şükela:  tümü | bugün
  • cumartesi öğleden sonrası ve pazar tüm gün. geçmiyor vakit bir başına. biri olsa dünya kadar plan yaparsın: kahvaltıya gidelim, sahilde yürüyüş yapalım, bir dostu ziyaret edelim, sizinkilere merhaba deyip bizimkilere geçelim, akşam film seyredelim, sevişelim (neamiş? ağzından mı öpecekmişim yok artık), sabah yatakta goygoy yapalım, öğleden sonra yine bulunur bir şeyler vs. böyle uzar gider. şimdi bunları tek başına da yapıyorsun. yatakta goygoy kısmı korkutuyor ama beni, bir başıma yapmaktan kaçınıyorum; ama bazen anlatacak çok güzel şeyler geliyor aklıma. dün gece mesela kendi kendime 45 dakika sohbet etmişim. baya da eğlendim. yanımda sevdiğim kadın da olsaydı baya eğlenirdi bence o da. en fenası da sevdiğim kadın deyince aklına bir isim bile gelmemesi insanın. neyse yeni hafta başlıyor nasılsa yarın. belki haftasonuna kadar biri çıkar karşıma.

    edit: bir virgül eksikmiş. eklendi.

    debe editi: oncelikle desteginiz ve ilginiz icin herkese sonsuz tesekkurler. meger ne kadar da cok yalniz varmis. herkes bu kadar yalnizken niye bu kadar yalniz var disarlarda? herkesin dusledigi sekilde yasayabilmesi dilegimle... bir de her ay maasinizi aldiginiz zaman 5 lira 10 lira gonlunuzden ne koparsa verin bir yerlere. 5 lirayla bir sey olur mu demeyin olur. 5 lira sizi sikintiya sokmaz ama birine derman olur belki. suraya buraya diye adres gostermek niyetim yok herkes bilir kendince bir yer...
  • yalnızsınızdır. dünyanın, yaşamanın bir zevki, neşesi kalmamıştır sizin için. hayattan tat alamama noktasına gelmişsinizdir. hayalini kurduğunuz, düşlediğiniz, yürekten istediğiniz bir sevgili modeli vardır kafanızda ama yıllar geçmiş olmamıştır, bulamamışsınızdır onu. eski aşklar sevdalısısınızdır siz. anlatılan hikayelerdeki, efsanelerdeki, okunan şiirlerdeki aşklar gibi yaşamak istemişsinizdir hep aşkınızı, sevdanızı. aşk ve sevda sizin için iki öpücükten ibaret olmamıştır asla. çoğu zaman ilk adımı hep karşıdan beklemiş, ilk adımı atmaktan hep korkmuşsunuzdur. ve o beklemeler size hiçbir şey kazandırmamıştır. ve artık öyle bir an gelmiştir ki yalnızlık büsbütün sarmıştır içinizi, dışınızı... bir kurşun kalem alır yazarsınız halinizi gözünüzden dökülen yaşlarla ıslanan kağıda. bir vefalı yarin eksikliğini derinden duyarsınız. bilirsiniz ki hayatta herşey paylaştıkça güzel. mesela bir şiiri, güzel bir hikayeyi, acıları, dertleri, minnacık bile olsa bir sevinci, önemsiz bile olsa bir düşünceyi paylaşmak... hayattaki gözle görünen, görünmeyen, hissedilen herşey paylaştıkça bir başka güzeldir sizin için. önemli olanda zaten paylaşabilecek o doğru insanı bulabilmektir ama işte öyle biri yoktur hayatınızda. ve onun yokluğunu derinden hissettiğiniz bu anlar acı verir size.
  • gecenin bir vakti, konuşacak bir insan aradığında, ama öyle boş boş değil, olabildiğince derine inerek paylaşacak birini aradığın vakitlerde bütün arkadaş listeni gözden geçirirsin, sonra 2-3 şanslı isimde karar kılarsın, ama bir türlü kendini kendin gibi olduğun gibi ifade edemezsin, karşındaki geyiğe vurur, canın sıkılır, duyguların tabiri caizse içinde patlar. işte öyle zamanlar seni anlayabilen, art niyeti olmadan seni dinleyebilen birilerine ihtiyaç duyduğun vakitlerdir. neden gündüz değil? gündüz herkes arkadaşındır çünkü, asıl gece evine kapandığında anlarsın yalnızlığını, ve insanın yalnız kalamayan bir canlı olduğunu. sadece yalnız kalmaya kendini mahkum ettiğini.
  • kemoterapi sağlı sollu kroşelerle hırpalar ve saçların bağımsızlığını ilan etmişken umutsuz gözlerle sağa sola bakındığın anlar.
  • evde zarıl zarıl osurarak gezdiğin an. bi sevgilin olaydı biraz insan olurdun mına koduğum.
  • harbi diyorum bu hafta sonu hissettiğim durum ve an.

    bugün tam 3-4 kişiye sırf kanka gel takılalım dedim hepsi göt baş oynattı amk ya. resmen sap sap amele amele vakit geçirdim lan tüm gün. sabah uyandığım gibi hala pijamalarım üzerimde. iki depresif beste yaptım, kayıt yaptım falan. hava da zaten meşhur angara grisi idi. tüm gün ekşide takıldım sonra. ezikliği ve yalnızlığı hatta ve hatta saplığı ciğerlerime kadar çektim tüm gün. kafası şimdi geldi.

    şimdi de süper yağıyor yağmur. bu yağmurda da bi yerde oturup çay kahve içerek muhabbet etmek ne iyi olurdu.
  • askerlik yapılan zamandır. ben askerliği sırasında terk edilen güruhtanım. yemin törenine ne annem ne babam ne de bir yakınım gelebildi. ilk başlarda bunu takmıyordum. ta ki törende kütüğe ismimi çakıp konuşma yapacağımı öğrendiğim zamana kadar. benim için özel olacaktı ama maalesef tek bir yakınım bile bu anlara şahit olmayacaktı. 44 kısa dönemdik biz. tören günü ben dahil toplam 4 kişinin herhangi bir yakını gelmeyecekti. bunu bilmeme rağmen gözlerim tribünlerde tanıdık bir yüz arayıp durdu. benimle gurur duyacak, ben komutana tekmil verip sesimin yettiğince ve coşkuyla metni okurken gözlerinden birkaç damla yaş süzülecek biri...hazır ol vaziyette beklerken grup komutanı yarbay yanımıza gelmiş ve "333 kd rahat! hazırol! istikamet aileleriniz marş marş!" diye haykırmıştı. gayri ihtiyari birkaç hızlı adım attım sanki ailemden biri varmış gibi. sonra koca alanda yapayalnız kaldığımı fark ettim. ailesi gelmeyen diğer arkadaşlarım yaşlı gözlerle bana bakıyordu. bir tanesi yanıma gelip teselli edercesine sarıldı bana ve bir köşeye çekilip sessizce diğer arkadaşlarımızın aileleriyle kucaklaşmasını izledik. özellikle de selim isimli bir arkadaşı. çünkü onun sevgilisiydi izlemeye gelen. ailesi sevdiği kadındı. öyle bir kucaklaştılar öyle bir hasretle birbirlerine baktılar ki...gözyaşlarımı tutamadığımı anımsıyorum. o an içimden "keşke benim de sevgilim burada olsaydı, beni terk etmemiş olsaydı da koşa koşa yanıma gelip kısacık saçlarımı elleriyle karıştırıp gülümseseydi" diye geçirdim. onu özlemiştim. orada olsun istemiştim. ona acemilikte yaşadığım komik şeyleri anlatıp "yok artık ahaha"diye gülümsesin istemiştim. ona asker selamı verecektim en acemisinden, "vurdum kapıya tekmeyi girdim generalin odasına" diyerek kahkahalara boğacaktım onu. sonra kokusunu içime çekip o kokuyla kalan 5 ay gecemi gündüz edecektim.

    insan sevdiklerini daha çok özlüyor askerdeyken. her şeye rağmen...
  • her an
    ama illa ki sabaha karşı.
    günün yavaş yavaş aydınlandığı o anlarda daha bir yalnızlık çöküyor insanın omzuna.
    gözünü kapatıyorsun, güneşi beraber doğurduğun, kuşu böceği beraber izlediğin, kafanı omzuna gömdüğün birini düşünüyorsun. hayali bile içini ısıtıyor.
    beki de saçma sapan, birbirine bağlanmış rutin günlere, ya da savaşa savaşa geçirilecek iş günlerine en güzel hazırlık bu. böye başlanılan bir günde ne kadar yorulabilir ki bir insan?
    ya da ne kadar umutsuzluğa düşebilir sabaha karşı güneşi beraber kovalayacak bir ateş düştüyse gönlüne?

    hem ne zaman ihtiyacı olmaz ki insanın teklifsiz sarılıp ellerini tuttuğu, sakinleşip huzur bulduğu birine?
    hele ki ruhunuz fazla cerbezeliyse, hele ki uyku girmiyorsa gözlerinize...
  • butun gun agziniza dolanan guzel ask sarkilarinin sizin icin kimseleri ifade etmedigi anladiginiz andir, boktur bok.
  • (bkz: nisan mayıs ayları)

    yine yüzeyselim, evet.