şükela:  tümü | bugün
  • lise 2, 3. dönemdeyiz. taa 25 sene önce. her teneffüs sınıfa en son ben girerdim. her zaman da sınıfa girer arkama bakmadan kolumu uzatıp kapıyı çekerdim. bu sekmezdi hiçbir zaman.

    yine bir gün, kendimden emin olarak - en son kişi- sınıfa girdim, aynı şekilde kolumu uzattım, kapı kolunu tuttum. o da nesi! kapı kolu yumuşacık.

    şaşırdım tabii ne oluyor dedim ve arkamı döndüm. bu olanlar saniyelik oluyor. bir ne göreyim, bir kız arakadaşımız karşımda, ben şaşırdım. o anda elime bakmak geldi ve bir de ne göreyim, kapı kolu diye kızın memesini tutmuşum.

    tabii, bunu gören sınıf bastı kahkahayı, kız arkadaşımız da kızardı. ben de mahcup oldum haliyle kızın memesini avuçladığım için.

    tabii bu bir kazaydı, ama tatlı bir anı kaldı.

    buradan kendisine ve bütün sınıfa selam olsun.
  • meşhur öğlen yemeği arasında 3 zıpçıktı arkadaş nescafelerimizi alıp sınıfın bulunduğu koridorun ucundaki kalorifere tünememiz.

    şimdi diyeceksin ki, "bunun neresi ilginç". bak güzel kardeşim liselerde çıkan pisliklerin çoğu işte bu kalorifer çeteleri tarafindan dizayn ediliyor.

    pek tabi bizim de kanımız kaynıyor. çekmişiz neskafeleri. kimyasal vücutta halı hazırda bulunan adhd ile etkileşime de girmiş. saçma sapan bir muhabbet döndürüyoruz.

    tam o sırada koridorun köşesinden tam hatırlamadığım ama sessiz sakin olduğunu bildiğim bir eleman döndü. bu arada belirtmekte fayda var bizim okul u biçiminde ve o dönem bizim sınıf ta bu u'nun kuyruğunun en dip sınıfı. u'nun tek kuyruğunu parsellemişiz, kalorifere deynekçilik bile yapıyoruz.

    neyse efendim çocuk köşeyi döndü ben yan tarafta duran x kişisini dürttüm. "lan" dedim, "şu elemani kovalasak kaçar mı sence?" anlık bir bakışma oldu. bilenler bilir. bu iki ergenin telepati yoluyla fayda-zarar analizi yaptığı ve genellikle de zararlı çıkacağını anlamayıp başına bela sarsıldığı andır.

    biz üç mal kahveleri sakince bıraktık. başladık çocuğun peşinden koşmaya. çocuk da far yemiş tavşan gibi kaldı. pardon filmini hatırlarsınız. baktı kovalayan var, başladı kaçmaya. e tabi bu bizi daha da iştahlandırdı.

    burada kesin düşünmemiz gereken ama tabiki de düşünmediğimiz o muhteşem doğa olayı gerçekleşti. şöyle ki, türk erkeğinin normali bile bir acayipken ergeni tam gelişimini tamamlayamamış bir yaşam formu olduğu için bizim elemanın tekini kovaladığımızı gören ne kadar andaval varsa, "lan aynı bea'lar eleman kovalıyor. o zaman ben de peşlerine düşmeliyim." mantığıyla peşimize takıldı.

    sonuç: okulda herkes birinin tanıdığı sonuçta, gören geldi, gelen kovaladı. grup arttıkça çocuk korktu daha da kaçtı, çocuk kaçtıkça okulda daha fazla insan gördü, gören geldi....

    neyse en son çocuk başka bir katta bir u'nun kuyruğuna sıkıştı. tabi hızın getirdiği bir çekimsizlik yasası var fizikte. bu çocuk bilmem kaçıncı kattan durabilmek için o hızla cama ellerini koymasın mı? dandik devlet okulu camı o yükseklikten yerçekimi etkisi ile aşağıya düşmeye başlamasın mı? bu camın tam altındaki bankta okulun inek diye tabir ettiğimiz kız öğrencileri oturuyor olmasın mı? bu cam şangır şungur bu kızcağızların önünde patlamasın mı?

    pek tabi biz bunu görünce 3 davar hemen aradan sıvıştık. lanet federaller (öğretmen) olay yerine intikal etti. ortada kırık bir cam, ödü bokuna karışmış 3 kız, bir tane neden kovalandığını bilmeyen eleman, yaklaşık 50 kişilik de bir grup var tabi.

    biz de azami mesafemizi koruyarak izleyici kısmına sıyrıldık. arada da soruyoruz, "ne olmuş" filan diye ki üstünüze kalmasın.

    neyse ortalık iyice kızıştı. o grupta herkes birbirini parmakla gösteriyor ama kimse neden kovalandığını bilmiyor. kovalanan çocuk korkmuş kimin kovaladığını hatırlamıyor. o 50 kişilik grup komple disipline gitmişti. olay bu sekil kapandı. ortada bir sebep de olmadığı için herkes kendini kurtaracak yalanlar da sıralıyor. doğal olarak çözülmesi imkansız bir karmaşa çıktığı için biz unutulduk gittik. ama o günden sonra kimseyi de kovalamadım.

    aklıma geldikçe hâlâ moralim bozuluyor. aşağıdakilere bir şey olsa, allah korusun kendini affedemezsin. neyse kazasız belasız atlattık ama bir lisede en ufak kartopu etkisinin bile nerelere gidebileceğini de öğrenmiş olduk.
  • (sene 98-99-2000 civarları)

    lisede* sınıfların kapı tarafındaki duvarı ile tavan arasında 1 metrelik bir cam vardı. bir gün biz dersteyken, baktık elemanın biri bordo okul kazağını boynuna dolamış pelerin gibi, superman'in kol hareketi ile birlikte camda ileri geri gidiyor yere paralel olarak. tabii bunu alttan tutup yukarı kaldıranlar gözükmüyor, sadece çakma bir superman var görünürde. kısa bir şokun ardından biz kahkahayı basınca, hoca önce anlam veremez, sonra bizim çakma superman'i görünce kapıya fırlar. o sırada eleman da arkadaşlarına "hoca geliyor" demiş olacak ki bunlar kaçarken çocuğu da yer çekiminin insafına bırakır. hocanın kapıyı açmasıyla birlikte bir güm sesi gelir. çocuk, "aah kolum gtüm başım" diye yerde kıvranırken hoca kızamaz bile. biz de "aha çocuk öldü puhahaha" diye daha çok güleriz. :)

    arkadaş metallica kaseti getirmiş, öğle arasında onu takmışız teybe, dinliyoruz. sesi de biraz fazla açmışız sanırım. sınıfa bir hışımla o zamanlar müdür yardımcısı olan ayhan şahin girer. müziği birkaç saniye dinledikten sonra "bu ne yauuv açın ötüken fm dinleyin" diyip gider.

    eğitim tam gündü ve 1 saatlik öğle aramız vardı. bu sürede öğrencilerin dışarı çıkması da serbestti. dışarı çıkar, yemeğimizi yer, zil çalarken geri dönmüş olurduk. şimdi düşününce, o kadar öğrencinin zamanında ve eksiksiz geri gelmesi de dumurluk bir olaymış.
  • bir gün erkekler tuvaletinden bir boru çalınmıştı. müdür yardımcısı, en problem çıkaran sınıf olarak bizim sınıfa gelip "siz mi çaldınız bu boruyu?" deyip herkesi sorguya çekmişti. biz de gülüyoruz "kim çalacak tuvalet borusunu, ne alaka len?" diye dalga geçiyoruz. müdür yardımcısı sınıftan çıktıktan sonra arka sıralardan bir çocuk, "ahaha ben çaldım, evde boru lazımdı eve götüreceğim." demişti.

    tamam, her şeyi yapardık da bu gerçekten çok saçma.*
  • mardin ili mazıdağı ilçesinde bir lisede yaşadığım olaylardandır.

    ilhami altan hocamız her zamanki ciddiyetini, kısa boyunu ve acaip pala bıyıklarını almış yanına, istiklal marşıyla öğrencileri cuma günü eve yollayacak.

    bayrağı göndere çeken arkadaş hazır, ilhami hoca hazır, bizler hazrolda bekliyoruz, ilhami hocamızın komutuyla " korkma, sönmez..." diye başladığımız anda yan taraftan eşeğin biri anırmasın mı?

    ilhami hoca " kes, kes kes!" diye bağırdı. sustuk. tekrar rahat, hazrol! bir daha başladık, eşek bu ya, sesimizi işitir işitmez yine başladı anırmaya.

    ilhami hocamız çok sinirlendi." kes, kes, kes!..." diye gürledikten sonra o tok sesi ve pala bıyıklarıyla, ardından akrabası olan arkadaşım fahri aktaş'a, "fahri! git şu eşeği sustur!" dedi tüm ciddiyetiyle.

    fahri duvardan atladı. eşeğe ne dediyse artık, geri geldi. yeniden başladık hazrolla. en nihayetinde ".... milletimin istiklal..." diye bitireceğimiz an eşek yine başladı.

    şükür ki bitirdik. ilhami hoca," oğlum fahri! sana eşeği sustur demedim mi!? dedi kızarak. fahri," hocam eşek eşeklik yapıyor, o ne anlar, ma eşekle eşek mi olak! "demesin mi?

    sonra mı? herkes gülünce ilhami hoca da yumuşadı, gülümsedi ve eşeği affetti.

    gökten hiç elma düştü. biri eşeğe, biri ilhami hocaya, biri fahriye... özledim onları be...

    umarım yaşıyorsun ilhami altan hocam.

    fahri okursan burayı baba ulaş lan!

    edit:düzeltme.
  • en dumur olaylar listesine tepeden giriş yapmaya aday değil ama yazayım yine de. sayısalcılar hatırlar organik kimyada markovnikov kuralı diye bir konu vardır. ismini vermek istemediğim sorumsuz kimya dersinde en arka sırada suç ve cezayı okumaktadır.
    + oğlum niye dersi dinlemiyosun sen??
    - kim ben mi? dinliyorum hocam!''!'!!1212
    + öyle mi ne anlatıyorum ben peki??
    - raskolnikov kuralı?
    + ...
  • bunun için verebileceğim iki örnek var:
    lise 2'deyiz, sınav haftası. sayısalız ama asla sayısal değiliz, eşit ağırlık desen o bile değiliz. anadolu lisesinde düz lise okuyoruz sanki. sınıfta komik bir çocuk var.. ben tabi ki o çocuktan hoşlanıyorum. adam komik bir kere. benim birinden hoşlanmam için tek bir kriterim vardır, o da komik olması. beni eğlendirsin yeter mantığındayım çoğu zaman. böyle vıcccık vıccccık duygusal erkekler beni irite eder. neyse. bu çocuğun aklına bir fikir geliyor, almanca sınavında hocayı kandıralım diye herkese anlatıyor planını. plan şu: sanki kolonda cevaplar yazılıymış gibi sürekli oraya bakacağız, aa diyeceğiz vs. plan işe yarıyor tabi ki. sınava gözetmen olan hoca önce bir işkilleniyor, hepimize tek tek gözünü dikiyor dakikalarca. kolona bakıp duruyor, hiçbir şey yok. ama biz yine de devam ediyoruz. tabi sonunda bağırıyor hepimize ve yerler değişiyor..

    yine lise 2'deyiz, muhtemelen aynı sınav haftası, fizik sınavı. hiç çalışmamışım sınava o yüzden arkadaşlarım bana sürekli konu anlatıyor. ben de koluma başlıkları yazmışım: iş- kuvvet- hareket. sınıfta eren diye bir çocuk var, sınav gözetmenine sürekli ben kopya çekiyorum ama asla bulamazsınız diyor, dalga geçiyor vs. kadın sinirlendi önce, erenin kopyalarını aradı taradı yok. sonra bir kükredi, herkesin eller kollar açılsın diye..
    ben arasında bağlantı bile kuramadığım 3 kelime yüzünden disipline gittim :d üstüne bir de kolumu sıkan hocaya "bırak kolumu" diye bağırıp kolumu kurtarmaya çalıştığım için anneme "bizi dövmeye kalktı" demişler :d sanırım bu olay diğerinden daha çok yakıştı başlığa..
  • sınıftan birisinin tenefüste ıslık çalması, kapının önünden geçen kafadan kırık tarih hocasının bunu duyup "kim o çoban?" diye şaşkın bir ifade ile bağırması, lisenin sonuna kadar ıslık çalan o mala sınıfta çoban diye seslenilmesi.
  • dersteyiz, kapidan bir ogrenci dalar elinde bicak, hocayi bicaklar. ders iptal.
    bahcedeyiz, bir kac ogrenci mudur yardimcisinin arabasini yatirmaya, ters cevirmeye calisir.
    istiklal marsi okumaktayiz, bir arkadas duvardan atlayarak kacmaya calisirken, totosuna duvarin demiri batar.
    liste hayatim cok hareketliydi.
  • sınıfın tarih konusunda en başarılı öğrencisinin sıra arkadaşı olan, sınavda bütün kopya sistemini başarılı öğrenci ile organize eden öğrencinin (ki ondan gördüğü cevapları sınıfa dağıtan arkadaştır kendisi) sınıftaki herkes sınavdan 90-100 arası puan alırken 55 alması üzerine hocanın “tüm sınıf yanındakinden kopya çekerken sen niye çekemedin? aptal mısın oğlum sen?” diyerek öğrenciyi azarlaması, buna karşılık öğrencinin “benim yükseklerde gözüm yok hocam, bana yetecek kadarını çektim.” cevabını vermesi ve sonucunda kopya çekmek suçundan disipline gönderilmesi.

    dürüstlük ile aptallık arasında ince bir çizgi olduğunu o gün anlamıştık.