şükela:  tümü | bugün
  • şifre mi istiyorsun birader ? kısaca söylesen.

    ekleme: netflix'im yok eksikliğini hissetmedim. kullananı da budala olarak görmüyorum. herkesin bir tane hayatı var kardeşim bırakın istedikleri gibi yaşasınlar. bence asıl budalalık insanların bir kısmı netflix abonesi diye kale duvarı gibi manifesto yazmak.

    edit: başlık sahibi yazar keşke yazdıkları üzerinde yaptığı eklemeleri, değiştirmeleri ve düzeltmeleri belirtseymiş. bunu belirtmeyerek bazı yorumları tabiri caizse taca çıkarmış.

    en son edit: netflix üzerinden kapitalizm eleştirisini ekşisözlük gibi popüler kültür platformundan yapmak da ne bileyim, i phone'nin arkasına orak çekiç stickeri yapıştırmak gibi bir şey olsa gerek. bu kadar entry girmeye değer bir başlık mı yoksa hepimiz mi işsiziz.
  • netflix = konfor

    insanlar konfor severler. netflix de bunu sağlıyor. alt yazı seçenekleri, filmleri çevrimdışı izleyebilmek, kaldığın yerden devam etmek...

    sosyolojik okuma yapmayı gerektirecek bişey yok.
  • (bkz: abi hadi ya)

    edit: amk adam aylık 20-30 tl tutan, insanların tamamen kişisel hayatıyla, kişisel keyfiyle, kendi parasıyla ilgili olan şeyi eleştirmek için roman yazmış yukarda bu çok mu normal yahu cidden? sanki alnımıza yazdık netflix kullanıyoruz diye, istersem yazarım da o da ayrı konu.. bunun bi sonu var mı gerçekten? şimdi ben de başlasam "spotify satın alan mal oğlu maldır" desem, tartışıp dursak kime ne yararı var? bi defa geliyoruz dünyaya, kendi hayatımızda bırakın da istediğimizi yapalım. netflix ile ilgili bi derdin varsa yaz okuyalım, ilginç.

    zorunlu edit: öncelikle yazdığım mesajı özelden eleştiren yazarlar olmuş ve gelen eleştirilerin çoğu ''ağla, kudur, çıldır'' minvalinde. yani yukardaki savları destekleyip benim cevabımı beğenmeyen yazarların olaya yaklaşım seviyesi bu, sadece dışarda biraz cümleleri süslüyorlar hepsi bu... ikinci olarak, netflix'in bir propaganda aracı ya da kapitalizme doğrudan hizmet eden bir platform olduğunu düşünmüyorum. eğer ''abiiğğğğ nasıl netflix hesabın olmaaz, inanmıyorumm'' tarzında insanlar varsa etrafınızda zaten burda olay netflix değil, kabaca o insanın mallığıdır ve mal insan için netflix, spotify, a, b, c vs. vs. fark etmez yani.. ben bunları insanların kullanımına sunulmuş ve kullanım olayı tercihe bırakılmış hizmetler olarak görüyorum. eskiden oyun için cd alır, yükler ve oynardık. gün geldi bunun yerine steam kuruldu ve oynamak istediğin oyunu burdan satın alıp oynuyorsun. bi zorunluluk yok, tamamen tercih.. şu anda internet ve basit bir akıllı telefonu olan herkes şarkılara ulaşır kolaylıkla ama noldu?? spotify kuruldu, toplandı bütün şarkılar, reklamlar kaldırıldı, arka planda çalışan bir uygulama yapıldı vs. vs. ve bu hizmetlere, haliyle, bir hizmet bedeli biçildi. netflix'in bunlardan çook farklı bir amaca hizmet ettiğini düşünmüyorum. isteyen açsın, korsan dizi izlesin, isteyen sinemaya gitsin, isteyen netflix hesabı satın alıp ordan izlesin. bunun neyini bu kadar büyüttünüz allah aşkına! yok sığlıkmış, yok budalalıkmış... ''ben burda derin savlar eşliğinde fikrimi sunuyorum'' ayağına bu platformu kullanan insanlara da budala yakıştırması şahaneymiş. kapitalist düzene karşı durmak isteyen yazarları interneti, bilgisayarı, telefonu, birçok giyim ve saat markasını vs. kullanmayı bırakmalarını tavsiye ediyorum madem. hadi bakalım görelim ''derin aneliz'' yapabilen, sağ duyulu, kahraman arkadaşları... bence burdaki asıl sığlık, yazar arkadaşın sığ olarak nitelediği insanlara, gerek ailede gerek okulda, yeterli eğitim ve bilincin aşılanamadığı bilindiği halde, topu tamamen sistemin belki de ufacık bir çarkı olan netflix'e atma olayıdır. asıl sığlık budur, önce kendinizin tekrar olayı değerlendirmenizi tavsiye ederim.

    şurda oturduk, ara sıra kullandığımız netflix'i savunur olduk diyeceğim de asıl olay netflix değil, bakış açınızın karşıt düşüncesini savunuyorum, olaylar böyle yorumlanırsa sevinirim.

    şu entry için gerçekten son edit: vladimir bungalov adlı çaylak yazarımıza mesaj yollayamadığım için bu son edit kısmını ekliyorum. güzel abim/kardeşim, zaten amerikan yapımı neredeyse her film veya dizide böyle gözüne gözüne amerikan bayrakları, işte dünyanın en iyi özel birliği tanımlamasıyla s.w.a.t. ya da güçler ayrılığının, temel özgürlüklerin kalesi amerika birleşik devletleri vs. vs. tarzında şeyler sokuluyor. bu netflix yokken de böyleydi, hala da böyle. netflix de içeriklerinde bunu kullanıyor, evet ancak bu yeni bir şey değil ki... yıllardır süregelen bir holywood rüzgarı var zaten bu konuda. ancak hepsini geçtim, burada kullanılan yumuşak güç beni bağlamıyor. ulan altı üstü günde açıp 1-2 tane film izliyoruz. kapanmışız evlere delirmemek için kafamızı dağıtacak bir şeyler arıyoruz. günümüzün yarısı beyefendilere açıklama yapmakla geçiyor. kardeşim, burası ekşi sözlük. burası özgür düşüncelerin beyan edildiği bir site değil mi?? ben bu amına koduğumun netflix'ini izlemekten de buna para ödemekten de keyif alıyorum. para da benim zevk de benim. her izlediğim amerikan filminden sonra evde ıslak amerika rüyaları görmüyorum. gören de kendi derdine yansın, hatta gidebiliyorsa gitsin. ikide bir medya okuryazarlığı dene demene gerek yok. istanbul üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler mezunuyum. alanında çok çok iyi hocalardan dersler gördüm yani. medya okuryazarlığının da, ''soft power''ın da, kültür emperyalizminin de ne olduğunu biliyorum ki aslında bunların genel adı soft power yani yumuşak güçtür. anlayamadığın nokta şu ki, ben 2 saat kafamı dağıtmak için izlediğim saçma bir aksiyon filmini bu kadar derinlemesine düşünmek veya incelemek is-te-mi-yo-rum... sanki rüyalar ülkesi türkiye'de yaşıyoruz, hiç derdimiz yok da beyfendiler amerikan emperyalizmine takılmış netflix üzerinden. önce bir ülkenize dönün bakın, önce bir halkın seviyesine inin (malum halkın çıkacağı yok), yaşadığınız yer için neler yapılır buna kafa yorun. sonra gider beraber netflix eleştirisi yaparız. kimseye bir düşmanlığım yok ama baydı muhabbet. esenlikler...

    editçik: imla

    editör: son dediğim halde geldim kusuruma bakmayın, hala bazı aptallarla uğraşıyorum. resimci nickli yazardan gelen mesaj: (#104716605) o kadar cahilsin ki üniversite okuyarak bir bok olduğunu sanıyorsun. soft power öğrenmiş kendini bilgili donanımlı sanıyor.

    swat amerika değil ingilizlerindir, bu bile cahilliğinin göstergesi.

    kudurmaya devam et.

    04.04.2020 19:55
    .
    .

    ''swat (özel silahlar ve taktikler birimi) amerikan eyaletlerinde teşkilatlanan seçkin bir milis taktik birimidir.'' resimci kardeş.

    yetkililere sesleniyorum, yazar yaparken iq testine de sokarsanız biz de böyle uğraşmamız oluruz. teşekkürler.. ve entrymi favlayan arkadaşlarım, görüyorsunuz yukardaki düşünceleri kimler savunuyor. böyle boş ve çapsız insanlardan da ancak böyle boş konularda manifesto okursunuz. takdiri size bırakıp tekrardan çekiliyorum. saygılar, sevgiler.
  • maslow'un ihtiyaçlar teorisine göre hayati ihtiyaçlarınızı giderdikten sonra gelen harcamalar sembolik vazifeler üstlenebilir. harcama semboliktir. bunun en güzel örneklerinden biri sencer ayata'nın evlerin salonları hakkında yaptığı etnografik eseridir. harcama bir sembolik sermaye meselesidir, toplumsal tabakada konumunu belirleme, ilan etme ve koruma meselesidir.

    bu bağlamda netflix üyeliği sembolik harcama olarak değerlendirilebilir. memlekette netflix kullanımı şüphesiz artmış ve trend olmuştur. özellikle orta sınıf popülasyonunun alt sınıf ve sayılı elite göre fazlaca olduğu ülkelerde sembolik harcama daha da önem kazanır.

    netflix üyesi olmak, dizi ve film izleme hizmeti almanın ötesinde anlamlar taşıyabilir. netflix üyeliğine sahip olmak; fikri ve yaratıcılığa dayalı haklara saygı göstermek, seçici bir zevke sahip olmak, yeniliklere uyum sağlamak, hayati olmayan harcamalara ayıracak maddi güce sahip olmak, sinemaya ve sanata ilgili olmak gibi sembolik mesajları da içermektedir.

    bu noktada unutulmaması gereken bir gerçek vardır; sembolik harcama hiçbir zaman asıl amaç olarak görülmez. sembolik bir harcamada asli ürünü ya da hizmeti satın almaktan ziyade sembolik mesajları önemseyen insanlar şüphesiz ruh hastasıdır, aşağılık yaratıklardır, pis kokarlar, ölsündürler. ele nispet olsun diye kollarına bilezik dizen kendini bilmezler, komşulara nispet olsun diye koltuk takımı değiştirenler, dostlar alışverişte görsüncüler, entellik ayağına netflix üyeliği alanlar hakikaten dalyaraktırlar. ancak özellikle orta sınıfta yadsınamayacak bir sembolik harcama etkisi söz konusudur. burada semboller daha ziyade neyi tercih edildiğiyle, neye para harcandığıyla neyin beğenilip neyin beğenilmediğiyle ilgilidir. beğenmemezlik de kendini gerçekleştirme ve kimlik inşa etme yollarından biridir. yeni nesiller biraz da bu sebeple kendilerinden öncekilerin zevklerini "beğenmezler".

    velhasıl, netflix üyeliği, sınıfa dayalı davranışlara bir örnek olarak ele alınabilir. budalalık olup olmadığı ise tek tek vaka üzerinden ele alınmalıdır.

    öznel yargı notu: orta sınıfa mensup bir netflix üyesi olarak, netflix'in kalitesiz içeriğinin kaliteli içeriğinden fazla olduğunu, çok da takdire şayan, aman aman bir ürün/hizmet olmadığını düşünüyorum. zaman geçtikçe ürüne, hizmete ulaşma yolu değişiyor, birkaç iyi iş hatırına üye olduk. bir de artık en çok izlenenleri gösteriyor ana sayfada, oradan zaten ne kadar sikim sokum bir vaziyet olduğu anlaşılıyor.
  • tipik marksist sınıf teorisinden az buçuk bir şeyler okumuş, kendini herkesten farklı, her şeyin farkında sanan taşkafalı ergen yorumu. yıl olmuş 2020 hala bık bık orta sınıf diye ötüyor bir de. hadi abicim, hadi.

    not: üzülme, gel vereyim şifremi
  • özellikle ilk sayfadaki yazılar genellikle "alt tarafı 20 30 lira için mi bu tatava, parasını verem de sen sus" minvalinde. bu sığlıkla nereye kadar kutsal bilgi kaynağıoluşturulur? bilemiyorum altan...

    adam netflix'in fiyatından, verilen paraya değmemesinden filan hiç bahsetmemiş. içeriklerin kalitesinden de bahsetmemiş. sadece insanların kendisini netflix üzerinden tanımlar hâle gelmesine tepki göstermiş ve bu tepkiyi netflix'in ne olduğunu bilmeyen birisi bile verebilir bence.

    tanımlar doğru, orta sınıf beyaz yaka toplum şu an 'budalaca' netflix tutkunu olmuş. netflix aşağı netflix yukarı. fanatikliktir bunun adı ve insanların fanatik bir şekilde kendilerini 'bir şey' üzerinden tanımlamalarına itiraz ediyorum.

    "her sabah filtre kahve içmeden ayılamıyorum abi yeaa."
    "fenerbahçe sana canım feda."
    "abi netflix harika ya onsuz hayat çok sıkıcı."

    bu cümlelerin hepsi fanatizm içeriyor olup insanın kendi içindeki eksikliği dışarıdan bir şeyle tamamlama çabasından başka bir şey değil. bir nevi ilkellik, basitlik aslında.
  • herkes eve tıkılmış, sıkılmış, stresli ve mutsuzken kitlelerin bir numaralı eğlencesine laf edip prim kasmak ağır bir sefalet ve ilgi açlığının göstergesi maalesef.

    bu kadar derin analizlere ne gerek var? her şey çok basit: bütün klan ateş etrafında toplanıp kışın geçmesini bekledikleri günlerden beri insanların hikaye dinlemeye ihtiyacı var. bu hikaye bağımlılığı masallara, efsanelere, mitlere, dinlere kadar uzandı. çünkü reel hayat gelişmiş insan beyni için çok sıkıcı. hayatı katlanılmaz kılıyor, insan başka bir gerçeklik hayal etmek istiyor. hikayeler de hayal gücüne destek atıyor.

    tragedyadan lumiere kardeşlere uzanan sürecin sonunda sinema, sonra televizyon, en nihayet netflix hikaye anlatma ve insanlara sunma işini farklı boyutlara taşıdı, insanlar da bu konforu tuttu. insanlar konforlu şeyleri çok sever ve hemen bağımlısı olur zaten.

    netflix de kapitalizm kültürünün içinden bir şirket olduğu için, teknolojik gelişmeleri ve ihtiyaçları iyi takip edip uygun fiyata iyi bir hizmet sundu. herkes aldı. herkes alınca herkes ortamlarda netflix dizilerini konuşmaya başladı. netflix'i olmayanlar muhabbetin dışında kalıp kendilerini yalnız hissettiler. bu yalnızlık hissi, klişe bir köylü kibrine neden oldu ve bazıları netflix kullananlara yüksekten bakıp "ben olağanüstü bünyemle boşuna muhabbete giremiyor olamam. bunlar mal. kapital dünyanın oyununa gelmiş gerzekler. içlerindeki manevi boşluğu netflix'in vasat dizileriyle doldurup beni kendi boşluğumda yalnız bırakıyorlar" diye anlamsızca kurulmaya ve basit bir eğlence arayışından büyük sosyo-ekonomik anlamlar çıkarmaya başladılar.

    hayatta her şey böyledir. ya içine girip takılacaksın, ya dışında kalıp mevcut saçmalıkta anlam arayıp yanlış anlamlar çıkarıp mutsuz olacaksın. instagram da böyle, ilişkiler de böyle, iş hayatı da böyle... açıp iki sezon la casa de papel izlese rahatlayacak ama geç kentlileşen türk toplumundaki orta sınıfı düşünüyor işte lol.

    bunca klişe eleştiri arasında en çok sevdiğim boşa da yer vermiş yazarımız:

    --- spoiler ---

    orta sınıflar kendilerini de oradan oraya sürükleyen covid-19 güncelinde de şatafatlı maskesi düşmüş, sadece bir avuç zümreye fayda sağlamaya devam eden asalak kapitalist sistemi sorgulamak veya bir şekilde bu sisteme son vermek düşüncesini önlerine koymak yerine, onun ideolojik duvarları içinde hapsolmaya devam ediyorlar.
    --- spoiler ---

    sanki netflix olmasa kafamızda kızıl bandana sokaklarda koşuyor olacaktık şu an. annem das kapital'i yeniden yazıyor olacaktı içeride. yüzyıllarca insanların evinde radyo bile yoktu, mevcut düzeni anlayıp değiştirmek için bir şeyler yapabilen bir avuç kayda değer adam çıktı epi topu. insanların kapitalizmi kavrayıp isyan edecek kapasitesi ve gücü zaten yok. ekran eğlencelerini bunun müsebbibi olarak görmek kolaycı bir zırvalıktan başka bir şey değil. bir daha böyle boşlara prim veren görürsem sandalyeye bağlayıp hakan muhafız izlettiririm.
  • asıl bi paket sigara parasına abone olunabilen film-dizi izleme platformu üzerinden taşra muhafazaklığı kasarak manevi değerler ve orta sınıf eleştirisi adı altında yeni nesil proleterya eğlencesini öcü ilan etme beyinsizliği üzerine düşünmek gerekiyor.

    bu öyle bi beyinsizlik hali ki kendi budalalığını toplumsal varolma halleri dışında konumlandırıp başkalarını budala ilan edebilecek kadar kendine yabancılaşmış bir yarrak kafalıya kendini özel hissettirebiliyor.
  • farklı bir bakış açısıyla yaklaşılması gereken tespittir.

    şöyle ki:

    çocukluğunu doksanlarda geçirmiş kuşağın film macerası nüfus cüzdanı bırakarak kiralanan filmlerle başladı. hatırlıyorum da, teslim etmeden bir kaç kez izlediğimiz filmler olurdu. klasik tüketim toplumu argümanlarına girmeyeceğim, ama bir şekilde kulağımıza çalınıp merakımızı cezbetmiş o filme ulaşmak gerçekten çok kıymetli bir şeydi. özellikle kiradan dönemeyen bazı kült filmleri kiralayabilmek için, işletmenin defterine adımı yazdırarak sıraya girdiğimi dahi hatırlıyorum.

    ardından bir çoğumuz korsanla tanıştı. biraz seri geçen limewire, ares vb. sürecinden sonra da uzun bir süre torrent'e sabitledik. film siteleri ise reklamları, uzun yükleme süreleri ve takılmaları ile tadımızı kaçıran ama mecbur kaldığımızda uzandığımız bir alternatif olarak duruyordu.

    yine aynı kuşağın bir diğer alışkanlığı ise blog okumaktı. böylece takip ettiğimiz bloglardan güzel film tavsiyeleri alabiliyor, incelemelere ulaşıyor ve merak uyandıran yapımları torrent ile çekip, divxplanet efsanesini ziyaret ederek bir güzel tüketiyorduk.

    netflix'in gelişinin heyecan uyandırdığını hatırlıyorum. kendiyle birlikte türevlerinin konforlu bir hizmet sunduğunu da reddedemiyorum. sonuçta torrent kullanmak da, film sitelerinin karanlığına düşmek de tat kaçıran bir takım fedakarlıklar gerektiriyordu.

    ama şunu söyleyebilirim. bir süredir, izlemek istediğim filmi üye olduğum platformlarda bulamayınca, eskisi gibi uğraşmak istemediğimi, izlemeyi ertelediğimi, böylece zaman içinde de unutup rafa kaldırdığımı gördüm.

    netflix bir orta sınıf budalalığı olmayabilir. ama filme ulaşmak isteyen bünyeleri tembelliştirerek, kendi bünyesindeki içeriğe mahkum ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
  • 70'lerin dernek ve lokal solculuğundan kurtulamayan, kapitalizmle mücadeleyi halay çekip "x ölümsüzdür" sloganı atmaktan ibaret gören kişilere hiç öyle ideoloji, tarih anlatmadan soruyorum: 65 yaşındaki babam, bir grup sorumsuz genç ve yaşlı insan yüzünden iki haftadır eve tıkılıp kaldığında ne yapsaydı? sadece kitap okumanın yetmediği, hayatın köhne ezberleri bir kez daha bozduğu bir çağdayız, sinema ve dizi endüstrisi tüketime dönük olduğu kadar doyurucu eserler* de veriyor.

    * bojack horseman mesela. izledikten sonra iris murdoch romanı okumuş gibi hissettiren bir dizi, üstelik netflix'te. izleyin.