şükela:  tümü | bugün
  • fallaci'nin romanı varmış..şahane olmalı fakat okumadım.benim anlatmak istediğim farklı ama;

    bir insan, varlığıyla kazanılmış, hak edilmiş bir insan.her şeyiyle benim, her şeyiyle biziz.fakat farkında değiliz kıymetimizin.
    hep yanı başımızda olmuşuz, birbirimizin.. öyle içimdeymiş o, öyle içindeymişim ben, eleleyken bile yalnızlıklar yaşamışız.
    sonra gerçekten, büyük ve derin yarıklar olmuş.ayrı yarıklar bunlar, daha önce hangi adı batasıca deliklerin içine beraber girmişsek, şimdi o yarıkların hepsi küller ile kapanmış.nefes almak için, hatta birebir bir nefes olabilmek için başımı sokacak bir delik aramışsam; senin yanı başımda duran siluetini görüp, dokunamamışsam ve sen o yarıkların da en kallavisine doğru yola çıkmışsan, sanki ? bir insan.. yok, bir insandan da fazlası, daha dün buradaydın, bugün neredesin? hangi dünyanın magmasından beni duymazlıktan geliyorsun?
    o kanepede hatıralar bırakmışız, ruhunun mayasından hamur* parçaları dökmüşüz.gözüm kişisel tarihimiz arıyor.et ve kemik yanılgısı..

    ne kadar değerliymiş meğer; etrafımdaki niceleri gibi.. itirafı adamı zorlar, onlardan daha değerli..
  • orijinal adı un uomo olan oriana fallaci ’nin devrimci sevgilisi alekos panagoulisin ölümünden sonra 1979 yılında yazdığı, aslında panagoulis’e verdiği sözü tutmak için ona hitaben kaleme aldığı hayat hikayesi. kitap politik hatta ideolojik bir roman olarak tanımlanabilir. masal gibi yazılmıştır ve klasik masal yapısındadır.

    roman, papadopoulos ’u öldürmeye teşebbus eden alekos’un başarısız girişiminden sonra hapiste yaşadıklarını, hapisten kacma çabalarını, yargılandığı mahkemeleri, aklını kaçırmamak için bulduğu yöntemleri, paranoya nın sınırı olmadığını, yunanistan’ın bağımsızlığı için hayatı boyunca süren savaşını, ideolojisine nasıl hayatının diğer yönlerinden daha fazla değer verdiğini anlatmaktadır.

    fallaci’ye “benim mutlu olacağım bir kadına ihtiyacım yok, çevrede bir erkeği mutlu edebilecek birçok kadın var. benim ihtiyacım olan hem arkadaşım, hem dostum, hem suç ortağım hem de kardeşim olacak bir yoldaştır. ben her zaman mücedele/ savaş içinde oldum, bundan sonra da böyle olacaktır.” demiştir.

    kitap coğrafyaların, ideolojik değerlerin, geleneksel olmayan ilişkilerin içindeki gerçek aşkın, sevginin bilinemez boyutlarının,işkencenin, adaletsizliğin, kaçma ihtiyacının, insan haklarının, ölüm korkusunun, ülke sevgisinin, kaybetme kabusunun ve sadakat in herbirini ayrı ayrı düşündürür; bir bütün olarak ise bir solukta okunacak tarihin bir kesitini size sunar.

    ayrıca, beni çok iyi tanıdığına inandığım bir dostumun bana şiddetle tavsiye etmiş olduğu ve bir çok farklı konuya bakış açımı değiştirmiş olan eser dir.

    (bkz: tesekkurler)
    (bkz: gonul borcu)

    (bkz: bir kitap okudum hayatım değişti)

    alekos panagoulis der ki:

    "fui sempre, e sono, un combattente che lotta per una grecia migliore, un domani migliore, una società insomma che creda nell'uomo. se io mi trovo qui è perchè credo nell'uomo. e credere nell'uomo significa credere nella sua libertà. libertà di pensiero, di parola, di critica, di opposizione: tutto ciò che il golpe fascista di papadopulos ha eliminato..."

    "...io non amo la violenza. la odio. non mi piace nemmeno l'assassinio politico. quando esso avviene in un paese dove esiste un libero parlamento e ai cittadini è data la libertà di esprimersi, di opporsi, di pensare in maniera diversa, io lo condanno con disgusto e con ira. ma quando un governo si impone con la violenza e con la violenza impedisce ai cittadini di esprimersi, di opporsi, addirittura di pensare, allora ricorrere alla violenza è una necessità. anzi un imperativo. gesù cristo e gandhi ve lo spiegherebbero meglio di me. non c'è altra via, e che io non vi sia riuscito non conta. altri seguiranno. e riusciranno. preparatevi e tremate..."
  • bir insanım ben
    elleri ve ayakları olan
    kocaman, elleri ve ayakları.
    az öpülen az sevilen
    çokca yalnızlığa mahkum edilen.

    geri kalmış medeniyetler gibi
    ne konuda geri kaldığını bir türlü bulamayan
    cahilliğine muska takmış
    muskayı yırtıp atmış, içine bakmamış
    bir güzel insanım.

    insanım ben, bir
    dünyaya bir kadınla gelmişim
    muhakkak ki bir kadınla gideceğim
    fakat kadınlar beni sevmez
    değişik bir mahlukatın
    yüzyıllarca ölümü düşleyen fakat
    dünyaya sürgün edilmiş
    bir yeni türüyüm.

    uzun ömrümde çok az yer görmüşüm
    çok az insana adını sormuşum
    adını sorduğum insanların pek azının adı varmış
    çay içmeyen, kübra'yı seven, babaannesi ölen
    bir basit insanım.

    boş zamanlarımda boş dururum.
    bir çok şeyi anlamaya çalışmaktan vazgeçtim
    ve öldüm.
    dokuz tahta altına girmedim
    aranızda dolaşıyorum.
    bana anlam yüklemeyin,
    paltosu çalınmış, büyük engizisyoncuyla şahsi problemleri olan
    fazlaca basit bir insanım.

    bir, ben, insanım
    zavallılığım hep tanrıya küfür oluyor
    aşık olduğumda genellikle şirke düşüyorum
    yüce yaratıcı beni sevmiyor,
    benim hislerim ona karşı nötr.

    hepiniz doğru tahmin ettiniz, ben bir insanım.
    sartre'ın bile en çok "bulantı"sını
    camus'nün "düşüş"ünü severim.
    hep bir insanım
    çokca yalnız, çokca bir.
    azca tanrı, çokca şair.
  • benazir butto'nun doğu'nun kızı adlı otobiyografik eserinde okuduğunu yazdığı bir kitap. ilk defa orada öğrenmiştim bu kitabın varlığını. sanırım orada the man olarak geçiyordu.
  • erbil tuşalp'in 12 eylül işkencelerini anlattığı "bin insan" kitabının adı, bu kitaptan mülhemdir.
  • a. kadir şiiri. şöyledir:

    seni bir gün
    çekip aldılar topraktan,
    benzedin köksüz bir ağaca.
    önce öğrettiler sana uygun adımı,
    sonra büyük şehirlerini gösterdiler avrupa'nın.
    en muazzam saraylar karşısında bile sen
    evini unutmadın.

    varşova'da kaputun kaldı,
    dunkerk'te arka çantan.
    düştü bütün fotoğrafların sivastopol'da.
    bir şafak vakti paris'te bıraktın zavallı yüreğini,
    kurşuna dizilenler karşısında.

    lanet okusunlar sana bırak,
    iyi bir asker olamadın diye.
    ölmesini bildin ya sen arkadaş kurşunuyle,
    iki çürük patatesi
    ekmek torbanda unutarak!
  • bir insan

    seni bir gün
    çekip aldılar topraktan
    benzedin köksüz bir ağaca
    önce öğrettiler sana uygun adımı
    sonra büyük şehirlerini gösterdiler avrupa'nın
    en muazzam saraylar karşısında bile sen
    evini unutmadın

    varşova'da kaputun kaldı
    dunkerk'te arka çantan
    düştü bütün fotoğrafların sivastopol'da
    bir şafak vakti paris'te bıraktın zavallı yüreğini
    kurşuna dizilenler karşısında

    lanet okusunlar sana bırak
    iyi bir asker olamadın diye
    ölmesini bildin ya sen arkadaş kurşunuyle
    iki çürük patatesi
    ekmek torbanda unutarak

    a. kadir'in bir şiiri.

    "yahu senin bir insan şiirini pek beğenmiş nazım, kim bu a. kadir diye soruyor mektubunda."
  • orhan kemal'in ekmek kavgası isimili kitabında yer alan öyküsüdür.

    --- spoiler ---

    - ...beyefendi! her yerde insanlar... koşuşuyorlar, gidiyorlar, geliyorlar, tutuyorlar, koparıyorlar... yığın yığın, vıcık vıcık; sürü sürü insanlar... üzerinize atlıyorlar, lokmanızı ağzınızdan kapıyorlar beyefendi. beyefendi insanlar kurt gibi, kurtlar gibi saldırıyorlar beyefendi!"
    --- spoiler ---
  • doğu bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızım bir olay anlatırken sürekli kullandığı deyimleşmiş cümle.

    bir insan bir insan bunu nasıl yapar bir insan.
  • "kara delikler ölüm'ü temsil eder."

    "kara delikler ölüm'ü temsil etseydi herhangi bir yıldızı içine çekebilirdi, ama bu hikayede bazı yıldızları içine çekiyor, bazılarını sevmiyor. neden?"

    "çünkü bütün yıldızlar cezalandırılmıyor. kara delikler cezalandırılan yıldızları çekiyor"

    "ne için cezalandırılıyorlar?"

    "herkesin bir birey olduğu, adaletin, özgürlüğün ve mutluluğun var olduğu farklı dünyalar aradıkları için cezalandırılıyorlar."

    "herkesin bir birey olduğu, adaletin, özgürlüğün ve mutluluğun var olduğu farklı dünyalar aramak suç değil ki."

    "ama tanrı diktatörlüğün ve dağ'ın izin vermeyeceği bir lükstür. tanrı bizi onun evreninin tek evren olduğuna inandırmak ister, dağ da mümkün olan tek sistemin kendi sistemi olduğuna inanmamızı ister. ve kim buna karşı koyarsa, kara delikte son bulur."

    "tanrı'ya inanıyormuş gibi konuşuyorsun."

    "inanıyorum. ne olduğunu bilmiyorum ama inanıyorum. ve başka seçeneği olmadığından suçsuz olduğu için onu affediyorum. seçen insanlardır, bu yüzden suçlu olan da onlardır."

    fallaci'nin kitabından...