şükela:  tümü | bugün
  • sabah yurt odanızın penceresini açtığınızda ineklerle göz göze gelmek olabilir. hele bunun bir de inek möölemesiyle uyanması vardır ki özellikle final haftalarında tadından yenmez.
  • zorunlu derse kota konulması ve akabinde hacı ben alamıyorum bu dersi sıkıntı var denip üzülme dostum seneye alırsın denmesi.
    (bkz: bahçeşehir üniversitesi)
  • sınav çıkışı jandarma tarafından okulun içindeki karakola götürülmektir.

    olay şöyle gelişir: sınava girilmiştir ve geriden gelmenin de etkisiyle kimseyle tanışıklık olmadığından rastgele bir yere oturulur ve sınava başlanır. kimliklerle kağıttaki isimleri karşılaştıran gözetmen nedense gereğinden fazla ilgi gösterince bir kıllanma "ulan acaba kopya çekiyorum mu sanıyor nedir?" düşüncesi altında yine de sağa sola takılmadan sınav yapılır. çok çalışmamanın etkisiyle olsa gerek erkenden sınav bitirilir. kağıt verilip çıkılacakken ilgi gösteren gözetmen "bi dakka bakar mısın?" der ve kapı aralanmışken beklenir. gözetmen "dışarıda konuşalım" gibisinden hareket yapınca dışarı çıkılır ve sınav saati olduğundan bomboş koridorlara çıkılır ve gözetmen dışarıda elinde çaprazda tuttuğu tüfeğiyle jandarmaya beni işaret ederek "işte bu arkadaş" der ve kapıyı kapatır. bir anda bomboş koridorda 1 öğrenci ve 1 jandarma göz göze gelir.

    yaklaşık 500 metre süren stres dolu yürüyüş ve jandarmanın hiçbirşey dememesi iyice gerse de sonradan anlaşılır ki olan biten sadece kaçırılan bir askerlik muayenesinden ibarettir. tabi devletin benim üniversite okuduğumu bilerek belgeleri oraya göndermesi mi garip ya da jandarmanın belge geldikten 5 ay kadar sonra beni bulması mı bilemiyorum.
  • final sınavında sigara içmek. asistanın biri sigara verdi öbürü de yaktı.
  • okulunu 2 sene uzatan bir arkadaşımın, son senesinin son döneminde 4 tane dersi vardır. bu 4 dersin de vizelerinde sıçtıktan sonra finallere girer ve derslerin hepsini verme konusunda hiç umudu yoktur.

    finaller açıklanmadan önce 4 tane düğün davetiyesi bastırır. davetiyeleri tek tek hocalara götürüp "hocam ağustosta evleniyorum, ama kızın babası okulu bitirmeyen adama kızımı vermem diyo, dersinizden geçmem lazım" diye ayar verip, yalandan ağlar sızlar ve bütün derslerini verip mezun olur.
  • mezuniyet için tek bir seçmeli dersin verilmesi gerekmektedir. akabinde dönem sonundaki tek ders sınavında mezuniyet hayalleri kurulacaktır. lakin bir dönem boyunca bile tek bir derse bile iştirak edilmez. hocanın odasına gidilir. hoca bilgisayar başında çalışmaktadır.

    - hamdi hocam müsait misiniz ?
    - buyrun ?
    - hocam ben son sınıfım ve mezuniyet için sizin dersinizden başka tek bir dersim kalıyor. yanlız vizem biraz kötüydü. derslere de az çok iştirak ettiydim halbuki. şimdi hocam bana bir ödev falan verseniz hem ek puan olur, hem de ben de final döneminde stres olmazdım. (...) (hocam aşağı hocam yukarı alemin tek akıllısı gibi ayak yapılır... anlatıldıkça anlatılır ve bu konuşma yaklaşık bir dakika boyunca devam eder)
    - bitti mi evladım ?
    - yani evet hocam bitti sanki...
    - şimdi bir. ben hamdi hocan değilim. hamdi hocan bir yere kadar gitti ben onun bir çalışmasını yürütüyorum. ikiii.. anlattıklarını da büyük bir neşeyle dinledim, neşe saçtın odaya. üç derslere iştirak etmene rağmen hocanı da çok iyi tanıyorsun tebrik ettim. dört.. sen güzel sanatlar fakültesi yerine işletme okumuşsun yazık etmişsin gençliğine.
    - ımmm şeyyy kemmm kümmmm hocam ben gidiiim şimdi saygılar hürmetler hocam..
  • gecenin bir yarısı kalorifer dairesinden oditoryuma kaçak girerek gün doğana kadar ritüel yapmak gibi dumur olaylardır. çünkü yalnızca üniveritelerde kalorifer dairesinden oditoryuma kaçak giriş vardır.
  • object oriented software engineering dersinin final projesi için hızlı iletişim sağlayabilmek amacıyla yönetici veya yöneticiler tarafından belirli bir kullanıcı grubuna web üzerinden email veya sms ile bildirim yapabilen basit bir sistem hazırlamayı planlamışızdır.

    yapılan projelerde ise hoca, her modülün çalışmasına şart koşmamıştır. yani email atarken, ekranda "email gönderildi" yazması yeterli olacaktır. arkaplanda ne olduğunun herhangi bir önemi yoktur.

    buna rağmen yine de sms modülü hariç, diğer bölümlerin kusursuz olarak çalıştığı basit bir sistem oluştururum.******

    sunum günü geldiğinde ise salonda tahmini olarak 100 kişi bulunmaktadır. biraz sonra sıra bize geldiğinde, grup arkadaşım projeye giriş yaparak temel özellikleri anlatır, sistemden kısaca bahseder. demo bölümünde ise laptop'un karşısına geçerek devreye girerim.

    ilk olarak arkadaşımı sisteme üye yaparak email adresini ve cep telefonu numarasını kaydederim. ardından yönetici panelini açıp, biraz önce oluşturduğum kullanıcıya email gönderirim. kontrol etmek amacıyla, arkadaşın mail kutuna girip, az önce gönderdiğim mailin sorunsuz bir şekilde ulaştığını teyit ettiririm. buraya kadar sorun yok.

    ardından tekrar mesaj gönderme ekranına dönüp "sms gönder" seçeneğini aktifleştiririm. test mesajını yazıp, gönder tuşuna basarım. ekranda "sms gönderildi" yazar. boşta kalan sol elimle de çaktırmadan cep telefonumdan gönder tuşuna basarak önceden hazırladığım mesajın grup arkadaşıma iletilmesini sağlarım. (bkz: sol el kuralı)

    çok geçmeden grup arkadaşımın telefonundan "dıt dııt, dıt dııt" şeklinde bir ses duyulur. bu noktadan sonra salonda uğultular artmaya başlar.* grup arkadaşım, gelen sms'i hocaya gösterir. izleyiciler beklemedikleri bir anda dumur olurlar.

    sistemin tam anlamıyla çalışma zorunluluğu olmadığından mütevellit öyle sakin ve rahat bir şekilde projeyi sunmuşumdur ki proje hocasının gözbebekleri büyüyerek "sms nasıl gitti yea?" diye tepki vermesine neden olmuşumdur.

    hatta öyle ki, izleyiciler arasında bulunan başka bir arkadaşıma sunumdan önce yapacağım şeyi de anlatmış olmama rağmen yine de sunum çıkışı kan ter içinde yanıma gelip "sms nasıl oldu olm?"* diyerek heyecanını belirtmiştir.

    hatta ve hatta mezun olduktan sonra, okula uğradığım bir günde sırf bu olay yüzünden bi kişi ile tanışıp, ayaküstü sohbet etmişimdir.*

    sunum sonrasında tabii ki hocamıza da olayın iç yüzünü anlatmışızdır ama bu da böyle bir anım olarak kalmıştır sonuç olarak.
  • okul yonetiminin, okuldaki koca fakulte binasina, ogrencilerine ve hocalarina darbe yapip 3 onemli hocayi dinlemeden etmeden aniden kovmasi.
  • 3. sınıfta zorunlu istatistik dersi alıyoruz, fakat bizim fakültede böyle bir bölüm olmadığından, dersin hocası bize fen fakültesinden geliyor. adam da biraz tip bir adam; kır saçlı, gözlüklü, hep kahverengi kadife bir pantolon giyer ve mavi bir sırt çantası taşır. bu dersi 3. sınıfın her iki döneminde de aldık. ikinci dönemin sonunda dersler bitti fakat notlar henüz verilmemişti, bahçede arkadaşlarla konuşuyorduk, otoparkın oradan binanın kapısına doğru aynen bizim hoca gibi giyinmiş, gözlük takmış, mavi sırt çantalı bir adam yürüyordu. ama bizler adama hiç bakmadık bile, hararetli bir konuşmanın içerisindeydik. fakat yanımızdaki yalaka bir arkadaş adamla bizim aramızda yaklaşık 30m. filan mesafe varken, "oooo hocam, nasılsınız, hoşgeldiniz" diye bağırarak gelen adama doğru koşmaya başladı. sonra adama yaklaşınca duraksadı; adamın suratında ise tebessümle karışık tuhaf bir ifade vardı. meğerse o adam bizim hoca değilmiş. söz konusu arkadaşa mezun olana kadar bu güzel anıyı hatırlattığımızı da söylemeden geçmeyeyim.