şükela:  tümü | bugün
  • orta sonda falanım ancak dumur olayın yer aldığı yer bir lise. evet, bildiniz. bir anadolu lisesi. ben de 7 senelik anadolu lisesi macerası yaşayabilmiş son nesildenim. yanılmıyorsam bir cuma günü törene katılmak üzere bahçeye iniyoruz. onun hemen öncesinde arka bahçenin önündeki çeşmelerden su içelim, yüzümüze, bir su çarpalım diye çeşmelere doğru yönelmiş haldeyiz. ama o da nesi bir patlama oluyor o anda. hemen sesin geldiği yöne doğru koşuyoruz. öğretmenler, müdür muavinleri falan bizi olay yerinden uzaklaştırıyor.

    daha sonra hürriyet'te çılgın bakkal olarak haber olacak, lombak'ta dumur detaylarında yer alacak bu hadisenin pek sevgili lisemin hemen yanında konuşlu kevser market sahibi bakkal amca tarafından el bombası vasıtasıyla gerçekleştirildiğini öğreniyoruz. sebebi daha da bir dumur detayı: üst dönemlerin mütemadiyen kızının ismi olan kevser ismiyle alay etmeleri.

    aradan seneler geçiyor. artık lise sonum. bir süre marketinden, biz sevgili öğrencilerden uzak kalan bakkal amca sahalara geri dönmüş durumda. bir öğle arası kevser marketten sakız almaya gidiyoruz. ben market içindeki abur cuburlarla "bu ne? hahaha. bu ne bea?" aymazlığında alay ediyor, kendimce latife ediyorum. çılgın bakkal, dişlerini gıcırdatıyor, bir şeyler mırıldanıyor. hala devam ediyorum. benim düşmeyen jetonuma inat arkadaşım sonunda uyanıyor. bozuk paraları tezgaha bıraktığı gibi beni çekip dışarı çıkıyor. depar atmaya başlamazdan evvel ayaklarımızın dibine dibine küçük taşlar düşüyor. bakkal kapıda, bizi taşlamakta...

    okkalı bir küfür savuruyorum ve gülmekle koşmak arası boşlukta asılı kalmış vaziyette hayatımın en maceralı, en unutulmaz günlerini yaşatan liseme bir kez daha mazoşist bir aşkla bağlanıyorum. bazı şeylerin hiç değişmeyeceğini, bir bayrak yarışı gibi nesilden nesile aktarılacağını biliyorum.

    (bkz: metin nuran çakallıklı anadolu lisesi)
  • yıllarca naifliğiyle nam salmış, en enteresan olaylar karşısında bile sükunetini kaybetmemiş, her türlü kopya girişimine eyvallah demiş ve hatta kopyacıları "çıkarın evladım kitapları sıranın altından öyle yazın, boynunuz tutulacak" şeklinde teşvik etmiş olan bir din dersi hocasının yaptığı sınav sırasında, sadece adrenalin bağımlısı olan zıpır gençlerin, giriş katındaki sınıfın penceresinden içeri bellerine kadar sarkıp sınavdakilere kopya vermek istemeleriyle birlikte artık daha fazla dayanamayarak yıllardır içinde sakladığı canavarı dışarı salması sonucu olaylar gelişir. hayatında öğretmenler odasından gideceği sınıfa en az 20 dakikada gidebilecek kadar hızlı olabilen bu güzel insan pencereden dışarı atlayıp pencere önündekileri kovalamaya çalışır, pencere önündekiler bu beklenmedik depar karşısında afallayıp oldukları yerde öylece kalırlar, kaçamadıkları için "hiç saygı, korku da yok nası çocuksunuz siz evladım!" şeklinde hocadan fırça/dayak/uçan tekme karışımı bi şeyler yerler. bu pencere önü saksıları, günlerce "nası bi malsınız olm kaldınız öyle kaçmadınız" geyiklerine karşı "olm siz olsanız altınıza s.çardınız, o cüsseden beklenir mi böyle akrobatik haller, biz adam hidayete erdi sandık, nolacak diye bakıyorduk" şeklinde cevap verirler.
  • ne bok yemeye seçtiysek tm (türkçe matematik) seçmişiz... yaklaşık 50 kişilik sınıfta (evet hayvan kadarız ve sıralarda 3 kişi oturuyoruz) matematik ve geometriden anlayan toplasan 10 kişi ya var ya yok... (birinden anlamayan diğerinden de anlamıyor)

    sene sonu gelmiş matematik, geometri ve analitik geometri derslerine giren hocamız notları açıklıyor. bir kader anı sessizliği... koca sınıfta metamatikten sadece benim, sıra arkadaşımın ve sıra arkadaşımın sevgilisinin kaldığını öğreniyoruz.

    hocanın yanına kendimizce hesap sormaya gidiyoruz...

    - hocam bizi de geçirseydiniz ya! koca sınıfta neden bir tek bizi bıraktınız?
    - birilerinin kalması lazımdı.
  • potaya smaç yapabilmek için 75 kilodan 65 kiloya düştüğüm sene. bunun 25 kilosunu ciğer oluşturuyor o zamanlar. 2. kattaki müdür odasının penceresine "hark tu" diye tükürüp -çok sağlam bir nedeni vardı ancak hatırlamıyorum- cama "döp" diye yapıştırıyorum sarı fırtınayı. müdür pencereye çıkıp, aşağıdan tükürülebileceğine hiç ihtimal vermeyerek, yukarı katlara bakıyor, sonra hala dumanı tüten benim oğlanı inceleyip pencereyi sıkıca kapatıyor.
    aynı ciğerle bugün potaya smaç yapamamakla beraber, masaya konmuş 5-6 anahtarlı bir salkımı üfleyerek masadan düşürebiliyorum.
  • beraber yatılı okuduğumuz bir okulda 2 arkadaşım çarşı izninde içmeye gidiyor, akabinde içmeyi abartıp yurda dönüş vaktini geçiriyorlar. belki nöbetçi öğretmen farketmemiştir diye arkadaşlar lise bahçesine ana kapıdan değil de kuytu bir köşeden çitleri atlayarak girmeye, ardından da yurda pencereden girmeye karar veriyorlar.

    arkadaşlar çitlerden atlarken okulun bekçisi arkadaşları görüyor, ama karanlıkta kim olduklarını çıkaramadığı için ilk başta hırsız zannedip silahını arkadaşlara doğrultup "durun kimsiniz?" diye bağırıyor. arkadaşlarda da kafa 1500. o kafayla arkadaşlar, alkollü yurda geç gelmenin vereceği disiplin cezasından korkup ardlarına bakmadan koşmaya başlıyorlar (tabi koşarken üstlerine silah doğrultulduğundan habersizler). bunun üstüne bekçi "durun silahım var yoksa ateş açacağım" diye tekrar uyarıyor. bunu duyan arkadaşlar kendilerini yere atıp "dur emmi! biziz biz, tanımadın mı? vurma bizi." diye sesleniyorlar. bekçi arkadaşların yanına gidip "siz canınıza mı susadınız? vuruyordum sizi az daha kaçsaydınız..." diyor.

    tabi bütün bu bağrışmalarla dikkati çekilen o günkü nöbetçi öğretmen arkadaşları sorguya alıyor. sonuç öğretmenden nasihatlar ve yenen bir kaç tokat.

    arkadaşların olaydan sonraki yorumları ise: "hoca dediklerimize inandı 2 tokatla yırttık, keşke düz kapıdan elimizi kolumuzu sallaya sallaya girseydik. 2 tokat ne ki lan ayılırdık işte ne güzel, öteki türlü az daha postu deldiriyorduk." zaten o vakitten sonra kimsecikler gizlice çitlerden atlamaya kalkmadı. tamam bir kaç kez daha denemişliğimiz var ama tırsmadık da değil hani.
  • sınıfta anıl var. anıl'ın cyborg olduğunu düşünüyoruz. anıl bir anadolu lisesinden bizim okula bizim bilmediğimiz bir puanı yükseltmek için gelmiş. anıl odasının duvarına güneş saati çizmiş.

    sınıfta gülcan var. matematik hocası gülcan'ı seviyor. bu dünyada belki de bir tek gülcan'ı seviyor. hatta gülcan'ın karnesine "unutma unutulanlar unutanları asla unutmaz" yazmış. (bkz: ibrahim erkal)

    hocanın sorduğu bütün sorulara ya anıl parmak kaldırıyor ya gülcan. biz de not tutmak zorunlu olduğu için deftere çizdiğimiz şekillere not süsü vermeye çalışıyoruz. figüranız biz.

    bir gün hoca tahtaya bir soru yazdı. yabancı bir ses "30 derece" dedi.

    hoca sınıfı bakışlarıyla taradıktan sonra sordu "kim dedi onu?"

    alper, anıl ve gülcan'ın sultasını kırmanın verdiği sevinçle "ben" dedi.

    hoca alper'in sırasına doğru ilerledi. hoca yaklaştıkça alper'in suratındaki zafer ifadesi yerini endişeye bıraktı. gelen bir aferinse şimdiye kadar gelmiş olmalıydı...

    hoca kendisinden beklenmedik bir çeviklikle alper'e dalıverdi. hem de ne dalmak... sağlı sollu. duvar tarafında oturan alper'in kafa lambrilerden sekip tekrar tekrar hocanın yumruklarıyla buluştu.

    alper büyük bir şok ve küçük bir beyin sarsıntısı yaşarken hocanın soluk soluğa sesini duyduk:

    "parmak kaldırmadan konuşma!"
  • sapığın önde gideni olan almanca hocasının sözlüde çok basit bir soru yönelttiği ve hiç almanca bilmeyen kız arkadaşa -ki adam kıza resmen özel bir ilgi duymaktadır- "ich liebe dich" cevabı verdirtmek, adamın olduğu yere erimesi, dumanının tütmesi. bir kaç hafta sonra doğan kızına bizim kız arkadaşın ismini vermesi.

    edit : imla.
  • sırf bahçedeki ağacın* üstüne okulun kadrolu kedisinin* çıkması sebebiyle kedi saplantısı olan kimya hocasının kedinin orada mahsur kaldığını düşünüp üzülerek itfaiye çağırması nedeniyle öğle tatilinin heba olup son iki dersin kaynaması. hayvancağız neden tüm ahalinin durup aşağıdan kendisine baktığını ve üzerine gelen adamları anlamayıp itfaiyecilerden korkmuştu ve çıkabildiği kadar yukarı çıkmıştı. en çok da ağacın tepesinden sıkılıp tamamen kendi isteği ve kendi çabalarıyla inerek saatlerini onu indirmek için harcamış itfaiyecileri dumur etmişti. olay sonrasında kedi esrarengiz bi şekilde ortadan kaybolunca kimyacının kediyi evlat edindiği yönünde rivayetler de dönmüştür.*
  • günlerden cuma. son saatler. beden eğitimi dersi. kızlar sınıfta, erkekler soyunma odasında üzerlerini değiştiriyor. kızlardan biri donunu hem de böyle dantelli mantelli donunu sıranın üstünde unutuyor. sınıf boşaldıktan sonra defterini, kitabını almak için gelen aklı evvel erkeklerden biri de bu dantelli donu alıp duvardaki atatürk portresinin kafa kısmına geçiriyor. bu şebeklik cumartesi günü kurs için sınıfa girenler tarafından farkedilip idareye haber veriliyor. pazartesi sabahı sınıfın erkekleri topluca disipline sevkediliyor. bu da böyle bir anı oluyor. hey gidi günler hey.
  • boş ders faaliyetlerimizden biri olan ihaleli batak oynarken hocaya yakalanmak ve daha önceden hiç evlenmemiş olduğunu bildiğimiz, "çılgın bakire" olarak anılan, bir ayağı menopozdaki müdürenin yanına indirilmek iyi bir örnek teşkil edebilir. asıl olay sonrasında yaşananlar tabi. biz, disipline gitmiş öğrenci titremesi geçirip el pençe divan dururken, 10 saniye kadar bizi sert bakışlarla süzen müdüremizin, "çok hoş. kimden geliyor bu parfüm kokusu?" demesi. sonrasında üzerimizdekileri çıkarıp grup sek şaka şaka. cetvelle dövdü bizi. acıdı tabi.
hesabın var mı? giriş yap