şükela:  tümü | bugün
  • victor hugo'nun 1832 yılı basımı önsözü içinde idam karşıtı söylemlerinde bahsettiği türkiye tanımlaması ilginçtir.

    "o rezil makine fransadan gidecek (giyotinden bahsediyor) buna inanıyoruz ve tanrı izin verirse, topallaya topallaya gidecek, çünkü bizler ona sert darbelerle vurmayı deneyeceğiz.

    gitsin başka yerlerden konukseverlik dilensin; uygarlaşan türkiye'ye değil, onu istemeyen vahşilere değil, birkaç barbar halka gitsin; ancak uygarlığın merdiveninden birkaç basamak daha aşağı insin, ispanya'ya ya da rusya'ya gitsin." - can yayınları çevirisi

    bu entry 2017 yılında "idam tekrar gelsin mi" tartışmalarının yaşandığı dönemde girilmiştir.
  • "...öldürmek neye yarar? hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
    zindancının yeterli olduğu yerde cellada gerek yoktur...

    ...ailesi olan bu adamı, bu suçluyu hapse atıyorsunuz. cezaevinde hala ailesi için çalışabilir. ama bunu mezarın dibinde nasıl yapacak? ve babalarını, yani ekmeklerini ellerinden aldığınız o küçük erkek ve kız çocukları içiniz ürpermeden düşünebiliyor musunuz? on beş yıl sonra bu ailenin erkek çocuklarını küreğe, kız çocuklarını kendi bedenlerini satmaya mahkum ettiğinizin farkında mısınız?..."

    sadece önsözüyle bile oldukça vurucu bir victor hugo romanı.
  • ''zaten bu hayatta özlem duyacağım kadar beni üzebilecek ne kaldı ki? aslında hapishanenin karanlık gündüzü ve kara ekmeği; kürek mahkumlarına çok az miktarda verilen çorbaya benzer yemek, horlandığımı görmem, o kadar eğitim almış birisi olmama rağmen, gardiyanlar ve diğer mahkumlarca aşağılanmak, sohbet edebileceğim ve anlattıklarını dinleyebileceğim özellikte bir insan görememek, yapmış olduğum ve bana yapılacak olan şeylerden dolayı tedirgince ürpermek. işte celladın elimden alabileceği bütün servetim budur.''

    idam edileceğini öğrenen bir mahkumun kendini ölüme hazırlarken hissettiklerini anlatan victor hugo romanı.
  • burada yakın zamana kadar orijinal adını yazan bir entry vardı, silinip gitmiş. bari ben yazayım, orijinal ismi le dernier jour d'un condamne olan etkileyici bir victor hugo eseridir.
  • victor hugonun kesinlikle en iyi romanı sizi bir idam mahkumunun ruh haline sokuyor cidden okumayıp yaşıyorsunuz ve bir çırpıda biten bir kitap
  • bir ceza avukatinin anilarinda dort oykuden birinin konusudur. ankara sanat tiyatrosu'nda sergilendigi donemde altan erkekli idam mahkumunun son saatlerini canlandirirken nefes kesen performansiyla seyircileri buyulemisti. oyunun dorduncu ve son perdesi olmasina karsin yerimden kalkamadigimi hatta nefes almakta zorlandigimi hatirliyorum.
    ayrica yine
    sucluyu kaziyin altindan insan cikar
  • --- spoiler ---
    "insanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar."

    "etrafımdaki her şey tekdüze ve renksizse, içimde bir kasırga, bir çatışma, bir trajedi yok mu?"

    "manevi acının yanında fiziki acının ne önemi var?"

    "kendi kendime bütün insanların beni terk ettiğini, bir tek onun yanımda olduğunu söyledim."

    "insan içinde bulunduğu umutsuz koşullarda bazen bir zinciri bir saç teliyle koparabileceğini sanır."

    "oysa yüreğimde cenneti taşıyordum."

    "ne yazık! dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve karşınızda durup size bakar, cesaret verir, konuşurken, sizi tanımadığınızı fark etmek! sadece onun tesellisine ihtiyaç duymak ve bunu yapması gerektiğinden habersiz olan tek kişi olduğunu anlamak!"

    "yok ettikleri insanın bir zekası, hayata güvenen bir aklı, ölüme hazır olmayan bir ruhu olduğunu hiç düşünmemişler midir?"
  • "bir gardiyanın yakın ilgisi giyotin sehpasını hissettirir."

    kitapta dikkatimi en çok çeken cümleydi. günümüzde de geçerliliği devam eden bir durum bu. geçmişte de böyleydi, şimdi de aynı şekilde devam ediyor. gelecekte de bu durumun değişeceğine inancım yok. sadece seçimden birkaç hafta önce ortaya çıkıp size değer verdiklerini iddia eden insanlar, modern gardiyanlar olsa gerek diye düşünüyorum. seçim zamanına kadar emeklilerin aç mı tok mu oluşuyla ilgilenmeyen bu kişiler bir anda emeklilere ikramiyeler verip onları en çok düşünenler oluveriyor. eğitim sistemini ve öğrencileri zerre umursamayanlar bir anda eğitim ile ilgili göstermelik çalışmalar yapmaya başlıyor. katledilen hayvanlara yıllardır gözlerini kapatanlar anında en hayvansever kişiler oluyor ve hayvanlarla ilgili yasa teklifleri ortaya çıkıyor. bunun gibi onlarca örnek verilebilir. bu yapılanların hiçbiri samimi gelmiyor bana. bu işin sonunda giyotin sehpasındaki soğuk, keskin metali boynumuzda hissetmemiz an meselesi. bu yakın ilgi hiç de hayra alamet değil.
  • ölüm kavramını okuyucuya yansıtmayı başarabilen nadir eserlerden, herşey bir anda oluyor. sonra...
  • mukemmel bir psikolojik gerilim ve yikim yasatan kitap. hugo'nun daha once hicbir eserini okumamistim. bu kitabi da hacmen daha okunabilir oldugu icin tercih etmistim. ancak okurken butun onyargilarimi yikti diyebilirim. kahramanin beyninden ve kalbinden gecenler, sonucsuz kalacagini bilmesine ragmen cirpinislari, yasadigi gelgitler insani cidden etkiliyor. cok alinti yaparak henuz okumayanlar icin gizemini ve buyusunu kaybettirmek istemiyorum. ben okurken gerildim, uzuldum. hayatta farkina varmadigimiz, onemsemedigimiz detaylarin ne kadar da kiymetli oldugunu ispat ediyor.