şükela:  tümü | bugün
  • muhtemelen sedat peker'e veyahut ona hayran olan birine ait olan bir youtube hesabından her yorumun altına yazılan cevap.

    - devlet devlet olaydı bu işler böyle olmazdı
    - bir umuttur yaşamak !

    - sedat abi reiiiiisssssssssssss
    - bir umuttur yaşamak !

    - seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım
    - bir umuttur yaşamak !

    - selam, borussia dortmund'un gs'ye attığı golleri izliyordum buralara geldim ilahi youtube
    - bir umuttur yaşamak !

    işte örnek;

    http://www.youtube.com/…ogd03v9caevdtf4wt1q&index=5
  • unlu turk dusunuru sedat peker tarafindan nietzsche'ye verilmis tokat gibi ayardir.
  • sedat peker'in alametifarikası.
  • altına son model arabası verilmiş, yanına dünyanın en güzel ve seksi hatunu kondurulmuş bir yakışıklı genç hayal edelim hep birlikte. sağ tarafı yemyeşil dağlık bir alan, sol tarafında denizi olan ince uzun bir yol... yol boyunca konaklayacakları son derece lüks oteller mevcut. ve bu iki genç bu şekilde daim bir yolculuk halindeler... nereye gittiklerini de, neden bu yolda olduklarını da bilmiyorlar. fakat bu soruların cevaplarıyla da pek ilgilenmiyorlar. bir kaç kişi anlatmak istemiş onlara nereden geldiklerini, nereye gittiklerini. neden bu yolda bulunduklarını. ancak hep kulak tıkamışlar bunlara... çünkü görmüşler ki bu soruların cevaplarını gerçek manada veren insanlar o alıştıkları gösterişten, o fiyakalı sözlerden ve yalakalıktan uzaklar. ve bu durum onları dinlemelerine hep engel olmuş. gel gelelim bu iki genç bir gün yolda giderken ansızın kaza geçirmişler ve ikisi de felç olmuş. her şeyi duyuyor, görüyor, hissediyorlar ancak uzuvlarını kullanamadıkları için dışa bağımlı bir hayat yaşamak zorundalar.

    bir de diğer kutbuna bakalım bu sürecin. hani şu soruların cevaplarını veren, vermeye hazır olan insanların bulunduğu kutup. orada da kendi iç dünyasında bazı şeyleri aşmış, tüm sorularının cevabını bulmuş ve nefsinin esaretinden kurtularak gerçek manada özgürlüğü yakalamış bir insan hayal edelim. kendi küçük dünyasında yaşayan bu insanın eşiyle ve çocuklarıyla mütevazı bir hayatı var ve şirin bir mahallede hayatını sürdürüyor. öyle çok fazla bir malı mülkü yok ancak başını sokacağı bir evi ve huzurlu bir yuvası var. mahallesinde bir tur atmayı, insanlarla hasbihal etmeyi, derdi olanla dertlenip mutlulukları paylaşmayı en büyük hobi olarak görüyor. hayatının merkezinde 'insan' ve tüm kainat var. gönlü geniş, iç dünyası kocaman. böyle bir ömür sürüp giderken o da ansızın felç geçirsin ve diğer iki gençle aynı durumu yaşasın...

    bir taraf nefsinin esiri olarak bir ömür geçirdi, her şeyin tadına baktı ve bununla gurur duydu; "dolu dolu yaşadım hayatı" nidaları attı büyük bir özgüvenle. ancak pek bir gönül bağı kuramadı insanlarla. en yakınındaki arkadaşıyla bile altındaki arabası onunkinden daha düşük model olduğu için aralarında hasitlik fitnesi baş gösterdi ve yolları ayrıldı zamanında. ailesiyle bile asla samimi bir ilişkisi olamadı, hep bir resmiyet ve mesafe vardı ilişkilerinde.

    diğer taraf ise sadece insana, canlılara, kuşa böceğe, kainata yatırım yaptı. sadece gönülleri kestirdi gözüne. nefsiyle her daim mücadelesini sürdürdü. her daim tevekkül hali içerisinde bulundu. ve "ne gelirse o'ndan gelir, hamdolsun halimize ve gördüklerimize" zikrindeydi kalbi her daim.

    şimdi bu iki kutup başına gelenleri nasıl karşılar?
    hangisi başına gelen bu durumdan dolayı isyanlara sürüklenir ve geçmişinde tattığı tüm lezzetleri gözü görmez hale gelir; geçmişteki tüm şatafat birden gözünde beş para etmez hale gelir?
    ve
    hangisi bu durumu daha çok kabullenir ve teslim olur?
    hangisinin bu hali onunla beraber onlarca gönlün de üzüntüden paramparça olmasına, onlarca insanın koşturup yanına gelmesine sebep olur?

    peki bu felç olma ihtimalimizi göz önünde bulundurarak ömrümüzü heba mı edelim yani? evet gerçekten bu sadece bir ihtimal ve buna göre hesap yapmak çok ta akıllıca bir iş olmaz kimine göre. o halde %100 gerçekleşecek olan bir durumu alalım gündemimize: ölüm var. bir felç bile bu kadar farklı tablolar çiziyorken, ölümden sonra hissedeceğimiz; hissetme ihtimalimizin yüksek olduğu duyguları nasıl görmezden geliriz? nasıl bu gerçeği gözardı ederek yaşayabiliriz gidip te dönmeyen onca insan varken? nasıl onca gönlü paramparça edebiliriz bizi neyin beklediğini hesap etmeden?

    kaldı ki bu iki hayat arasındaki tek fark, başına müsibet geldikten sonra mı görülmektedir? musibet gelmeden önce sürdürdükleri hayatta hangi insan daha mutlu ve sevilip sayılan, hangi insan daha mutsuz ve yalnızdır?

    evet, yukarıdaki iki kutup hayattaki sonsuz ihtimalden sadece ikisi. fakat dünyaya gelmiş geçmiş tüm insanları bekleyen ve en zeki, en çalışkan dehaların dahi çözüm bulamadığı bir sondan hiçbirimiz kaçamayacağız. cennetten, cehennemden bahsetmiyorum burada. kaçınılmaz sonun ardındaki tüm ihtimalleri göz önünde bulundurarak yaşamak gerektiğinden ve bu eylemin akla uygunluk derecesinden bahsediyorum. insanoğlunun bir sınırının olduğundan ve haddini bilmesi gerektiğinden bahsediyorum. ütopya kurmuyorum. bu yazıyı okuyan herkes ölecek, yazan da.

    evet, bir umuttur yaşamak. ancak umut ettiğimiz ve hayattan beklediğimiz şeydir bizim farkımızı ortaya koyacak olan. ben nefsimi gerçek manasıyla bilmeyi umut ediyorum. nefsini bilen rabbi'ni bilir. insanın başına ne kötülük geliyorsa nefsinden gelir. nefsini bilemeyen, onun esiridir.
  • malum sedat peker'e malolan bi söz. reyis nasıl oldu da bu lafı böyle benimsedi, bu veciz laf kendisiyle müsemma oldu derseniz anlatayım: reyisimiz akp iktidarı öncesi o karanlık günleri idrak ettiğimiz dönemde bir gün memleketimizin haline çok efkarlı. açmış laptopundan winamp'i. nice şarkılar türkülerden sonra bakmış efkarına mazhar bir şarkı yok. shuffle'a basmış allah ne verdiyse gelsin diye. derken bulutsuzluk özlemi'nden sözlerimi geri alamam şarkısı denk gelmiş. (kim eklemiş bunu reyisin arşivine orası meçhul) reyisimiz çok etkilenmiş şarkıdan. özellikle bir umuttu yaşatan insanı aldım elime sazımı" kısmında adeta nirvanaya ulaşmış. hatta "bir umuttur yaşatır insanı, aldım elime silahıııııııııııııı" diye bağırmak suretiylen belindeki beylik tabancasını çıkarıp havaya ateş ettiği söylenir alemde, bilemem ben duyduğumu naklediyorum sadece. henüz teyit ettiremedim.

    neyse. tabi reyis etkilenir de çevresindeki beyin takımı etkilenmez mi. içlerinden bi tanesi inisiyatif alıp bulutsuzluk özlemi grubunun solisti nejat yavaşoğulları'nı evinden aldırıp reyisin makamına çıkartmış. son derece duygusal anlar yaşanmış reyis ve nejat bey arasında. sarmaş dolaş ağlaşmalar kafa tokuşturmalar falan. ağlaşmadan emin değilim de kafa tokuşturmayı teyit ettirdim.

    tabi tokuşan kafalardan reyisimizinki daha darbeli olduğundan nejat'ın kafa baya pert olmuş. o günden beridir zaten adamın yeni bestesi yok. yok ama bir umuttu yaşatan insanı sözü sayesinde farkında olmasa da memleketimizin en mümtaz şahsiyetlerinden birinin bizlere umut olmasına vesile olsdakfjhk.
  • ergen mafya babası sözü.
  • saçma sapan ergen profillerini, whatsapp durumlarını süsleyen bir söz öbeği (?)

    ben bu sözü ne zaman görsem beynim sulanıyor. oğlum ne demek lan bir umuttur yaşamak? ne kadar boş, ne kadar manasız bir sözdür bu allah'ım. aforizma üreteceğim diye bir yerlerden element uydurmanin alemi nedir yani.
  • malum şahısın çakma trolleri tarafından söylenen söz öbeği.
    botoksluda ne işi var anlamış değilim.