şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: homongolos)
  • (bkz: kadin du$mani)
  • alt başlığı çirkinin romanıdir. askin teorisine dolanıp pratiginde cuvallayan bir baska ezigin hikayesi.
  • ülkü karaosmanoğlu'nun, reşat nuri güntekin'in aynı adlı eserinden senaryolaştırdığı ve hüseyin karakaş'ın yönettiği 1991 yapımı türk filmidir. başrolleirnde tarık akan ve meltem doğanay oynar. acaip sıkılarak izlediğim bir film olması dışında hatırladığım bir özelliği yok...

    (bkz: tarık akan/@wunsch vertrauen)
  • reşat nuri güntekin'in sevdiğim daha doğrusu severek okuduğum tek eseri..acıklı,düşündürücü,zamanın ötesinde bir eser..
  • taraflar arasında geçen olayları sadece bir taraftan dinlediğim ve o tarafın haklı olduğu zannına kapıldığımda hep aklıma gelen reşat nuri güntekinden okuduğum ilk romandır. taraflar arasında geçmiş bir olayı iki farklı bakış açısından dinlemedikçe bana asla bir yargıya varmamam gerektiğini göstermiştir. romanda da ilk kısım okunduğunda sara'yla beraber homongolos'u taş kalpli, kadınları küçük düşürmekten müthiş haz duyan biri olarak tanırken - ki ben o hali ile bile çok sempati duymuştum kendisine-, ikinci kısma geldiğinde ise olaylar homongolosun ağzından anlatılınca, homongolosla ilgili fikirler değişmekte bu defa kendisine hem hak verilmekte hem de bir şekilde acınmaktadır. romanda sara karakteri çok güzel ve bu sebepten insanların hep saygı duyduğu, hayran olduğu bir genç kız, homongolos ise çok çirkin, bu sebepten komik bulunmuş, girdiği her ortamda dışlanmış ve bu yüzden kendini hem duygusal olarak taşlaştırmak suretiyle, hem de fiziksel olarak çok güçlenerek geliştirmiş biri olarak betimlenmiştir. romanda dış görünüşün insan ilişkilerinde, özellikle kişi hakkında yargıya varılırken, ne denli önemli olduğunun da altı çizilmiştir.
  • homongolos'un, sara'nın ağzından nermin'e yazılmış mektubunda

    --- spoiler ---

    "homongolos'u heykel gibi iri yapılı korkunç ve karanlık bir heyula olarak düşünmüştüm. halbuki o, orta boylu, hatta ortadan da biraz kısa bir adamdı. ellerine, ayaklarına adeta küçük denebilirdi. fakat vücudunun hareketlerinden kaplan gibi kuvvetli ve sert bir insan olduğu anlaşılıyordu.

    çehresine gelince, onu sana bilmem nasıl anlatmalı nermin? hani coğrafya kitaplarının başında beyaz, sarı, kara, kırmızı ırkların her birinden birer numune gösteren resimler vardır. o resimleri gözünün önüne getir. afrika zencilerinin kısa kıvırcık sivrice başını al. onun altına avrupalının biraz çıkık alnını yapıştır. sonra çinlilerin, japonların uçları havaya kalkmış kaşlarını badem gibi çekik gözlerini tak. amerikan vahşisinin iri kemikli yırtıcı çenesini ilave et. sonra yine onun kırmızı rengiyle bu çehreyi baştan başa badana et... işte sana homongolos'un başı. artık bu çehrenin karşısına geç... bak, bak, için açılsın. kudretin neler yaratmaya kadir olduğuna hayret et. cenab-ı hakkın bin bir isim ve vasfı içinde bilmem bir de "ya müstehzi" var mı? her halde o kudret, bu homongolos'u yaratırken çok uğraşmış, harikulade bir karikatür bediası vücuda getirmiş.

    çocuklarımızı terbiye ederken: "şunu yapmayın, bunu söylemeyin... günahtır. cehennemde cayır cayır yanarsınız, zebaniler ateşten kerpetenlerle dilinizi kopartır!" diyeceğimiz yerde: "günah işlemeyin, sonra ahrette bu homongolos'a benzersiniz!" diye korkutsak hepsi ebüssuut efendi* gibi başını secdeden kaldırmayan dindar, kamil insan olurlar."

    --- spoiler ---

    şeklinde tasvir edildiği roman.
  • " ... insanlar vardı ki, menfaatleri müşterek olduğu için birbirlerini severler. öyleleri vardır ki mesela hayatları bir arada geçtiği için, yahut fikirleri, hisleri birbirine uyduğu için sevişirler. fakat öyleleri de vardır ki, menfaatleri, hayatları, fikirleri, hisleri birbirine tamamiyle yabancıdır. fakat buna rağmen yine birbirlerine karşı bir ruh incizabı duyarlar. bence sevginin asıl makbul nevi budur. "

    " ... başkalarının gözyaşları bana vaktiyle kendi gözlerimden dökülen yaşları hatırlatır, içimde adeta bir zulüm ve itisaf meyli uyandırırdı. "

    " ... bu dakikalarda insan, hayatı öyle güzel ve kolay görür ki.. istesek bir işaretle, bir bakışla gökyüzünün bir yıldızını ayağımıza düşüreceğimizi zannederiz..."

    " ... mesela sporda çok ilerleyecek, meşhur dünya şampiyonları sırasına geçecektim.

    bir tesadüs bu arzumu da kırdı. küçük bir boks maçı esnasındaydı. rakibimi fena halde hırpalıyordum. bir aralık etrafımdan gelen seslere dikkat ettim.

    bu sesler; daima galibin lehine yükseldiğini işittiğimiz takdir ve hayranlık manzarası karşısında duyulan boğuk isyanlara benzer gürültülerdi. rakibim güzel bir çocuktu. bana öyle geldi ki, ahali, hele kadınlar benim kadar çirkin bir insanın bu güzel yüzü harap etmesine tahammül edemiyor. zihnim karıştı. yanlış bir yumruk yedim. orada olup da ahalinin nasıl sevinçle haykırdığını işitseydin necdet.. evet, bu ahali, bu dakikada sırf çehrem için bana düşmandı. ezilmemi istiyordu. "