şükela:  tümü | bugün
  • hiç alakasız insanların, mesela annenin arkadaşı birtakım teyzelerin, senede bir görüşülen kuzenlerin falan her gördüğünde "ee yok mu sevgilin" demelerinden zaten huylanıyordum yıllardır. sözlük sağolsun yakışıklı ama sevgilisi olmayan erkek, güzel ama sevgilisi olmayan kız gibi başlıklar açıldığına göre diyebilirim ki insanlar bir kimsenin normalde (default, karineten) sevgili sahibi olduğunu, sevgili sahibi olmamasının da anormal, sıradışı, geçici bir şey olduğunu düşünüyor.

    evvela sevgili kavramının içine neler giriyor onu düşünelim.
    aşık olunan, sevişilen, arkadaş olunan, bir tür aidiyetin paylaşıldığı , hayatın mümkün mertebe ortak yaşanılmasına çalışıldığı insandır sevgili. bu kadar sık görüştüğünüz, hayatınızın merkezine koyduğunuz bir insanla sadece fiziksel güzellik dışında ortak zevkler, benzer düşünce yapısı, benzer hayat seçimleri gibi müştereklerde bir araya gelmelisiniz ki sevgililik müessesesi bir şey ifade edebilsin.

    gözlemlerime göre herkes çiftler halinde geziyor, hasbelkader birinden ayrılınca da karşısına çıkan ilk eli yüzü düzgün insanla hemen tekrar aynı konuma geliniyor.
    ya cidden insanlar sürekli aşık, hani olur da aşkları biterse hemen yeni birine aşık oluyor, ya da insanlar hayatlarını tek başlarına idame ettiremiyor.
    başka bir ihtimal ise: farklı saiklerle de sevgili ediniliyor ama sıfat "sevgili" olduğundan birtakım "aşığım, seninim, benimsin" ritüellerine girilmesi gerekli görülüyor. aksi halde karşılıkı kınanıyor insanlar.

    ilk anda aklıma gelen bir iki temel neden var bu durumu ortaya çıkaran
    evvela: cinsellik hala bir tür güç değişimi olduğundan, iki insanın ilişkisinde sevişilene kadar erkek binbir takla atıyor, kadınsa nihayet kendisine yeterince yaranan erkekle seviştiği an fethedilmiş olduğundan cinsellik (ki çok temel bir dürtüdür hatırlatırım) bu tür bir aidiyet bağının dışında zor yaşanıyor. yani dürüst dürüst "şahane sevişiyoruz biz, eğleniyoruz beraber" diyemedikleri için insanlar; çiçekler, böcekler, kalpli yastıklar falan giriyor devreye. sevişmek için bahane çıkıyor.

    diğer bir sorun: illa ki birisinin hayatına müdahil olmamız, illa ki birisinin hayatımızın içinde var olması gerekiyor sanki. hayatımızı kendi kendimize yaşayamıyoruz, illa birilerine hesap vereceğiz ki kendimizi güvende hissedelim, illa birisini denetleyeceğiz ki kendimizi güçlü hissedelim. ben sevgilisi yokken sokağa çıkmayan, bara, sinemaya, eğlenmeye şuraya buraya gitmeyen, bu tür sosyal aktiviteleri ancak çift olduğunda gerçekleştirebilen insanlara pek sık rastlıyorum mesela.

    erkeklerde evini temizletmek, yemeğini yaptırmak için bir kızcağıza sevgilim demek, kadınlarda kendisini gezdirsin eğlendirsin diye bir adama sevgilim demek gibi ilginç sebepler de oluyor bazen.

    ben mi eksik yorumluyorum hayatı bilemiyorum ki? bir insan sırf güzel diye bir insan sırf sizinle sevişiyor diye, veya nebileyim siz o dönem birinin sizi gezdirmesini istiyorsunuz diye başka bir ortak yönünüz olmayan bir kişiyle aylarca hayatınızı paylaşmaya çalışmak, sonra da olmadı neyse başkasını denerim demek nedir ki?

    tek başına tatile çıkıp çapkınlık yapmayan sevgili diye şaşırıyorsunuz sonra. sadakat dediğimiz, bağlılık, aidiyet dediğimiz kavramlar "aman karşımdaki çekip gitmesin" diye istemeye istemeye gösterilen davranış kalıpkları değildir benim bildiğim. sırf tekrar abazalık günlerime dönmeyeyim diye karşılılı piyesler sahnelemek nasıl bir haldir anlayamıyorum.
    madem başkasıyla da olmak istiyorsunuz sadığım sana, senden başkası yok demeyin karşıdakine, ilişkinin sınırlarını farklı belirleyin. madem monogam yaşayamıyorsunuz, bunu kabullenen insanlarla beraber olun siz de.

    neticede demem o ki sırf içeride iki tane hormon hopladı, sırf birisi bize su verdi*, sırf kendi kendimize yaşamaya korkuyoruz diye kendimize güvenli bir hücre yaratıyoruz. sevgilim ve ben dünyası. o sevgilinin şahsının da önemi yok esasen, siz müsaitken karşınıza çıkan ilk düzgün aday, o gidince siz tekrar müsaitken çıkan ilk düzgün aday* dolduruyor kadroyu. önemli olan kadronun kimin tarafından doldurulduğu değil, kadronun sürekli dolu olması sanki.
    neticede ortaya sevgilisi olmadan yaşayamayan bir insan türü çıkıyor işte.
  • yalnız kalmaktan korkan ama aslında en yalnız olan insandır.
  • alışkanlığın kurbanı olmuş insandır. özellikle uzun yıllar hayatı iki kişilik yaşadıysan ve hep yanında seni destekleyen, seni asla yalnız bırakmayan bir insan olduysa insanın böyle bir yakınlığa her zaman ihtiyaç duyması garip karşılanamaz. üstelik aslında yalnız kalınca da herşeyi başarabileceğini bilir insan ama kendini toparlayıp da bir türlü ayağa kalkamaz ve kolaya, hep bir desteğe alışmışsan önüne çıkan fırsatı kaçırmazsın.
  • bu insanlar aradaki kısa ayrılık dönemlerinde biraz yanlız kalmaya ihtiyacım vardı diyerek kendini ve arkadaşlarını kandırmaya çalışırlar ancak kendileri dahil kimse anlamadan da yeni ilişkilere çok kısa bir süre içinde yelken açmayı ihmal etmezler. (bkz: tezat)
  • kesin gaydir. halbuki seks yapmadan yasayamayan insan iste o ap ayri bi mevzu.
  • içki sofralarının bir numaralı kafa sikicileri bunlardır. sürekli mızıldanırlar, hallerinden şikayet ederler, asla mutlu olmazlar, sarhoşlukları iğrençtir. hayatta en önemli gayenin bi sevgilin olması olmadığını, biriyle beraber olmadan da mutlu olunabileceğini, buna bu kadar bel bağlanırsa sevgili olunacak kişiye de fazla yük bindirileceğini ve ilişkinin de zaten iyi olamayacağını boşuna anlatıp durursunuz bunlara. hep zırlarlar, sinir bozucu bir melankoliye sürükler dururlar. uzak durulması gereken insanlardır.

    edit : düşündüm de ne kadar acımasızca yargılamışım..bir arkadaşı olmadan nasıl yaşayamazsa insan, sevgilisi eşi olmadan da o kadar zorlaşır hayatı..bunda bu kadar küçümsenecek, zayıflık gibi görülecek ne var ki?..sevgili hayatın tüm güzelliklerinin paylaşıldığı insandır. buna ihtiyaç duyuyorsa insan zaten yaşaması yeterince zor olan şehirde bir kişiyle olsun sevgi alışverişinde bulunmak istiyor ve bundan mahrum yaşadığında hüzün duyuyorsa, bunun gariplik neresinde?..neden hayvanlar sevilmek istediğinde bunu cömertçe veriyoruz da bir insan söz konusu olduğunda güç sahibi olmak, üretmek, ün sahibi olmak gibi bir ton kıvır zıvır sevgiden önce geliyor ve sevgiden bahsetmek bu kadar zor? sevgi öyle hassas bir konu ki, şarlatanların o kadar sömürdüğü, bazılarının sevgi açlığı çeken insanlar sayesinde ceplerini bile doldurdukları! ama sevmek erdemdir. sevmek bir yaşam biçmidir, incelikleri olan bir yoldur. doya doya sevecek birisine sahip olmayan insan sadece kendini oyalar.
  • her gün bir doz "harikasın" , "aşkım" , "sana tapıyorum" , "çok güzelsin/yakışıklısın" , "sen olmadan yaşayamam" ve türevlerinden almazsa egosu yerlerde sürünecek olan insandır. entrysi sukelalanmazsa olecek hastaligi tarzı bir durum işte.
  • sevgilisiz ya da aşksız yaşayana yakıştırılanın aksine, bence gerçekten de yarım insan sıfatını daha fazla hakeden olandır.

    sevginin ve gerçeğin yapıtaşı olan inançtır, başka bir şey değil. bu durumda en özel sırlarını, en önemli yaşanmışlıklarını, mahremiyetini, en ata içgüdülerini paylaştığı insan tarafından neredeyse belirlenen, bir tanım aralığına sokulabilmek için bu tür bir oluşuma elzem gözüyle bakan insandır ki, en temelde birey oluşun bana göre en temel kanıtı olan ontolojik alan tüketimi yeteneğine sahip değildir, ya da bir şekilde kaybetmiştir bu yeteneği; yazık olmuştur...

    kendi kanatılarına sahip olduğu halde uçamayan kuş devekuşudur, onunla ilgili olarak ortadaki en karakteristik özellik ise kafasını toprağa gömüşüdür. devekuşuna benzetiyorum sevgilisiz var olamayanı. sevgilisizlik kanatlarının kabiliyetini elinden almıştır bu insanın; o artık uçamıyor manevi anlamda. ve içten içe bildiği için de bu durumun anlamının kendine inanç besleyebilme hakkının olmadığı oluşunu, görmek istemez kendini, kafayı toprağa sokturan korku değil, bir tür acı gerçektir. sevgi üretebilme yeteneğini paylaşamıyor oluşu, kendine yönelttiği acımasız bir zehirlenmeden başka bir şey değildir. maşuğu olan diğer bir bireyle bağlarını kopararak yaşamayı beceremediğinden, kendi özü öksüzdür. bir yanılsamanın pençesinde ezilip gider, kendini keser, kıymıkları kalbine değil sadece, kimliğine de batar.

    bir kediyi bir kağıda çizmenin iki yolu vardır. ilkinde kediyi çizersiniz diş faktörleri önemsemeden. beyaz sayfada kedi vardır kendi başına. ikincisinde ise, sayfayı öyle bir karalarsınız ki, sadece kedi şeklinde bir boşluk kalır. bu boşluğu bırakmanızdır kediyi görebilmemizi (aslında gömebilmemizi) sağlayan; o çılgın hayvan bir zavallıdır artık. çevresindeki boşluğun; onu tanımlayan boşluğun bir türevi olup çıkmıştır.

    kendi oluşturanı olmayı beceremeyen insandır..