şükela:  tümü | bugün
  • güven kitabını soluk soluğa bitirdikten sonra bu adamı çok sevdim diğer kitaplarınıda okumalıyım diyerek saldırarak aldığım beklentili olduğum kitaptı. fakat güvende ki tadı asla yakalayamadım diğer vedat türkali kitaplarında olduğu gibi. eğer erkekseniz size dönüşmemeniz gereken bir adamı anlatır kitap ki hala erkekseniz
    %80 ihtimalle hayatınızda çok önemli hatalar zincirlemesini yapacağınızı söyler hazırlar birnevi ki bu hataların ceremesini aynı yeryüzünde iken çekeceğinize işaret eder ( diğer ihtimaller şöyledir %10 anakuzusu %1 peygamber %3 eşcinsel %6 ibne) bekle bizi istanbul şiirinin geçtiği kitap olması ile ayrı bir yeri olur her zaman güzeldir ama güvenden önce okunması gerektiği kanaatindeyim ben zira bir gün tek başına yazarın doruğa ulaşmadığı kitabıdır zannımca. gene her iki cinsin içsel monologlarını insanın yapısını rus edebiyatçıların bakışı ile irdeleyen vedat amca türkiyenin içinde bulunduğu o yılları bize taraflı gözleri ile anlatmıştır 700 küsürlük sayfaları çevirmeye değer anlayana çok şey öğretir.
  • baştan sona bi rahat vermez bu roman insana. kitap boyunca çoğu karaktere sinir olurusnuz, dövmek istersiniz, başınız ağrır, gülersiniz, delirirsiniz ama bırakamazsınız bir türlü. bahsedilen yerlerde gezmek istersiniz, şairlerle rakı sofrasında oturmak, sokaklarda devrim çığlıkları atmak, bafra marka sigara içmek istersiniz feci halde, yaşlanınca babıali'de kitapçı açmak...bir bakarsınız ki 700 küsür sayfa buhar olup uçmuş birkaç günde. kitabın sonuna doğru karakterlere yüklediğiniz anlamlar tersine dönebilir. kenan'a kızarken acımaya başlarsınız, günsel'e sert bir tokat atmak. ben çok sevdim bu kitabı. çoğu zaman olduğum gibi tek başımaydım bir gün...son iki sayfada günsel oldum belki, hatırlamıyorum. güvenebileceğim halde kaçarak yitirdiğim şeylerin ispatı bir avuç toprak kalmış elimde.

    "ıslaktı gözlerim. bir asker aracı geçiyordu, subaylar vardı içinde. güneş bulutlara girip çıkıyordu."
  • iki kez okuduğum ve muhtelemen sonraları tekrar okuyacağım, içimdeki derin yerlere derin izler bırakan nefis kitap. kitabı bitirdiğimde özdemir asaf'ın 'seni saklayacağım' şiirinin dizeleri dolandı durdu zihnimde.

    'bir seviyi anlamak
    bir yaşam harcamaktır,
    harcayacaksın.'
  • --- spoiler ---

    "çıraydım, tutuşturdun beni, ağulu bir solukta üfleyip söndürdün şimdi de; kara kara tütüyorum" diyerekten yapar finali kenan.

    --- spoiler ---
  • vedat türkali'nin senaryolastirmaya basladigi romani. yönetmenligini ogul baris pirhasan yapacakmis.
  • okumaya her başladığımda 90 küsüruncu sayfasında kalıp devam edemediğim ondan sonra da yaklaşık bir 3 ay süreyle okumaya çekindiğim vedat türkali romanı. ama yatağımın başucunda hala durmakta. ümidimi kesmedim bir gün mutlaka bitireceğim.
  • ardından mavi karanlık ın okunması gerekir.
  • vedat türkali'nin facebook sayfasında görüldüğü üzere yakında filmi çekilecek olan romandır. http://www.facebook.com/…pid=3558772&id=19706201394
  • uzun uzun - asla sıkıcı olmadan - anlatıp, "şimdi ipler kopacak" sanıldığı anda, hiç istifini bozmadan uzun uzun - asla sıkıcı olmadan - anlatmaya devam eden, bu sürece alışıp da, dalgın dalgın - fakat kendini iyiden iyiye kaptırmış ve görseller kafada netleşmiş - okurken; "tak" diye çözümleriyle bir anda sarsıveren yazar vedat türkali'nin romanı.

    kitaptaki hiç bir karaktere bayılmazken, hepsine öylesine uzakken, sanki birebir onlarmışçasına iç çekilir, onaylanır, gözler dolar, tebessüm edilir.
    bu; vedat türkali'nin kafa konuşmalarında aşmış olduğunun göstergesidir, kanımca.
  • karaktersiz herifin biri nasıl bir romanın kahramanı olur? büyük harfle yazmak istiyorum: kahraman! "küçük-burjuva" diye sürekli insan davranışını kısıtlayan, insanı dar kalıplara sokan insan davranışı, her seferinde nasıl kısır bir döngüyle bir kahramanın davranışı olur? siyasi romantizm, karakterlere nasıl bu denli yapışır?

    bu kitabı okumam uzun sürdü*. bu kitaba alışmam çok zamanımı aldı. hep tüm dikkatimi vererek okumaya özen gösterdim. ablam okumuş ve çoğu suser gibi iki günde bitirmişti kitabı. ben ise okuyamıyordum, devam edemiyordum, alışamıyordum. karakterler fazlasıyla şahsiyetsiz, karaktersiz, inceliksiz, düşüncesiz, bencil, bencilliğini örtmeye çalışan, kısıtlı, vizyonsuz, ezberci ve mal geliyordu.

    daha önceleri okuduğum türkiye'nin geçmiş siyasi dönem romanlarında* **** böyle olmamıştı. "allaam noluyor, internet beni becerdi de okuma alışkanlığımı mı kaybettim?" diye düşünürken, bir süre kitaba ara vermekte karar kıldım.

    dünler geçti, haftalar geçti, otobüse biniyorum, şişli'den geçiyorum. istiklal'de yürüyorum, cağaloğlu'ndan geçiyorum... çıkmıyor aklımdan. her gün aklıma mutlaka kenan ve günsel geliyor. yolda yürürken rasim'in piçliklerini, "ne yatıyon lan loğusa develer gibi!" deyişini hatırlayıp gülüyorum. insanlar beni deli zannediyorlar.

    bir daha aldım kitabı elime. "anam" diye bastım çığlığı. noluyor lan, dedim! "bu karakterler, bildiğin karaktersiz. bildiğin kişiliksiz mahlukatlar. çikolataya bile küçük-burjuva yakıştırması yapıyorlar. salak mı lan bunlar? salak tabi, ben mi salağım? yok artık. böyle kitap mı olur? babam bile vedat türkali hastası. anam ekşide bile millet 2 günde bitirdik diyor. allah allah. yazık değil mi bu nermin'e, zeynep'e? ayıp değil mi insanlara? kararsız, karaktersiz, şerefsiz kenan! 'aloo, buyrun efendim'. aydınmış, sevsinler. bak hala.. küçük-burjuva diyor, lümpen lümpen hareketler, sekter sekter yaklaşımlar." diye düşünürkeneeee... bir daha bastım çığlığı. kitabı yaşıyordum resmen! yazar ben nasıl düşünüyorsam, onu, aynı düzen* ile yazıya dökmüştü.

    iç dünya! bu sözcük çok doğru şekilde vedat türkali'nin anlatımını ifade ediyordu. fark, zaten onun, karaktersiz karakterleri yazmasındaydı. sağlam karakterli, iyi betimlenmiş, ayrıntısı her cümlede işlenmiş karakterler birçok kitapta vardı. bu yüzeysel ve derinliği siyasi romantizmin kalıplarına sıkışmış, alışkanlıkları ve hayatları sıradan kişiler, bu romanın baş kahramanlarıydılar. hepsinin ne düşündüğünü biliyordum. ne düşünerek hareket ettiklerini biliyordum. çelişkilerini, kıskançlıklarını, basitliklerini ve karmaşıklıklarını okuyordum. hepsinin iç dünyasını biliyordum.

    bir anda kendimi tek başıma buldum. tek başıma, elimde bir gün tek başına ile. 100 civarında sayfa kaldığında, ara verdim. çok beğendiğim her kitapta yaşadığım, kitap bitimi bunalımını, bu romanda daha geç yaşamak istedim. ince memed bittiğinde iki gün kendime gelememiştim. bu sefer de onu yaşamamak için ve düşünecek zamanımın çok olabilmesi için, kitabı yolda okuyup bitirmeye karar verdim.

    dün, iskenderun-adana arası, otobüste bitirdim. şlak diye patladı suratımda. burnum yandı, genzim doldu. karaktersiz günseli parçalamak istedim.
hesabın var mı? giriş yap