şükela:  tümü | bugün
  • bir kısım erkeklere ait saçma sapan anlaşılamayan durum. madem hislerin gerçek değil, madem kıçın yemiyor ne diye karşındaki insanın duygularıyla oynarsın! bunun adı öküzlüktür başka da bi bok değil.
  • niye kadının güvenini kazanma şerefine nail olan herkes sonsuza kadar o kadınla kalmak zorunda mı? sorusunu sorduran dandik çıkarım
  • belki kızın hataları vardı. belki erkek, güvenden gayrı bir şey sağlayamamıştı. belki de her ikisi birdendi. kim bilir?
  • o kızın güvenini kazanana kadar çektiği zahmetlerin intikamını almıştır. (ben artık başka bir neden bulamıyorum çünkü )
  • (bkz: because i can)

    edit: amma kotulediniz ben kendimi kast etmedim. valla bak yani o erkek oyle diyordur hesabi. ben bi kizin guvenini kazanayim o ekmek kapisini bir daha asla birakmak manyak miyim.
  • fazla abartılan erkek. hanım kızların artık daha güçlü olmayı ve önceliklerini sağlam tutmayı öğrenmeleri gerek. bir insana pat diye güvenip bu güvenin sorumluluğunu da yine karşıya yüklemek yerine güveni yavaş yavaş yapılandırmak, o zamana kadar da anın tadını çıkarmaktır sağlıklı olan. yoksa holivud aşkları üretelim derken göte gelirsiniz beyle. akıllı olun az akıllı. aranızda hala kavanoz kapağı açan erkeğe sığınanlar var.
  • ne istediğini bilmeyen erkektir. sen onca rahmet çek kızı tavla sonra da çek git.moron.boşverin kızlar böylesi kalmasın zaten.
  • şerefsizdir, net.
  • sanıyorum ki ben de bir dönem bu kategoriye girdim. olayı anlatayım,

    20 yaşımdayken üniv.'de tanıştığım bir kız arkadaş vardı, seçmeli dersim sırasında tanışmıştık. başta muhabbetimiz ders bazlıydı ve benim daha iyi olduğum bir dersti, beraber çalışma teklifi geldikten sonra ben de kabul ettim, ders çalıştık vs. sınavda da yardımcı olmuştum kendisine. dönem bittikten sonra da yazın muhabbete devam ettik. yalanım olmasın gerçekten de çok güzel bir kızdı. fiziksel güzelliğinin yanında kafası çalışan ve hoşsohbet birisiydi de. varlıklı fakat epey problemli bir aile hayatı geçirmişti. gel zaman git zaman mesajlaşmalarla vs. biraz dertleşmeye başladık, daha çok dinleyen taraf ben oldum. elbette öyle güzel bir kızla zaman geçirmek hoşuma gitti fakat problemlerini dinlerken ve yorumlarken samimiydim, gerçekten de faydam dokunsun yaptığım bir yorum vs. işine yarasın istedim. her neyse, sonunda okul bittikten sonra yazın taksim'de buluşma kararı aldık. aramızda bir şey yok, yalnız arkadaş modundayız. bu arada görüştüğümüz esnada kızın bir erkek arkadaşı var, daha doğrusu kız kafada bitirdiğini söylüyor fakat erkek arkadaşı hala kendisini sevdiğini iddia ediyor vs. öyle baş belası psikopat aşık modunda bir çocuk değil bu kişi. bildiğim kadarıyla birikimli düzgün bir insan. ve istanbul'da beraber kalıyorlardı buluştuğumuzda. ben kızla buluşuyorum taksim'de. işte sohbet muhabbet, bir yerden sonra yine onunla alakalı mevzuları konuştuk. özgüvenini kıran, törpüleyen bir ailesi olmuş, çocuk büyütmenin sorumlululuğundan kaçıp çocuklarında açtıkları yarayı parayla vs. kapatmaya çalışan tipler yani. kız bunu onlara söyleyince ''bizler birer bireyiz ve sen de artık büyüdün,'' gibi argümanlarla geliyorlar. ben yine kızın özgüvenini destekleyecek nitelikle konuşmalar yapıyorum, gerçekten de desteklemek istiyordum onu bu konuda. tabii ablamız güzelliğini sergilemekten de geri kalmıyor yaz günü, öyle güzel bacaklar, beyaz ten, uzun boy bir de kısa şortla birleşince taksim'de yanında dolaşan erkek olarak o stresi çekmek de ayrı bir olaydı ya neyse.

    velhasıl buluşmanın sonunda kız bana ''ya bizimkiler seninle bir tanışmak istiyorlar,'' diyince ben de şöyle bir duraklamıştım. biliyorum türk filmlerinde karşılaşabileceğiniz bir tesadüf bu inanması da bir hayli zor fakat bu kızın erkek arkadaşı, benim geçmiş yıllarda oyunculuk kursunda tanışıp aşık olduğum bir kızın en yakın dostu, başka bir şehirde aynı üniversitede okuyorlar ve uzun zamandır da sıkı fıkı arkadaşlar. bu detayı yukarıda vermedim çünkü gerek duymadım ama şimdi vermek zorundayım hikayeyi bağlayıcı bir unsur çünkü. neyse devam edeyim, kız bana ''bizimkiler seninle bir tanışmak istiyorlar,'' demişti. ''tamam, olur'' dedim ben de. gerçekten de aramızda güzel bir diyalog geçer belki diye düşündüm. bir yandan da ''ulan acaba bana ayar vermeye falan mı çalışacak lavuklar,'' diye kafamdan geçiyor. tipler böyle atarlı tipler olmasalar da ihtimaller dolaşıyor kafamda, buluşmamızın sonu. bu arada biz de tiyatroya gidelim mi aynı hafta gitmeyelim mi onu tartışıyoruz falan. şehir tiyatroları sezonu kapatmış halbuki. ben de güya o dönem tiyatroyla ilgiliyim, kızın erkek arkadaşı söyledi bana kapandıkları, ayrı bir ironidir.

    neyse, elemanlar geldiler. üç kişi. el sıkıştık fakat soğuk bir tavır takınmıştı hepsi de. yurt dışından gelmiş bir tanesi, bu gelen de benim geçen yıllarda aşık olduğum kızın yeni sevgilisi gibi bişi. ben biraz da inadına sıcak davranıyorum, son derece güler yüzlüyüm falan ama bunlar böyle artistler, doğru düzgün yüzüme bakmıyorlar falan. kız bir mahçup oldu işte ya x kusura bakma lütfen yanlış anlamadın di mi falan filan diyip duruyor, yok dedim ne yanlış anlayacağım. olaya anlam verememiştim hepsi bu. neden o elemanlar gelip benim elimi sıktılar ve muhabbetin ilerleyen safhasında ben orada yokmuşum gibi davrandılar. anlam vermememiştim.

    o günden sonra kızdan uzak durmaya başladım. ona sinirlendiğimden değil ama bitmemiş bir ilişki ortadayken araya giren 3. kişi olmak istememiştim aslında. bu kız arkadaş her ne kadar beni ''yalnız arkadaş'' kıstasına aldığını beyan etse de ben olaya neresinden bakayım anlam veremediğimden kızdan uzak durdum. en son okulda gördüğümde de selamımı verip kaçar gibi uzaklaşmıştım. bu kız arkadaş bana baya hayatını açmıştı, özel sorunlarını paylaşmıştı, sağda solda rahat rahat anlatamayacağı cinsten şeyleri bile söyleyecek kadar güvenebilmişti bana. ben de elimden geldiğince destek olmaya çalıştım ama taksim'de yaşadığımız o abuk durum nedense bende kaçma, terk etme isteği uyandırmıştı, kıza olmasa da duruma, durumdaki anlamsızlığa öfkelenmiştim, belki de ondan basıp gittim.bu da böyle bir anımdır.

    yani diyeceğim, erkek öküz değilse vardır bir sebebi belki ...