şükela:  tümü | bugün soru sor
  • şimdi efendim uzunca bir süredir sözlük okuruydum ben.
    bekledik sabrettik ve o gün gelip çattı yazar olduk biranda.

    hemen bir hışım başladık içimizdekileri üçer beşer yazmaya.
    gün be gün yeni başlık açmayıp sol frame den gördüğümüz güncel ne varsa aklımız erdiğince paylaşımlarda bulunduk.
    yer geldi sinirlendik küfür ettik, yer geldi duygusallaştık şiirler döküldü klavyenin tuşlarından.
    bazen duyar kastık, bazen de yanlış şeyler söyledik.
    hayat gibi işte. normalde nasılsak burada da buna yakın bir şeyler çıkıyor yazdıklarımızdan.
    aslında bu da beni korkutuyor yavaştan.
    anlatacağım efendim, sırayla, yavaş yavaş.

    öncelikle bu başlık altında toplamak istediğim şeyler var.
    kız evlat sahibi olmakla ilgili halihazırda farklı başlıklar var biliyorum.
    ancak yazacaklarımı süreç içerisine yaymak istediğimden ayrı bir başlık açmanın gerekli olduğunu hissettiğim. bu yüzden yönetim taşımazsa başlığı teşekkürlerimi buradan iletiyorum şimdiden.

    öncelikle kendi mallığımdan bahsederek başlamak istiyorum.
    yirmilerin başlarında kafamda olan bir fikir vardı. epey de inanmıştım ve kendimi çok haklı görüyordum bu konuda.
    allah bana kız evlat vermesin !
    ne o eziyet çeksin ne ben.

    bak bak laflara bak. ne mal adammışım desem az kaçmaz emin olun.

    peki neden böyleydi bu. derinlemesine düşününce pek bir şey çıkmıyor içinden.
    çünkü söylem o kadar boş, o kadar sığ ki ne çıkartabiliriz allah aşkına.
    sadece tek bir yolu olabilir bunun. türk erkeklerine has namus korkusu.

    peki neyin namusuydu bu?
    yıllarca kız peşinde koştuktan, hormonlarımın esiri olup esra'dan pelin'e , didem'den simge'ye ( isimleri tamamen götümden uydurdum şu an kimseyi şeetmeyelim ) bir dünya kızı yatağa atma hayalleri kurarken ve bazen başarılı çokça da başarısız olduktan sonra nasıl bir haklılık payım olabilirdi bu içi boş çıkarımlarımla ilgili.
    tamam bazı kadınlardan darbe yemedim değil.
    aldatıldığım da oldu bakarsan ama aldattığım da oldu.
    kadın veya erkek fark eder miydi ki söz konusu namus olduğunda ?

    bu toprakların en büyük lanetlerinden biri olabilir bu namus olayı sanırım.
    yani şimdi lafı götünden anlayan kardeşlerimiz olur diye söyleyeyim.
    namus gereksiz demiyorum gençler.
    bilakis en gerekli şey.
    ancak zihinlerimize kazınan namus kavramını güncellememiz gerekiyor artık belki de.
    namus cinayetleri işlenip durur bu ülke de çünkü. gazetelerin üçüncü sayfaları hep bunlarla dolu olmadı mı ?
    köy yerinde amcası tecavüz ettiği için aile meclisinin kararıyla ufacık kızlar katledilmedi mi ?
    karısını her gün döven uyuşturucu veya alkol müptelası yaratıklar karısı boşanmak istedi diye sokak ortasında katletmedi mi ?
    bir dünya örnek var. her gün yaşıyoruz bunları.
    aslında orta doğu coğrafyasına özgü sandığımız şeyler bunlar ancak dünyanın her yerinde de var işte malesef.
    kadın hakları dernekleri, dayanışma vakıfları, feminist dernekleri falan hep bunlar için çalışmıyor mu sonuçta ?

    gelelim benim namustan anladığıma .
    bakın o yirmilerinin başındaki cahil çocuk olsam o öz güvensiz halimle tabi ki kendimden daha az entelektüel daha az ağzı laf yapan, bakire, söz dinleyen, hizmette ve hörmette kusur etmeyen bir kadın olurdu aradığım.
    genel olarak hanım hanımcık ve edepli dediğimiz kadın profili bu çünkü toplumun bize verdiği reçetede.
    peki böyle bir kadın gelişime ne kadar açık olabilir ?
    nasıl size iyi ve berrak zihinli çocuklar yetiştirebilir ?
    yatak odanızda nasıl güzel bir dünya yaratabilir ?
    eve ne kadar maddi katkıda bulunabilir ?

    araya şunu sıkıştıralım bu arada;
    şimdi yazdıklarımdan yanlış bir şey çıksın da istemiyorum.
    kalp kırmayalım keza bazılarımızın annesi, kardeşi vs ev hanımı olarak yıllarca eşini bekledi evinde.
    demek istediğim evine emek veren kadın kötüdür değil yanlış anlaşılmasın.
    erkek iyi para kazanıyorsa diğerinin evde çalışmasında, bütün enerjisini evine ve çocuklarına adamasında bir beis görmüyorum kesinlikle.

    neyse esas konuya dönelim yavaştan.
    namus kavramım neydi genel olarak ?
    ben dürüstlük diyorum en genel haliyle. başka da bir tanıma ihtiyaç yok.
    dürüstlük geniş bir şemsiye çünkü.
    her halini korkmadan karşındakine anlatabilmektir dürüstlük. aynı zaman da haram yememek. kocasını bir gün sevmemeye başlarsa açıkça söylemek ve boşanmayı dahi isteyebilmek belki de. bu da köşede dursun.

    bununla birlikte de rahatsızlık duyduğum en önemli konuların başında da şu geliyor;
    burası yani ekşi sözlük ülkenin belli eğitim seviyesine sahip genç beyinlerini toplayan bir platform.
    her gün yeni, yine, yeniden aynı başlıkları görmek artık üzüyor bu kardeşinizi.
    bunun prim yaptığı aşikar. zaten yapmasa sürekli tekrar etmez bu sıkıntılı süreç.
    tabi misilleme olarak da karşı erkek düşmanı başlıklar açılıyor işte. bu da doğal bir sonuç ancak kısır döngüye götürüyor bizi, hepimizi. yangının alevini körüklüyor bir şekilde. hem de en eğitimli olanlarımızda bile.

    kızım doğduğunda 29 yaşındaydım ben
    şu an 33' üm.
    ilk kucağıma alışımı her erkek gibi unutamıyorum tabi ki.
    ancak büyüdüğünü görünce yavaş yavaş hem içimi bir sevinç kaplıyor hem de ciddi bir kaygı.
    cinsiyetinin verdiği farklar yansıyor çünkü artık her türlü hareketlerine.
    annesinin makyaj malzemelerini kurcalıyor.
    takma kirpiklerini alıp gözüne takıyor bazen.
    bazen anneannesi saçlarını örüyor aynaya gidip kendini süzüyor beğenmiş halleriyle.
    bazen geliyor benim sakallarımı seviyor.
    bazen bulduğu topluklu ayakkabıyı geçiriyor minnacık ayaklarına ve evde yürümeye çalışıyor.
    ancak hep bir narinlik, hep bir güzel gözükme çabası.
    bak işte o yaşlardan başlıyor. çünkü içinden geliyor.
    freud falan psikololjik analiz kasmayacağım burada. keza anlatmak istediğim biraz uzak bunlardan.
    çoğumuz anladı eğer buraya kadar okuduysak.
    anlamayanlar da zaten ne yapsak anlamayacak. daha süresi var onların. belki anlarlar bir gün belki bu ülkede kadınlara zulüm eden diğerleri gibi hiç bir zaman anlayamazlar.

    eminim küfürler, meriçler falan da uçuşacak mesaj kutumda veya entry'nin devamında. varsın olsun. derdim farklı çünkü benim.

    yavaştan ilk entrymin sonuna da geliyorum ancak en önemli nokta burası bence az daha sabredin bu yüzden.
    bilenler de bilir azcık beni.
    zor bir evlilik süreci yaşıyorum ve zaman zaman entrylerim'de paylaşıyorum bunları.
    işte sebebi belki de 20'li yaşlarımın bana çizdiği doğru kadın profilinden kaynaklıdır.
    seçim yaparken önemli bazı şeyleri atlamışımdır. neyse konumuz şimdilik bu değil.
    tüm bu yazdıklarımın ve daha sonra yazacağım bir çoklarının sebebi dün boşanmak adlı başlığa yazdığım entry sonrası mesaj kutuma gelen bir mesajdan ibaret.
    kişinin nickini ifşalamayacağım. ancak yazdığı mesajı buraya bırakacağım ki bazen ne kadar gaddar olduğumuzu görebilin diye.

    mesaj şuydu;
    ''anne babası ayrı olan kızlar daha çok vurduruyor. kesin bilgi, yayalım lütfen.''

    boşanmak sürecinde ailesini kurtarmaya çalışan ve bunun için en büyük motivasyonu kızına iyi bir baba olmak için doğru seçimler yapmaya çalışan bir adamım ben.
    belki iki kelam eden birileri olur da dertleşir belki de benden daha net düşünebilen, belki tecrübesi olan birilerinden akıl alırım diyerek yazdığım bir entry'e gelen mesajdır bu.
    daha sonra kendisine verdiğim cevaptan ötürü, arkadaş ''gününü mahvetmek istediğim için yazmadım, hayatın gerçekleri bu, mizahi söyleyince daha iyi anlaşılıyor'' falan dedi.
    aslında benim için çok önemli de değil ancak ben çok yoruldum böyle insanlardan.
    bu zihinlerden yıldım. ancak suçlusu da bu arkadaş değil sadece.
    zamanında beni de zehirlemiş bir güç var buna sebep olan çünkü. bilmiyorum nedir bu tam olarak ancak lütfen bitsin artık.
    ben bu ülke de her gün kovulabileceğinden korkan, ağabeyi 1.5 senedir işsiz olduğu için 4 tane yeğeninin mamasından okul taksidine kadar yardım etmeye çalışan, aynı zaman da mutsuz evliliğini ayakta tutmaya çalışırken kendi ayakları üzerinde duracak, iyi eğitim almış bir kız çocuğu yetiştirmeye çalışan bir adamım.
    üstelik benim hikayem birçoklarına göre epey de iyi durumdadır.
    umutsuz değilim, yılmış değilim, tükenmiş hiç değilim.
    ancak kaygılıyım !
    kızımın ve kızlarımızın geleceğinden...
  • benzeri sorunları yaşayan bir ben değilmişim demek ki. evet bende de bitiren sevgi ve saygı var. eşim olacak kadının yaptığı tüm çirkefliklere rağmen sırf çocuklar ufak diye yıllarca sabrettim. sırf çocuklarım mutlu olsun diye hayatımın en güzel 8 senesi boşa gitti. bu yaştan sonra boşanırsamda kolay kolay evlenmem gibime geliyor. ama ne olursa olsun kızıma ve oğluma sonuna kadar sahip çıkacağım. zira anne ve babasızlığın ne olduğunu yaşayan bilir.
  • yeni bir entry zamanı gelmiş anlaşılan.

    keza yeni bir şey oldu kendi adıma dün ilk kez yaşadığım.
    kızımın ilk senesi bu yıl anaokulunda.
    yılbaşı partisi adında bir gösteri hazırlamışlar.
    küçücük bir şey aslında. yılbaşı şarkılarından oluşan bir koro.
    minicik gövdeleri ve cırtlak sesleriyle bir sürü çocuğun yarım yamalak ezberlediği şarkılarını ebeveynlerine gösterme çabası.

    emekliler whatsapp grubuna çevirmek değil niyetim hemen kaçmayın durun :)
    benim hislerimle ilgili bu entry keza.

    öncelikle bir gurur hissi var.
    sonra bir mutluluk.
    sonra bir dinginlik ve ardından gelen hüzün.

    açayım efendim hepsini tek tek.

    gurur hissi biraz saçma ama insani.
    her insanın evladı oluyor ve benzer süreçler yaşıyor sonuçta.
    her ne kadar hepimizin çocuğu kendi için en güzeli sansak ve bu böyle olmasa da kaçınılmaz bir durum bu.
    ama bence gurur dediğimiz şey ortaya kendinden bir parça koymanın tezahürü.
    senden olan ve senin yetiştirdiğin bir insanın başardıkları sanki kendisi bir şeyler başarmış gibi hissettiriyor kendini.

    mutluluk daha değişik ve gel-gitli bir his.
    bazen ufacık bir kelimesi bile mutlu ediyor sizi. mesela çok yakışıklı oymuşsun baba gibi peltek peltek söylediği bir cümle içinizde kelebekler uçuşturuyor.
    bazen de düşüp bir yerini acıttığında ağlamasıyla endişe kaplıyor her bir yerinizi

    dinginlik hayatın durması gibi.
    onunla vakit geçirirken algıları kapanıyor insanın.
    mesela bebekleriyle evcilik oynuyor. onlarla konuşuyor. yalandan yemek yediriyor falan. anne rolü yapıyor işte kendince. hiçbir şey yapmadan oturup dakikalarca izlemek insanı diğer tüm kaygılarından uzaklaştırıyor.

    sonra hüzün de var işte bazı bazı.
    geleceği düşününce geliyor o his biraz.
    yaşayacağı hayal kırıklıkları en çok da benimle ilgili olanları hüzünlendiriyor beni.
    biliyorum mükemmellik bir ütopya. mükemmel baba olamayacağım olmak gibi bir gayem de yok zaten. ancak o yapacağım hataların onu ne kadar üzeceği, karakterine nasıl yansıyacağı gibi düşünceler zor gerçekten.

    nihayetinde tek baba ben değilim bu dünyada farkındayım.
    amaann bununda bir kızı olmuş iyi ki diyenlere ufaktan tebessüm ediyorum buradan.
    çünkü benim için hem dünyanın en güzel hem de en zor şeyi ona sahip olmak.

    ama olsun sonuçta her güzel şey zor değil midir bu hayatta...
  • bu kadar sık güncellemek değildi aslında niyetim bu başlığı ancak yeni olmasının verdiği motivasyon ile hızlı bir giriş yaptık farkındayım.

    ancak bu aralarda her şey youtube'da bir ilber ortaylı videosu izlerken 1.5x hıza ayarlamışız da video bittikten sonra otomatik oynattan gelen yeni videoda düzeltmeyi unutmuşuz gibi hızlı hızlı ilerliyor.

    geçen hafta eşimi işten çıkardılar 5 yıldır çalıştığı kurumdan. türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin bilişim firmalarından biri. epey üzüldük tabi. yani aslında evliliğimizle ilgili odaklanmamız gereken bunca sıkıntı ve sorun varken bunun zamanı gerçekten kötü oldu. esas kaygım eşimin yaşayacağı psikoloji sebebiyle gerçekleşmesi gereken süreçlerin aksaması. (bu arada o işe iade davası açılacak merak etmeyin)

    neyse efendim. dünde ilk çalıştığım firmadan 10 yıldır aynı firmada görevli bir kadın arkadaşımın çıkarıldığını öğrendim. aslında beklediğimiz şeyler bunlar.
    bundan önce de yine 10 yıldan fazladır tanıdığım başka bir arkadaşım işinden çıkarıldı 50 kişiyle beraber.
    bu bahsettiğim arkadaşlarım benim gibi mühendis ve genç yönetici sınıfındaydı. gerçekten başarılı ve hak ederek bulundukları yere gelmişlerdi.
    sonuçta her şey allah'tan diyerek hayırlısı olsun dilemek gerekiyor gerekmesine de işte ilk gözden çıkarılanlarda kadınlar oluyor baktığımızda.

    neden?
    çünkü ilk aşama da doğum riski var. kadın bir doğurdu mu en az 4 ay yok. birde ücretsiz izin, süt izni, arada acil alınan izinler eklendi mi 1 sene kadar verim alamıyor firmalar. sonrası da işte erkek egemen çalışma ortamları falan filan.
    teknik detayları geçersek yavaş yavaş saadete geleyim.
    ülke krizde evet ancak günah keçisi de kadınlar seçildi.
    hala öğrenemedik bu ülkeyi kalkındırmanın yolunun kadının refahını arttırmak ve kadının eğitim seviyesinin yükselmesi olduğunu.

    evet bir kız babasıyım. kızımın eğitimi için elimden geleni yapacağım. ancak bu ülke de verilen emeklerin karşılığının da alınacağı günlerin çok yakınlarda olmayacağını biliyorum. hatta bence daha da uzaklaşıyor git gide.

    yine de ne olursa olsun denemek gerek. dedim ya bu ülkeyi kadınlar kalkındıracak.
    çalışmasa da, iş verilmese de, örselenip imkan verilmese de her eğitimli kadın yeni bir adam yetiştirecek ve elbet bir gün bu zinciri kırılacak ülkemizin.

    bu da sana sözüm olsun güzel kızım...
  • dün gece deepwebde gezinirken çok gizemli biriyle tanıştım. kendisi şu anda şili'nin en derin yer altı örgütleri için infazlar yapan bir kiralık katilmiş. şili derin devleti ile de o kadar içli dışlı ki aklınız durur. kendisiyle sohbet ederken -naçizane ağzım iyi laf yapar- ustalıkla bir kaç bilgi koparttım. bir tanesini spoiler içinde yazıyorum. yüreği kaldırmayan bakmasın.
    .......
    .......
    ......
    .....
    .....
    ....
    ...
    ..
    ..
    .
    .
    --- spoiler ---

    blogger.com diye bir site var. gidip oraya günlüğünü yazabilirsin canım kardeşim.
    --- spoiler ---
  • allah'tan henüz küçüksün be kızım.
    keza büyük olsan daha çok koyardı ben işsiz kaldım demek.
    biliyorum korkacak birşey yok. öyle ya da böyle halledeceğiz.
    ama bugün gezmeye giderken arabamız nerede diye sordun ya bana. o bile burktu içimi biraz.
    belki fazla duygusal zamanlarım bilemiyorum.
    bildiğim şey, büyük olsan daha zor gelirdi sen okula giderken benim yatağımda yatmam.
    alışmamışız, görmemişiz öyle.
    ama geçecek bu günler görüyorum.
    sen hayatımda oldukça ben mücadeleyi bırakmam biliyorum...