şükela:  tümü | bugün
  • ilkokul caginda tum zorlamalara karsin kitap okumayı reddettigim bir donemde evimizin kucuk kitapligindan kapagini begenip aldigim, okumaya basladikca bursa nin karli sokaklarinda donup, ac kalip, yalniz ve desteksiz ama ayni zamanda hakli olmanin ne zor oldugunu, bunun yanında kendiyle ve durumuyla dalga gecen bir insanin ne kadar yucelebilecegini cocuk beynime kazıyan kitaptır.
  • aziz nesin kitabında bir yıla yakın sürgün kaldığı bursa'da yaşadığı zorluklardan bir kısmını anlatıyor. aziz nesin'in ceza aldığı maddeise daha sonradan anti-demokratik bulunup kaldırılmış. yanlış hatırlamıyorsam kendisi de sonradan değiştirdiği önsözünde eskiden kızgın olmadığını belirttiği insanlara(kendisini sürgüne gönderenlere) artık kızgın olduğunu söylüyordu.
    gerçektende böyle bir durumun ne kadar sinir bozucu olduğu yaşanmadan bilinemez sanırım. sürgünde binbir türlü zorluk çekmek, eşinizi ve çocuğunuzu geride bırakmak zorunda kalmak, onların da en az sizin kadar zor durumda olmaları ve daha sonra bütün bunların boşuna olduğunu görmek.
  • aziz nesin'in bursa sürgünlügünü anlattıgı kitabı..kitap halikarnas balıkçısı'nın kalebentligini anlattıgı mavi sürgün'den nüans ile ayrılır.aziz nesin yaşadıgı acıları okuyucuya da aktararak "bakın bir zamanlar ülkenizde böyle şeyler de yaşandı" demek yerine,inanılmaz bir mizah anlayışı ile sürgünlügünü ele alır.öyleki kendisi dahi kitabın başında "size o günlerin acı,çok acı oldugunu söylemeyecegim.en acı günler bile üzerinden yıllar geçtikten sonra dalında dura dura ballanan meyveler gibi tatlılaşıyor.." demiştir.
  • hayatin aci gerçeklerine gülümseyen bir bakıştır, yazarın bursa ilinde yaşadığı sürgün yıllarını kaleme aldığı kitabında, yine kendisine ait bir şiiri ile okuyucuda tatlı bir gülümseme uyandırır.

    seftalisi var yiyemessin
    pamuklusu var giyemessin
    cepte metelik nanay
    dön sinanay sinanay
  • dikkat! yer yer spoiler içerebilir!

    aziz nesin’in, türkiye’de tek partili demokratikleşme sürecinin tam olarak oturtulamayan siyasi anlayışlarının çıkardığı karmaşadan dolayı mağdur edildiği bursa sürgünü, başta sürgün kavramı, şüphesiz bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir hükümlü olma durumunda. yaşadığın yerden, ailenden koparılmak, çeşitli yaftalamalarla toplumda karalanmak, toplum düşmanı olarak gösterilmek, gittiğin yerde zorlu kış şartları altında beş parasız yaşam mücadelesi vermek, çok eski arkadaşlarının bile senin toplumdaki “tehlike” ibraz eden durumundan (!) dolayı seni tanımamazlıktan gelmesi, yanlış tanışmalar-karşılaşmalarla sürgün hayatını daha da kötü şartlar altına sokmak şüphesiz böyle bir cezada haksız yere mahkum edilmenin dışında ayrı bir kötü muamele ve küçük düşürücü durum ya da olaya daha evrensel baktığımızda belki de işkence diye adlandırılabilecek şartlar altında yaşamanın acısını veriyor insana. fakat aziz nesin önsözünde de amacının bu acıları anlatmak olmadığını, bire bir yaşadığı gerçek olayları üzerinden zaman geçtikçe kendisi alaya aldığı, eğlendiği gibi bizlerin, okuyucuların da bu olayları okudukça eğlenmesini amaçlıyor. nesin yine önsözünde şöyle bahsediyor: “üzerinde yaşayanların hepsinin güldükleri, gülüştükleri bir dünyaya içimde sonsuz bir özlem var. yaşamımı kendi gücümce böyle bir işe harcamaktan sevinç duyuyorum”. bu ironik ve kinayeli ifadeden anlaşıldığı üzere yazar yaşanan zaman içindeki bulunulan sosyal adaletsizliklere, kişisel özgürlüklerin ihlaline dem vururken aynı zamanda bunları güldürü öğesi yaparak insanlara hayatın acı gerçeklerine karşı o zamanlar akla gelindikçe gülümseyen bir bakış açısına sahip olmalarını sağlıyor. bunu da yine aslında kitabın temel felsefesini oluşturan önsözünde şöyle destekliyor: “size o günlerin (sürgün günlerinden bahsediyor) acı, çok acı olduğunu söylemeyeceğim. en acı günler bile üzerinden yıllar geçtikten sonra, dalında dura dura ballanan meyveler gibi, tatlılaşıyor. şimdi, sürgünde geçen o acı günlerimi andıkça gülüyorum. anlatınca da dinleyenler gülüyor. bunları, siz de gülesiniz diye yazdım.”
    1948 tarihli bu sürgüne neden olan sabahattin ali’nin çıkardığı markopaşa adlı siyasi mizah dergisi bünyesinde truman doktrinine karşı modern emperyalizmin türkiye’ye girişine karşı halkı uyandırmak için mizah dışı bir manifesto olan “nereye gidiyoruz” broşürünün nesin tarafından hazırlanmasıdır. ön yüzü basılan, arka yüzleri daha basılmadan matbaanın polis tarafından basılıp basım aşamasındaki 11 bin broşürün toplanması sonucu aziz nesin de sorgusu alınmak üzere karakola götürülür. sorgu kısmını şöyle aktarmak isterim nesin’in ne denli “suçlu” olduğuna dair!

    -niçin yazdın bu broşürü?
    -cumhuriyet gazetesinde “amerika’nın hudutları türkiye’den geçer” diye büyük bir haber başlığı vardı birinci sayfasında. bu başlık ve haber bir türk yazarı olarak milli haysiyetime dokundu. onun için yazdım.
    -peki, tartışalım bunu seninle, açıkla düşünceni.
    -nasıl tartışabiliriz, eşit şartlar altında değiliz ki… beni sanık olarak buraya getirmişler. karşımda tanımadığım birçok insan. kalın duvarlı emniyet müdürlüğünde, tabancalı insanlar arasındayım…
    - yani rus köpeği mi olalım? (diye öfkeyle bağırıyor sorguyu gerçekleştiren emniyet müdür ahmet demir)
    -önce köpek olmayalım. köpek olduktan sonra ha amerikan köpeği ha rus köpeği… hangisi iyi beslerse onun köpeği olunur.
    -götürün bunu!
    bu sorgudan da anlaşılacağı üzere tek partili chp iktidarını sıkıyönetim sırasında eleştiren her türlü yazar, çizer, entelektüelin komünist, anarşist olarak nitelendirildiği bir dönemde mizahi mizacıyla dikkatleri bütünüyle üstüne çeken aziz nesin, sorguda da takındığı bu tutum işte onu mahkum etmişti bu sürgüne. vatanının menfaatini emperyalizmin her türlüsüne karşı korumayı amaç edinen ve bu uğurda halkı bilinçlendirmek için bir uğraş içine giren, broşür hazırlayan bu aydın kişi yine aynı vatanının emniyet genel müdür tarafından acımasızca hüküm giydiriliyor. kitabın yazıldığı sırada olayların yaşandığı sıkıyönetim tutanaklarına bakılsa bir yazarın nasıl olup da hapse ve sürgüne mahkum edildiğine yazarı mahkum edenlerin bile şaşacağı muhtemeldir. çünkü yazar konu hakkında o zamanlar iktidardaki chp’nin kitabın yazıldığı dönemdeki chp’ye göre solun daha gerisinde ortalarda olduğunu ve yazıldığı dönemdeki chp’nin ise siyasi tutumunun o günlerde yazılan bu broşürde yer alan görüşlerden daha sert olduğunu belirtiyor. sıkıyönetim mahkemesine çıkarıldıktan sonra o zamandaki tck’nın 161. maddesinin durumuna daha “uygun” görüldüğü kararına varılıp mahkum edilmiştir. aslında bu madde yazıya uymuyordu fakat yazarı ceza kanununa uydurup “yayın yoluyla milli menfaatlere aykırı eylemde bulunmak” suçuyla suçlanmştır. evet, yazar milli menfaatleri savunduğu broşüründe milli menfaatlere aykırı eylemde bulunmak suçundan yargılanıp mahkum edilmiştir. önce 22 yıl ceza öngörülürken sonra bu ceza 10 ay hapis ve bursa’ya sürgün olarak değiştirilmiştir… yazar bu konuda şunları söylemiştir: “broşürümün adı nereye gidiyoruz?’ du. 24 yıl sonra, bugün (kitabın yazıldığı dönem) nereye gittiğimizi görüp bilmeyen kalmadı, ama ben hapse ve sürgüne gidiyordum”.
    yazarı mahkum etmek için dayanak olan bu antidemokratik kararın antidemokratik ve anayasaya muhalif olduğu da daha sonra meclis tarafından 161. maddenin antidemokratik görülmesiyle kaldırılmıştır.
    kitabın son kısmında nesin içler acısı durumu şöyle kaleme alıyor:
    “millet meclisi adalet komisyonu raporunda belirtildiği gibi, << iktidarın siyasi anlayışı aleyhinde görüş ileri sürdüğüm>> için, tamamıyla antidemokratik ve anayasaya aykırı, kanunilik prensibine uymayan bir maddeye dayanılarak hapse ve sürgüne mahkum edildim. bu haksız cezanın acısını ben çektim, ama söz konusu eylemle hiç ilişkisi olmayan geçimi bana bağlı insanlar daha çok acı çektiler. bir ev yıkıldı, o evin insanları dağıldı.
    beni mahkum ettikleri kanun maddesinin fıkraları yürürlükten kaldırıldı, ama ben bu yüzden adli sicilimde hala bir sabıkalıyım. ne zaman sanık olarak bir mahkemeye gitsem de yargıçlar, savcılıktan, polisten adli sicilimi sorsalar, mahkemeye sabıkalı olduğum bildirilir. bu, benim için şerefli bir sabıkalılıktır.
    kitabımın başındaki sözlerimi tekrarlayayım. ben bu kitabı, bakınız neler, ne acılar çektim, görünüz diye yazmadım. tarihimizde yurdu ve halkı için büyük çileler çekenlerin acıları yanında benimkisinin adı edilmeye bile değmez. bu anıları, yaşadığımız bir dönemin toplum kesitinden bir bölüm sunmak için yazdım. –feneryolu, 4 aralık 70’ – “
    aziz nesin’in kendi deneyimlerini ele alarak yazdığı bu sürgün anıları daha geçmişten günümüzde üzerimizde sinsi bir bulut gibi dolaşan emperyalizmi ve bu emperyalizmin beyin yıkayıcı, kültür söndürüp kendi kültürünü enjekte edici tahribatını önceden alarmları harekete geçirmeyi mizah yoluyla amaçlamış olsa da günümüz türkiye’sine baktığımızda hala haksızlıklara göz yuman, gerçeklerden kaçan, olaylar karşısında üç maymunu oynayan, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı bir toplumda ne yazık ki amacına ulaşamadığını görüyoruz. hani bir klişe vardır ya “susma sustukça sıra sana da gelecek”; günümüzde her birey birer birey olarak ses çıkarmamanın yanında bir kitle olarak da sesini çıkartamayışının bedelini bir zaman gelip ödeyecektir. haksızlıkların, adaletsizliklerin, yüz kızartıcı suçların yöneticilerden, iktidardan gözlendiği günümüz türkiye’sinin kaderi yıllardır böyle süregelmiştir. aziz nesin gibi, sabahattin eyüboğlu gibi, nazım gibi vatansever yazarlarımız, şairlerimiz, entelektüellerimiz; vatandaşlarımız bu sürece ne kadar dur demeye çalışsalar da emperyalizmin katranına ve tüyüne bulanmış bir şekilde komünist diye adeta bir küfürmüşçesine anılmış, bastırılmaya çalışılmış ve toplumdan ırak tutulmaya çabalanmıştır. yine ne yazıktır ki bugünlerde gün ışığına çıkan olaylardan ders çıkarmayan, ders çıkarmak bir yana tarihe ve değerlerine ilgisiz, sorumsuz, duyarsız kalan başta gençlik olmak üzere bir halk tabii ki emperyalizmin gözlerini kapatmasına, uyutmalarına maruz kalacaktır. nitekim bu öyle alçak bir rant mekanizmasıdır ki kendisine karşı ölümüne mücadele veren özgürlük direnişçilerini bile kendi yararına kullanabilir. yaşama erdeminden uzak, onursuz, gurursuz, lümpen koyun sürüleri yaratmada her geçen gün şiddetlenen bu mekanizmayı ve bu mekanizmanın alt mekanizmalarını acaba daha kaç kişi çıkıp insanlara bu hainliği anlatırken, onlara açıklarken susturulma çabasına girişilecek, suikaste kurban edilecek, hapislerde, sürgünlerde süründürülecek. aziz nesin işte böyle bir davada, vatan millet davasında süründürülmüştür, hala vatan topraklarına mezarı bile getirilemeyen nazım gibi, ülkesinden kilometrelerce uzakta père lachaise’de yatan yılmaz güney gibi… türkiye bunların sancılarını her geçen gün duymaktadır da asıl farkındalığı ne zaman yaşayacaktır meçhul…
  • kitapta bilerek gizli tutulduğu fakat internete iyi bakıldığında görülebilecek kritik bir bilgi eklemek istediğim kitaptır: sürgündeki "bencil" yoldaşı kerim sadi imiş.

    ayrıca, çok şahane kitap. çok güldürüyor, hüzünlendiriyor da epey.
  • bir sırrı süreyya önder yazısıdır.

    yıl 1948... abd’nin ‘truman doktrini’ ile savaş sonrası dünyanın paylaşımına nizamat verdiği günler... marshall yardımından daha fazla pay kapmak için, ülkemizde çok büyük bir ‘komünizm tehlikesi’ olduğu savı şişirilir. kasabın bıçağına boynunu uzatan bir koyun gibi, amerikan dümbüklüğü her yeri işgal etmiş durumdadır. dönemin cumhuriyet gazetesi, ‘amerika’nın hudutları türkiye’den geçer’ şeklinde bir manşetle çıkmıştır.
    sabahattin ali ve aziz nesin, markopaşa adlı siyasi mizah dergisi çıkarmaktadırlar.
    aziz nesin, amerikan emperyalizmine karşı halkı uyandırmak için ‘nereye gidiyoruz’ adlı bir broşür hazırlamaya karar verir. dönemin iktidarı, aziz nesin’i etkisizleştirmek için fırsat kollamaktadır. bu broşürün hazırlandığını haber alınca harekete geçerler. polis matbaayı basar. ön yüzü basılmış, arka yüzü basılmamış 11 bin nüsha broşüre el konulur. aziz nesin de gözaltına alınır. dönemin işkenceciliği ile maruf emniyet müdürü tarafından sorgulanır. sorular size tanıdık gelecektir. ilk soru, “niçin yazdın bu broşürü?” şeklindedir.
    nesin, cumhuriyet gazetesindeki başlığın ulusal onuruna dokunduğunu, o yüzden halkı uyarmak isteği ile yazdığını açıklar.
    müdür, “yani rus köpeği mi olalım?” diye hiddetle bağırdığında nesin, “evvela köpek olmayalım!” der ve hapse tıkılır. 22 yıl hapis isteği ile yargılanmaya başlar. dönemin yasasına göre ‘yayın yoluyla işlenmiş’ suçun oluşması için o yayının en az iki kişi tarafından okunmuş olması gerekir. bırakın yayımlanmayı, henüz tümü basılmamış kitabı okuyan (!) bir yalancı tanık bulunur. diğeri için kimseyi bulamayınca, akıllarına kitabın dizgisini yapan mürettip gelir. dizgi yaptığına göre mutlaka okumuş olmalıdır diye düşünülür. balkan muhaciri bir amcadır dizgici... hâkim gayet emin bir tavırla sorar:
    - okudun değil mi kitabı?
    dizgici cevaplar:
    - hayır, okumadım hâkim bey!
    hâkim hiddetlenmiştir.
    - sen dizgisini yapmadın mı? okumadan nasıl dizersin be adam?!!
    mürettip şaşkın bir edayla ve yöresel aksanıyla cevaplar:
    - ben dizdiğim bütün kitapları okusaydım, şimdiye profesör olurdum be hâkimim!
    buna rağmen saçma sapan bir bilirkişi raporuyla suçun oluşmuş olduğuna karar verilerek 10 ay hapis ve sonrasında bursa’ya sürgün cezası alır nesin... o ceza maddesi, sonraları anti-demokratik bulunarak kaldırılmıştır. işte böyle bir ceza maddesiyle aziz nesin’in yıllar süren hapislik ve sürgün günleri başlamıştır. yuvası dağılan, çocukları perişan olan aziz nesin, yıllar sonra bu zulmü, ‘bir sürgünün anıları’ adıyla kitaplaştırır.bu kitabı ilk okuduğumda 13 yaşındaydım. birazcık siyasal mizah alanında üretim yaptıysam, bunu bu kitaba borçluyum. başucu kitabımdır. mübalağasız, onlarca insana hediye ettim. ne zaman gelişmeler beni bunaltırsa, ilk defa okuyormuşçasına bir heyecanla tekrar okurum. hüzün ve komiğin bu kadar ustalıklı bir sentezi dünya edebiyatında bile nadirdir.
    bu yazıyı ahmet şık’ın, basılmamış kitabına el konulup imha edilmesi dolayısıyla yazdım.
    nesin’i yargılayan hâkimin adını bilen yoktur. tek parti dönemine hayır dua eden, akıl ve ruh sağlığı yerinde tek insan evladı bulamazsınız. dönemin işkenceci müdürleri, yalancı tanıkları, işbirlikçileri, hırsızları, uğursuzları, bilirkişileri, tarihimizin lanetliler bahçesine gömüldüler çoktan...
    aziz nesin’in bu kitabı 40’ın üzerinde baskı yaptı, 20’nin üzerinde yabancı dile çevrildi. büyük usta, kendisine bu muameleyi reva görenleri soytarı etti. üzerinde kimsesiz çocukların top oynadığı bir bahçede, olan bitene acı acı gülümsemeye devam ediyor hâlâ... tarih göstermiştir ki “karınca kanat takınca, zevali yakındır.”
    not: yazımı gazeteye yolladıktan sonra radikal’e polisin gittiğini öğrendim. ertuğrul mavioğlu’nun bilgisayarından dosya almışlar. ertuğrul kardeşime geçmiş olsun. iktidarın her icraatında bir boncuk bulanlar, buna ne diyecekler acep?
    kürt’ün sillesi
    sabahat tuncel’in davranışı üzerine adab-ı muaşeret dersi verenler için samimiyet testi şudur: kürt milletvekilleri meclis’ten yaka-paça, tekme-tokat götürülürken ‘gık’ dediniz mi? efendim?.. peki ya sevahir bayındır’ın ayağı polis tarafından kırıldığında? ona da mı bir şey demediniz?.. çekilebilirsiniz!

    muhtar’ın elizabeth’i
    reha muhtar, kendisinin ‘nükleer felaket’e üzülme biçimini eleştirenlerin hepsini ‘çete’ yapmış. belden aşağımızın ‘sorunlu’, beynimizin şehvet esiri olduğunu söylemiş. sonunda bir itiraf var, “japon sevgili bir metafordu” diyor. halkımız belki anlamaz, ben açıklayayım; yani “aslı astarı yok, benzetme yapmak için uydurdum ben onu” demek oluyor. halen üniversitede ‘yaratıcı yazım’ dersi veren ve bu arada öğrencilere ‘metafor’u da anlatan birisi olarak utandım, yer yarılsa da içine girsem dedim. gel gör ki rahmetli elizabeth taylor’ı da anarken onu ilk nasıl çıplak gördüğü ile başlıyor. e hani şehvetle sulanan bizim beynimizdi? buradan sesleniyorum: reha abi, metafordur o metafor! neyse ki aynı yazıda gazi paşamızı anlatırken florya’dan çivileme yaptığı hali gelmemiş aklına...

    kaynak: http://www.radikal.com.tr/…30.03.2011&categoryid=98
  • bir dönem okuyan ve yazan insanların çektikleri tonca işkenceye, cefaya, ayrılığa rağmen düşüncelerinde ve doğruya olan inançlarında, herşeye rağmen boyun eğmeden verdikleri mücadeleye olan örneklerden biridir bu kitap. o gün aziz nesin ve arkadaşlarının yaşadığı işkence ve sürgün olayları kadar sert bir şekilde olmasa da, bugün de aynı işkence ve gözaltılara maruz kalan gazeteci ve aydınlar mevcuttur. o yıllarda nasıl ki abd ve emir komutasında işleyen askeri bir düzen varsa bugün de aynı şekilde o düzen ve yöntemler farklı metodlarda icra edilmektedir.
  • geç tanıştığım için yakındığım mükemmel ötesi bir aziz nesin eseri. çekilen cefayı gözler önüne seren, cesur olmanın, dilediğini yazmanın ne görüşteki iktidar başta olursa olsun zor olduğunu gösteren mükemmel bir anı kitabı. herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum..
  • aziz nesin'in 1930'larin sonunda bursa surgunununde basindan gecenleri anlattigi hatira kitabi. aziz usta insanin gozunden yas getirtecek kadar guldurmeyi basarsa da resmen anasi aglamistir. bir yandan kendi karnini doyurmaya calisirken obur taraftan istanbul'da biraktigi ailesine bakmak zorundadir. surgunde besparasizsizdir ve caldigi kapilar yuzune kapanmaktadir. abdulhamit de surgune yollarmis lakin hic degilse aylik baglarmis bizim cumhuriyetcilerde abdulhamit kadar merhamet yok gibi bir yorum yapar. is bulma cabalari, bursalilarin kendisinden cuzzamli gibi kacmasi, karsilastigi tuhaf tipler mesela *, az da olsa yardim gordugu tektuk insan *, uzaktan para kazanma cabalari yuregini burkar insanin...