şükela:  tümü | bugün
  • peşin edit: 12 yaşındaki oğlumun yazdığı hikaye. copy paste

    ''geldiler, işte sonunda geldiler!'' diye pencereden bakıp bağırdı kız kardeşim cemile. hayran haran yakın zamanda kocası olacak o adama bakıyordu
    ben de dört sene önce evlendim ama istmeye giderken karımda hiç böyle bir heyecan hatırlamıyorum.
    kız kardeşimi istemeye geleceklerini duyunca oğlumu ve karımı kaynanama bıraktım, jantileri çekip geldim. oğlum az mızırdandı ama ona orada sıkılmak isteyip istemediğini sorunca sustu. ve büyük ihtimalle ben de sıkılacağım
    müstakbel eniştemin adı ulaş'tı. ulaş, eli yüzü düzgün, dışarıdan normal görünen biri.
    bahçe kapısını araladıklarında annem ve kardeşim harıl harıl kahveyi aramaya başladılar. zili çaldıklarında daha kahveyi bulamamışlardı. hızlıca annemi çağırdım, mutfak kapısını kapatıp kapıyı açtım. iki ana, baba, oğul karşı karşıya kaldık. ilk babam konuştu, ''oo, hoşgeldiniz.iyi gördüm sizi.'' ''sağolun. iyiyiz allah'a şükür.'' ''gelin gelin, içeri girin.'' dedi annem. ''teşekkürler...'' dedi ulaş silikçe. çekingen bir tipti. neyse, içeri girdiler, sohbet muhabbet derken kardeşim mutfaktan ''anne! kahveyi buldum.'' diye bağırdı. herkesin içeri girdiğinden haberi yoktu. e ayıp oldu tabii. annem koşar adım mutfağa gidince ulaş, ''yekta abi, az gelsene.'' dedi.
    irkildim. bana bir sırrını söyleyecek falan sandım. nasıl olsa akraba olacağız. koridora çıktıktan sonra ulaş, ''abi milletin içinde söyleyemedim de, -bir iç çekerek- wifi şifresi ne?'' hayal kırıklığına uğramıştım. karşılık olarak, ''bilmem ki.'' dedim. o da, ''kim biliyordur?'' ''allah.'' ''abim!'' (dalga geçtiğimi anlayınca kıkırdayarak söyledi bunu.) ''tamam sakin ol. cemile'ye sorup geleyim.''
    mutfağa girdiğimde kahveyle boğuşan annem ve kardeşimi gördüm ve şöyle dedim, ''cemile, internetin şifresi ne?'' ''kim istiyor?'' diye sordu. ''ulaş.'' ''ayy, anne görüyor musun yaa. hemen ayak uydurmaya çalışıyor. ah canım benim.'' ''oyalama kızım beni adam bekliyor.''
    elime bir kağıt tutuşturdu. sonra ''kahveyi çabuk yapın. kahve yüzünden kayın baban lafa giremedi.'' dedim ve gittim. bağlandıktan sonra içeri girdik. içeri girince küçük çaplı bir şok geçirdim. eniştenin babası babama güreş tekniği gösteriyordu.
    iki koca adam ceketlerini çıkarmış birbirlerine güreş tekniği gösteriyorlardı. bizi görünce hemen toparlanıp oturdular.
    uzun süre (kahve gelene kadar) konuşmadık. kahve gelmeden annem geldi. adettir sonuçta, kahveyi anne getirmez. istenecek kız getirir. her neyse, kahveler alındı, birer yudum içildi. ve sonunda kayın baba lafa girmeyi başardı, ''efendim, şimdi biz buraya hayırlı bir iş için geldik.'' dediği an kıvranmaya ve inlemeye başladım. bu normal bir kahve değildi. bunda, bunda tuz vardı! damadın kahvesi bana denk gelmişti. ya bu çok kötü bir şakaydı ya da bizim cimcimenin saflığıydı.
    sağa sola kayarken kahveyi döktüm. ben bardak bardak su içerken annem halıyı temizledi. sonuç olarak bana yeni kahve yapılmadı. lafa devam ettiler. babam, ''evet, hayırlı iş demiştiniz.'' ''tabii, tabii hayırlı iş. eee bence hiç lafı dolandırmaya gerek yok değil mi?'' ''elbette'' ''a-allah'ın emri, peygamberin kav-kavliyle kızınız eee kem küm. oğlum bu kızın adı neydi?'' dedi fısıldayarak (fakat herkes duyuyordu)
    ''cemile baba cemile allah kahretmesin.'' ''kızınız cemile'yi oğlumuz ulaş'a istiyoruz.''
    ''ben de verdim gitti!''
    evet, böyle saçma ''bir kız isteme serüveni'' yaşadım. sonuçta ulaş ile resmi olarak akraba oldum, düğün günü pastadan zehirlendik falan. siz siz olun, evlenmeyin.