şükela:  tümü | bugün
  • kokusu, en biraperver insanı bile tiksindirecek, uzunca bir süre bira içememesini sağlayacak fabrikadır.
  • en has biranın içilebileceği yer. konumu son filtre çıkışı. soğukluk kesinlikle garanti değil.
  • orjinal adı brasserie olan bir koffi kwahule oyunu. ezgi coşkun tercüme etti. mart'ta moda sahnesi oynayacak.
  • hastası olduğumuz onur ünsal, necip memili, melis birkan ve gürsu gür'un oynayacağı, moda sahnesi'nin 5 mart'ta prömiyer yapacak yeni oyunu.
  • öncelikle bir şekilde vicdanımı rahatlatmak için söylemem gerekirse moda sahnesi insanlarını çok seviyorum. çeşitli entrylerde de bahsettiğim gibi; yolda görsem sevindiğim, yaptıkları işlere büyük saygı duyduğum adamlar.
    bira fabrikası'nın çıktığını duyunca da aynı duygularla koştum. literally koştum, maslaktan ya yetişebilirsem diye. yetiştim.

    --- spoiler ---

    belki tercümeden, belki fazla türk işi yorum katmaktan bilmiyorum; ilk perdesi fazla sıkıcı olmuş oyun. anca melis birkan girdikten sonra hareketleniyor ve garip bir şekilde gecenin sonunda melis birkan en başarılı oyuncu olarak akılda kalıyor. garip olmasının sebebi şu ki, abi ben onur ünsal'ın parlamadığı oyuna hiç gitmemiştim. belki de melis birkan'ın textinin aşırı değiştirilmemesinden, en çok alman kadını anladım ve en çok alman kadına güldüm ben. melis birkan'ın geçişleri de fazla iyiydi bana göre. telefonu ay sürtme sürtme demeye geçişi mesela, fazla iyiydi.
    oyun sırasında moda sahnesi oyunlarını neden sevdiğimi düşündüm biraz. ve aklıma ilk gelen roberto zucco'da, yapılan göndermelerin tahtaya yazılması oldu. bayılmıştım bu harekete. bira fabrikasında ya ben anlamadım, ya gerçekten çok da tatmin etmeyen göndermeler vardı. "%50'yi zor tutuyorum"? seriously? ilk sahneye çıktıklarında "out damn spot, out" göndermesi falan bekledim ben ne bileyim o kadar kan görünce. diğer yandan, yüksek ihtimal benim kaçırdığım zibilyon gönderme vardır. yani anca ikinci perdede, aaa işçiler&azınlıklar gibi düşünmeye başlayabildim; ki ondan sonra keyifli hale geldi oyun.
    aslında sorun izleyici kitlesi benim kanaatimce. sadece küfüre, abartılı jest&mimiklere gülen seyirci oyunun tüm zevkini kaçırıyor. milletin bu tarz şeylerde yerlere yattıklarını gördükçe, devlet bahçeli'nin "gülmedim" capsindeki gibi buldum kendimi ilk perde boyunca. büyük penis geyikleri, popo sallama, küfüre gülen insanlar, olm gidin recep ivedik izleyin rahat rahat gülün niye geldiniz tiyatroya kadar. ikinci perdede ikinci biramı bitirmem ve arada kemal aydoğan'ın heyecanla sırıtan suratını görmem, belki benim de bahçelilikten uzaklaşmamda etkili olmuştur, bilmiyorum.
    yukarıda da bahsettiğim gibi, ikinci perde text anlamında çok daha tatmin edici olmuş. bu adamlar burda ne anlatmaya çalışıyor sorusunu sonunda sorduruyor. gürsu gür'u tanımak da kendi açımdan bir kazanım oldu. sinir edici bir sakinlikte, güzel yerlerde baya başarıyla araları tamamladı. bu ne demekse.
    bir de onur biraz vucut çalışmış sanırım, yazının geneline sıkıştıramadığım alakasız bir gözlem olarak kalsın bu da, doğru mu yanlış mı emin olamadığım.
    --- spoiler ---
    ayrı ayrı düşününce oyunculukların tabii ki de yardırdığı oyun olmuştur. farklı türlü olmasını beklemiyorduk.
    insanın çok sevdiği birilerine kötü yorum yapması ne zormuş.
    ayrıca müzikleri en bir süper olmuş oyundur.
  • dinamik bir oyunla karşı karşıyayız genjler! necip memili (yüzbaşı ölümü sallamaz): o ne gada performans yaw. ha keza onur ünsal (onbaşı asalak): o da öyle lakin kendisinde haififten hamlet tatları da almadım değil. tam bir pislik, akılsız ve kötü olmuş o ayrı (saçları yakışmıştı ama). melis birkan (beyazbüyü) için ise ne diyeceğimi bilmiyorum. çok güzel kadın olmasının yanı sıra cümlelerinin bitiminin ardından sanki bişey daha söyleyecek ve tamamlayacak gibi bi his bırakıyor. leyla ile mecnundan kalma mı tam çözemedim valla. gürsu gür (işçi şıvazen): gülüşleri ser verip sır vermeyen işçi olarak beni kötülerin yanında olmaya iter vaziyetteydi; oldukça itici ve dolayısıyla çok başarılıydı bence. adam sinirden kendini gülmelere vermiş.
    müzikleri çok sevdim ama birden bire bitiyor oluşu algı boşluğuna sebep oldu bende :)
    kimi dramatik sahnelerde kendimi gülerken bulmamı ise biraz kınadım. kendi kendimi kınadım yani. ay ne bileyim umarım oralarda bizleri güldürmeyi amaçlamışlardır. gerçi acı bir haberin ardından sıradan yaşantıma çok çabuk adapte oluşumu da kınıyorum kimi zaman ama elimden bişey gelmiyor. toplum beni duyarsızlaştırmış bence :p
    --- spoiler ---
    peki soruyorum şimdi: iş bölümü yapıp birbirimize muhtaç olmak mı yoksa bir arada kalmak istediğimiz için mi iş bölümü yapmak keyifli olurdu?
    --- spoiler --- moda sahnesi kurucuları ve çalışanları bir arada olmaktan keyif alan ekip oldukları için iş bölümü yapanlardan. işte tam da bu sebepten yaptıkları işleri seviyor ve gidiyoruz diye düşündüm. bu düşünüşün oyun esnasında olması elbette ilgimin az biraz dağılmış olduğunu gösterir ama olsun. (alınacak ders varsa o da sadece sevmek üzerine olsa keşke).
    her ne ise oyun para, savaş, bir amaç uğruna kendini kaybediş, erkeklik, işçi sınıfının kullanılışı belki militarizm üzerine kurulu ve oldukça güzel arkadaşlar.
    oyunda tutarlık arayanlar, siz gitmeyin ulan ayılar desem şakacıktan mesela bence biraz komik olur hehe :)
  • moda sahnesi'nin temposu bir dakika azalmayan, müzikleri dandadadan tarafından yapılan, demokrasi, savaş, militarizm, erkeklik, para üzerine yeni oyunu. onur ünsal hamlet'ten sonra yine olağanüstü ama bu sefer alkışın büyüğü başkasına. dizilerden hayran olup ilk kez tiyatro sahnesinde izleme şerefine nail olduğum necip memili öyle bir oynamış ki sabaha kadar övsek az kalır. onur ünsal ve necip memili varken, melis birkan çok yavan kalmış bu performansların yanında. yer yer -özellikle tecavüzle ilgili kısımlar- biraz rahatsızlık verse de twitter'daki "çok ağır, anlaşılması zor bir oyun" yorumlarına aldırmadan gidip izleyiniz.

    edit: http://tmblr.co/zwyrht1exuhmr
  • moda sahnesi'nin yeni oyunlarından. geçtiğimiz akşam izledim. girmeden önce bloglarda vs çok fazla olumsuz ve bir o kadar da olumlu yorum okudum, ortası yoktu.

    moda sahnesi oyunlarında konu dram ağırlıklı olsa da karikatürize edilmiş halinin baskın çıktığını ve bunun artık bir tarz olduğunu, onlara özgü olduğunu bildiğimden beklentisiz izledim. ben dram ağırlıklı bir oyunu yine saf dram haliyle izlemek isteyen klasik tiyatro izleyicisiyim. oyunlara katılmış modern komedi öğeleri beni mutlu etmiyor genelde. o yüzden bu oyun için de "keşke anlattığı konuyu daha az güldürerek anlatsaydı" dedim. ama bu kötü bir oyun sonucu çıkartan cümlelerden değil, oyun güzel, sahne güzel, oyuncular zaten güzel...
  • türkçeye tercümesinin yetersiz(!) kaldığı düşünülüp iyiden iyiye kahvehane kültürüyle harmanlanmış oyun. yönetmen katkısı neden bu seviyeye inmiş anlamakta güçlük çekiyorum. öylesine derin konuları ironik bir dille yeren bir senaryon varken, kolpaçino terk esprilerle basit seyirci kitlesine hitap etmeye çalışmak ne üzücüdür. seyircimizin de buna katkısı yadsınamaz tabii. "siktir git"e gülen bir "tiyatro" izleyicisiyle aynı salonu paylaşmak çok iç açıcıydı.

    oyunculuklara gelecek olursak, büyük bir salonun arka sıralarında izleyerek normal şartlarda sıkıntı yaşamayacağımı düşünmüştüm ama yanılmışım. yetenek abidesi oyuncuları duymak için onlardan daha konsantre bir şekilde oyunu takip etmeye çalıştım. yutulan diyaloglar, devamlı aynı tonda konuşmalar, kulağa söylenen ayıplı sözden 5 saat sonra verilen "aaaaaaa" tepkileri, donuk sahneler arasındaki ışık bağlantısızlığı, ani kesilen müzikler direkt göze batan olumsuzluklardı.

    boşa zaman ve para kaybetmeyin, izlemeyin.
  • "daha iyi oyunlarını görmüştüm moda sahnesinin" dememe sebep olan oyun. bana böyle hissettiren bir de "köpek, kadın, erkek" oyunu vardı. ikisini de alıp diğer moda sahnesi oyunlarının ötesine koyabilirim, yaklaştırmak istemem. çünkü bu iki oyun diğerlerine yaklaşamayacak kadar kötü bence.