şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sinan cetin'in henuz bildigimiz sinan cetin olmadigi bir donemde, 1980'de 12 eylul olmadan cektigi muthis etkileyici bir senaryosu olan uzun metrajli filmidir. basrolunde nizamettin aric oynar. uzun sure sansure takilmistir.
  • daha çok sevgili günlük formunda yazılıp anlatılan eylem ve kelimeler silsilesi. süreç içerisindeki herhangi bir zaman diliminde dönüp baktığında; anlatılan her günün hikayesi, aslında tek bir günün hikayesi olup çıkagelir. ne var ki, o; sadece özlemler biriktirmiştir yüzünü aydınlatan ve kelimeler çoğaltmıştır nice uzaklıkları yakın eden.. özeti ile; sevip hoşlanmıştır sevilmeden, belki de uzun yıllar sevilmiştir hiç farkında olmadan. yokluğunu hisseder bir nice sevda. karanlıkta fal taşlarına inat bir dille açılan gözleri; elini tutup başını omzuna dayayacağı sevgiliyi arar, kör sinema salonlarında.. dudaklarına akıttığı bir yalnız ezginin müzmin hecelerinde okuyorum şimdi, aynı tasın aynı hamamda bulunduğu, herhangi sıradan bir günün aynılığında...
  • bir madencinin (fikret hakan) sevdiği kadın (nur sürer) yerine maden kazasında ölen ağabeyinin dul karısı (şerif sezer) ile evlenmek zorunda kalışı, sevdiği kadını ise en yakın arkadaşı (nizamettin ariç) ile evlenmeye ikna edişini, maden emekçilerinin ağır ve sağlıksız çalışma koşullarını, yoksulluklarını ve dayanışmalarını fon alarak anlatan sinan çetin filmidir.
    nur sürer'e antalya'da en iyi kadın oyuncu ödülü kazandıran bu film sinan çetin'in keskin bir u dönüşüyle nereden nereye geldiğini göstermesi açısından da önemlidir.
  • dunyanin aci gerceklerine arkanizi donup tatli bir uykuya daldiginiz sirada izlememeniz gereken film. uyaniverirsiniz alimallah
  • sinan çetin'in senaryosuna imza attığı ilk, yönetmen koltuğunda oturduğu üçüncü film. zamanında gerçekten aklı başındaymış bu adamın, oldukça etkileyici bir filme imza atmış. hem işçilerin ve emeğin sıkıntılarını, sendika ve işverenin düzenbazlıklarını, hem de töreler karşısında boyun eğenlerin hikayesine odaklanmasına rağmen konu dağılmamış. nizamettin arıç'ın oynadığı karakterin adı nizam. sanırım oyuncu kökenli olmadığından karakterine uyum sağlaması için böyle yapılmış. diğer rollerde fikret hakan, nur sürer ve şerif sezer gibi usta oyuncular var.
    sinan çetin'in en büyük başarısı anlatım şekli. feodal sistemde kadınlara söz hakkı tanınmamasını film boyunca nur sürer ve şerif sezer'i hiç konuşturmayarak anlatmış. bu bile filmin değerini bir kat daha arttırıyor. nur sürer hiç replik kullanmadığı bu filmle en iyi kadın oyuncu ödülünü almış. büyük başarı.
  • sinan çetin in izlenebilir bulduğum ender filmlerindendir. ayrıca (bkz: ölen erkek kardeşin eşi ile evlenmek)
  • hani yoksun ya artık, değişen bir şey olmuyor gibi sanki yeryüzünde. yine sanki sen varmışçasına, her yer sana benziyor. sadece özellikleri değişiyor nesnelerin, mekanların....

    dokunduğum yerler hala sensin. ellerim kalem tutuyorsa ellerini tutuyor, ya da izliyorsam gökyüzünü, gördüğüm sensin. yalnız hisler değişiyor, acıtıyor artık...

    yine gökyüzünü izliyorum ben şimdi mesela.. aynı yerdeyim, yine aynı yıldızlar parlıyor karanlıkta.. hani derdim ya gözletin parlıyor o yıldızlarda, artık değil işte.... artık o yıldızların parladığı karanlıksın sen. bekliyorum, bir aydınlansan, güneş olsan o an mesela.... ve ben üşümesem artık... bekliyorum, çok üşüyorum..

    sonra birden yıldız oluveriyorsun evet, karanlık olmuyorsun bir anda... ve gökyüzünde kaymaya başlıyorsun.. gözlerimin önünde düşen bir yıldız... bir an umut oluyorsun, "dilek tut" diyorsun bana, ve sonra tuttuğum dileğe dönüşüyorsun, "sen" oluyorsun. ama gerçek olamıyorsun bir türlü.. yeni baştan karanlığa dönüşüyorsun, ve ben ağlamaya başlıyorum yeni baştan. gözyaşıma dönüşüyorsun, sonunda dokunuyorsun dilime dudağıma tüm heyecanınla. tadıyorum seni - gözyaşımı.. tadında bir gariplik var sanki. tatlı olmalıydı diyorum, ama tuzunu tadıyorum, tuz oluyorsun. susmuyorum uzun süre, susamıyorum, uzun bir süre gözyaşı ve tuz arasında gidip geliyorsun.

    gözlerim bittiği an ağlamaktan, kapatıp gözlerimi uykum oluyorsun, koparıyorsun beni gerçeklikten. sonra rüyam oluyorsun, yanıma geliyorsun kendi ellerinle, gözlerinle. sen oluyorsun o an. uzun uzun öpüyorum ellerini, nerde kaldığını soruyorum, yanıtlıyorsun, konuşuyorsun sen gibi.. sarılıyorsun sonra, sonra senle ben birbirine karışıyor, biz oluyorsun..

    en sonunda yine koca bir yalana karışıyorsun uyku olmaktan sıkılıp, sabah oluyorsun. yeni bir gün yeni bir umuttur ya her zaman, umut olamıyorsun bir türlü, sabaha takılıp kalıyorsun. bırakıp gitmek zorunda olduğum yatak oluyorsun, yorgan - yastık oluyorsun. ya kalıyorum senle orda, ya terkediyorum hayatta ilk kez... ama uzun sürmüyor, geliyorsun benle, su oluyorsun, elimi yüzümü ıslatıyorsun.

    günün hareketine katılıyorsun her saniye, her saniye başka bir şey oluyorsun. telefonum çaldığında telefon oluyorsun, otobüse biniyorum otobüsün rengi, biletin sesi, koltuğun grisi oluyorsun. vazgeçmiyorsun kovalamaktan, kaçamıyorum bir türlü..

    ve gün bittiğinde yine gece oluyorsun, ve karanlık... yeni baştan yaşıyoruz aynı hikayeyi.
    yoruyorsun artık, çok yoruluyorum....

    ve gün geliyor, ölümüm oluyorsun. sonsuzluk oluyorsun, beni de alıyorsun yanına.
    kavuşuyoruz...
  • sanırım bu hikayenin özeti bu şekildedir:
    http://www.facebook.com/….php?v=267522528400&ref=mf
  • filmde hiç konuş(a)mayan iki kadını anlamaya çalışırken, sessizliğin dilini çözmeye uğraşırken sürü'nün (1979) suskun kadınını (melike demirağ) anımsamak gerek. dil işlevini tamamlamıştır, çünkü hiç kimseyi hiçbir yere ulaştırmamaktadır. ve bu naçar dilsizliği, sinsice öldürülenlerin (bir günün hikayesi'nde kamyonda öldürülen dört maden işçisi) ve polislerce tutuklanan çaresizin (sürü'de tarık akan) attığı çığlıklar ile birlikte düşünmek... acının ve çelişkilerin sineması. acı ve çelişki anatolia'yı özetleyen sözcüklerdir.