şükela:  tümü | bugün
  • 3 temel özellik beklerim kendi adıma,

    espirili,zeki ve en önemlisi vicdanlı olması
  • başka bir insana muhtaç olmadan, kendi ayaklarında durabilen, ekonomik özgürlüğünü eline almış, hakkını sonuna kadar savunan bir birey olması. kendini kültürel anlamda geliştirmiş olması. gerisi teferruattır. insan fiziği, deforme olmaya programlanmıştır; klas ise bakidir, her yaşta sizinle olmaya devam eder.
  • işveli ve cilveli olması fiziğinden de önemlidir bazen, yoksa ne güzeller gördük odun gibi.
  • oğlunu leğene oturtup kafasına maşrapayla vura vura yıkaması.. nasip olur mu be
  • geldi mi kadıköy sapyoseksüelleri ?
  • matematiğidir. çok katlı integral çözen kadın gördüm mü içim eriyor.
  • evet, şöyle bir entryler arası gezindiğimizde yine ve yeniden temeldeki noktaya değinilmeyen, "vicdanlı, dürüst, karakterli" gibi ucu açık, görece ve aslında saçma sapan şeylerle coşulduğunu gördüğümüz ankettir. böyle bir konuda konuşmadan önce, meselenin kadınlara "şöyle olun," demek olmadığını belirtmemiz elzem. "kadın dediğin..." şeklinde başlayan pespayeliklerden uzak durmalıyız. bu konuda yazacaksak, kadınlar için samimi bir öneri, erkekler için ise samimi bir uyarı tadı yakalamak önem kazanıyor öyleyse. buna dikkat edeceğim. başlayalım.

    kısa vadede bir kadını çekici kılan çok fazla detay vardır ama uzun vadede saha araştırmalarımız ve deneyimlerimiz sonucunda ulaştığımız değer, kendine ait bir dünyası olan kadın çekiciliğidir. gavuristanda bizdeki kadar yoğun olmadığını tahmin ettiğim bir garabeti şöyle ifade edebilirim: birisiyle bir şeyler paylaşmaya başladığınız andan itibaren iki kişiden oluşan atmosferdeki oksijen seviyesinin her geçen gün daha da azalması. bunun sebebi, sevgiyle, aşkla açıklanıp erkeğe duygusal şiddet uygulamanın da bir aracına dönüşen, tamamen kadının kendisine ait bir dünyasının olmamasından kaynaklanan, sarılma ve bırakmama halidir. dolayısıyla her şeyi birlikte yapmayı dayatır size böyle birisi. sürekli birlikte olmayı. sürekli telefonda konuşmayı. sürekli yazışmayı vs. erkeklere uyarı kısmı da tam olarak burada karşımıza çıkıyor, böyle bir kadınla bir süre geçirdiğiniz zaman, eğer gözlerinizdeki buğuyu silmeyi başarırsanız şunu görürsünüz: bu kişi sizinle bir şeyler paylaşmaya değil, sizi esir almaya gelmiş bir kişidir. sizin üzerinizde kurduğu baskı tam olarak şudur: tutun kollarımdan düşerim şimdi ve siz de bu yüzden kadını bırakamazsınız, bırakmayı vicdanınıza açıklayamamak gibi bir abukluğa kapılırsınız. burada bir karaktersizlik, vicdansızlık yoktur aslında. bu tamamen temeldeki bir problemdir, söz konusu kadının kendine ait bir dünyası yoktur. bir hobisi yoktur. entelektüel kaygısının boyutları çok düşüktür. birlikte konsere gitmek, birlikte tiyatroya gitmek, birlikte dinletilere katılmak gibi şeylere, yine sırf size o hitap ediyor diye katılmayı önermekle sınırlı bir entelektüel kaygısı mevcuttur. eğer siz maç izlemekten hoşlanıyor olsaydınız, size tiyatroya değil maça gitmeyi teklif edecek olan da yine bu kadındır. burada bir tüneme var yani ama daha da önemlisi erkeğe göre şekil almak gibi bir boşluk var. her yeni erkek arkadaşıyla birlikte tüm alışkanlıkları değişen, bilhassa lise ve üniversite yıllarında yoğun olarak görülen kızları düşünün, işte onlar kendilerine ait bir dünyası olmadıkları için öyle takılan kızlar.

    sonuçta, "ben neyi yaşadım/yaşıyorum aliminyum," türünden bir bunalım hâliyle kendinizi temiz havaya attığınızda, ileride, çimlere bağdaş kurarak oturmuş, sırtını bir ağaca yaslamış bebeğin kendi kendisine bir şeylerle ilgilendiğini görürsünüz: elindeki makasla kimi kağıtları kesiyor, sonra da uhuyla onları başka bir kağıda yapıştırıyordur. o görüntü o kadar çekici gelir ki insana, "bu insanla aynı evde yaşasam, ben bir köşede işime bakarım, o da kağıtlarıyla makaslarıyla hobisini icra eder, akşamınan da oturur film izleriz lan. böyle bir kadınla bunlar yapılabilir!" dersiniz. düşlerin seviyesi bu denli kolay gerçekleştirilebilecek bir noktaya iner ki zaten kendi dünyası olmayan bir insana temas etmenin ne kadar yıkıcı bir süreç olduğu buradan anlaşılabilir. bir arkadaşım, hâlihazırdaki sevgilisine oranla daha çok hoşlandığı bir kızdan söz ederken, o kızı diğerinden ayıran tek fark olarak şu hüzünlü şeyi söylemişti: "onun yanındayken ders çalışabiliyorum abi." çünkü o sırada diğeri de bir şeylerle ilgileniyor. oysa sevgilisi olacak kadın böyle biri değil. kızın yapışmayan ama ilgisiz de gözükmeyen kendilindenliği asla iri ve diri memelerin önüne geçemese de ona yakın bir parlaklıkta göz alıyor. başka bir arkadaşım one night stand takıldığı kızın bir fotoğrafını yollamıştı gruba. fotoğrafta yere oturmuş, arkası dönük, önündeki kumaşlarla ilgilenen birisi vardı. hikâye ise şuydu: kahvaltıdan sonra köşesine çekilmiş, başkasının evinde olduğunu umursamadan, oturup bir şeylerle ilgilenmeye başlamıştı. etkileyici bir fotoğraftı. çünkü kendisine ait bir dünyası olduğu her hâlinden belliydi. başka örnekteki diğer bir kız resim çiziyordu. öteki küçük heykeller yapıyordu. bir başkası kitaplara meftundu. her neyse, sonuçta var böyle piliçler; bir de hoş olduklarında tadından yenmeyen, çekicilik katsayıları artan nefis insanlar.

    yine aptal aptal tepki mesajları almamak için şu detayı da belirtelim: kendine ait bir dünyası olmayan kadın var da erkek yok mu? bu tam anlamıyla "evet var böyle erkekler" diye yanıtlanamayacak bir soru. çünkü o zaman sağlıksız bir şey söyleriz. içerisinde bulunduğumuz sistem ve bugüne kadar gelmiş olan tarihsel koşullar, erkeğin kendine ait bir dünyasının olmasını zorunlu kılıyor. yani adam bomboş birisi olsa da bir şeylerle hemhâl olmaya itiliyor. peki bu elemanların saçma sapan tipler olduklarını nereden anlıyoruz? sevgililerine sarmalarından, onları bunaltmalarından, aptal kıskançlıklarından, narsisistik tavırlarından. işi gücü yokmuş gibi kız arkadaşına yargı dağıtıp duran, her şeyine karışan yaratıklar bunlar. onların sorunu ruhsal bir sorun. temeldeki problem kendilerine ait bir dünyalarının olmaması değil, özgüvensizlikleri aslında. oysa kendine ait bir dünyası olmayan kadını çözümlediğimizde, gencim güzelim ne gerek var düzleminde bir insanı görüyoruz. her şeyle az biraz ilgili ki her türlü mecrada avlanabilsin. erkeklere uyarımızı koyalım, işte ipucu: ne zaman erkek erkeğe ya da söz konusu kadının olmadığı bir tayfayla takılıyorsanız sizi ararlar ve bir sorunları olduğunu söylerler. sonuçta bir saat sizi telefonda tutarlar. ortamda yoksalar bile varlıklarını hissettirmek isterler. çünkü niye onunla değil de başkalarıyla buluşmuşsunuzdur; özdeki problem budur ama şunu duyarsınız: "çok sarhoşum, saat 23 ve şuraya gidiyorum, çünkü mutsuzum". sizi iğrenç bir noktaya sürüklerler. sizi sarhoş olmuş kız arkadaşınızı gecenin çükünde tek başına bırakmak istememenizden, onun adına duyduğunuz endişeden vururlar. saçma sapan işler aliminyum. inceden yol almanızın zamanı gelmiş demektir. ilgileniyor, kıskanıyor, demek ki beni çok seviyor gibi aptalca çıkarımlar yapmayın, gidin oradan. çünkü bir sonraki adımda merhamet duygusuyla aşk duygusunu birbirine karıştıracaksınız ve kendinizi maalesef aslında size hiç uymayan bir insanla evlilik dairesinde bulacaksınız. sevdiğinizden değil, acıdığınızdan devam ettiğinizi anladığınızda ise çok geç olacak.
  • net bir şekilde neşeli olmasıdır.
  • karakterli bir insan olmasıdır.
  • bir kız vardı lisede. kimsenin konuşmadığı ilgilenmediği, erkekler arasında bile muhabbeti dönmeyen bir kız. "görünmez" diyebiliriz. sıradan bir fiziği vardı. aslında saçıyla başıyla, davranışlarıyla, dersleriyle her şeyiyle sıradandı. tek tük konuştuğu 2-3 kız arkadaşı vardı. fakat onlarda bu kızımız kadar olmasa da silik tiplerdi.
    suratında donuk bir ifade vardı hep. kızmazdı, sesini yükseltmezdi, gülümsemeleri bile zoraki gibiydi, yaşamıyor gibiydi. kısaca hiç bir şeyiyle, herhangi birisinin ilgisini çekmesi mümkün değildi. ben dışında. çünkü ben, ilgimi çeken kızların ilgisini çekememek konusunda uzmanlaşmış umutsuz bir platoniktim. birine karşı en ufak bir şey hissettiğimde(ki bu çoğunlukla karşılık alamayacak kadar erken olurdu) bir şekilde kendimi pasifize ederek, platonik duygulara kapılır giderdim. bu böyle o kadar çok tekrarlandı ki bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm ve aslında ilgimi çekmeyen bir kıza yanaşmaya karar verdim. o'nun kadar ilgimi çekmeyen, bu kadar nötr olduğum başka bir kız yoktu etrafımda. bir süre izledim, gözlemledim. sonra yaklaştım, yanına oturdum, sohbet ettim, telefonunu aldım. ilgileniyormuş gibi yaptım. sevgimi gösterdim, sevgime inandırdım. yalandan da olsa mutlu ettim. artık gülüyordu, ağlıyordu, anlatıyordu, arkadaş ediniyordu. benle birlikte yeniden doğdu sanki. çevresi genişledi, hatta ona yazanlar yüzünden sorun çıkardım defalarca. zamanla benim sevgi oyunum gerçek oldu. o başta ilgilenmediğim kıza tanıdıkça aşık oldum. artık o, bütün kızlardan daha çekici geliyordu bana. ve başta o kızla niye çıkıyorsun diyen insanlar, sonra iyi ki birliktesiniz demeye başladı. işte şuan o kız benim iki çocuğumun annesi değil(bir kaç ay çıkıp ayrıldık)ama hiç bir çekiciliği olmayan bir kadının biraz sevgiyle, biraz da mutlulukla ne kadar güzel olabileceğini görmüş oldum.