şükela:  tümü | bugün
  • vaktiyle kendi kendine "ulan bi dünya abuk sabuk kitabı okudun, kainatın en önemli kitabını bi anlayarak okumadın amk sığırı" diyerek kızan bir müslümanın kur'an ı okuyarak, araştırarak allahın kendisinden ne istediğini allahın gönderdiği metinden anlama çabası sonrasında kafasını kurcalayan sorulardır.
    kişi bu soruları ufaktan ufaktan bazı islam alimi diye tanımladığı kişilere sormaya çalışmış, ancak aldığı çok sert tepkiler ve "sen anlayamazsın" tarzındaki cevaplar yüzünden daha ileri gitmeye cesaret edememiş ve neden anlayamayacağı konusunda kafasında daha fazla soru işaretleri oluşmuştur.
    bu kişi kur'an-ı kerim i birçok farklı mealden okumuş, farklı çevirileri birbirleriyle karşılaştırmış, ancak sorularını çok bilinen ve güvenilen "elmalılı muhammed hamdi yazır" ın çevirisi üzerinden yazmıştır.
    gene bu kişi kendi anlayamayacağı konusunda şüpheye düşüp farklı tefsir kitaplarından da ayetlerin açıklamalarını incelemiş, ancak bir tefsir kitabının "a" dediğine başka bir tefsir kitabı "b" dediği için, ve kamer suresinin 17, 22, 32 ve 40. ayetlerinde geçen “and olsun ki, biz düşünüp öğüt alınsın diye kur’anı kolaylaştırdık. fakat var mı bir düşünen?” ayetinden dolayı allah'ın emrine uyup insanların yazdığı açıklamalar yerine allah'ın yazdığı kur'an-ı kerim den okuyup incelemeye tekrar dönmüştür.
    kişi ekşi sözlük dahil birçok çevrimiçi kaynağı da araştırmış, ve sorularında bu kaynaklardan da bol bol alıntılar yapmıştır.
    bu kişi bu soruları islamı kötülemek için değil, kendisine cevap verebilecek birilerini aradığı için yazmış ve sorularının cevaplarını bulduğu zaman kuşkusuz inancına ve ibadetlerine devam edecektir. ve bu kişi sorularının cevapsız kalmasından çok fazla korkmaktadır. çünkü sorularının cevapsız kalması durumunda bu güne kadar yaşadığı tüm hayat'ın yalan olduğunu, ve çok sevdiği bir sürü insanın bir yalanı yaşayıp öldüğünü, kendisinin de çok büyük bir boşluğa düşeceği, öldükten sonra ne olacağı dahil binlerce soru içerisinde boğulacağı düşüncesi kendisini mahvetmektedir.
    işte o sorular şunlardır;

    1- neden ayetler iniş sırasına göre yazılmamıştır? allah yanlış mı göndermiş de hz.muhammed sırasını tekrar düzenletmiştir? ve söylendiği gibi sırasını hz.muhammed belirlediyse neden hz.muhammed zamanında ciltlenmemiştir?

    2- kur’an-ı kerim neden 23 yılda indirilmiştir? allah’ın insanlığa göndereceği kitabı hazırlaması 23 yılını mı almıştır?

    3- kur’an-ı kerim neden hz.muhammed öldükten sonra ciltlenmiştir? allah tüm insanlığa gönderdiği yüce kitabı neden gönderdiği peygamberine ciltletmemiştir?

    4- tin suresi 4. ayet şöyledir; “biz insanı en güzel biçimde yarattık.” peki allah insanı olabilecek en güzel şekilde yaratmışken müslümanlar neden sünnet olur? allah erkekleri kusurlu mu yaratmıştır da sonradan düzeltme yapılması gerekmiştir? bu durumda sünnet olmak allah’a karşı gelmek değil midir?

    5- alâk suresi 1. ayetteki “oku!” emriyle kastedilen nedir? kur’an-ı kerim ayetleri yazılı olarak mı indirilmiştir? ayetler yazılı olarak indirildiyse hz.muhammed’e söylenen “oku!” emri neden kur’an-ı kerim’e eklenmiştir? ve gene ayetler yazılı olarak indirildiyse neden 23 yılda indirilmiştir?

    6- alâk suresi 2. ayette “o insanı alâktan yarattı” yazmaktadır. alâk kelimesinin o dönemdeki en sık kullanılan ve bilinen anlamı “kan pıhtısı”dır. günümüzde insanın kan pıhtısından oluşmadığı bilinen bir şeydir. alâk kelimesi bilmediğimiz başka anlamlara mı gelmektedir? ve eğer öyleyse neden dolaylı yönden yazılmıştır? allah gönderdiği kitabı anlamamızı zorlaştırmakta mıdır? (ek bilgi: “musevilik'de insanın bir kan pıhtısından oluştuğu söylenir ki bunun kökeni de eski mısır'a kadar gider. eski mısır'da kadınlar hamilelik döneminde adet olmadıkları için, akmayan kanın, rahimde biriktiği, pıhtılaştığı ve insanın bu pıhtılaşmış kandan olduğuna inanılırdı.”kaynak: (bkz: #20409281))

    7- alâk suresi 10. ayet’e göre kur-an ayetleri inmeye başlamadan önce hz.muhammed namaz kılıyormuş, şimdiki kılınan namazlarda kur-an dan sureler okunuyor, hatta “fatihasız namaz olmaz.” diye hadisler var ancak o zaman daha fatiha suresi indirilmemişti. (kaynak:http://www.islam-tr.net/…-namazi-yoktur-hadisi.html) hz.muhammed’in kıldığı namazla şimdiki kılınan namaz farklı mı? allah tarafından hz.muhammed e öğretilen namaz aynı namaz değil mi? eğer aynı namaz değil ise bugün kıldığımız namazı bize kim öğretti? hz.muhammedden başka allahtan vahiy alan mı var?

    8- alâk suresi 14. ayette ebu cehil hakkında “o allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?” yazmaktadır, ancak alâk suresi kur’an-ı kerim’in ilk suresi olduğu için daha hz.muhammed e insanlara allah’ın varlığını tebliğ etmesi emredilmemiştir. islamı insanlara tebliğ etmesi ancak peygamberliğinin 4. yılında emredilmiştir.(kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/…eboku.asp?sayfa=12&yid=1) ebu cehil allah’ın varlığını ve yaptıklarını gördüğünü nereden bilebilir?

    9- alâk suresi 17. ve 18. ayetler şöyledir; “17- o zaman çağırsın o kurultayını, meclisini! 18- biz çağıracağız zebanileri.” allah’ın ebu cehil ve meclisini yenmesi için zebanilere mi ihtiyacı vardır? allah’ın “ol!” demesi yeterli değil midir ki allah ebu cehil’i biz zebanileri çağıracağız diye tehdit etmektedir?

    10- alâk suresi ve ardından gelen kalem suresi sürekli ebu cehil’e lanetler yağdırmaktadır. allah neden kendi yarattığı ebu cehil’e bu kadar kin gütmektedir? insanlığa gönderdiği ilk sözleri neden bu kişiye ayırmıştır?

    11- müddessir suresi 31. ayette ve fatır suresi 8. ayette geçen “allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de doğru yola getirir.” sözü ne anlama gelmektedir? allah dilediğini şaşırtırsa, şaşırmış olanlar neden cehennemde cezalandırılırlar? allah dilediğini doğru yola getirirse doğru yola gelenler neden cennet ile ödüllendirilirler? kimin şaşırıp kimin doğru yola geleceğine allah karar veriyorsa hesap günü nedendir?

    12- fatiha suresi şu şekildedir; “1- rahman ve rahim olan allah’ın adıyla 2,3,4- hamd, âlemlerin rabbi, rahman ve rahîm, ödül ve ceza gününün sahibi olan allah’ındır. 5- yâ rab! kulluğu sadece sana ederiz, yardımı sadece senden dileriz. 6- bizi doğru yola ulaştır, 7- kendilerine gazap edilenlerin ve sapıtanların değil, nimet verdiğin mutluların yoluna.” burada görüldüğü kadarıyla surenin başında “de ki!”, “onlara söyle” ya da “bana şöyle dua edin” gibi bir cümle yoktur, kur’an-ı kerim allah kelamıysa, peygamberin değil sadece allah’ın sözlerinden oluşuyorsa, allah burada kime seslenmektedir? allah kime “bizi doğru yola ulaştır.” demektedir?

    13- tebbet suresinde ebu leheb e lanet edilmektedir, onun cehenneme gideceği allah tarafından belirtilmiştir. neden hesap günü gelmeden ebu leheb’in cehenneme gideceği belli edilmiştir? insanlar hesap gününde sorgulanıp ona göre cennete veya cehenneme gönderilmeyecekler midir? ebu leheb ve karısına neden böyle bir istisna yapılmıştır? eğer ebu leheb sonradan tövbe edip islama dönseydi allah onu affetmez miydi? allah bağışlayıcı değil midir? biz aciz insanoğlunun hata yapabileceğini, ilk baştan bir dini kabul edemeyebileceğini bilmemekte midir? allah ebu leheb’in ölene kadar islamı kabul etmeyeceğini bildiği için ona cehennem haberini verdiyse, yani allah onun islamı kabul etmeyeceğini başından beri biliyorsa neden yaratmıştır? allah ebu lehebi ve karısını doğrudan cehennemde yakmak için mi yaratmıştır?

    14- tebbet suresi 4. ve 5. ayetler şöyledir; “karısı da gerdanında fitilli bir iple odun hamalı olarak (cehenneme girecek.)” bu ayetlerde görüldüğü üzere cehennemdeki ateşin odun ateşi olduğu anlaşılmaktadır. ancak bakara suresi 24. ayette ise cehennemin yakıtının insanlar ve taşlar olduğu bildirilmektedir. bunların hangisi doğrudur?

    15- tekvîr suresi 2. ayette kıyamet vaktinde yıldızların döküleceği bildirilmektedir. yıldızların dünya üzerine düşmesi nasıl mümkün olabilir? dünya yıldızlara göre küçük bir cisimdir ve olası bir düşme dünya üzerinde değil, dünyanın çekim alanına girdiği yıldız üzerinde gerçekleşebilir. ve gene dünya üzerine kaç tane yıldız düşebilir? yoksa yıldızların dünyadan kat kat daha büyük oldukları bilinmemekte midir?

    16- fecr suresi 1. ayetinde ve kur’an-ı kerim’in daha birçok ayetinde sürekli “and olsun” diye başlayan ayetler bulunmaktadır. allah yemin eder mi? bu yeminler, neden o dönemdeki arapların sürekli yemin etmesine benzemektedir?

    17- inşirah suresinin ilk 3 ayeti şu şekildedir; “1- senin (mutluluğun) için göğsünü açıp genişletmedik mi? 2- senden o yükünü indirmedik mi? 3- o, senin belini bükmüştü.” islam alimlerine göre hz. muhammed’in mucizelerinden birisi de “şakk-ı sadr” yani “göğüs açma” olayıdır.(kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/…weboku.asp?sayfa=7&yid=1)

    hz. muhammed’in kalbinin ameliyatla açılarak içindeki maddî ve manevî pisliklerin çıkarıldığını ve bunların yerine yüksek faziletlerin konduğunu dile getiren rivayetlerin, olayın farklı zaman ve yerlerde gerçekleştiğini ifade eden dört ayrı varyasyonu vardır:

    birinci ameliyat, hz. muhammed henüz bebekken süt annesi halime'nin yanında yapılmıştır. rivayete göre hz. muhammed o sırada bir süt çocuğu olmasına rağmen seneler sonra bu ameliyatı hatırlamış ve şöyle anlatmıştır: "çocuktum, arkadaşlarımla bir derede oynuyorduk. üç kişi geldi, yanlarında bir altın leğen vardı, içi karla doluydu. beni arkadaşlarımın arasından aldılar. birisi beni yanım üstüne yatırdı, karnımı yardı. ben bakıp duruyordum, hiç acı duymadım. karnımdan bağırsaklarımı çıkarıp leğende yıkadı, yine karnıma koydu. öteki gelip kalbimi dışarı çıkardı, kalbimin içinden pıhtılaşmış bir kara kan parçasını çıkarıp attı, sonra nurdan bir mühür çıkarıp kalbimi mühürledi, sonra kalbim peygamberlik ve hikmet nuruyla doldu, sonra kalbimi yerine koydu. üçüncüsü ise karnımın yarılan yerini sıvazlayıp yaramı iyileştirdi.” (kaynak: mevahibü'l-ledünniye kitabı)

    ikinci ameliyat, hz. muhammed on yaşındayken yapılmıştır. bu ameliyat hakkındaki rivayet, ebû hüreyre kaynaklıdır. buna göre hadise şöyle olmuştur: hz. muhammed on yaşından birkaç ay almışken yolu çöle düşmüş. başının üstünde (gökte) iki adam konuşuyorlarmış. birisi diğerine "bu, o mu?" diye kendisini göstermiş. öbürü: "evet, bu o" demiş. sonra hz. muhammed’i yatırıp kansız ve acısız ameliyatı gerçekleştirmişler. kalbinden "kin" ve "kıskançlığı" çıkarıp "merhamet" ve "şefkat"i koymuşlar. (kaynak: ebû hüreyre)

    üçüncü ameliyatın hira mağarasında yapılmış olduğu rivayet edilmiştir. bunlara göre mi’rac gecesi isra yolculuğu öncesinde mescid-i haram’a gelen hz. muhammed, burada cebrail’in göğsünü yarıp kalbini zemzemle yıkadığını bildirmiştir.

    dördüncü ameliyat ise göğüs yarılmasının cismani mânâda ele alınmasını gösteren en kuvvetli rivayetle gündeme gelmiştir. kaynağı mirac gecesiyle ilgili olarak buhârî, müslim, tirmizî ve nesaî'de katade'den rivayet edilen şu hadistir; demiştir ki: bize enes b. malik anlattı. ona da malik b. sa'saa anlatmış. efendimiz (s.a.v.) buyurmuş ki: "ben beyt'in yanında uyur uyanık arası bir halde iken içinde zemzem suyu bir altın tasla bana gelindi de göğsüm şuraya ve şuraya kadar yarıldı". katade demiş ki: enes'e ne kastediyor dedim: "karnımın aşağısına kadar dedi". buyurdu ki: “derken kalbim çıkarıldı da zemzem suyu ile yıkandı, sonra tekrar yerine kondu, sonra iman ve hikmet dolduruldu, sonra burak getirildi. onun üzerinde cebrail (a.s) ile beraber gittim, ta dünya semasına vardık..."

    yukarıdaki rivayetleri inşirah suresi’nin ilk 3 ayeti doğrulamaktadır. hz.muhammed’in kalbi pis midir ki temizlenmeye gerek duyulmuştur? ve bu olay neden 4 kez tekrarlanmıştır? her seferinde hz. muhammed’in kalbi tekrar pislenmiş de mi temizlenme ihtiyacı duyulmuştur? hz. muhammed’in kalbinin temizlenmesi için illaki göğsünün açılması ve su ile yıkanması mı gerekir? allah’ın “ol!” demesi yeterli değil midir? ve kötü fikirler kalp de mi oluşur yoksa beyinde mi oluşur? temizlenmesi gereken yer kalp midir yoksa beyin midir? insan kalbiyle mi düşünür?(not: 17. yüzyıla kadar beynin işlevi bilinmiyordu, düşünme organı kalp olarak biliniyordu.)

    18- kafirun suresi’nin 6. ayeti şöyledir; “sizin dininiz size, benim dinim bana.” bu ayet ne anlama gelmektedir? allah hz. muhammed’e artık diğer kullarını islama davet etmemesini mi söylemiştir? yoksa “sizin dininiz” diye bahsedilen dinler de hak dinler midir? “siz kendi dininizde kalın, islama geçmenize gerek yok” mu denmek istenmiştir? günümüzde kur’an-ı kerim’i okuyan bir kişi bu ayetten ne anlamalıdır?

    19- alâk suresi 2. ayeti şöyledir; “o insanı alâktan(kan pıhtısı) yarattı.”. necm suresi 32. ayette ise “... o sizi topraktan yarattığı zaman da, …” cümlesi geçmektedir. abese suresinin 17,18 ve 19. ayetleri sırasıyla şöyledir; “17- o kahrolası insan, o ne nankör şey! 18- o yaratan, onu hangi şeyden yarattı? 19- onu bir damla sudan yarattı, sonra da onu biçimlendirdi.”, murselat suresi 20. ayet şöyledir; “biz sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?”, furkan suresi 54. ayet şöyledir; “o, sudan bir insan yaratan, onu soy sopla (devam eden bir düzene) koyandır. rabbinin her şeye gücü yeter.”, meryem suresi 67. ayet şöyledir; “o insan, daha önce hiçbir şey değilken, bizim kendisini yarattığımızı düşünmez mi?”, enam suresi 2. ayet şöyledir; “o, sizi topraktan yaratan, sonra da bir süre belirleyendir. başka bir belirli süre de onun katındandır. sonra kalkıp (allah hakkında) hâlâ şüphe ediyorsunuz.”, secde suresi 7. ayet şöyledir; “o, yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı yaratmaya topraktan başlayandır.”, rum suresi 20. ayet şöyledir; “onun (varlığının) delillerinden biri de sizi topraktan yaratmasıdır. sonra siz, (yeryüzünde) gezip dolaşan birer beşer oldunuz.”, nur suresi 45. ayet şöyledir; “allah, her hayvanı (her canlıyı) sudan yarattı. onlardan kimisi karnı üstünde sürünmektedir. onlardan kimisi iki ayakla yürümektedir. yine onlardan kimisi dört ayakla yürümektedir. allah, ne dilerse yaratır. şüphesiz allah’ın her şeye gücü yeter.”, enbiya suresi 30. ayet şöyledir; “inkâr edenler, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, sonra bizim onları ayırdığımızı görmediler mi? biz, hayatı olan her şeyi sudan yarattık. hâlâ inanmıyorlar mı?” bu ayetlerin hangisi doğrudur? allah insanı hangi şeyden yaratmıştır?

    20- kadr suresi 1. ayette “o kur’an’ı, kadir gecesinde gerçekten biz indirdik.” yazmaktadır. kur’an-ı kerim bir gecede mi inmiştir, yoksa 23 yılda mı inmiştir? eğer kadr suresi 1. ayette yazan gibi bir gecede indiyse neden aynı zaman tebliğ edilmemiştir? ve neden hz.muhammed kur’an’ı kitap haline getirmemiştir? kur’an bir gecede indiyse 23 yıl içerisinde hz. muhammed’in karşılaştığı olaylardan sonra inen ayetler nedir? kur’an bir gecede indiyse neden hz. muhammed’ e bir süre vahiy gelmemesinden sonra müşriklerin hz. muhammed’e “rabbin seni unuttu mu? yanlız mı bıraktı?” gibi sözlerinin ardından duha suresi 3. ayet olan “rabbin seni terk etmedi, darılmadı” ayeti indirilmiştir.

    21- ilk olarak büruc suresi 21-22. ayetlerde ve daha sonra kur’an’ın birçok yerinde geçen “levh-i mahfuz” kur’an-ı kerim’e göre kainatta olmuş veya olacak olan her şeyin eksiksiz olarak yazılı olduğu allah katında bir kitaptır. bu kitapta şu an bu yazıyı okuduğunuz dahi yazmaktadır, siz daha doğmadan önce yazılmıştır. enam suresi 59. ayet’e göre bir yaprağın yere düşüşü dahi bu kitapta yazılıdır. buna göre; önünde içki şişesi duran bir insan düşünelim, bu kişi içkiyi içip içmeyeceğine henüz karar vermemiş, yani içip içmeyeceğini kendisi bilmiyor, ancak levh-i mahfuz da onun içkiyi içip içmeyeceği çoktan yazılı bile, bu durumda bu kişi içkiyi içerse günaha girmiş oluyor, ama daha o doğmadan çok önce o içkiyi içeceği levh-i mahfuz da yazılı, bu kişinin levh-i mahfuz da yazılı olanın dışında hareket etmesi imkansız, bu sebeple bu kişi neden cezalandırılır? bu kişi sadece allah’ın kainatta onun için yazdığı rolü oynuyor, aksini yapması mümkün değil, allah bu kişiyi kendi yazdığı rolü oynadığı için neden cezalandırıyor?

    22- bir üst soruda bahsedilen “levh-i mahfuz” ne için vardır? allah unutacağı için mi yapacaklarını bir kitaba yazmıştır? unutmak insanlara mahsus değil midir? allah neden bir kitaba ihtiyaç duyar?

    23- karia suresinde kıyamet günü anlatılmaktadır 6,7,8 ve 9. ayetler şöyledir; “6-7- işte o zaman, tartısı ağır basan kimse var ya, o hoşnut bir hayattadır. 8-9- tartısı hafif gelen kimse var ya, onun anası, varacağı yer, hâviyedir.(kızışmış ateş)” bu ayetlere göre hesap gününde günahları ağır gelen cehenneme, sevapları ağır gelen ise cennete gidecektir. islama göre günah işleyen bir kişi bu günahlarının cezasını ahirette çekmeyecek midir? sevapları günahlarından çok olursa diğer cezalarını çekmeden doğrudan cennete mi gidecektir? ve günahları çok olan inanan bir kişi cehennemde günahlarının cezasını çektikten sonra cennete girmeyecek midir? hesap gününde ya cennet ya cehennem mi vardır?

    24- kaf suresi 6. ayet şöyledir; “(kafalarını kaldırıp) üzerlerindeki gökyüzüne, onu nasıl yaptığımıza, onu nasıl süslediğimize bakmıyorlar mı? onun hiçbir çatlağı yoktur.” gökyüzünde çatlak olabilir mi? o zamanlar dünyanın yuvarlak olduğu bilinmiyordu ve gökyüzü kubbe gibi dünyanın üzerine kapatılmış sanılıyordu ama allah bunu bilmiyor muydu? dünyanın döndüğüne ve dünyadan başka gezegenlere dair neden hiç bir ayet kur’an-ı kerim’e konulmamıştır? gökyüzü ile ilgili bir başka ayet de ra’d suresi 2. ayettir; “allah, gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir. …” diye başlayan ayette görüldüğü gibi gene gökyüzünün dünya üzerinde kubbe gibi durduğu ve direkler olmadan allah’ın onu gökte tuttuğundan bahsedilmektedir. hicr suresi 14. ayette ise; “üzerlerine gökyüzünden kapı açsak da, oradan yükselseler,” denmektedir, gökyüzünden yukarıya çıkılamaz mı? gökyüzünden dışarı çıkılabilmesi için allah’ın kapı açması mı gerekir? o zaman ay’a giden insanlar nasıl gitmiştir? mars’a giden keşif araçları nasıl gidebilmiştir? dünya dışına gönderilen sayısızca uydu nasıl gitmiştir? fatır suresi 41. ayette ve hacc suresi 65. ayette bahsedildiği gibi gökleri yere düşmesin diye allah tutuyorsa, gökyüzünde boşlukta duran insan yapımı uyduları gökte kim tutmaktadır? meryem suresi 90. ayette “bu sözden dolayı, az daha gökler çatlayacak, yeryüzü yarılacak, dağlar yıkılıp gidecekti.” ve şura suresi 5. ayette de “gökler, üstlerinden çatlayıverecekmiş gibi titreşiyorlar. …” denmektedir.burada gene gökyüzünün çatlayabilecek bir şey olduğundan bahsedilmektedir. enbiya suresi 30. ayet ise şöyledir; “inkâr edenler, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, sonra bizim onları ayırdığımızı görmediler mi? biz, hayatı olan her şeyi sudan yarattık. hâlâ inanmıyorlar mı?” gökler ve yer bitişik olabilir mi? gökyüzü dünya üzerinde bir kapak gibi midir ki ilk başta bitişik olabilir? gene enbiya suresi 32. ayette “gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. onlar, onun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.” denmiştir ve gökyüzünün tavan gibi dünya üzerine kapalı olduğu açıkça belirtilmiştir. murselat suresi 9. ayette “o gökyüzü açıldığı zaman,”, tekvir suresi 11. ayette “gökyüzü sıyrıldığı zaman,” ve nebe suresi 19. ayette de “gökyüzü açılır da kapı kapı olur.” denmektedir, gökyüzü üzerimize kapalı bir şey midir ki açılır?

    25- kaf suresi 38. ayet şöyledir; “yemin olsun ki, biz gökleri, yeri ve o ikisi arasındakileri altı günde yarattık. bu, bize bir yorgunluk da dokunmadı.”, yunus suresi 3. ayet şöyledir; “şüphesiz sizin rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra egemenliği arşa kuran, işlerini evirip çeviren allah’tır. onun izninin dışında hiç bir şefaatçi yoktur. işte bu özellikleri olan allah, sizin rabbinizdir, ona ibadet edin. artık düşünmez misiniz?”, furkan suresi 59. ayet de şöyledir; “(o allah), gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan, sonra arşa egemenliğini kurandır. …. “, yukarıdaki ayetlerde belirtildiği üzere kainat 6 günde yaratılmıştır. gün kavramı dünyanın kendi etrafında bir tur dönmesine verilen zaman değil midir? allah dünyanın döndüğünü ve dünyanın bir dönüşü kadar geçen sürenin bir gün olduğunu bilmemekte midir? dünya yaratılırken, yani daha dönecek bir dünya var olmamışken gün neye göre hesaplanır? ve kainatı yaratmak allah’ın 6 gününü mü almıştır? allah’ın ol demesi yeterli değil midir? bakara suresi 117. ayet ile yukarıdaki ayetler neden birbiriyle çelişir? bahsedilen bakara suresi 117. ayet şudur; “o, göklerin ve yerin sanatkârane yaratıcısıdır. o, bir işi yapmak isteyince, ona yanlızca “ol!” der, o da oluverir.”

    26- tarık suresi 6. ve 7. ayetler insanın yaradılışından bahseder, o ayetler şöyledir; “6- o, atılan bir sudan yaratılmıştır. 7- o(su), bel ile göğüs arasından çıkar.” bu ayetlerde görüldüğü üzere kur’an-ı kerim de meni’nin bel ile göğüs arasından çıktığı söylenmektedir. ancak günümüzde bilinmektedir ki meni bel ile göğüs arasından değil, testislerden gelir. allah meni’nin testislerde üretildiğini bilmemekte midir? eğer biliyorsa neden insanlara bel ile göğüs kafesi arasından geldiğini söylemiştir?

    27- hz. muhammed’in mucizelerinden birisi de “şakk-ı kamer” yani ayın yarılması olayıdır. hz. muhammedin ayı bir parmağıyla ikiye bölmesi bir çok hadiste de geçer ve kur’an-ı kerim de kamer suresi 1. ayeti “kıyamet saati yaklaştı, ay yarıldı.” ile bunu doğrular. ay'ın yarılması hakkındaki rivayetlere bakarsak dolunay sırasında ve ay doğarken olduğunu görürüz, eğer ay arap yarımadası üzerine yeni doğuyor ise onun doğusunda kalan çin-hindistan gibi astronomi ile ilgilenen büyük medeniyetler için de ay görünüyor olmalıydı. fakat onlar ay'ın yarılması gibi mucizevi bir olayı kaydetmemişlerdir. ay’ın yarılması’nı sadece müslümanlar mı görmüştür? eğer ay kur’an-ı kerim de de belirtildiği gibi gerçekten bölündüyse neden dünya üzerindeki hiçbir medeniyet bunu kaydetmemiştir?

    28- kamer suresi 17, 22, 32 ve 40. ayetleri şöyledir; “and olsun ki, biz düşünüp öğüt alınsın diye kur’anı kolaylaştırdık. fakat var mı bir düşünen?” bu ayetlere göre allah bizim anlamamız için kur’anı kolaylaştırdığını söylemektedir. yani herhangi bir alimin kur’anı bize açıklamasına yada herhangi bir tefsir kitabına gerek yoktur. allah’ın bize emrettiklerini anlamamız için kur’an-ı kerim yeterlidir. kur’an-ı türkçe olarak okuyup da kafasına takılan yerleri soran bir kişiye, sen onun hikmetini anlayamazsın demek yersizdir, hatta günahtır, çünkü allah kur’an-ı bizim için kolaylaştırdığını söylemektedir. birçok soruda da “çeviri hatası” cevabı verilmektedir, arapça öğrenip kur’anı öyle okunması gerektiği gibi insanlar çok çok zor bir yola yönlendirilmektedir. ancak kamer suresi 17, 22, 32 ve 40. ayetleri bize kur’anın kolaylaştırıldığından bahseder, yani arapça öğrenip öyle okumaya gerek yoktur. ayrıca allah gönderdiği kitabın 1400 yıl sonra başka dillere tercüme edileceğini de biliyordur, yani çeviri de hata olması da mümkün değildir. 1400 yıldır hiç kimse düzgün bir şekilde kuranı türkçe ye yada başka dillere çevirememiş midir? düzgün çevrilemediği ve herkesin anlayamayacağı iddiası yukarıdaki ayetlere tamamen terstir ve kur’an-ı yalanlamak anlamına gelmektedir. bu durumda kur’an da yazılanlar mı uygulanmalıdır, yoksa bazı hocaların söyledikleri mi uygulanmalıdır?

    29- sad suresi 77. ayette ve araf suresi 13. ayette şeytanın adem’e secde etmediği için cennetten kovulduğu yazmaktadır. araf suresi 20,21 ve 22. ayetlerde ise şeytanın cennette adem ve eşini kandırarak yasak meyveyi yemesini sağladığı yazmaktadır. allah’ın cennetten kovduğu şeytan cennete nasıl girebilmiştir? şeytan cennete girerken allah fark etmemiş midir?

    30- allah neden adem ve havvaya bir ağacın meyvesini yemeyi yasaklamıştır? şeytanın onları kandırdığını bilerek bir meyve yüzünden neden adem ve havvayı dünyaya göndermiştir?

    31- araf suresi 35. ayet şöyledir; “ey adem oğulları! size ne zaman içinizden rasuller gelir de, her kim bunlara karşı çıkmaktan sakınır, kendini düzeltirse, artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” bu ayette geçen “size ne zaman içinizden rasuller gelir de” cümlesi ne anlama gelmektedir? hz. muhammed son peygamber değil midir? allah hz. muhammedden sonra daha başka rasul göndereceğini mi söylemektedir? eğer hz. muhammed son peygamber ise neden bu ayet gönderilmiştir?

    32- araf suresinde hz. musa nın mucizelerinin anlatıldığı kısımda 107. ayet şöyledir; “bunun üzerine asasını bırakıverdi, birden o, koskoca bir ejderha kesiliverdi.” şuara suresi 32. ayet de şöyledir; “(bunun üzerine musa) asasını bırakıverdi, o birden apaçık bir ejderhaya dönüşüverdi.” hz. musanın asasının bir ejderhaya dönüştüğü anlatılmaktadır, ancak ejderha çok eski uygarlıkların inandığı çin mitolojisinde efsanevi bir yaratıktır, gerçekte ejderha diye bir canlı yoktur. allah neden hz. musanın asasını çin mitolojisindeki efsane bir yaratığa dönüştürmüştür?

    33- araf suresi 123,124. ayetler şöyledir; “firavun, “ben, size izin vermeden ona iman mı ettiniz? şüphesiz bu sizin yerli ahaliyi oradan çıkarmak için şehirde planladığınız bir hiledir. yakında anlarsınız. kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi çarmıha gereceğim” dedi.” burada bahsedilen firavunun sözleri allah’ın sözlerine neden bu kadar çok benzemektedir? maide suresi 33. ayet ise şöyledir; “allah’a ve rasulüne savaş açanların, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası, öldürülmeleri veya asılmaları veya elleri ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmekten başka bir şey değildir. bu, onların dünyada çekecekleri bir zillettir. ahirette ise, kendilerine büyük bir azap vardır.” görüldüğü gibi allah da aynı firavun gibi suçluların elleri ve ayaklarının çapraz kesilmesini emretmektedir. allah firavundan mı esinlenmiş de böyle bir cezayı kullarına uygun görmüştür?

    34- araf suresi 136. sure şöyledir; “biz de mucizelerimizi yalanladıkları ve onlara kulak asmadıkları için kendilerinden intikam aldık, onları denizde boğduk.” allah kendi yarattığı kullarından intikam alır mı? intikam duygusu insanlara özgü bir duygu değil midir?

    35- araf suresi 179. ayet şöyledir; “yemin olsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. onların kalpleri vardır, onlarla duyup anlamazlar, onların gözleri vardır, onlarla görmezler, onların kulakları vardır, onlarla işitmezler. onlar hayvanlar gibi, hatta daha şaşkındırlar. işte bunlar, gafillerdir.” allah insanlardan ve cinlerden birçoğunu sadece cehennem için mi yaratmıştır? eğer allah bazı kişileri cehennem için yaratmışsa sınav bunun neresindedir? bu kişiler cehennem için yaratıldıkları halde allah’ın yaradışına karşı gelip iman etme ihtimalleri var mıdır? ve “onların kalpleri vardır, onlarla duyup anlamazlar” kısmında insanın kalple anladığı söylenmektedir, ancak günümüzde bilinmektedir ki kalbin görevi vücuda kan pompalamaktır, bir şeyleri anlamak kalbin değil beyinin görevidir, allah bunu bilmemekte midir?

    36- yasin suresinde hesap gününün anlatıldığı kısımda 59,60,61. ayetler şöyledir; “59- (allah onlara şöyle diyecektir:) ey günahkârlar! bugün (bir kenara) ayrılın. 60-61- ben, sizden “ey ademoğulları! şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır. bana kulluk edin. doğru yol, budur!” diye söz almadım mı?” allah arada bir elçi olmadan direk insanlarla mı muhatap olmuştur? allah bu ayette bizden söz aldığını mı söylemektedir? eğer allah bu ayetlerde belirtildiği gibi kendisine söz verenlere hesap soruyorsa, bugün dünya üzerindeki yaşayan insanların hepsinden allah söz mü almıştır? yoksa kur’an-ı kerim ahiret gününe kadar yaşayacak olan tüm insanlığa değil de, sadece hz. muhammed’in kavmine mi gönderilmiştir?

    37- fatır suresinde denizlerden bahsedilen kısımda 12. ayette şunlar söylenmektedir; “... onda (suları) yarıp giden gemiler görürsün. (allah bunları) onun nimetlerinden elde etmeye .(çalışasınız diye yaratmıştır.) belki şükredersiniz.” bu ayette bahsedildiği gibi, gemileri, denizlerden faydalanabilmemiz için doğrudan allah mı yaratmıştır?

    38- fatır suresi 24. ayet şöyledir; “şüphesiz biz seni, müjdeleyen ve (onunla) uyaran biri olarak gerçek ile gönderdik. kendilerine bir uyarıcı gelmeyen hiçbir topluluk yoktur.” afrika kıtasında daha hiç diğer insanlarla karşılaşmamış kabileler yaşamaktadır, bunlara uyarıcı gönderilmiş midir? kutuplarda yaşayan insanlara uyarıcı gönderilmiş midir? çine, japonyaya, singapura uyarıcı gönderilmiş midir? adalarda yaşayan insanlara uyarıcı gönderilmiş midir? himalayalarda dağlarda yaşayan insanlara uyarıcı gönderilmiş midir? eğer bunların hepsine bir uyarıcı gönderilmişse neden hiçbirinin yazılı eserlerinde kur’an-ı destekleyen eserler yoktur, neden her birinin eserlerinde geçen yaratıcı inanışı farklıdır? ve eğer eskiden yaşayan tüm insanlara uyarıcı gönderilmiş ise bugün bize neden gönderilmemektedir? ya da bugün daha hiç başka insanlarla karşılaşmamış kabilelerde yaşayan insanlara bir uyarıcı gönderilmemektedir? üzerlerinden geçen uçağı canlı sanarak ona ok atan kabilelerin yaşadığı günümüzde neden bu insanların binlerce din ve kutsal kitap arasından islamı ve kur’anı kendilerinin bulup, öğrenip, iman etmeleri beklenmektedir?

    39- meryem suresi 27. ve 28. ayetler şöyledir; “27- hamile olduğu halde halkının yanına geldi “ey meryem! alışılmadık bir şey getirdin!” dediler. 28- “ey harunun kız kardeşi! baban, kötü bir adam değildi. anan da bir kahpe değildi.” bu ayetlerde hz. meryemin harun adında bir kardeşi olduğundan bahsedilmektedir. ancak hz. meryemin harun adında bir kardeşi yoktur. hz. musa’nın ise harun ver meryem adında kardeşleri vardır. yoksa iddia edilen gibi kur’an tevrattan mı türemiştir? tevrattan alıntılar yapılırken böyle bir yanlışlık mı yapılmıştır? kur’an da bahsedilen meryem hz. isanın annesi olan meryem midir, yoksa hz.musa ve hz.harun’un kız kardeşi olan meryem midir?

    40- meryem suresi 83. ayet şöyledir; “bizim o şeytanları kâfirlerin üzerine saldığımızı, onları (günahlara) yönlendirdiklerini görmedin mi?” şeytanları allah mı kâfirlerin üzerine salmıştır? onları günaha yönlendirsinler diye mi şeytanları üzerlerine salmıştır?

    41- isra suresi 45 ve 46. ayetler şöyledir; “45- sen kur’an okuduğun zaman, biz seninle ahirete inanmayanlar arasına görünmez bir örtü koyarız. 46- onu anlamalarına engel olsun diye, kalplerinin üzerine kabuklar geçiririz, kulaklarına da ağırlıklar koyarız. kur’an’da rabbini tek olarak andığın zaman, ürkerek arkalarına dönüp giderler.” enam suresi 25. ayet de şöyledir; ”içlerinden kimisi seni kur’an okurken dinler. ancak biz, onların kalplerine onu zevkle anlayıp dinlemelerine engel olan kabuklar geçirmişizdir. onların kulaklarında da bir ağırlık vardır. her mucizeyi görseler de, ona iman etmezler. hatta sana geldiklerinde, seninle tartışırlar. inkâr edenler, “bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir!” derler.” bu ayetlerde ahirete inanmayanların kur’anı anlamamaları için allah’ın onların kalplerinin üzerine kabuk geçirdiği yazmaktadır. inanmayan kişi kur’anı dinlemeden nasıl körü körüne inanabilir? allah neden inanmayanların kur’anı anlamasını engellemektedir? inanmayan kişiler anlasın da iman etsin diye kur’an gönderilmişken, neden allah inanmayanların kalplerine kur’anı anlamasınlar diye kabuklar geçirmektedir?

    42- isra suresi 73, 74 ve 75. ayetler şöyledir; “73- az daha seni bile, sana vahiy ettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi. o zaman, seni dost edineceklerdi. 74- eğer biz sana direnç vermemiş olsaydık, az daha onlara az bir şey kayacaktın. 75- o zaman biz sana, hem hayatın acısını, hem de ölümün acısını tattırırdık. sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.” allah bu ayetlerde hz. muhammede neden kızmaktadır? hz. muhammed yanlış bir iş yaptığı için mi allah ona kızmaktadır? inşirah suresi ilk 3 ayetinde bahsedildiği gibi allah hz. muhammedin göğsünü açıp temizlememiş midir? buna rağmen hz. muhammed nasıl allah’ı kızdıracak bir şey yapabilir? yoksa “şeytan ayetleri” denilen ayetler gerçek midir? allah bunları vahiy ettiği için mi hz. muhammede kızmıştır? şeytan ayeti meselesi şöyledir; "şeytan ayetleri" diye ünlenen sözlerin önce kuran'a ayet olarak sokulduğu, bu sözlerde "lat, uzza, menat" adlı tanrıçalar övüldüğü için putataparların, peygamber ve inanırlarıyla birlikte secde ettikleri, bir olay olarak kaynaklarda yer alır ve hadislerce desteklenir. hadis 1: “peygamber mekke'de necm suresini okurken secde etti ve onunla birlikte, aldığı toprağı alnına götüren yaşlı birinin dışında müslüman ve putatapan herkes secde etti." (kaynak: buhari (hadis no:555), tirmizi ve öteki hadis, fıkıh kitapları.) bu hadise göre şu sorular sorulabilir; 1- peygamberin can düşmanı diye nitelenen putataparlar nasıl oldu da, hz. muhammed ile bir araya gelebildiler? 2- putataparlar nasıl oldu da, hz. muhammed ile birlikte secde ettiler? diğer bir hadis ise şöyledir; “peygamber mekke'de iken necm suresini okuyordu. "lat'ı, uzza'yı ve bir öteki, üçüncü (put) olan menat'ı gördünüz mü?” diyen yere gelince şeytan, peygamberin diline şunu atıverdi; “işte bunlar, yüce turnalardır. şefaatleri de elbette ki umulur." bunun üzerine putataparlar: "muhammed daha önce değil, bu gün tanrıçalarımızı iyi sözlerle andı!" dediler. yine bunun üzerine peygamber secde etti ve onlar da secde ettiler. işte bu nedenle de allah şu ayeti indirdi; “(ey muhammed!) senden önce hiçbir peygamber yoktur ki, şeytan onun okudukları arasına, bir şeyler katıp bırakmasın. allah, şeytanın bıraktığını bozar, kendi ayetlerini güçlendirir. allah bilendir, hikmetlidir." (hacc suresi, ayet:52) (anlatan peygamberin arkadaşları: abdullah ibn abbas'ın da içinde olduğu bir topluluk. kaynak: süyuti, ibn hacer) bu olaya göre hz. muhammed vahiy okurken şeytan ona başka ayetler okutmuştur. şeytan nasıl olur da allah’ın peygamberini kandırabilir? şeytan hz. muhammedi kandırırken allah neden fark etmemiş, yada müdahale etmemiştir? allah sonradan mı fark edip yeni ayetler göndererek durumu düzeltmiştir?

    43- hûd suresi 13. ayet şöyledir; “yoksa “onu kendi uydurdu?” mu diyorlar. de ki: “haydi onun gibi uydurma on sure getirin. allah’tan başka gücünüzün yettiğini de çağırın. eğer doğru söylüyorsanız, bunu yaparsınız.” bu ayete göre kimse kur’an ayetlerine benzer on sure yazamaz. ancak etrafta bir sürü sahte ayetler ve sahte kur’anlar dolaşmaktadır. onların hiçbiri kabul edilmese bile, şu an ben oturup on tane ayet uydursam kur’anın doğruluğu bozulacak mıdır? hiç kimse on tane ayet uyduramaz mı?

    44- hûd suresinde nuh peygamberin anlatıldığı kısımda 40. ayet şöyledir; “nihayet emrimiz geldiğinde ve tandır kaynadığında şöyle dedik: “geminin içine her birinden ikişer çift, aleyhinde hüküm verilmiş olan dışında aileni ve iman edenleri bindir!” onunla beraber çok az kişi iman etmişti.” bahsedilen ayette nuh peygamberin her hayvandan ikişer çift gemiye koyması emredilmiştir, bilim adamlarının araştırmaları şöyle demektedir; “bilim insanları son araştırmada 8 milyon 700 canlı türü tespit etse de aslında doğal hayattaki canlı türlerinin 100 milyonu bulabileceği tahmin ediliyor. günümüzde bilim insanları her yıl 15 bin yeni tür keşfediyor. teknolojinin ilerlemesiyle araştırmaların hızlanabileceği söyleniyor.” (kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25244635) bu bilgilere göre günümüzde sadece tespit edebildiğimiz 8 milyondan fazla canlı türü vardır, tahmin edilense yaklaşık 100 milyon canlı türü olduğu yönündedir, günümüzde keşfedilmeyenleri saymazsak nuh peygamber bu 8 milyon 700 canlı türünden her birinden bir dişi bir erkek 2 şer tane toplamda 17 milyondan fazla canlı türünü ne kadar zamanda toplamıştır? kutuplardaki penguenlerden, çindeki pandalara kadar, yırtıcı hayvanlardan, zehirli örümceklere kadar tüm bu hayvanları tehlikesizce nasıl yakalamayı başarmıştır? ayrıca 17 milyon hayvanın sığacağı büyüklükte bir gemiyi nasıl yapabilmiştir? dünyanın en kalabalık 2. şehri olan istanbul’un nüfusu bile 13 milyonken 17 milyon canlının sığacağı büyüklükte devasa bir gemi nasıl olabilir? ve nuh peygamber her birinin farklı gıda ihtiyaçları olan 17 milyon hayvanı nasıl besleyebilmiştir?

    45- hicr suresi 9. ayet şöyledir; “şüphesiz bir uyarı ve öğüt (olan kur’an’ı), biz indirdik biz. onu, mutlaka biz koruyacağız.” bu ayette allah kur’an’ı koruyacağını söylemektedir. peki hz. muhammedin vahiy katiplerine yazdırdığı ilk nüshalar neden korunmamış ve yok olup gitmişlerdir? hz. muhammedin sakalı, hırkası, sandaletleri bile günümüze kadar saklanabilmişken, allah’ın gönderdiği ve koruyacağına söz verdiği kur’an-ı kerim neden günümüze kadar saklanamamıştır? neden kaynağını bilmediğimiz, sadece rivayetlere bağlı olarak bildiğimiz hz.muhammed’in ölümünden sonra başkaları tarafından yazılan kur’an-ı kerim’in doğruluğuna inanmak zorundayız? kur’an-ı kerim’in yazılması araştırıldığı zaman şu bilgiler karşımıza çıkmaktadır; “hz. peygamber okuma yazma bilmediği için, vahiy halinde inen ayetler hafızasına işlenip kalırdı. hz. muhammed de bunları unutmaz, yıllarca sonra tek hecesi fark etmeksizin aynını tekrarlardı. müslümanlar bu ayetleri ezberlerler, okuma yazmasını bilenler de yazılı haliyle tespit ederlerdi. zamanla vahyedilen (vahiy halinde inen) ayetler ezberlenirken, bunları ezberleyenler “hafız” diye tanımlanmışlardır. aradan zaman geçtikçe bu hafızlardan bazıları savaşlarda şehit düştüler, bazıları da ecelleriyle öldüler. bu durumda ayetleri ezbere bilenlerin sayısı azalmağa başlamıştı. papirüslere, kemik ve tahtalara, pişirilmiş tuğlalara, deri üzerine yazılmış sureleri bir arada toplamayı ilk düşünen halife ebubekir oldu. her sure kağıt, ya da kurutulup işlenmiş deri üzerine yazılmaya başlandı. böylece kur’anın ilk olarak bütün halinde yazılı şekli ortaya çıktı ve buna “sayfalar” anlamına gelen “suhuf” adı verildi. halife ebubekirin ölümünden sonraki halife ömer de aynı işi sürdürdü. belirli bir süre kur’an nüshaları çok kişinin elinde suhuflar halinde kaldı. ömerden sonra halife olan osman, kuranın tek kitap olarak düzenlenmesini emretti. yazılı bütün nüshalar bir araya getirildi. incelemeler sonucu, ortada sadece beş adet güvenilir nüsha olduğu anlaşıldı. görevlendirilen özel bir kurul karşılaştırmaları, düzeltmeleri yaparak, her türlü kuşkudan uzak, kesin bir nüshayı meydana getirdi. elde edilen nüsha hattatlar tarafından yazılarak çoğaltıldı. doğruluğundan şüphe edilen öteki nüshaların hepsi ortadan kaldırıldı.” (kaynak: http://www.birdunyabilgi.org/…i-kerim-nasil-yazildi) araştırınca da görülmektedir ki, bir dönem birkaç farklı kur’an meydana çıkmış, o dönemin bazı insanları tarafından aralarından doğru olduklarına inandıkları birisi seçilmiş, diğer nüshalar imha edilmiştir. bu kişiler hangi nüshanın doğru olduğunu nereden bilmişlerdir? allah’dan onlara hangisinin doğru olduğu hakkında vahiy mi gelmiştir? allah koruyacağına söz verdiği kur’anın değişik kopyalarının çıkmasına müsaade ederek, ve ilk yazılan nüshalarının günümüze ulaşmamasını sağlayarak neden inananları şüpheye düşürmektedir? insan bunları düşündüğü ve şüpheye düştüğü için günaha mı girer? ve allah daha önce gönderdiği zebur, tevrat ve incil’i neden korumamıştır? bu kitapların insanlar tarafından değiştirileceğini bilmemekte midir? neden yüzyıllarca insanların değiştirilmiş kitaplara inanmasına müsaade etmiştir?

    46- enam suresi 38. ayette kur’anı kerim hakkında şu sözler geçer; “biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” ancak orucu nelerin bozduğu, nasıl namaz kılınacağı, neyin helal neyin haram olduğu gibi çok önemli konular ve buna benzer yüzlerce şeyin nasıl yapılacağı kur’an da yazılmamış, hadislerle, rivayetlerle açıklanmıştır. hatta bundan dolayı mezhep ayrılıkları oluşmuştur. hangi mezhebin doğru olduğunu nereden bilebiliriz? allah hiçbir şeyi eksik bırakmadık dediği kur’an da neden bir çok şeyi açıklamamıştır? tek güvenilir kaynak olarak gördüğümüz kur’anı kerimde açıklanmayan konuları araştırmak için başvurduğumuz, hadislerin, hocaların hangilerinin doğru olduğuna nasıl karar verebiliriz? allah neden çoğu şeyi eksik bırakarak mezhep ayrılıklarının oluşmasına neden olmuştur?

    47- enam suresi 92. ayet şöyledir; “bu, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır, kendinden öncekileri doğrulayıp onaylayandır. (bunu, sana) şehirlerin merkezi olan (mekke’dekileri) ve çevresindekileri uyarman için (gönderdik). ahirete iman edenler, onlar namazlarına dikkat ederler.” kur’an-ı kerim ve hz. muhammed sadece mekke ve çevresindekileri uyarmak için mi gönderilmiştir? eğer öyle değilse neden bu ayette “tüm dünyadakileri uyarman için” değilde “mekke ve çevresindekileri uyarman için” diye yazmaktadır? ve gene sadece mekke ve çevresindekileri uyarmak için gönderilmediyse neden hz. muhammed tüm dünyayı dolaşıp kur’anı tüm dünya insanlarına tebliğ etmemiştir?

    48- enam suresi 162, 163. ayetler şöyledir; “de ki: “benim namazım, ibadetlerim, hayatım, ölümüm alemlerin rabbi olan allah’ındır. onun ortağı yoktur. ben, bununla emronuldum ve ben, allah’a boyun eğip teslim olanların ilkiyim.” bu ayetlerde söylenene göre hz. muhammed allah’a boyun eğip teslim olan ilk kişidir. peki ondan önce gelen peygamberler allah’a boyun eğmemişler midir?

    49- saffat suresi 6. ayet şöyledir; “muhakkak ki biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.” dünyadan milyonlarca kat büyük olan yıldızlar süs için mi yaratılmıştır? ve yakın gök diye bahsedilen yer neresidir? bizden miyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yıldızlar yakın gök de midir?

    50- lokman suresi 10. ayet şöyledir; “(o) görmekte olduğunuz gökleri direksiz yarattı, sizi sarsmasın diye yeryüzüne dağlar dikti, onda her tür hayvanı üretip yaydı. gökyüzünden bir su indirdik ve (onunla) orada her faydalı bitkiden çifter çifter bitirdik.” bu ayette konuşan kimdir? bu ayet allah’ın ağzından mı yazılmıştır, yoksa hz. muhammedin ağzından mı yazılmıştır? ve gene ayette “sizi sarsmasın diye yeryüzüne dağlar dikti” denmektedir, ancak günümüzde dünyanın farklı yerlerinde her gün depremler meydana gelmektedir, yeryüzü sürekli sarsılmaktadır, bizi sarsmaması için dikilen dağlar işlevini yerine getirememekte midir?

    51- zümer suresi 6. ayette “size hayvanlardan sekiz çift indirdi.” denmektedir. allah bize sadece sekiz çift hayvan mı indirmiştir? o zaman diğer binlerce hayvan türünü kim indirmiştir?

    52- zümer suresi 10. ayet şöyledir; “de ki: “ey iman eden kullarım! rabbinizden takva ile korunun. bu dünyada iyilik yapanlara, bir iyilik vardır. allah’ın yarattığı yeryüzü, geniştir. sadece sabredenlere sevapları sonsuz ödenir.” bu ayette hz. muhammed insanlara “ey iman eden kullarım!” demektedir. insanlar hz. muhammed’in kulları mıdır? bu ayet neden “sadece allah’a kulluk edin.” sözleriyle çelişir?

    53- fussilet suresi 9,10,11 ve 12. ayetler şöyledir; “9- de ki: “siz gerçekten, yeryüzünü iki günde yaratanı inkar edip duracak, hâlâ ona ortaklar koşacak mısınız?” o, bütün alemlerin rabbidir. 10- hem orada, onun üstünde dağlar yaptı, arayanlar için eşit olmak üzere orada yaşayanların azıklarını belirledi. (bütün bunlar) dört günde (oldu). 11- sonra, o bir duman iken, göğe yöneldi. ona ve yeryüzüne, “haydi, ikiniz de ister istemez gelin!” dedi. “isteye isteye geldik!” dediler. 12- bu şekilde onları iki günde, yedi gök olmak üzere yerine koydu, her göğe de işini (kendisinde nelerin meydana geleceğini) vahiy etti. yakın göğü, kandillerle donattık ve koruduk. işte bütün bunlar, o çok güçlü olan ve her şeyi bilenin belirlemesi ile olmaktadır.” bu ayetlere göre iki günde yeryüzü yaratılmıştır, dört günde yeryüzünde dağlar yapılmış ve arayanların azıkları eşit olarak dağıtılmıştır, iki günde de yedi gök olmak üzere gökler yaratılmıştır, yani toplamda evren 8 günde yaratılmıştır. ancak araf suresi 54. ayet, hud suresi 7. ayet, yunus suresi 3. ayet, furkan suresi 59. ayet, secde suresi 4. ayet, kaf suresi 38. ayet ve, hadid suresi 4. ayette evrenin 6 günde yaratıldığı söylenmektedir. bunların hangisi doğrudur? evren kaç günde yaratılmıştır? ve gene fussilet suresi 12. ayette konuşan hz. muhammed midir yoksa allah mıdır?

    54- fussilet suresi 44. ayet şöyledir; “eğer onu yabancı dilde bir kur’an yapsaydık, “ayetleri açıklansaydı ya! araba, acemce(farsça) (yabancı dilde) bir kur’an mı?” diyeceklerdi. de ki: “o iman edenler için bir rehber ve şifacıdır. iman etmeyenlerin ise, kulaklarında bir ağırlık vardır. o, onlara karşı körlüktür. (bu kur’an), onlara uzak bir yerden bağırılıyormuş (gibi gelir).” bu ayette allah kur’an’ı arapça indirmesinin sebebini, araba arapça bir kur’an indirdiği şeklinde açıklamaktadır. başka bir dilde indirseydik araba yabancı dilde bir kur’an mı? şeklinde sorular sorulacağı için arapça indirildiği söylenmektedir. peki aynı soruyu günümüz insanları sormaz mı? türk’e arapça bir kur’an mı? japon’a arapça bir kur’an mı? hindu’ya arapça bir kur’an mı? şeklinde sorular sorulmaz mı? allah kur’anı araplara arapça indirmiştir. peki neden türklere türkçe, ya da fransızlara fransızca bir kur’an indirmemiştir?

    55- şura suresi 32 ve 33. ayetler şöyledir; “32- denizde o dağlar gibi akıp giden (koca koca gemiler de) onun varlığının delillerindendir. 33- dilerse o, rüzgarı durduruverir de, (gemiler) onun üzerinde sabit kalıverirler. şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükredenler için, (onun varlığı hakkında) deliller vardır.” bu ayetlerde rüzgar olmazsa gemilerin ilerleyemeyeceğinden bahsedilmektedir, ama günümüzdeki motorlu gemiler rüzgardan bağımsız hareket etmektedirler. rüzgar kesiliverirse bu motorlu gemiler de ilerleyemezler mi?

    56- şura suresi 40. ve 41. ayet şöyledir; “40- kötülüğün cezası, onun benzeri bir kötülüktür. kim de kendisine kötülük yapanı affeder ve (onunla arasındaki ilişkilerini) düzeltirse, bunun ödülü allah’a aittir. o kesinlikle zalimleri sevmez. 41- kim zulmedildikten sonra öcünü alırsa, bunlara ceza için bir yol yoktur.” bu ayetlerde kötülüğün cezasının bunun benzeri bir kötülük olduğu ve bunun bir günahı olmadığı söylenmektedir. buna göre bir kişinin eşine tecavüz edilse, onun da o kişinin eşine tecavüz etmesinde bir günah yok mudur? peki tecavüz edilen kişinin hakkı nerededir?

    57- gayişe suresi 6. ayette günahkârlar hakkında şöyle denilmektedir; “onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur.” hakka suresi 36. ayette ise gene günahkârlar hakkında şöyle denir; “irinden başka yiyeceği de yoktur.” ancak duhan suresi 43. ve 44. ayetler ise şöyledir; “43,44- muhakkak ki zakkum ağacı, günahkârın yemeğidir.” bu ayetler neden birbiriyle çelişir? gayişe suresinde günahkârlar kuru dikenden başka bir şey yemeyecek denilirken ve hakka suresinde “irinden başka yiyeceği yoktur.” denilirken, neden duhan suresinde “zakkum ağacı günahkârların yemeğidir.” denilmektedir?

    58- zariyat suresi 49. ayet şöyledir; “düşünesiniz diye her şeyden iki çift yarattık.” ancak günümüzde bilinmektedir ki, iki cins olmayan, sadece bölünerek üreyen binlerce canlı türü vardır. allah bunları bilmemekte midir?

    59- kehf suresi 50. ayet şöyledir; “bir zamanlar meleklere, “adem’e secde edin!” demiştik de, iblis’in dışında hepsi secde etmişlerdi. o, cinlerdendi. rabbinin emrinden çıktı. “onlar size düşman iken, şimdi siz, beni bırakıp onu ve soyunu koruyucular mı ediniyorsunuz?” bu, zalimler için ne kötü bir karşılıktır!” bu ayette meleklere “adem’e secde edin!” denildiğinden ve iblisin secde etmediğinden bahsedilmektedir ve ardından iblis için “o cinlerdendi.” denilmektedir. iblis meleklerden midir yoksa cinlerden midir?

    60- kehf suresi 86. ayet şöyledir; “sonunda güneşin battığı yere vardığı zaman, onu balçıklı bir suda batıyor buldu. bir de onun yanında (inkarcı) bir topluluk buldu. biz, (ona şöyle) dedik: “ey zülkameyn! ya onları cezalandırırsın veya onlara güzelce davranırsın!” bir insan güneşin battığı yere nasıl varabilir? dünyanın yuvarlak oluşu ve kendi etrafında dönüşü sebebiyle güneş her an bir yerlerde batıyor, bir yerlerde ise doğuyor olarak görünür. allah dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü bilmemekte midir? ve güneş akşamları dünya üzerinde balçıklı bir suya mı batar?

    61- nahl suresi 79. ayet şöyledir; “(allahın emrine) boyun eğerek göğün boşluğunda uçan kuşlara bakmazlar mı? onları orada allah’tan başka ne tutmaktadır? elbette iman edecek bir topluluk için bunda ibretler vardır.” bu ayette gökteki uçan kuşları allah’ın gökte tuttuğu söylenmektedir. peki günümüzdeki uçakları gökte kim tutmaktadır?

    62- nahl suresi 67. ayet şöyledir; “hurma ve üzümlerin meyvelerinden, hem sarhoşluk veren bir içki, hem de güzel, hoş bir rızık edinirsiniz. şüphesiz bunda aklı olan bir topluluk için elbette bir ders ve ibret vardır.” bu ayette hurma ve üzümlerden sarhoşluk veren bir içki edinirsiniz diyor ve bunun hakkında kötüdür, haramdır gibi bir şey söylenmiyor. gene nahl suresi 115. sure de ise şöyle deniliyor; “allah size sadece ölü etini, kanı, domuz etini, allahtan başkası adına kesilmiş hayvanları haram kıldı.” hacc suresi 30. ayet de de şu cümle geçmektedir; “... size okunup bildirilenlerin dışındaki bütün hayvanlar, size helal kılındı. ...” bu ayetlere göre içki haram değil midir? ve gene bu ayetlere göre eşek eti, köpek eti ..vs. haram değil midir?

    63- müminün suresi ilk 6 ayeti şu şekildedir; “1- müminler gerçekten kurtuluşa ulaştılar. 2- onlar, namazlarında huşu içindedirler. 3- onlar, yararsız sözden uzak dururlar. 4- onlar zekat vermek için çalışırlar. 5- onlar (meşru olmayan cinsel ilişkiye girmeyerek) namuslarını korurlar 6- (onlar) ancak, eşleri ve ellerinin altındaki cariyeleriyle (cinsel ilişkide bulunurlar). onlar elbette (bu meşru olanlarla bulundukları ilişkiden dolayı) kınanmazlar.” mearic suresi 29. ve 30. ayetler de şöyledir; “29- onlar, apışlarını, ırzlarını korurlar. 30- ancak eşleri ve elleri altında bulunan cariyeler hariç. çünkü onlar, bunda kınanmazlar.” müminün suresi 6. ayette geçen eşleri ve ellerinin altındaki cariyeleriyle cinsel ilişkide bulunurlar sözü ne anlama gelmektedir? cariye: dişi köle demektir. allah köleliği yasaklamamış mıdır? kendinden güçsüz, sahipsiz bir kadını zorla köle yapmak islamda günah değil midir? allah’ın katında tüm insanlar eşit değil midir? üstünlük ancak takvada değil midir? allah neden köleliği kaldırmamıştır? ve neden cariyelerle cinsel ilişkiye girmeyi helal kılmıştır?

    64- bakara suresi 106. ayet şöyledir; “biz, bir ayetten her neyi nesh eder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. allah’ın her şeye gücü yeten olduğunu bilmez misin?” nesh: "kaldırma, hükümsüz kılma" anlamına gelmektedir. allah yanlış yapar mı ki sonradan o ayeti nesh ederek yerine yenisini gönderir? ayrıca kadr suresi 1. ayette yazdığı gibi kur’an-ı kerim kadir gecesinde inmemiş midir? yani toptan bir şekilde inmemiş midir ki allah sonradan üzerinde değişiklik yapar? kur’an’ın birçok yerinde belirtildiği gibi kur’an-ı kerim allah katında bir kitap olan “levh-i mahfuz”(bkz: soru 21) da yazılıdır. burada ezelden beridir yazılı olan bir kitap neden hz. muhammed zamanında değiştirilmektedir? allah hata yapar mı? ayrıca bu ayetler fatır suresi 43. ayette yazan “sen allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın. sen, allah’ın kanununda bir başkalaşma da bulamazsın.” sözleriyle neden çelişmektedir?

    65- bakara suresi 178. ayette şöyle denilmektedir; “ey iman edenler! öldürülenler hakkında üzerinize kısas farz kılındı: özgüre özgür, köleye köle, dişiye dişi.” kısas: “bir suçluyu, başkasına yaptığı kötülüğü kendisine aynı biçimde uygulayarak cezalandırma” demektir. (kaynak: http://www.tdk.gov.tr/….gts.51633720700da0.55240907) yani allah burada diyor ki, bir kişi sizden birisini öldürürse, sizinde ondan birisini öldürmeniz size farzdır. surede ayrıca “özgüre özgür, köleye köle, dişiye dişi” denilmektedir, yani birisi sizin kölenizi öldürürse siz de onun kölesini öldürün denilmektedir. burada öldürülen kölenin suçu nedir? allah köleliği kaldırmamış mıdır? tüm insanları eşit saymamış mıdır? allah köleleri insan yerine koymamakta mıdır ki, birisi sizin kölenizi öldürürse siz de onun kölesini öldürün diye emretmektedir? günümüzde karısı öldürülen bir insanın, öldüren kişinin karısını öldürmesi farz mıdır?

    66- bakara suresi 187. ayette oruç şöyle tanımlanmaktadır; “ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikten sizce seçilinceye kadar yiyin, için. sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun.” kısaca denilmektedir ki güneşin doğuşundan batışına kadar oruç tutun. ancak dünyanın yuvarlak olması sebebiyle, ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe güneşin doğuş ve batış süresi değişir, hatta kutuplarda 6 ay gece, 6 ay gündüz olmaktadır. kutuplarda yaşayan bir insanın oruç tutması nasıl mümkün olabilir? bir kişi nasıl 6 ay boyunca yemek yemeden ve su içmeden durabilir? ve bunu senede 30 defa yapması gerekir! bu nasıl mümkün olabilir? allah kutuplarda gece ve gündüzün 6 ay sürdüğünü bilmemekte midir? yoksa enam suresi 92. ayette söylendiği gibi kur’an yalnızca mekke ve çevresindekilere mi gönderilmiştir?

    67- bakara suresin 191, 192 ve 193. ayetleri şöyledir; “191- onları nerede yakalarsanız öldürün. sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. fitne öldürmeden daha ağırdır. yalnız mescid-i haram yakınında onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. ancak sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. kâfirlerin cezası böyledir. 192- artık şirkten vazgeçerlerse şüphesiz ki allah çokça bağışlayandır, çokça acıyandır. 193- hem bir fitne kalmayıp din yalnız allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. vazgeçerlerse, artık düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.” kâfirlerin cezası ölüm müdür? günümüzde nerede bir kâfir görülse öldürülmeli midir? dünya nüfusunun %19.6 sını kapsayan 1.3 milyar müslümanın dışında kalan ve dünya nüfusunun %80.4 ünü kapsayan 5.6 milyar insanın hepsi öldürülmeli midir?

    68- bakara suresi 29. ayet şöyledir; “o yeryüzünde her ne varsa, hepsini sizin için yaratandır. sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök halinde düzene koydu. o her şeyi çok iyi bilendir.” allah burada önce yeri sonra göğü yarattığını söylemektedir. ancak naziat suresi 27,28, 29 ve 30. ayetler ise şöyledir; “27- sizi yaratmak mı daha zor, yoksa gökyüzünü mü? o allah, onu yarattı. 28- ona, boyuna yükseklik verdi ve onu bir düzene koydu. 29- gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı. 30- ondan sonra da yeryüzünü döşedi.” naziat suresinde ise önce göğü daha sonra yeri yarattığını söylemektedir. allah önce gökleri mi yaratmıştır, yoksa yeri mi yaratmıştır? ayrıca enbiya suresi 30. ayette şöyledir; “inkâr edenler, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, sonra bizim onları ayırdığımızı görmediler mi? biz hayatı olan her şeyi sudan yarattık. hâlâ inanmıyorlar mı?” bu ayette ise başlangıçta göklerin ver yerin bitişik olduğu ve allah’ın onları ayırdığı yazılmaktadır. bu ayetler birbiriyle neden çelişir?

    69- enfal suresi 1. ayet şöyledir; ”sana ganimetlerin (nasıl bölüşüleceğini) soruyorlar. de ki: “ganimetler, allah ve rasulünündür. onun için siz müminlerseniz, allah’tan korkun da birbirinizle aranızı düzeltin, allah’a ve rasulune itaat edin.” bu ayette savaş ganimetlerinin allah ve rasulune ait olduğu söyleniyor. allah’ın savaş ganimetlerine ihtiyacı mı vardır? gene enfal suresi 41. ayette ise şöyle denilmektedir; “biliniz ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, allah’a, peygambere, ona yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır.” 1. ayette ganimetlerin hepsi allah ve rasulünündür denirken, 41. ayette karar değiştirilmiş, ganimetlerin beşte biri allah’ın, peygamberin, ona yakın olanların, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmışlarındır denmiştir. allah neden ilk başta ganimetin hepsi allah ve resulünündür derken sonradan karar değiştirmiştir?

    70- enfal suresi 65. ayet şöyledir; “ey peygamber! müminleri cihada teşvik et. eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa, iki yüz kişiye galip gelirler. eğer sizden yüz kişi olursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. çünkü onlar, hakkı ve sonucu iyi kavrayamayan, anlayışsız bir topluluktur.” bu ayette görüldüğü gibi allah sizden bir kişi onlardan on kişiye bedeldir diyor. enfal suresi 66. ayet ise şöyledir; “şimdi allah, sizden yükü hafifletti. sizde bir zayıflık olduğunu bildi. şimdi sizden sabredecek yüz kişi olursa, iki yüz kişiye galip gelirler. eğer sizden bin kişi olursa, allah’ın izni ile iki bin kişiye galip gelirler. allah, sabredenlerle beraberdir.” bu ayette ise sizden bir kişi onlardan iki kişiye bedeldir denilmektedir. allah neden ilk başta bir müslüman on kişiye bedel derken sonradan karar değiştirmiş ve bir müslüman iki kişiye bedeldir demiştir? allah ilk başta bir müslümanın kaç kişiye bedel olacağını yanlış mı hesaplamıştır? allah hata yapar mı?

    71- secde suresi 3. ayet şöyledir; “yoksa “onu uydurdu” mu diyorlar? hayır, o, rabbinden gelen gerçeği (anlatan bir kitaptır). (bunu sana), kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu uyarasın diye (gönderdik). belki doğru yolu bulurlar.” allah burada bu topluluğa daha önce bir uyarıcı göndermediğini söylüyor. ancak al-i imran suresi 183. ayet ise şöyledir; “onlar şöyle dediler: “allah bize şöyle ant verdi: bize ateşin yiyeceği bir kurban getirinceye kadar hiçbir rasule inanmayacağız.” de ki: “size benden önce bazı rasuller mucizelerle gelmiş ve o dediğinizi de getirmiş idi. sözünüzde doğruysanız, onları niçin katlettiniz.” bu ayette ise allah’ın daha önce rasuller gönderdiği ve o topluluğun onları katlettiği söyleniyor. bu ayetlerin hangisi doğrudur?

    72- uhud savaşından önce allah müslümanlara al-i imran suresi 125. ayette şu sözü vermiştir; “evet, siz sabreder, itaatsizlikten sakınırsanız, onlar da şu dakika üzerinize geliverirlerse, rabbiniz, işaretli beş bin melekle size destek çıkacaktır.” allah neden destek olarak melekler gönderir? eğer allah müslümanların kazanmasını istiyorsa, sadece bir sözüyle bir anda tüm kâfirleri helak edemez mi? ayrıca uhud savaşını müslümanlar kaybetmişlerdir. allah söz verdiği beş bin meleği göndermemiş midir? ya da gönderdiyse beş bin melek de kâfirleri yenememiş midir? allah kaybedilen savaştan sonra şu ayeti göndermiştir, al-i imran suresi 153. ayet; “o sırada siz boyuna uzaklaşıyordunuz, kimseye dönüp bakmıyordunuz. peygamber ise, arkanızdan sizleri çağırıp duruyordu. bunun üzerine allah sizin elinizden kaçıp giden zafere ve başınıza gelen musibete üzülmemeniz için, sizi keder üstüne kederle cezalandırdı. allah, ne yaptığınızı bilmektedir.” allah kullarını üzülmemesi için mi keder üstüne kederle cezalandırmıştır?

    73- ahzab suresi 50. ayet şöyledir; “ey peygamber! biz, sana şunları helal kıldık: mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altındaki cariyeyi, amcanın kızlarından, halalarının kızlarından, dayının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları. bir de mümin bir kadın, kendini (mehirsiz olarak) peygambere hibe eder, peygamber de onu nikâh etmek isterse, onu, diğer müminlere değil sadece sana (helal kıldı). onlara, eşleri ve elleri altında bulunan cariyeleri hakkında ne farz kıldığımızı biz biliriz. bunları, sana darlık olmasın (diye yaptık). allah, çok bağışlayan, çok acıyandır.” allah burada “allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altındaki cariyeyi” sözüyle hz. muhammede savaşta esir aldığı kadınları helal kılmıştır. savaşta bir kadını esir alıp onu köle yapmak allah katında helal midir? allah savaşta esir alınan kadınları ganimet olarak mı görür? o kadınların hakları yok mudur ki, doğrudan peygambere helal kılınmıştır? ayrıca günümüzde bilinmektedir ki akraba evliliklerinde sakat doğum olma oranı çok yüksektir. peki allah neden hz. muhammede akrabalarının kızlarını helal kılmıştır? ahzab suresi 52. ayette şöyledir; “bunun dışındaki kadınlar sana helal olmaz. bunları başka eşlerle değiştirmek de olmaz. isterse güzellikleri çok hoşuna gitsin. ancak elinin altında bulunan cariyeler, (bu hükmün) dışındadır. allah, her şeyi gözetleyendir.” gene bu ayette de cariyeler normal insanlardan farklı görülmektedir, cariyeler her türlü helaldir ve istenirse başka cariyelerle değiştirilebilir. allah köleliği neden serbest bırakmıştır? o köleler de allah’ın kulu değil midir? günümüzde kimsesiz bir kadını yakalayıp onu köle yapmak, ve kendisiyle istenilen şekilde cinsel ilişkiye girmek helal midir?

    74- ahzab suresi 53. ayet şöyledir; “ey iman edenler! vaktine bakmaksızın, size yemek için izin verilmedikçe, peygamberin evlerine girmeyin, fakat çağırıldığınız zaman da girin. yemeği yediğinizde, hemen dağılın. söz, sohbet için de izinsiz girmeyin. çünkü bu (davranışınız), peygambere sıkıntı veriyor, (ancak bu rahatsızlığını) size (söylemekten) utanıyor. ancak allah, hakkı söylemekten sıkılmaz. hem onlara (eşlerine), gerekli bir şey soracağınız zaman, bunu onlara bir perde arkasından sorun. böyle yapmanız, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. sizin, allah’ın rasulüne sıkıntı vermeniz olamaz. o (öldükten) sonra, ebedi olarak eşlerini nikâhlamanız da olamaz. çünkü bu günah, allah katında çok büyüktür.” allah neden tüm insanlığa ve ahiret gününe kadar gelecek olan herkese gönderdiği kitabına peygamberin evine olur olmaz girmeyin, o sıkılıyor, gibi ayetler eklemektedir? bugün bu ayeti okuyan kişiye hitap etmediği apaçık ortadadır. peki neden kur’an-ı kerime yazılarak bu ayet tüm insanlara gönderilmiştir? bu ayet de “levh-i mahfuz”(bkz: soru 21) da yazılı mıdır? ayrıca neden hz. muhammed öldükten sonra eşlerinin başkalarıyla evlenmesi haram kılınmıştır?

    75- ahzab suresi 60 ve 61. ayetler şöyledir; “60- yemin olsun, münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde dedikodu çıkaranlar (yaptıklarından) vazgeçmezlerse, seni onların başına musallat ederiz. sonra orada, senin yanına çok az yanaşabilirler.” 61- onlar, lanete uğramışlardır. nerede ele geçirilirlerse, tutulurlar ve öldürülürler.” bu ayetlere göre şehirde dedikodu çıkaranları öldürmek farz mıdır? günümüzde dedikodu yapan birini gördüğümüzde onu öldürmek üzerimize farz mıdır? öldürmezsek günaha girmiş olur muyuz?

    76- nisa suresinde miras paylaşımının anlatıldığı 11, 12 ve 176. ayetler şöyledir; “11- allah size çocuklarınızla ilgili miras paylaşımında şunu emrediyor: erkeğe, iki kadının payı kadar. eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden fazla iseler, bunlara terekenin üçte ikisi. eğer bir tek kız ise, o zaman ona yarısı. eğer çocuğu varsa, anne-babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir. ama çocuğu yok da anne-babası varis bulunuyorsa, annesine üçte bir. eğer ölenin kardeşleri de varsa, o zaman annesine altıda bir. (bunlar) hep, (ölenin) yaptığı vasiyet yerine getirildikten veya borcu ödendikten sonradır. babalarınız ve oğullarınız, onların hangisinin fayda bakımından size daha yararlı olduğunu bilemezsiniz. bütün bunlar allah’tan size bir emirdir. kesinlikle allah, her şeyi en iyi şekilde bilendir, yaptığını sağlam yapan ve yaptığında bir hikmet bulunandır. 12- eğer bir çocukları yoksa eşlerinizin terekesinin yarısı sizindir. yok, eğer bir çocukları varsa, o zaman terekesinin size (düşen payı) dörtte birdir. (bunlar), ettikleri vasiyet yerine getirildikten veya borcu ödendikten sonradır. onlara da, eğer çocuğunuz yoksa, sizin terekenizden dörtte bir. yok, eğer bir çocuğunuz varsa, o zaman onlara terekenizden sekizde bir. (bunlar), ettiğiniz vasiyet yerine getirildikten veya borcu ödendikten sonradır. eğer bir erkek veya kadına (çocuğu ve babası olmadığından) kelale yoluyla (yan koldan) varis olunuyorsa bir erkek kardeşi veya kız kardeşi bulunuyorsa, her birine altıda bir. eğer bundan fazlaysalar, o zaman üçte birine ortaktırlar. bunlar, zarar verme kastı olmaksızın, edilen vasiyet yerine getirildikten veya borcu ödendikten sonradır. bunların hepsi allah’tan fermandır. allah hem her şeyi en iyi şekilde bilendir, hem de kullarına merhametle davranandır. 176- senden fetva istiyorlar. de ki: babası ve çocuğu olmayanın (mirasıyla) ilgili fetvayı size allah veriyor. bir kişi ölür de, çocuğu olmayıp bir kız kardeşi varsa, buna terekenin yarısı verilir. eğer onun, (kız kardeşinin) çocuğu yoksa o, buna (tamamen) varis olur. eğer onlar iki kız kardeşseler, bunlara onun terekesinden üçte ikisi verilir. eğer (ölenin) erkekli kadınlı kardeşleri varsa, o zaman erkeğe iki kadın payı kadar (verilir). allah, bunu size şaşırıyorsunuz diye açıklamaktadır. allah, her şeyi çok iyi bilendir.” şimdi bu ayetlere göre birkaç farklı şekilde miras paylaşımı yapmaya çalışalım, örnek 1: 120.000 lira parası olan, çocuğu, anne-babası, kardeşleri olmayan bir kadın vasiyet ve borç bırakmadan ölür ve geride sadece kocasını bırakırsa yukarıdaki ayetlerden “eğer bir çocukları yoksa eşlerinizin terekesinin yarısı sizindir.” sözüne göre paranın 60.000 lirası kocaya verilir, ama geri kalan 60.000 lira hakkında bir hüküm yoktur. kalan para ne yapılmalıdır? örnek 2: 120.000 lira parası olan, çocuğu, kardeşleri ve babası olmayan bir kadın vasiyet ve borç bırakmadan ölür ve geride sadece kocası ve annesini bırakırsa “çocuğu yok da anne-babası varis bulunuyorsa, annesine üçte bir.” sözüne göre 40.000 lira anneye verilir, “eğer bir çocukları yoksa eşlerinizin terekesinin yarısı sizindir.” sözüne göre de 60.000 lira kocaya verilir, bu durumda kalan mirasın 40.000 + 60.000 = 100.000 lirası paylaştırılmıştır, peki kalan 20.000 lira ne yapılmalıdır? örnek 3: 120.000 lira parası olan, kardeşleri olmayan bir adam, vasiyet ve borç bırakmadan ölür, geriye üç kız çocuğu, annesi, babası ve karısı kalırsa; “eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden fazla iseler, bunlara terekenin üçte ikisi.” sözüne göre 80.000 lira kalan üç kız çocuğuna vermelidir. “eğer çocuğu varsa, anne-babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir.” sözüne göre 20.000 lira anneye, 20.000 lira da babaya verilmelidir. “yok, eğer bir çocuğunuz varsa, o zaman onlara(eşlerinize) terekenizden sekizde bir.” sözüne göre 15.000 lira da eşlere verilmelidir. bu durumda 80.000 (kız çocuklarına) + 20.000 (anneye) + 20.000 (babaya) + 15.000 (eşlerine) = toplamda 135.000 liraya ihtiyaç vardır, ancak ölen adamın sadece 120.000 lirası vardır, 15.000 lira eksik çıkmaktadır. böyle bir miras paylaşımını yapmak matematiksel olarak imkansızdır. örnek 4: 120.000 lira parası olan, çocuğu ve babası olmayan bir kadın vasiyet ve borç bırakmadan ölür, geriye annesi, kocası ve bir öz kız kardeşi kalırsa; “çocuğu yok da anne-babası varis bulunuyorsa, annesine üçte bir.” sözüne göre 40.000 lira annesine verilmelidir. “eğer bir çocukları yoksa eşlerinizin terekesinin yarısı sizindir.” sözüne göre kocaya 60.000 lira verilmelidir. “bir kişi ölür de, çocuğu olmayıp bir kız kardeşi varsa, buna terekenin yarısı verilir.” sözüne göre 60.000 lira da kız kardeşe verilmelidir. bu durumda 40.000 (anneye) + 60.000 (kocaya) + 60.000 (kız kardeşe) = toplamda 160.000 liraya ihtiyaç vardır, ancak ölen kadının sadece 120.000 lirası vardır. 40.000 lira eksik çıkmaktadır. kur’anın emrettiği şekilde mirası paylaşmak yukarıdaki durumlarda imkansızdır. allah nasıl böyle bir yanlış yapabilir? allah matematik hatası yapabilir mi?

    77- nisa suresi 24. ayette şöyle denilmektedir; “bir de savaş esiri olarak ellerinizin altında bulunan cariyeler dışında, evli kadınlar (da size haram kılındı).” bu ayete göre savaş esiri olarak alınan kadınlar evli de olsa, onlar müslümanlara helaldir. normalde evli bir kadın müslümanlara haram iken savaşta esir olarak alınan evli bir kadın müslümanlara neden helal kılınmıştır? allah esir alınan kadının hakkını gözetmez mi?

    78- nisa suresi 82. ayet şöyledir; “hâlâ kur’anı iman ile düşünmezler mi? eğer o, allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, elbette içinde birçok karşıtlık bulacaklardı.” allah burada kur’anda karşıtlık bulamazsınız demektedir. peki yukarıdaki sorularda sorulanlar birer karşıtlık değil midir?

    79- nisa suresi 89. ayet şöyledir; “onlar, kendilerinin inkâra saplandıkları gibi, sizin de sapıp onlarla beraber olmanızı isterler. onlar, allah yolunda hicret edinceye kadar, içlerinden hiç kimseyi dost edinmeyin. yok, eğer aldırmazlarsa, o zaman onları bulduğunuz yerde tutun, öldürün. onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinin.” bu ayete göre, müslüman olmayan herkes öldürülmeli midir? eğer bir kâfir görüp de onu öldürmezsek allah’ın emrini uygulamadığımız için günaha mı girmiş oluruz?

    80- muhammed suresi 7. ayet şöyledir; “ey iman edenler! eğer siz allah’a yardım ederseniz, o da size yardım eder, ayaklarınızı sağlamlaştırır.” bu ayette allah iman edenlerden yardım istemektedir. allah insanların yardımına muhtaç mıdır? allah insanlardan yardım ister mi?

    81- talak suresi 4. ayet şöyledir; “hayızdan kesilmiş kadınlarınız, eğer şüphelendiyseniz, onların iddeti de üç aydır, hayız görmeyenler de öyle. hamile olanların süreleri, doğumlarını yapmalarıdır. her kim allah’a (karşı gelmekten) korunursa, allah onun için işinden dolayı bir kolaylık verir.” bu ayette “hayız görmeyenler de öyle.” kısmı ne anlama gelmektedir? islamda daha hayız (adet) görmeye başlamamış çocuklarla evlenmek serbest midir ki onları boşamak hakkında ayet vardır?

    82- münafikun suresi 4. ayet şöyledir; “sen onları gördüğün zaman, vücutları, görüntüleri senin hoşuna gider. (bir şey) söylerlerse, dediklerine kulak verirsin. onlar (birbirlerine) dayanmış keresteler gibidirler. her bağırmayı, yüksek sesi kendi aleyhlerine sanırlar. onlar düşmandır. onun için onlardan sakın. onları allah gebertsin! (haktan batıla) nasıl döndürülüyorlar!” bu ayet allah’ın kelamı mıdır, yoksa hz. muhammed’in kelamı mıdır? eğer allah’ın kelamıysa allah neden “onları allah gebertsin!” demektedir?

    83- mücadele suresi 12. ayet şöyledir; “ey iman edenler! peygambere gizlice bir şey söylemek istediğiniz zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka sununuz. bu, sizin için hem bir hayır, hem de daha iyi bir temizliktir. ancak gücünüz yetmezse, şüphe yok ki allah, çokça bağışlayandır, çokça acıyandır.” bu ayette görüldüğü gibi allah insanlara peygamberle konuşmadan önce sadaka sunulmasını emretmiştir. ancak bir sonraki ayet olan mücadele suresi 13. ayet ise şöyledir; “ya! gizlice bir şey söylemeden önce sadakalar sunmaktan korktunuz mu? madem ki yapmadınız, allah da size tövbe lütfetti, artık namaza devam edin, zekatı verin, allah ve rasulüne itaat edin. allah her ne yaparsanız, haberdardır.” bu ayette ise denilmektedir ki, madem ki sadaka sunmadınız, allah sizi affetti diyerek bir önceki ayette emredilen sadaka sunma şartı kaldırılmıştır. allah gönderdiği emirlerde değişiklik yapar mı? allah bir önceki ayeti yanlış mı göndermiştir de bir sonraki ayette verdiği hükmü değiştirmiştir? eğer kur’an-ı kerim ahiret gününe kadar ve tüm insanlara gönderildiyse bugün bu ayetleri okuyan kişi bundan ne anlamalıdır? günümüzde yaşayan insanların peygamberi ziyaret etmesi ihtimali yoktur. o zaman bu ayet neden kur’an-ı kerim’e eklenmiştir?

    84- hz. muhammed’in kölelerinden “maria” ile ilişkisi hakkında birçok kaynakta ve çoğu islam kaynaklarında geçen rivayetler, bunu destekleyen hadisler ve kur’an-ı kerim ayetleri vardır. ibn-i cerir ve ibni ishak'ın aktardıkları bir hadiste şöyle denir: “peygamber efendimiz hz. hafsa'nın evinde oğlu ibrahim'in annesi mariye ile birlikte olmuştu. hz. hafsa buna alınmış ve bunu kendisini küçük düşürücü bir olay olarak algılamıştı. bunun üzerine peygamberimiz, o'na bir daha mariye ile birlikte olmayacağına söz vererek yemin etmişti. ayrıca bunu kimseye söylememesini istemişti. ancak hz. hafsa gidip olayı hz. aişe'ye açmıştı.” rivayetler ise şöyledir; “mısır piskoposu hz. muhammed'e 4 cariye armağan eder. bunlardan biri de maria'dır (mariye, hz.mariye). maria kipti hristiyandır. bu cariye hz.muhammed'e bir erkek çocuk doğurmuş (ibrahim), ama bu çocuk 16 aylıkken ölmüştür. bir gün hz.muhammed karılarından hafsa bint-i ömer'in evindeyken maria da içeridedir ve hafsa ortalıkta yoktur.hz. muhammed maria ile ilişkiye girer, tam bu sırada hafsa içeri gelir, ortam gerilir. hafsa "benim günümde, benim yatağımda neden bu köle ile birlikte oluyorsun" diye kızar. hz.muhammed onu sakinleştirmek için kendisinden sonra ebubekir'in, ondan sonra da hafsa'nın babası ömer'in halife olacağını söyler. tabi ki bu "sevindirici" haber hafsa'nın sinirini geçirmez. bunun üzerine muhammed hafsa'yı sakinleştirmek için maria ile bir daha yatmayacağına dair yemin eder. ama bunu kimseye söylememesini ister. hafsa'nın siniri geçmesine geçmiştir de hz.muhammed maria'dan bir türlü vazgeçememektedir. bunun üzerine kendisine yardımcı olan şu ayetler iniverir; (tahrim suresi ilk 5 ayet): “1- ey peygamber! sana allah’ın helal kıldığını niçin haram edersin, hanımlarının hoşnutluğunu ararsın? bununla birlikte allah çok bağışlayandır, çok acıyandır. 2- allah size, yeminlerinizi bozabilme imkânı sağlamıştır. allah, sizin koruyup kollayanınızda. her şeyi bilen, her şeyi sağlam yapan ve yaptığında bir hikmet bulunan odur. 3- hani peygamber, hanımlarından bazısına gizlice bir söz söylemişti. ne zamanki o, onu haber verdi, allah da peygambere onu açtı. açınca peygamber o hanımına birazını anlattı, birazından ise geri durdu. ona bunu, bu şekilde anlatıverince “bunu sana kim haber verdi?” dedi. “bana her şeyi çok iyi bilen ve her şeyden haberdar olan (allah) peygamberlikle bildirdi” dedi. 4- eğer allah’a tövbe ederseniz, ne iyi! çünkü ikinizin de kalpleri eğildi. yok, eğer ona karşı birbirinize yardım ederseniz, haberiniz olsun ki, allah onun koruyup kollayanıdır. hem ayrıca cebrail, müminlerin salih olanları, onlardan sonra, melekler de (onun) destekleyicisidir. 5- eğer o sizi boşarsa, rabbi ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler verir. (bu yeni eşler, allah’a) boyun eğen, iman eden, namaz kılan, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan gerek dul, gerek bakire (hanımlardır).” olayı destekleyen bazı hadisler ise şunlardır; mariya olayı: hadis no : 0838, ravi: enes, tanım: “resulullah (sav)’ın zaman zaman birleştiği bir cariyesi vardı. hz. aişe ve hz. hafsa peşini bırakmadılar. sonunda resulullah bu cariyeyi nefsine haram etti. bunun üzerine: “ey peygamber, sen zevcelerinin hoşnutluğunu arayarak, allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?…” diye başlayan tahrim süresi nazil oldu.” kaynak: nesai, işretu’n-nisa, 4, (7, 71) taberi olayı şöyle anlatır: “gün, hz.muhammed’in hanımlarından hafsa’nın günüydü. o gün hz.muhammed, hafsa’yla cinsel ilişkide bulunmak üzere kalkıp evine gider. ama hafsa’yı evde bulamaz. tam o sırada, bir zamanlar, mısır mukavkısı’nın kendisine armağan ettiği cariyelerden mariya çıkagelir. hz.muhammed, cariyeyi hafsa’nın yatağına atar ve işini görmeye başlar. hz.muhammed’in, cariyesiyle yatması doğaldır. kur’an da, hanımlarının dışında cariyeleriyle de yatmasına olanak verilmiştir. (bkz. ahzab suresi, ayet: 50, 52.) ne var ki cariyeyle özgür (hurre) olan bir kadının, üstelik ömer kızının, hafsa’nın yatağında beraber olmaktadır . işte bu olağan değildir. terslik bu ya, o sırada, hafsa da çıkagelmiştir. hz.muhammed’in mariya ile ilişkisini görünce büyük tepki gösterir: “tann elçisi! sen beni kötü duruma düşürdün, aşağıladın. öyle birşey yaptın ki, benzerini hiçbir karına yapmadın! benim günümde, benim sıramda ve benim yatağımda bir cariyeyi yatırıp yapıyorsun!” sonra hz.muhammed’le hafsa arasında şu konuşma geçer: hz.muhammed: “hafsa! marya’yı kendime haram etsem de ona bir daha yaklaşmasam; bundan hoşnut olur musun?, hafsa: “evet!”, hz.muhammed: “vallahi billahi mariya ile bir daha yatmayacağım!” hz.muhammed hemen ant içmiştir. hz.muhammed: ”hafsa! aramızda kalsın, bunu sakın kimseye söyleme, olmaz mı?”, hafsa: “tamam!” ne var ki, hafsa bu durumu aişe’ye anlatır.(bkz: taberi, camiu’l-beyân, 28/102.) olayın duyulması ve hanımlarının aralarında dayanışmaya gidip kendisine karşı tavır alması üzerine hz.muhammed eşlerini terk eder ve bir odaya uzvete çekilir. hz.muhammed’in eşlerini boşadığı dedikodusu yayılır. bir rivayete göre ise cezalandırmak için sadece hafsa’yı boşamış ve diğerleriyle de 1 ay beraber olmamaya yemin etmiştir. hafsa ömer’in, ayşe ise ebubekir’in kızıdır. babalarının konumuna güvenerek asiliğe cesaret edebilmişlerdir. 4. ayette geçen “ikiniz” sözü ayşe ile hafsa’yı kasteder. ömer, olayı öğrenince hiddetle hz.muhammed’e gider ve görüşmek ister. 3 kez geri çevrilen isteği sonunda kabul edilerek içeri alınır ve bu görüşmeden sonra tahrim ayetleri gelir. ardından hafsa ile nikah tazelendiği ve 29. gün eşlerine dönüp ayşe’yle beraber olduğu söylenir. ayşe, henüz bir aylık sürenin dolmamış olduğunu düşünerek kendisine sorar: “hani sen, bir ay boyunca hanımlarından uzak duracağına dair yemin etmemiş miydin? bugün daha otuz gün bile olmadı; yirmi dokuzuncu gündeyiz!”. hz.muhammed kendisine şu yanıtı verir: “bu ay yirmi dokuz gün çeker.” olayı destekleyen bir diğer hadis ise şöyledir; hz. aişe: “ma era rabbeke illa yüsariu fi hevake” mealen: “bakıyorum da senin efendi tanrın yalnızca senin şeyinin keyfini yerine getirmek için koşuyor.” (kaynak: buhari, hadis no: 1721)” bu rivayetler doğru mudur? eğer doğruysa kur’an da açıklanmayan milyonlarca şey varken, tüm evreni, yıldızları, galaksileri yaratan allah neden böyle çok küçük olaylarla yakından ilgilenmekte ve bu ayetleri tüm insanlığa göndermektedir? eğer bu rivayetler yanlışsa tahrim suresi ilk 5 ayeti ne için indirilmiştir? ayrıca kur’an-ı kerim bir günde (kadir gecesi) indirilmemiş midir? neden olaylar olduktan sonra başka başka ayetler inmektedir? bu ayetler de, zamanın başlangıcından beri her şeyin yazılı olduğu allah katında bir kitap olan “levh-i mahfuz” da yazılı mıdır?

    85- tevbe suresi 5. ayet şöyledir; “(içinde savaşılması) haram olan aylar çıktı mı, müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin, onların bütün geçitlerini tutun. eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekatı verirlerse, yollarını serbest bırakın. çünkü allah çok bağışlayan, çok acıyandır.” burada bahsedilen “haram aylar” islamiyetten önce de arap kabilelerinde bulunan, sürekli savaş olması sebebiyle bazı aylarda savaşmayı yasaklayan kurallardır. haram ayları allah mı belirlemiş ve bu aylarda savaşılmasını haram kılmıştır, yoksa cahiliye dönemindeki arapların uyguladığı kuralları mı kur’an-ı kerim’e eklemiştir? ayrıca bu aylar dışında nerede bir müşrik görülürse öldürülmeli midir? müşriklerin cezasını ahirette allah vermeyecek midir? allah neden tüm müşriklerin öldürülmesini emretmiştir? yukarıdaki ayet bakara suresi 256. ayet ile neden çelişir? bahsedilen ayet; “dinde zorlama yoktur. doğruluk, sapıklıktan iyice ayrılmıştır. artık her kim tâğûtu inkâr eder, allah’a da iman ederse, işte o, en sağlam tutamağa, ki onun için kopmak yoktur, yapışmıştır. allah işitir, bilir.” bu ayetlere göre dinde zorlama var mıdır yoksa yok mudur?

    86- bir çok hadis ve rivayete göre hz.muhammed’in 47 yaşındayken 6-7 yaşında olan hz. aişe evlendiği ve 9-10 yaşındayken de gerdeğe girdiği anlatılmaktadır. bu hadislerden bazıları şöyledir; muhammed el-buhari'nin sahih-i buhari'de aktardığına göre aişe şöyle demiştir: “peygamber (47 yaşındayken) benimle 6 (yaşında) bir kızken nişanlandı. medine'ye gittik ve beni-el-haris bin hazrec'in evinde kaldık. sonra hastalandım ve saçlarım döküldü. daha sonra saçlarım büyüdü ve annem, ummü ruman, salıncakta kız arkadaşlarımla oynarken yanıma geldi. beni çağırdı, yanına gittim, bana ne yapacağını bilmiyordum. elimden yakaladı ve beni kapıda bekletti. soluğum kesilmişti, nefesim yerine geldiğinde, biraz su aldı ve yüzümle başımı bu su ile ovdu. daha sonra beni eve aldı. evde ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunuyordu. bunlar bana: "hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin!", dediler. annem beni bu kadınlara teslîm etti. bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve resûlullah'a teslîm ettiler. ensâr kadınları beni resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben 9 yaşında bir kızdım.” (kaynak: http://hadis.ihya.org/buhari/konu/955.html ve http://1.bp.blogspot.com/…kwfrbuyos/s1600/aise1.jpg) yine aişe'nin, muhammed el-buhari'nin sahih-i buhari'de aktardığı başka bir hadise göre: “ben henüz mekke’de, sokakta oyun oynayan bir kız iken muhammed'e kamer sûresi ayeti nâzil oldu.” (kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/aişe_bint_ebu_bekir) bir başka hadis şöyledir; ”resul-i ekrem'in yanında iken oyuncak bebeklerle oynardım. emsallerim(ve arkadaşlarım) oynamak için bana geldiklerinde resul-i ekrem'den çekinirlerdi, fakat resul-i ekrem bana geldikleri için sevinirdi. bir gün resul-i ekrem bana: 'bunlar(oyuncaklar)nedir?' diye sordu. ben: 'bunlar benim kız çocuklarımdır' dedim.” (gazali,ihyau' ulumiddin 1975,c.2,s.693) diğer bir hadis ise şöyledir; "benim kızlardan birtakım ahbaplarım vardı. onlarla kızlara ait oyun oynardık. biz oyun oynarken (muhammed) eve gelirse oyun arkadaşlarım saklanırlardı. çok defa resul-i ekrem bu kız arkadaşları benimle oynasınlar diye beni gönderirdi." (sahih-i buhari,hadis no:2003,c.12,s.152-153;ayrıca sahih-i buhari,c.3,s.60 ve sahih-i buhari,c.8,s.105) araştırmaların sonuçları ise şöyle demektedir; “hz. aişe’nin hz. peygamber ile evlilik yaşı konusundaki tartışmaları maddeler halinde verip, her bir madde içinde; bu görüşlerin eleştirilerini yaptıktan sonra, kendi görüş, değerlendirme ve cevaplarımızı da aynı madde içinde belirteceğiz. mevlana şibli “asr-ı saadet” isimli eserinde; hz. aişe’nin doğum tarihi ile ilgili bilgilerin güvenilir olmadığından hareketle evlilik yaşını tespit etmeninde mümkün olamayacağını, dolayısıyla rivayetlerde belirtilen yaşın, kuşkulu olduğunu söylemiştir. aynı görüşe rıza savaş’da katılmaktadır. islam tarihi kaynaklarında, hiçbir sahabînin doğum tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. “asrı saadet” isimli esere yaptığı (ilave) açıklamalarda ö. rıza doğrul’un da belirttiği gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri yoktu ve kimsenin doğum kaydı yapılmıyordu. nitekim günümüzde bile, özellikle kırsal kesimde, doğan çocukların doğum kaydı yapılamamakta, çocukların ailelerine çocuğun yaşı sorulduğunda, tarih olarak “ekinler biçildiği zamanda, narlar kızardığında, bir kış günü veya şu önemli olay olduğunda doğdu” şeklinde cevaplar alınmaktadır. o dönemde bütün sahabilerin yaşları, genelde ölüm zamanındaki yaşlarına göre hesaplanıyordu. bu ilkeden hareketle, hz. aişe’nin vefat tarihinden, yaşı çıkarıldığında yaklaşık olarak doğum tarihi bulunabilir. islam tarihçileri, hz. aişe’nin vefat tarihi olarak genelde h. 58 yılını, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 66 yaşını vermektedirler. bir kısmı, vefat tarihi olarak h.56-59'u, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 65-67 yi belirtseler de, çoğunluğu birinci görüşte müttefiktirler. böylece hz. aişe’nin vefat esnasındaki yaşından, vefat tarihini çıkardığımızda (66-58=8) hicret sırasında hz. aişe’nin yaşının 8 olduğu ortaya çıkar. hicretten bir yıl sonra evlendiğine göre ise evlilik yaşı 9 olacaktır. ibn kesir bu yaşta evlendiği konusunda hiçbir ihtilafın(anlaşamamazlığın) olmadığını belirtir.” (yazar: mehmet azimli (yrd. doç. dr. dicle üniversitesi ilahiyat fakültesi) kaynak: islami araştırmalar, cilt 16, sayı 1/2003, detaylı bilgi: http://www.bilimfelsefedin.org/?p=144) bir çok islam araştırmacısı hz.aişenin evlendiğinde 7-8 yaşlarında olduğu konusunda hemfikirdir ancak o zamanki çağlarda kız çocuklarının daha çabuk ergenliğe ulaştığını savunmaktadırlar. bu konu araştırıldığında ise karşımıza şu bilgiler çıkmaktadır; bugün suudi arabistan'da kız çocukların ilk adet görme yaşına dair elimizdeki araştırma bu yaşın günümüzde ortalama 13.05 olduğunu söylüyor. (kaynak: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15573847) işin daha ilginci 20 yıl önce suudi arabistan'da kızların ilk adet görme yaşı günümüzden biraz daha yüksekti. yani 13.22 bu anlamda kız çocukları git gide daha erken bir dönemde adet görmeye başlıyorlar. aşağıdaki görsel suudi arabistan'da günümüzdeki ortalama düzenli adet görme yaşını (ilk adet görme yaşı değil) gösteriyor. buna göre 9, 10 veya 11 yaşında düzenli adet gören kız çocukların sayısı sıfıra çok yakın iken 12 yaşındaki kız çocuklarda düzenli adet görülme oranı %10'un bile altındadır. 13 yaşındakilerin sadece %20'sinde adet görülürken 14 yaşında düzenli adet görenlerin oranı %35, 15 yaşında düzenli adet görenlerin oranı ise %50'dir. yani 15 yaşındaki kızların ancak yarısı düzenli adet görmektedir. (bakınız aşağıdaki tablo) unutmamalı ki kız çocukların ilk gördükleri adetler çoğunlukla vücuttaki hormon düzenlenmesi ile ilgili olup bu adetler yumurtasız gerçekleşir, yani üremeye hizmet etmez. (ilgili tablo: http://g1210.hizliresim.com/12/s/f7gxb.png) benzer bulgulara fransa, abd, almanya gibi ülkelerde de rastlanılmıştır. ilk adet görme yaşının günümüzde giderek daha erken bir yaşta olmasının sebebi günümüzde yaşam, sağlık ve beslenme şartlarının git gide iyileşmesidir. şu aşağıdaki tabloda da ülkelerin ve yılların karşılaştırmasını okuyabilirsiniz. (ilgili tablo: http://g1210.hizliresim.com/12/s/f7gzr.jpg) örneğin fransa'da son 200 yıl içinde ortalama ilk adet görme yaşı 1840 yılında 15,3 iken bu rakam düzenli bir şekilde inişe geçmiş ve günümüzde fransa'da kız çocukların ilk adet görme yaşı 12.4'e inmiştir. (ilgili tablo: http://g1210.hizliresim.com/12/s/f7gwh.gif) bu anlamda antik çağlarda kız çocukların günümüzden daha erken bir dönemde ilk adetlerini gördüğü bir safsata ve kandırmacadır. (kaynak 1: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15573847 kaynak 2: http://www.mum.org/menarage.htm kaynak 3: http://thesocietypages.org/…-at-first-menstruation/ kaynak 4: http://ipac.kacst.edu.sa/edoc/ebook/1652.pdf) ve bilindiği gibi hz. aişe’nin çok istemesine rağmen hiç çocuğu olmamıştır, bir kaynak bu konu hakkında şöyle der; “çok istemesine rağmen asla çocuk sahibi olamamıştır. hamile bile kalamamış. buna da eğer ciddi bir kaza veya hastalık geçirmediyse ancak iki şey sebep olabilir. 1- doğuştan gelen genetik bozukluk. 2- çocuk yaşta cinsel ilişkiye zorlanma sonucu cinsel organ ve rahimde oluşan kalıcı hasarlar. birincisi birkaç bin vakada bir görülebilecek bir hadise iken ikincisi gerçekleştiği takdirde sonuçları neredeyse garanti edilecek ve akla en mantıklı gelen cevaptır.” (kaynak: (bkz: #30508402)) hz.muhammed 47 yaşındayken neden 7 yaşında bir kız çocuğuyla evlenmiştir?

    87- islamiyetten önceki arap mitolojisi araştırıldığında mekke’de bulunan 360 adet puttan en bilinenleri ay tanrısı olan al-ilah ve 3 kızı al-lat, al-uzza ve al-manat’tır. bu al-ilah’ın kızları kur’anda da geçer. (bkz: necm:19 ve soru 43) hatta hz. muhammed’in babasının adı da “abdullah”tır yani “abd al-ilah” bu da al-ilah’ın kulu anlamına gelmektedir. buradan hz.muhammed’in ailesinin de ay tanrısı olan al-ilah’a taptıklarını anlayabiliriz. “british müzesinde babil bölümünde bölüm b de 3-4 heykel ve onların önünde 1 heykel şeklinde heykeller vardır. arkadaki 3-4 heykel ellerini müslümanların dua ederken açtıkları gibi açmış önlerindeki "ay tanrısı" na dua ediyorlar bunun ismi al-ilah. al-ilah ın kızları al-lat, al-uzzat, al-manat ta bu 3 yıldız olarak simgeleniyordu.” (kaynak: the archeology of world religions, jack finegan, 1952, p482-485, 492) (görsel: http://www.bible.ca/islam/islam-hazor1.gif) müslümanların dua ediş şeklinde ellerini hafif kapatarak açmış ay tanrısı al-ilah'a dua ediyor. aşağıdaki görselde ise al-ilah'ı simgeleyen bir adam ve islamiyetin sembolü hilal görünmektedir. (görsel:http://www.bible.ca/…slam/islam-babylonian-moon.gif) bulunan diğer heykellerin de al-ilah’a dua ederken aynı müslümanlar gibi ellerini havaya açtıkları görülmektedir. (görseller: http://www.bible.ca/…islam-hazor-hands-worship.gif, http://www.bible.ca/…slam-hazor-hands-worship2.gif, http://www.nccg.org/islam/hazor4.gif) islamiyetin sembolünün hilal olması ve her caminin minaresinde hilal sembolünün bulunması ise al-ilah’ın ay tanrısı olmasıyla bir bağlantısı olabileceği konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır. işte eski mısırlıların "sin" adını verdiği (bkz: ya sin suresi) ve eski putperest arapların ise "al-ilah" adını verdikleri ay tanrısı al-ilah ve onun 3 kızı al-lat, al-uzza, al-manat (bkz: necm:19-20) (görsel: http://www.bible.ca/…m-babylonian-2100bc-nannar.jpg) “araplar islamiyet öncesi dönemde kabe deki 360 tane put arasından en yükseği, en güçlüsü olarak ay tanrısını görüyor ve buna al-ilah (en güçlü ilah) şeklinde ellerini iki yana açarak dua ediyorlardı. yani arapça da "ilah" olan tanrı kelimesi islamiyetle beraber "allah" a dönüştürüldü.” (kaynak: southern arabia, carleton s. coon, washington, d.c. smithsonian, 1944, p.399) “çeşitli arap kabileleri aslında bu ay tanrısına değişik adlar veriyordu bunlardan bazıları "sin", "hubal" ve kureyş te al-ilah. dil bilimciler "allah" kelimesinin "al-ilah" tan türediğini söylerler.” (kaynak: islam muhammed and his religion, arthur jeffery, 1958, p 85, muhammad at mecca, w. montgomery watt, 1953, p 23-29) “"allah" kelimesi islamiyetten önceki arap yazıtlarında bulunmuştur.“ (kaynak: encyclopedia britannica, i:643) “islamiyet öncesi bazı putperestlerin ilginç gelenekleri vardı bunlar ramazan dedikleri ayda 1 ay oruç tutarlar, mekke ye hacca gidip kabe’nin etrafında 7 kez dönerler, "kara taş" ı kutsal sayar onu öper ve günde 4 veya 5 vakit namaz(salat) kılarlar şeytan taşlarlardı. tabi bunlar kur’an da da bulunur.” (kaynak: is allah the same god as the god of bible?, m. j. afshari, p 6, 8-9, islam, beliefs and observances, caesar e. farah) “ay tanrısını ifade eden "al-ilah" kelimesi islamiyet öncesi dönemde arap şiirlerinde yaygın olarak kullanılıyordu.” (kaynak: encyclopedia of islam, eds. lewis, menage, pellat, schacht; leiden: e.j.brill, 1971, iii:1093) müslümanlar neden putperestlerin al-ilah’a dua ettikleri gibi allah’a dua ederler? ay tanrısı olan al-ilah’ı simgeleyen ay neden islamın da simgesidir ve tüm minarelerin üstünde ay simgesi bulunur? allah’ın adı neden al-ilah a bu kadar çok benzemektedir? allah kendisine isim seçerken ay tanrısı olan al-ilah tan mı esinlenmiştir?

    88- azhab suresi 56. ayeti şöyledir; “şüphesiz allah, (rahmeti ve nimetleriyle) ve melekleri (de onun bağışlanması için dua ederek), peygambere salât ve selamda bulunurlar. ey iman edenler! siz de ona salâvat getirin, ona tam bir bağlılıkla selam verin. (kendisine bağlılığınızı bildirin)” allah kendi yarattığı hz. muhammede salât mı eder?

    89- nur suresi 2. ayet şöyledir; “zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, allah’ın koyduğu cezayı uygulama konusunda bunlara acıyacağınız tutmasın. müminlerden bir gurup bunlara uygulanan cezaya tanıklık etsin.” kur’anı kerim de binlerce tür suçun cezaları belirtilmemişken, allah neden bazı şeylerin cezalarının insanlar tarafından bu dünyada verilmesini emretmiştir. milyarlarca galakside bulunan milyarlarca gezegeni yaratan allah, neden böyle basit şeylerle uğraşmaktadır? bu dünyada işlenen suçların cezasını ahirette allah vermeyecek midir?

    90- islam dininde neden kadınlar ikinci plandadır? miras bölüşülürken neden erkeğe 2 kadın hakkı verilir? (bkz: nisa:11) neden iki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denktir? (bkz: bakara:282) neden erkekler birden fazla kadınla evlenebilirken kadınlar birden fazla erkekle evlenemezler? allah kadın ve erkekleri birbirlerine eş olsunlar diye yaratmamış mıdır? kur’anda neden hep erkeklere hitap edilir? neden kadınlar muhatap alınmayarak “kadınlarınıza söyleyin” ile başlayan ayetler vardır? cennette erkeklere “göğüsleri yeni tomurcuklanmış eşler” (bkz: nebe:33) vadedilirken, kadınlara neden birşey vadedilmemiştir?

    91- saffat suresi 125. ayet şöyledir; “yaratanların en güzelini bırakıp ba’l (adlı puta) mı tapıyorsunuz?” allah neden burada kendisini “yaratanların en güzeli” diye tanımlamaktadır? allah’tan başka yaratıcı mı vardır?
  • habervaktim yorumlarına konu olmuş sorulardır.

    not: başlık viraliyse şapka çıkarırım yalnız. ister istemez onu da hesaba katmak durumundayım.

    2.soru diğer güzel sorulara gölge düşürmüş. ister istemez islam'ın yayılması zaman alacaktır. "allah istese herkesi bir anda müslüman yapamaz mıydı?" şeklinde bir soruyla yakın bir soru olmuş bu. islam'ın gelişmesi ile doğru orantılı olarak ayetler indirilmiş. dönemin şartlarına uygun biçimde emirler verilmiş. hicret savaşlar derken de tamamlanmasının belirli bir zaman alması gayet normal bir durum. insanların da bir dine inanmalarından bahsediyoruz. asıl zaman alması gereken şey bu zaten.
    şahsen ben allah'ın evreni pozitif bilimlerle yönettiğini düşünüyorum hatta mucizeleri bilimsel olarak açıklayan bazı makaleler de yazılmıştı.
    aynı şekilde bu durum da bilimle çatışmıyor.
    diğer sorular güzel yalnız.
  • tüm soruların iki tane cevabı vardır:

    1- allahın hikmetinden sual olunmaz. allah "mucizeyi gördükten sonra ettiğin imanın bana ne faydası var?" der. dolayısıyla iman eden kişi zaten hiçbirşeyi sorgulamadan iman eder ve sorgulamadan iman etmek kişiyi kör, sağır ve hissiz yapar. allah güya firavunun son anda yaptığı secdeyi de mucizeyi gördükten sonra yani kızıldeniz üzerine yığıldıktan sonra ettiği için kabul etmemiştir. yani allah bizden aklımızı hiç kullanmadan iman etmemizi ister. açıkçası müthiş bir fikirdir bu ben de şehirler fethederek ganimetlere ve kadınlara* sahip olmak ve de en önemlisi krallığımı ilan etmek isteseydim karşımda beni dinleyenlere "aklınızı kullanmadan ve beni sorgulamadan" uyun emirlerime derdim.

    2- "bu soruların yazılı olduğu kaynaklarda muhammedin ayı ikiye böldüğü de yazılıdır. tüm bunları doğru kabul ediyorsanız ayın ikiye bölündüğünü de doğru kabul edin." ha bir de en çok başvurulanı "orda mecaz yapıyor allah!" cevabı. niye yapıyorsa amk doğru dürüst söylese de tertemiz anlasak halbuki!

    malesef çoğunluk ayın ikiye bölündüğünü kabul ederek diğer tüm hadiseleri ufak meseleler olarak görüyor. azınlık ise ayın ikiye bölünemeyeceğini bölünse dahi bir sihirbazın ilüzyonundan başka birşey olamayacağını bildiği için islamın apaçık bir uydurma olduğunu düşünüyor ve tüm bu sorularda belirtilen açıkları doğrudan algılıyor.

    tarikat ve cemaatlerde birazcık din bilgisi ve islam tarihi öğrenmiş yeni yetmeler sanki toplumun çok çok ötesinde ilimler biliyormuşcasına bir ruh hali içine düşüyorlar ve şu yukarda yazılmış 91 sorunun tümünde hakikate ulaşabileceklerini ve o hakikatin allahın bizzat kendisi olduğunu kendilerine bir ön kabul yapıyorlar. korkarım bu önkabulü yıkmadan "sorgulama kapısı"nı açmanın imkanı yok. önkabulü yıkmak ise aynştaynın dediği gibi atomu parçalamaktan daha zor. bin yıllık bir ağırlık var her ferdin sırtında. bin yıldır tüm ataları müslüman doğmuş ve müslüman ölmüş. ayrıca bir de müslümanlıktan çıkınca yerine ne koyacağı korkusu var. hele hele bir "hassiktir öbür dünya yok mu lan" sorusu var ki hiç bulaşmıyor kişi başka birşeye ve sorgulamaya bunları düşünüp korkuya kapıldıktan sonra. cuma namazına da devam kurban kesmeye de türban takmaya da.

    halbuki "kim yarattı bilmiyorum, yaşarken ne olacak bilmiyorum, öldükten sonra da ne olacak bilmiyorum" demekten daha büyük bir "hakikat" mi var. en büyük dürüstlük ayı ikiye böldüğünü iddia edenlere inanarak güya öbür dünyada muhteşem bahçelere ve saraylara sahip olacağını düşünmekten ziyade kişinin kendi kendine ufacık bir "bilmiyorum amk" demesi değil midir?

    müslüman kişiyi iman etmeden önce babasının ona öğrettiği dinin doğru mu yoksa bir uydurma mı olduğunu sorgulamaya itecek hiçbir güç yoktur. eğer öyle olsaydı peygamberin karısı ayşe ile safvan isimli yakışıklı bir gencin zina ettiği dedikodularının ardından ayşeyi aklamak için muhammede peşpeşe inen on adet ayeti bırakın ayşenin muhammede söylediği laflar sebebiyle dahi şu an türkiye'de müslüman kalmazdı.

    "muhammed aişe'yi babasının evinde ziyaret etti. aişe'nin annesi ümmü ruman, muhammed'i saygıyla işaret ederek aişe'ye ayağa kalkmasını söyledi. aişe, "yalnızca allah'a şükretmek için ayağa kalkarım; (muhammed'e hitaben) sana değil," dedi" el- meğazî (vakidî"nin) c:1, s: 434

    bu arada el-meğazi yazılmış ilk siyer (muhammedin hayatını anlatan) kitabını yazan kişidir, muhammed öldükten 116 yıl sonra doğmuştur. aşağı yukarı tüm müslümanlarca komple doğru kabul edilir. camilerde anlatılan hikayeler bu kitaptan alıntıdır.

    alemlere rahmet olarak gönderilen adama, kainat yüzü suyu hürmetine yaratılan adama "sana ayağa kalkmam" diyor hem de karısı. bugün müslümanlar ayşe kadınların en ulusu, en bilgesi, en yücesidir derler ama ben ayşenin muhammedin dinine inandığına bile inanmıyorum.
  • müslüman olmadığım için aklımı meşgul etmeyen sorulardır.

    ancak, dürüst bir müslüman'ın bunları cevaplandırdığını görmek iyi olurdu. tabi küfürsüz.
  • yazarın tarafsız bir şekilde okuyup araştırdığını düşündüğüm, bilimsel bir çalışma gibi sunduğu, anında arşivime eklediğim, akıl mantık akan süper eser.
    -tabi ki sorulardan birkaçına cevap verenler olacaktır. bu kişilerden dileğim, verecekleri cevapları, yazıyla aynı ölçüde akıl-mantık ve dayanakları ile izah etmeleridir.
    -ama benim bundan da öte gördüğüm, böyle sorular varken ve akıl mantık söz konusu olduğunda dinler, hep sınıfta kalacaktır. (bkz: şekil a)
    edit: akıl mantıktan kastım, "soruların çoğu saçma olsa da hepsinin cevabı olan sorulardır." bu değildir.
  • kapsamlı bir çalışma gibi duran sorular bütünü. çok daha kapsamlısı için (bkz: din bu)

    yalnız çok pis oksimoron yakaladım. bu sorular aklına takılırsa müslüman olamazsın, müslüman olursan bu sorular aklına takılmaz.
  • akit gazetesinin okuyan müslüman genclerin akıllarını karıştırdığını iddia ettiği sorulardır. müslüman yetiştirilen geçlerin büyük çoğunluğu bu konunun üzerine gitmez irdelemez araştırmaz öğrenmez sağdan soldan duyduğu kadarıyla öyle idare eder işte. yaşlanınca der zart der zurt der.
    hayatları öyle geçer gider.