şükela:  tümü | bugün
  • basim yili kasim 2017 olan irvin d. yalom kitabı. pegasus yayinevinden cikmistir.

    bittiginde yorumumu eklerim.
  • irv yalom'un hayatını yaşadığı pardon anlattığı muhtemelen son kitabı. biraz önce bitirdim ve üşengeçlik gelmeden birkaç alıntı paylaşayım dedim.

    "yahidi olmak... tanrı'nın seçilmiş halkı... kendi vaziyetimi düşününce şaka gibi- seçilmiş mi? hayır, tam tersi hatta..."

    "yersiz. hep yersiz- siyahilerin mahallesindeki tek beyaz çocuk, hıristiyanların dünyasındaki tek yahudi."

    "ister kişisel, ister profesyonel zeminde olsun yüzleşmeler beni hep huzursuz etmiştir."

    "her sanatçının amacı hareketi yakalayıp sabitleyebilmektir ki bir noktada yabancı biri onu okuduğunda yeniden canlanabilsin."

    biraz daha yazardım da telefondan yavaş oluyor. kitapta geçen önemli birkaç isimle yazıyı noktalayım.

    kierkegaard, ponty, spinoza, epikür/lucretius, klimt, egon schicle, heidegger, husserl ve ganesh.
  • kitaplarıyla meslekten olsun olmasın nice okura örnek olan, ışık tutan irvin yalom'un kendi hayatıyla da örnek olabileceğini kanıtlamak istercesine kaleme aldığı güzide eseri.

    bunu seven bunu da sevdi: sevdalım hayat
  • yalom’un kitaplarını ne şartlar altında yazdığını kendisinden okumak pek bir keyifli. hayatından kesitleri de paylaştığından kendisini tanıma şansı da vermiş bize kendisi. daha nice senelerin olsun bana okumayı sevdirten insanlardan irv. yalom...
  • cok cok sevdigim irvin yalom kitabidir. yalom u gercekten seven insanlar icin guzel bir okumadir.
  • tek tek sevmeyeceğim çoğu özelliğe sahip olan bir adam ırvin. ve hepsi birleştiğinde inanılmaz sevimli bir adam oluyor. özellikle de 85 yaşındayken.

    kitabı "85 yaşın acemisiyken" yazmış. ben de okuyalı biraz oluyor. aradan biraz zaman geçtikten sonra düşünceler demlendikten sonra yazmak daha verimli oluyor. ve diğer her şeyin yanında "kavgalı" olduğum birine hakkını vermenin tadını çıkarmama fırsat verdiği için bile okumaya değer bir kitap.

    kimlere tavsiye edilebilir:
    psikiyatriyle ilgilenenlere
    yazarlıkla ilgilenenlere
    85 yaşında bir psikiyatristin, yazarın hayatı, hayat görüşü ve anılarıyla ilgilenenlere
    20 liraya terapi etkisi yaratan sade, içtenlikle yazılmış, dolu bir kitap okumak isteyenlere

    daha önce nietzsche hakkındaki saçmalamalarını okuduktan sonra soğumuştum bu dallamadan. nietzsche'yi anlamakla uzaktan yakından bir alakası yoktu ve zerdüştün yazan dehayı kendi boktan anlayışına indirgemesi sebebiyle kızgındım bu hödüğe. roman için de gerçek kişilere ve gerçek bir tarihe ihtiyacı olması, romanın özünü kavrayamaması ve sanattan pek çakmaması diğer özellikleriydi. zevksiz yığınlara hitap eden boktan bir kitap yazmış ve nietzsche'yi karalamıştı bana göre ve bu konudaki fikrim değişmedi. bu konudaki yorumum :

    1000 yıl yaşasa nietzsche'yi anlayamayacak dallamanın neden 1000 yıl yaşasa friedrich'i anlayamayacağını görüyoruz. adam tam bir ortalama adam, tam bir göçmenlerin hırslı ve suya sabuna dokunmayan garantici çocuğu ve tam bir roman yazma sevdalısı psikiyatrist. ve elbette roman yazma ve sanatçı ruhu, yırtıcılık ve nietzsche gibi "belalara" aşina olma anlamında tam bir fiyasko -kitapta da itiraf etmiş-. ama kendi alanında iyi bir yazar ve iyi bir psikiyatrist.

    üstad yalom yalınlığın gücünü ve anlatıyla insanları hissettirmeden etkilemeyi çözmüş. bir hastasıyla olan muhabbetinden kendi anılarına geçiş yapıyor ve okuyucu da kendi geçmişine, hatalarına, üzüntülerine, arzularına, mutluluklarına yöneliyor. oldukça sade, sakin, esprili ve özellikle içten bir şekilde anlatıyor. tabii amerikan usülü dallamalıkları - mesela hemingway olayı- bazen ne yapıyor bu angut dedirtiyor insana. arada rollo may, victor frankl, alex comfort gibi kişilerle olan anıları, yorumları çok güzel. bisiklet süren çocuk irv'i, genç doktor yalom'u, sonra yazar irvin d. yalom'u, bir noktadan sonra da üstad yalom'u dinlemek insana hissettirmeden çok şey katıyor ve öğretiyor. kitaplarla, satrançla olan ilişkisi, bisikletle ilişkisi, babasıyla, annesiyle, çocuklarıyla, torunlarıyla, kitaplarıyla, dopdolu yaşamış bir adamın tüm okurlarına yaşam konusundaki vasiyetini okur gibiyiz.

    bu adam güzel hikayeler anlatabilir, denemeler yazabilir, akademik de olabilir, köşeyazıları da yazabilir ama sanatmış, nietzschevari delilik/dehaymış o kadar uzak ki bu kaplumbağa kılıklıya o konuda ayağını denk almalı desem de keşke daha çok yazsa diye geçiriyorum içimden -çünkü çok yaşlandığı için başka kitap yazamayacak korkarım-

    kişisel not : sadece o bok karıya 70 yıl katlanmış olması bile irvini sevimli bir insan yapıyor / aynı şey elbette karısı için de geçerli

    kitaptan birkaç alıntı bırakayım.

    --- spoiler ---

    --
    "ofisime ilk girdiğinde bir anda görüntüsü beni esir aldı; duruşundaki ağırbaşlılık, beni de etkileyen bulaşıcı gülümsemesi, kısa, erkek çocuklarınınkini andıran parlak beyaz saçları, yalnızca zekice ve duygu dolu bakan mavi gözlerinden yayılan aydınlık diye adlandırabildiğim bir şey.

    ilk sözleriyle dikkatimi çekti."adım paula west," dedi. "ölümcül kanserim var. ama kanser hastası değilim." ve gerçekten de onunla yıllarca süren yolculuğumda ona hiç hasta gibi davranmadım. kısa ve kesin cümlelerle tıbbi geçmişini anlattı: beş yıl önce teşhis edilen göğüs kanseri, o göğsün de alınması. sonra bilindik berbat maiyetleriyle birlikte kemoterapi geliyor: mide bulantısı, kusma, tam saç kaybı. sonra radyasyon terapisi, izin verilen en yüksek düzeyde. ama hiçbir şey kanserin yayılımını yavaşlatamamıştı - kafatası, omurilik, sonra gözler. paula'nın kanseri beslenmeyi istiyordu ve cerrahların önüne kurbanlık bağışlar -göğüsler, lenf bezleri, yumurtalıklar, böbrek üstü bezleri- atmalarına rağmen doymak bilmemişti.

    paula'nın çıplak bedenini hayal ettiğimde meme, et ya da kasın bulunmadığı, yaralarla dolu bir göğüs görüyordum, tıpkı kaza geçirmiş bir geminin kaburgası gibi. ve göğsünün altında cerrahi yaralarla dolu karnı, hepsi de geniş, hantal, steroitle kalınlaşmış kalçayla destekleniyor. kısaca memesi, böbrek üstü bezleri, yumurtalıkları, rahmi ve eminim cinsel içgüdüsü olmayan elli beş yaşında bir kadın.

    sıkı, zarif vücutlu, dolgun göğüslü ve kolayca görünen şehvete sahip kadınlardan hoşlanmışımdır her zaman. ama paula'yı ilk gördüğüm anda garip bir şey oldu bana: onu güzel buldum ve ona aşık oldum."

    --

    "bana birkaç defa, "terapide benden bir şey istediğini bilyordum ama bunun ne olduğunu veya bunu sana nasıl verebileceğimi bilmiyordum," demişti. şimdi düşünüyorum da sanırım rollo'nun bana verdiği şey mevcudiyetiydi. -karanlık sularda hiç tereddüt etmeden yanımda yüzmüş ve bana çokça ihtiyaç duyduğum şekilde babalık etmişti. beni anlayan ve kabul eden yaşça büyük bir adamdı. varoluşçu psikoterapi'nin taslağını okuduğunda bana bunun güzel bir kitap olduğunu söylemiş ve arka kapak için güçlü bir övgü yazısı yazmıştı. daha sonraki bir kitabın, aşkın celladı'nın arka kapağı için yazdığı cümle de ("yalom bizi kuşatan şeytanları tıpkı bir melek gibi anlatıyor.") bugüne dek aldığım en büyük iltifattır.""

    ---

    "nasıl yaşanacağını ancak şimdi, bedenimin dört bir yanı kanserle sarılmışken öğrenmiş olmam çok acı."

    ---

    "dahası bizim işimiz kendimizi aşıp insan gerçeğinin hakiki ve trajik bilgisini tasavvur etme imkanı sunuyor. ama sırf bu da değil, kendisini arayışların en büyüğüne -insan zihninin gelişimi ve sürdürülmesine- adamış birer kaşife dönüşüyoruz. hastayla omuz omuza verip keşiflerimizin -düşüncedeki kopuk parçaların aniden anlamlı bir bütüne erişmesiyle kafada yanan o ampülün- keyfine birlikte varıyoruz. bazen kendimi insanlara kendi evlerinin odalarını dolaştıran bir rehber gibi hissediyorum. onları daha önce hiç girmedikleri odalara girerken, evlerinin, kimliklerinin en şahane, en yaratıcı kısımlarını barındıran bölümlerini ilk defa açarken izlemek öyle güzel ki..."
    --- spoiler ---
  • yarı otobiyografi, yarı gurup terapisinin inceliklerini anlatan kitap.

    ben böyle kitaplara bayılıyorum. kuru kuru "oraya gittim, buraya geldim." gibi yazılmasındansa böyle araya sıkıştırılan bilgiler, tecrübeler ve hayal kırıklıkları da bir otobiyografi kitabında bulunmalı.

    yazar gayet açık şekilde psikoterapi sırasında hoşuna giden kadınları, kendi yaptığı hataları ve pişmanlıklarını da yazmış.