorum.
    mesele şu, ingilizce öğretmeni, kendisi hakkındaki olumsuz eleştirilerimizi bir kağıda yazmamızı istemiş. ben de psikolojik sorunlarını kapının dışında bırakıp sınıfa öyle girmesini, her ders suratı asık bir şekilde geldiğini yazmışım!! bunun üstüne bir de şuna şaşırmışım:

    ''...ve o günden beri, yani pazartesi'den beri bana şeytanmışım gibi bakıyor, derste parmaklarıma cevap vermiyor...''
    (bkz: derste parmaklara cevap vermemek)
  • bizim yaşlarımızdaki insanlar için efsane niteligi taşır. o zamanlar bir statü göstergesiydi "bir genç kızın gizli defterini okuyorum" şeklinde. ben de her yaşıtım gibi mal mal okudum, ta ki 6.ncı kitaba kadar, o zamanlarda 14 yaşlarında falandım. öh be yeter aq tepkisiyle kitabı fırlattıgımı hatırlarım. geçenlerde bir arkadaşımla alakasız bir şekilde geyigi döndü. hafızam oldukça iyidir, ben de birkaç tespit yaptım, çok eglendik.

    şimdi bu kadın (bkz: ipek ongun) gerçekten boş zırvalıklarla kafamızı doldurmuş. her kitapta ayrı bir ders mesaj veriyor, mesela arkadaşlar arasında serinin ikinci romanıydı, orada vermek istedigi mesaj, arkadaşlarınıza dikkat edin, düzgün arkadaşlar edinin. üçüncü kitap; sevgili sadece sinemaya gitmek, eglenmek için vardır, aşk, öpüşmek, sevişmek bu gibi kavramlar ayıptır ve bir genç kızın kaçınması gereken şeylerdir. hiç unutmuyorum, bunun sevgilisi vardı bir tane malın önde gideni adı oktaydı, onun eski sevgilisiyle falan ugraşıyordu serra, burada da vermek istedigi mesaj: rakipleriniz olacaktır, gözünüzü açın.

    gelelim benim en sevdigim detaya; abi, bu kızın bütün arkadaşları odtü, bilkent, bogaziçi vs gibi okullarda okuyordu, hepsi über çalışkan, muhteşem insanlar. bir tane yok daha sıradan bir üniversite kazanan. burada da, çalışın süper okullarda okuyun mesajı veriyor ipekcigim.

    bir de hayatımda hiçbir kız arkadaşımla etmedigim muhabbetler dönüyor, örnegin; serra oktayla beraber, yaklaşık 2 yıldır falan sanırım elbette hatırlayamıyorum net, bunun da bir tane hafif uçuk (ipek ongunun standartlarına göre uçuk tabii) bir ev arkadaşı vardı dilek diye, serra eve geliyor mesela, ee oktayla flört durumları nasıl falan diyor, abi ne flörtü 2 yıldır beraber degil mi bunlar siz ne manyak hatunlarsınız.

    serra çok masum bir kızdır, asla sevgilisiyle tam anlamıyla öpüşmez, hep şöyle tasvir edilir: oktay beni dudagımın kenarından hafifçe öptü. dgjdgjdjfj. daha önce de bahsettigim gibi, sex gibi konular asla yoktur, öyle şeyler ayıp ve olamaz çünkü.

    son olarak bu kız über, süper bi kişilikken gitti, babaannesi miydi anneannesi miydi neydi onun torunuyla görücü usulü tadında evlendi, bir anda aman allahım süper aşıgız, çok mutluyuz, evlendiler. sonrası ben de yok, olmadıgı için de çok mutluyum gerçekten.

    bir nesil tükendi kendisinin serisiyle. tebrikler ediyorum. ama tebrik ettim diye lütfen hala yazmaya devam etmesin, lüütfen. *

    edit: anladıgım kadarıyla kötüleyen arkadaşlar 25 yaşında hala serra okuyor, ve masum masum takılıyor. hayatta başarılar.*
  • v.c. andrews'in çatı serisini geçmiş defterdir. türlü türlü saçmalıklarla kendimizden geçmekteyiz.

    kitabın yazarı ipek ongun, hayatı toz pembeymiş gibi anlattığın bu nesil senden nefret ediyor bil.

    o serra'yı ilk iki kitapta şişko, koca götlü diye tanıt bize, sonra üçüncü kitapta sadece 3- 4 kilo vererek zayıflasın. bu kızın boyu kaçtı 1.40 falan mıydı? ben de üç kilo verdim ama zayıflamadım, günlerce ağladım hırsımdan.

    kız o kadar çalıştı çabaladı, özel bir üniversitenin dandik bir bölümüne gitti. ben çalışmayıp başarılı bir bölüme gittim. bir burda halime şükredebildim.

    ilk sene evde kalmaya başladı. sevgilisi oldu. o sevgili eve geldi paso ama hiçbir nane yiyemediler. biz de öyle sanıp eve gittik...öhöömm...neyse..

    7 sene oktay'ı vercem ben sana diye oyaladı, sonra oktay onu aldatınca hıngır hıngır ağladı mı naptı? e yemeyenin malını yerler mesajını burda beğendik tabi biraz.

    abim dediği insanla evlendirdin yalan mıııııııııııııııııııııııı?

    okumuyorum son birkaç kitabını onun yerine dawn'ın ve onun kızının ve onun kızının başına gelenleri okurum daha iyi kültürüm artar en azından.
  • bes bin yil kadar once ben okudugum sirada,serra'nin bir ruyasi vardi soz konusu kitabin basinda.rob lowe ile dans ediyordu kendisi,sheena easton gozukup kiskanclik krizi geciriyordu akabinde,sonra da madonna gelip 'serra ile boyle konusamazsin' filan diyordu.sunca zaman sonra,etrafta tanidik gormek tedirginliklerim arasinda ayni kitabin son baskisini karistirirken olayin su sekilde anlatildigini gordum : serra brad pitt ile dans eder,o sirada jennifer aniston gelir,kavga cikar,madonna yine serra'yi savunur.burdan cikacak esas sonuc a) benim cok yaslandigim midir? b) bir rob lowe vardi ne oldu ona midir? c)madonna'nin gecmemis ünü mudur? yoksa d) kitabin yeni baski da olsa jennifer aniston yerine angelina jolie yazacak kadar da yeni olmadigi midir? diye basta ipek ongun olmak uzere herkese sormak ve olay yerini sessizce terketmek isterim.
  • öğrendim ki bu serinin 9. kitabı çıkmış, hepimize hayırlı olsun. alma- okuma niyetinde değilim. velakin, bu seri nasıl bir sızmışsa hayatıma bilmiyorum ama serra ne yapiyor ne ediyor merak ediyorum. uzaktan akrabamızın bizimle yaşıt- gıcık olduğumuz kızı gibi kaale almamakla birlikte, merak etmekten de geri duramıyorum. zira ortaokul yıllarımda serra hanımla yaşıttım fakat şu an açık ara fark atmış durumda bana ki, markette 9. kitabın sayfalarını karıştırırken havuzlu bir evde (ya da site olabilir) oturduğunu fark ettim. avukat kocası ve bebeği de cabası. bunlar serranın akıllı, çalışkan, bilinçli, erdemli duruşunun bir ödülümü ki?* eğer öyleyse, öyle ödül olmaz olsun, o sterillik o hanımlık gerdi beni. hayır ben de bok çukurunun içine doğmadım. belki kapışsak serradan daha da temiz, iyi niyetli bir ortamda yetiştiğim ortaya çıkar. en azından, yaz tatillerinde gençlerin araba yarışı yapmadığı, kuzenimin tatilde serseri motorcularla (!) kaçmadığı, lisede arkadaşlarımın kandırıp beni beyoğlunda ucubik bir bara götürmediği, üniversitede yakın arkadaşımın, erkek arkadaşımı ayartmadığı bir gençlik geçirdim. velhasıl, serradan daha iyi şeyleri hakediyorum.
  • bir neslin ba$ini yedi demek isterdim ama hala yemeye devam ediyor sanirim. on be$ ya$ altina hitap eden bu seriyi bugun kim okuyor, twilight izleyip catir cutur whatsapp kullanan nesil serra'nin frijit ya$amindan keyif aliyor mu sorulari cevapsiz. ki$isel deneyimim icinde orta birde donem odevim icin ipek ongun ile röportaj yapmi$ olmam gibi endi$e verici sonuclari olmu$tu. o ya$ta bile "ama bu kadin duzgun turkce konu$amiyor bile" diye du$unmem durumun vahametine i$aret edebilir.

    velhasil, tr sinirlari icinde genclere edebiyat yapilmadigi gibi, yapilinca da sulandirilmi$ kemalettin tugcu'dan oteye gecmesi zor oluyor gibi. cama$ir suyundan da ote beyaz turk'un penceresinden dunya boyle bir yer, $i$man kizlar zayiflarsa dunya onlerinde aciliyor, gozlukleri attilar mi butun erkekler yollarinda peri$an, tum universiteler kapilarina kul kole oluyor, ama elbette goruntusune -a$iri- dikkat eden o flortoz ve sac boyayan kizlar gibi olmak istememeliyiz, cunku onlar keva$edir. makul olani yeterince frijit olmak ve yirmi ya$ina bile gelsek alti ya$indaki bir cocugun zekasiyla hayata yakla$mak.
  • tanım: bir kitap. bir çoğumuz biliyoruz işte. annesiyle bir yalıda oturan, arkadaşları tarafından tapılan, dedesiyle aşık olduğu kişi hakkında rahatlıkla konuşabilen, düzenli olarak ailesiyle operaya, baleye, deniz kıyısındaki restorantlara balık yemeye; lisedeyken de arkadaşlarıyla bruncha gidebilen(ben brunchın ne menem olduğunu hala kavrayamadım da ondan. ne alakaysa), arkadaşlarla toplanıp ülkenin geleceğinden konuşulan, fazla sağlıklı bir hayat süren genç kızımız serra'nın içsel buhranlarını anlatan bir kitap işte.

    bak şimdi. üniversiteye gittim; hala bol konserli müzikli akşamlar, bolca yapılan ev partileri, bilge yaşlı amcalardan hayat dersleri filan bekliyorum. fakat hayat bana otobüsteki aktarmayı kaçırmamak için 75 dakika içinde bütün işlerimi halletmem gerektiğini söylüyor. ben öyle sapıtık gibi koşarken (çok çok afedersiniz) birilerinin bana koca bir nah çektiğini hissediyorum.

    elimde değil sevgili ipek ongun. ya senin kafan biraz karışmış ya da bizim dünyamız fazla boktan. hepimizin bunu bi düşünmesi gerek. siz bunları düşünedurun, ben gidip bir tütsü yakıyım tabi. malum; alışkanlık.